Süha BERK

Ölüme Uzanan Yolculuk

Bilirim ki çıkmak gerek;
Stresi bol düşünceler sarar yüreğini,
Hicrettir gözüken gayri bu halin.!
Belirsizlik kurşun gibi çöker,
Labirentlerde gölgesi hilalin,
Sokakları ezberleyen perdeler.!
Kalp uyanıktır yumulsa da gözlerin,
Korku yıllığını doldurur firari geceler,
Bir karar vermeli gayri düşüncelerin,
Med-Cezirler nice şeyler heceler,
Sayfalarda nakış nakış kelimelerin.

Bilirim ki çıkmak gerek;
Kocaman bir evden bir valiz çıkar,
Elenir takımlar, bluzlar bir bir,
Sevdiklerin, en sevdiklerin..
Sevilen gömlekler, etekler, feraceler..
Çoraplar kurulur bir köşeye,
Çocuk elbiseleri gurbet için isteklidir,
Her ayrılan eşyada hüzün bestesi,
Ateş çemberindeyiz sancılı düşün,
Yakar mı güneşin, boğar mı suyun,
Ele verir mi bizi gecen gündüzün..
Toplanır, çarpılır hasretin -özlemin,
Ayrılık eskitir mi gidişimizi.

Bilirim ki çıkmak gerek;
Karar ve hazırlıklar tamamdır,
Vatandan ayrılmak an meselesi,
Pamuktan bir el dokunur ellerime,
Toprak kokan gözlerinde gökyüzü,
Yüreğinde batan Titanikler var..
“Ya geçemezsek! Ya batarsak!”
Sessizlik, fırtınaya tutulur, dudağımda
“Ya Allah Bismillah,” ile atılır ilk adım,
“Nasipten öte köy yok,” der mahzun bakışlar
Baba yürür, anne yürür ve çocuklar,
Dikenli yollar, çamurlu tarlalar geçilir,
Kandan irinden deryalarda köprü ne arar,
İliklerine kadar hissedersin korkuyu,
Vatan; gözünde küçülür,
Gurbet; döşünde büyür.

Bilirim ki çıkmak gerek;
Karakoyun gibi melenirsin kıyıda,
Yüreğinde kalıp kalıp tuz kütleleri,
Dolunayın esamesi okunmaz,
Zifiri karanlığı delip geçer korkular,
Çoluk çocuğun gözlerinde ölü bir deniz,
Şişme botu indirirsin soğuk sulara,
Çantalar atılır bir köşeye, hatıralar..
Anne, çocuklar sarmaş dolaş,
Tüm sorumluluğu omuzlamış bir kürek,
Kaçakçı, afilli bir tekme savurur,
“Kıyı çok uzakta değil, karşıda,” buyurur,
Tek kürekle dönersin nehrin orta yerinde,
Gecenin aynasında zaman zırhlı bir duvar
Ya delinir ya delinmez;
Ya geçilir ya geçilmez,
Vatan toprağında ayak izlerin,
Ulur peşinden çapsız çakallar..!

Bilirim ki çıkmak gerek;
Beş dakikalar tükenmez, otuz olur,
Bir kütükle sarsılırsınız, savrulursunuz,
Köpüklü sularında kayıp gider yıldızlar,
Bir dal ararsın tutunacak,
Çığlıklar zırhlı duvarları deler geçer,
Annee, babaa sesleri kulaklarda dövünür,
Göz ağrın, yâr’in çırpınarak uzaklaşır,
Rüzgar okşar saçlarını, sularda pençe izleri..
Gurbetmiş, vatanmış küçülür gözünde,
Yuvarlanan sularda paramparça aile,
Düşlerimde hicret, döşümde ölüm,
Gurbettir mezarım sözde ayrılık,
Köprü olsun bedenim tüm geçenlere…

Bilirim ki çıkmak gerek;
İçli bir duayı çok görmeyin;
“Allah’ım recayı kapına merdiven yaptım,”
Mutluluktur, fotoğraflardan geriye kalan,
Her yaştan insanın dilinde hicret,
Duraklar meçhul, tayinler sessiz…
Yeryüzünde yeniden dirilişin ayak sesleri,
Kamplar solgun, heim’lar renksiz,
Bedelsiz mi tüm bunlar?
Yolun kaderinde var; sorgu sual sebebsiz…