Eğitimci Mehmet Alp yaşadıklarını Kronosnews.com’dan Selahattin Selvi’ye anlattı
Hizmet Hareketine yakın  dersanelere giden öğrencilerin PKK’ya katıldığı şeklinde ifade vermesi için kaçırılan ve ölümle tehdit edilen kimya öğretmeni Mehmet Alp tayini çıkınca Şanlıurfa’ya taşınıyor ancak Cizre’de başlayan süreç, yeni şehirde de peşlerini bırakmıyor. 13 Mayıs 2016’da polis yine günün erken bir saatinde evlerinin kapısını çalıyor.
Mehmet Alp kendinden emin, “Herhalde bir ifade verir dönerim,” diyerek Emniyet’e gidiyor. Fakat ifadenin Ankara’da alınacağı söyleniyor kendisine. Sivil bir araçla Ankara’ya götürülüyor. Ve kabus başlıyor…
Kendisine sorguda yöneltilen sorular matbu ve önceden hazırlandığı belli: Gülen Cemaati ile irtibatın var mı? Devlette çalışma kararını nasıl aldınız? Sizi devlette çalışmaya biri mi yönlendirdi? Daha önce çalıştığınız yerler neresi? Eşin neden Samanyolu Koleji’nde çalıştı? KPSS’ye kendi isteğinizle mi başvurdunuz? KPSS sürecinde size soru ve dokümanlar verildi mi? Kendi rızanızla mı, başkalarının yönlendirmesiyle mi evlendiniz?
TEKRAR GÖZALTI VE TUTUKLULUK
“Sinirlendim,” diyor Mehmet Alp: “Hayatımdaki kararları alırken kendi irademi kullandığımı, bir kimya öğretmeni olarak hayatımı devam ettirebilecekken yüksek lisans yaptığımı ve doktora için hazırlandığımı söyledim.”
Gözaltından sonra önce mahkemeye sevk ediliyorlar, ardından da 17 Mayıs 2016’da Ankara Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanmalarına karar veriliyor. Daha 15 Temmzu filan yok… İlk durak Sincan T Tipi Ceza İnfaz Kurumu…
İlk görüşmesini eşiyle ve onun bulduğu bir avukatla yapıyor. Delil yok, suç yok ama beklemeye devam ediyor cezaevinde.
‘DÜNYA SAVAŞI Z’ İZLERKEN DARBE GELİYOR
Kaldığı yer devlet memurlarının konduğu bir koğuş. Koğuşa ve koğuş şartlarına alışmaya çalışıyor. İdealist bir öğretmen olarak devam ettiği hayatının sonunda görmüş olduğu muamele onu hayal kırıklığına uğratıyor. Önce inanmak bile istemiyor yaşadıklarına.
Bir iki ay kalır çıkarız diye başlayan cezaevi hayatı uzadıkça uzuyor.
Bir akşam Fox TV’de ‘Dünya Savaşı Z’ filmini izliyorlar toplu olarak. Akan altyazı bütün koğuşun dikkatini çekiyor. Köprüde bir hareketlilik olduğu ile ilgili ilk haberlerin ardından darbe ihtimali konuşulmaya başlanıyor. Koğuşta kendi aralarında yaşananlara anlam vermeye çalışıyorlar. Endişeleri bir kat daha artıyor.
Derken duvarların dışından helikopter, uçak, patlama sesleri işitiliyor. Herkes ciddi bir korku ve panik yaşıyor. Dünyadan tecrit edildikleri yerde olup bitenlerin şaşkınlığını yaşıyorlar.
Darbe girişiminin ardından henüz 36 saat geçmeden, 17 Temmuz Pazar sabahı, bulundukları Sincan T Tipi Cezaevi’ne hâkim ve savcıların getirileceği, kendilerinin ise Sincan L Tipine nakledileceği bildiriliyor. Merkezi anons sistemi ile yapılan duyurunun sonunda cezaevinde bulunanlara hazırlanmaları için sadece yarım saatleri olduğu konusunda sertçe bir uyarı da yapılıyor.
YENİ HAPİSHANEDE AÇ SUSUZ GÜNLER
Sabah 5-6 gibi 14 kişilik koğuşa 41 kişi yerleştiriliyor. Hiçbir şahsi eşyaları da verilmiyor. Sıcak su yok, elbiseler yok, kap-kacak yok. Yatak yorgan eksik. Ailelere ulaşılamıyor. Adeta esir kampı!
Ardından gelen Olağanüstü Hal kararı ile telefon ve mektup da yasaklanıyor. Gazeteler engelleniyor. Kantin kısıtlanıyor. Meyve sebze bile satılmıyor. Yeterli yemek olmadığı için gecelerce aç uyuyorlar. Sebze meyve dahi alamıyorlar. Zor koşullar herkesi bir şekilde etkiliyor. Mehmet Alp’in ise kötü yemeklerden kalın bağırsağı yırtılıyor.
Koğuşta ciddi bir kanama geçiriyor Alp. Defalarca acil butonuna bassalar da yanıt gelmiyor. Doktor da yok! İlk yardımı koğuş arkadaşları yapıyor.
DOKTOR: SİZE MÜDAHALE ETMEMİZ YASAK
Günler sonra doktor geldiğinde sadece koğuş kapısından şöyle bir bakıyor. “Durumunuzu anlıyorum ama bizim size müdahale etmemiz yasaklandı” diyor fısıltıyla. Açıkça, sözlü olarak yüzüne söylüyor bunu.
İki ay boyunca ağrılarla ve kanamalarla yaşıyor Mehmet Alp 41 kişilik koğuşta. Cezaevi yönetiminin tavrı biraz yumuşayınca da Sincan Cezaevi Hastanesi’ne sevk ediyorlar. İlk muayenede doktor moralini bozmaması gerektiğini ama perianal kanser başlangıcı olduğunu paylaşıyor kendisiyle. Bir nevi kolon kanseri… Numune Hastanesi’ne sevkini yapıyor. Hastaneyle koğuş arasında gidip geliyor sürekli. Her döndüğünde birilerinin gelip birilerinin gittiğini görüyor.
Hastane sürecinde sadece bir kez ailesiyle görüşmesine izin veriliyor. 15 Temmuz süreciyle birlikte avukatlara da görüşme yasağı konulduğu için yapayalnız kalıyor.
2016’nın Ekim ayında jandarma cezaevi aracıyla Numune hastanesine sevki yapılıyor.
Bu arada hakkında hazırlanmış iddianameyi görme imkânı buluyor. Gülen adına devlete sızmak, Bank Asya’da hesabının olması, KPSS soruşturmaları, eşinin geçmişi… HTS kayıtları… Bir tek ‘Telefonunda ByLock var’ suçlaması yapmıyorlar.
İlk kez 2016 Ağustos ayında mahkemeye çıksa da süreç sonunda 22 kez duruşmaya katılıyor. Ve her seferinde “Tutukluluğunun devamına…” kararıyla cezaevine dönüyor.
‘TAMAMEN KURGU…
Cezaevinden hastaneye gidip gelirken araçta kimlerle karşılaşmıyor ki! Paşalar, Yargıtay üyeleri, hâkimler, savcılar, akademisyenler… Gördüğü bir kurmay yüzbaşı gözünü kaybetmiş. Havacı bir tuğgeneral, savunma müsteşarıyla darbe girişimi günü İngiltere’de olduğu halde tutuklanmış. Hatta bu paşa darbe gecesi darbeyi önlemek için girişimlerde bulunmuş.
Mehmet Alp, “O zaman anladım ki, darbe girişimi tamamen bir kurgu, maksat birilerini bir şekilde tasfiye etmekmiş,” diyor.
Sonra sanatçıları görüyor. Gazetecileri, Alaattin Kaya, İlhan İşbilen, Ahmet Böken… TRT ve AA çalışanları, spor muhabirleri… O gün darbe girişimini önlemek için görevde olan polisler dahil herkesi toplayıp getirmişler.
BİR YANDA HASTALIK BİR YANDA İŞKENCE
Öğretmen Mehmet Alp’e rahatsızlığından dolayı cerrahi operasyon yapılıyor bu arada. Kalın bağırsağındaki polipler temizleniyor. Doktor şaka yapar gibi stresten uzak durmasını tavsiye ediyor. Aşırı risk bulunmamakla birlikte durumunun daha da kötüleşebileceği yönünde uyarılarda bulunuyor. Ailesine yine haber veremeden tekrar cezaevine dönüyor.
2016 yılının Ekim ayında bazı günler koğuşa dayak yemiş, işkence görmüş insanlar gelmeye başlıyor. Gözaltında kayıp ve ölüm haberleri de gelince endişeleri artıyor. Derken Kasım ayında apar topar yeni bir hapishaneye naklediliyorlar. Bu sefer kendini Keskin Cezaevi’nde buluyor. Koğuş sakinleri yine ‘cemaat’e yakın olduğu iddiası ile tutuklanan öğretmenler, esnaf, bir de adi suçlular… Hücrelere ise hâkim ve savcıları yerleştirmişler. Onlara tecrit uygulanıyor.
Hücrelerde bir ay kalan da var, aylarca kalan da… Hücreye girenin ne zaman çıkacağı belli değil. Hatta hapse girdiğinden beri hücrede tutulduğu söylenen çok sayıda isim var.
Tarihini tam olarak hatırlamıyor ama Aralık-Ocak aylarında Mehmet Alp’i de hücreye alıyorlar. Hücrenin adı E 40. Günde sadece iki saat havalandırma hakkı var. Kimseyle görüşmesine izin yok, radyo ve gazete yasak.
O güne kadar ne bir disiplin suçu var ne bir sıra dışı davranışı. Neden hücreye alındığı ile ilgili verdiği dilekçeyi savcılığa, Kırıkkale Ağır Ceza Hâkimliği’ne yazsa da bir cevap alamıyor.
İŞKENCE MERKEZİNE SEYAHAT
Hücreden sonra tekrar akademisyen, öğretmen ve doktorların olduğu bir koğuşa getiriyorlar Mehmet Alp’i. Hücreden sonra orası sanki kurtuluş yeri gibi geliyor. Öyle ya, tek başına geçmeyen geceler ve gündüzlerden sonra şimdi en azından birkaç kişiyi görme, onlarla konuşma imkânı buluyor.
Derken Mayıs 2017’nin sonlarına doğru aniden gardiyanlar geliyor. “Mahkemen var, hazırlan” diyorlar. Alp, “Benim mahkemem 6 Haziran’da” dese de bir açıklama yapmadan hemen hazırlanmasını istiyorlar. “Götürmemiz gerekli, çabuk,” uyarılarından sonra yola çıkıyor Mehmet Öğretmen: “Yanıma bir evrak falan alamadım, üstümde ne varsa onunla yola çıktım.” Cezaevinden dışarıya çıkarıldığına dair bir evrak görmek istese de, “Gizlilik kararı var, sana söyleyecekler” cevabını alıyor.
Dış kapıya geldiklerinde kendisini sivil giyimli insanların beklediğini görüyor Mehmet öğretmen. O zaman farklı bir şeyler döndüğünü anlıyor. Tekrar cezaevine dönmek istediyse de başarılı olamıyor. Bağırmalarına da kimse cevap vermiyor, zaten etrafta sesini duyurabileceği kimse de yok…
Hiçbir evrak imzalatmadan kaçırır gibi götürüyorlar. Anında ters kelepçe vurup, içinde iki kişinin olduğu sivil bir araca bindiriyorlar. Araç Volkswagen. 106 bin kilometrede… Filtre arızası var. Rengi beyaz veya gri. Bir yandan da plakasını ezberlemeye çalışıyor fakat yolda ara sıra durarak her seferinde başka plaka takıyorlar. Daha sonra mahkemede anlatacağı gibi aracı kullanan polisin sicil numarasını da ezberliyor.