08 Kasım 2016 tarihinde sabah kahvaltı hazırlıyordum. Eşim ve yanında iki erkek, bir kadın içeriye hızlıca girdiler. Eşim polis olduklarını, arama yapacaklarını sakin olmam gerektiğini söyledi. Bende olurum dedim sonra bayan evde arama yaparken evin içinde dolaştık, çocukları kayinvalideme yolladık. Kızım okuldaydı. Sonra evin her köşesini aradılar ve hazırlanmamı istediler. Gözaltına alma kararı olduğunu, bizi götüreceklerini söylediler. Biz nasıl olsa bir suç işlemedik hemen bırakırlar diye düşünerek yanımıza hiçbirsey almadık, ancak ben küçük çocuğum anne sütüne ihtiyaç duyduğu için yanıma almak istedim ama izin vermediler.

Önce Isparta emniyetine oradan da Afyon emniyetine götürdüler. Giderken ben kendimi tutamayıp ağladım bebeğimin emzirme vakitleri geldiğinde canım acıyordu çünkü. Ben ağlarken bayan polis memuru radyonun sesini yükseltip oyun havasını açtı. Ve astım hastası olduğumu söylediğim halde yanımda aracın içinde ve sorgu esnasında sürekli sigara içtiler. Ve hakaretler, küfürlü konuşmalar beni çok rencide etti, onur kırıcı hakaretlerden dolayı eşimde çok üzülüyordu bu küfürleri duymamdan dolayı.

Afyon terör şubede beni sorguya aldılar. Adıma alınan bir telefon numarası olduğunu ve bylock diye bir program yüklendiğini söylediler, ben asla böyle bir programı kullanmadığımı söyledim. 10 yıldır aynı numarayı kullandığımı böyle bir numarayı kullanmadığımı söyledim. Şikayetçi olduğumu bu numarayı kim kullandıysa bulunmasını istediğimi söyledim.

Benim iki çocuğum var bana muhtaçlar dedim. Ne olur beni de eşimi de bırakın biz bir şey yapmadık dedim ama bırakmadılar. Kim kullanmış olabilir isim ver diye ısrar ediyorlardı. Bende kimsenin hakkına girmeyeceğimi çünkü bilmediğimi söyledim ama dinlemediler. İki gün boyunca beni ailemle görüştürmediler, bebeğim beni gördüğünde artık anne sütü almak istemedi, kızım çok kötü durumdaydı bizi iki gün göremediği için.

Beni tehdit ettiler ömür boyu çocuklarımı görmeyeceklerimi söylediler. Benimle uğraşacaklarını söyledi sorgulayan komiser, beni dört kez sorguya aldılar. Eşimi sadece iki kez gördüm çok korkmuştu tedirgindi. Ama bizi yan yana bile getirmediler, konuşmamıza dahi izin vermediler.

Nezarethane de ikinci gün ben kriz geçirdim 112 acil çağırdılar süt vermediğim için ateşim çıkıyordu ve yerimde kımıldayamıyordum. ilk gün gece üç bayan bir yatak bir battaniye verdiler. Bayanlardan biri altı aylık hamileydi. iki gece sabaha kadar ben tek başımaydım. Sonra üç aylık bebeği olan bir bayan getirdiler ve o da sabah gitti ben beş gece beş gün tek başıma nezarethane de kaldım. Sonra cumartesi beni şartlı bir şekilde bırakacaklarını söylediler ancak çarşambaya kadar bırakmadılar.

Nezarethane de çok kötü şartlar altında kaldık her yer sivrisinek ve böcek doluydu. Korkudan uyuyamıyor, yiyemiyor ve içemiyordum. Bebeğimi arayıp çağırmalarını istediğimde red ediyorlardı, onlar kendileri gelirler diyorlardı. Ancak kayınvalidemler bebeğin anne sütü alma vakitlerini bilmedikleri için getiremiyorlardı yada geç getiriyorlardı. Ben artık altıncı gün çok kötü olmuştum polisler koluma girerek beni sorguya götürüyorlardı. Yürümekte zorlanıyordum. Hakaretler beni çok üzüyor, onuruma dokunuyordu. Nezarethanenin tuvalet kapısı yarım olduğu için tuvalete gidemiyordum kameralar çekiyor ve ekranlar da karakolun girişinde duruyordu, yani karakola giren herkes sizi görebiliyordu. Ama mecburen dayanamayarak tuvaletleri kullanmak zorunda kalınıyordu çok utanç vericiydi.

Nezarethane çok sessizdi Azerbeycanlı bir çocuk getirdiler başka bir nezarethaneye sürekli bağırıyordu çocuk. 8 gün boyunca aynı kıyafetlerle ayağımda ayakkabılarla artık kokmaya başlamıştım. Sorguya götürürken benim bindiğim arabaya erkek polis bindi, bayan polis binsin isteğimizi reddettiler. Bununla kalmayıp polisler alışverişe gidecekler diye 5 polis sıkış tepiş bindiler. Çok utanç vericiydi.

Beni çarşamba günü nöbetçi hakime çıkardılar, suçlamayı okudu hiç birini kabul ermediğimi söyledim. Hiç bir terör örgütü ile bir alakam olmadığını söyledim. Haftada üç gün pazartesi çarşamba ve cuma günleri imza şartıyla denetimli serbest bıraktılar. Eşimi de bırakacaklarını söylemişti avukat ama hakim onları dinlemeden cezaevine sevketmişti. Beni bıraktıklarında öylece çocuklarıma koştum ama oğlumu kucağıma alacak dermanım kalmamıştı çok korkmuştum.

Eşim 7 aydır cezaevinde, kayınvalidem ve kayınperim hasta ve yaşlılar. Onları doktora götürüp getiriyorum, çocuklarımla ilgilenmeye çalışıyorum. Aynı zamanda bulunduğum yerde 10 KM uzaklıkta bir karakola haftada 3 gün imza gidiyorum ve birde iş arıyorum ama bulamıyorum.

Evimin geçimini astım hastası olduğum için, bebeğim olduğu için butün bu işlere yetişemiyorum. Psikolojik destek alıyorum. Sürekli eşimin tutukluluğuna itiraz dilekçesini yazıyorum her seferinde red kararı geliyor. Kayınperimin emekli maaşı ile hayatımızı ikame etmeye çalışıyoruz ancak çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılayama yeterli gelmiyor.

Tutuklama ve denetimli serbestlikten dolayı itibar ve referans yokmuş gibi bir tavır ve toplum baskısı beni ve çocuklarımı psikolojik olarak çok yıpratıyordu. Eşimde sürekli hastalanıyordu. İfademizi alırkende tehditler ve hakaretler ve işkenceler yapılan insanların bağırmaları. Ben nezarethane de iken bir erkek zanlının sesini duydum çok acı çekiyor gibi bağırıyordu. Sonra çıktığında yüzü gözü kıpkırmızı olmuştu. Terler içinde ıslanmıştı. beni psikolojik olarak çok yıpratmıştı. Baskılar altında ifade verdik. Günlerce çocuklarımla ilgilenmedim, onlara bakamadım. Komşularımız bakıyor yardım ediyorlardı. Günlerce korkuyla ağladım sinir krizleri geçirdim. Küçük oğlum ben çok ağladığım için yanıma yaklaşmıyordu ve başkarına anne diyordu.

Yaşadıklarımdan dolayı ülkemde bütün hukuki yolları tükettim ve hiç bir talebime cevap alamadık. Avukatta yaptığı itirazlara olumlu cevaplar alamıyordu eşim içinde aynı şekilde oluyordu.