Erkek çocuklarının babalarını birebir idol almak istedikleri zaman dilimlerini, babadan ayrı, bir orada bir burada geçirmek zorunda kalan… Tam bir yuvaya, Aslan Babasına kavuştum dedigi gün, soğuk kelepçeleri babasına acımasızca takan zalim ellerin, kim bilir ortada bıraktığı bu kaçıncı yuva, parçaladıkları bu kaçıncı aileydi, kim bilir bu kaçıncı acıttıkları minik yürekti…

O gün evinin küçük reisi olmak zorunda kaldığından, kalbi binlerce parçaya ayrılmış annesinin en büyük tesellisi olacağından ve daha dünyaya gelemeden zalimin zulmüyle anne karnında tanışmak zorunda kalan minicik kardeşine sahip çıkacağından habersiz, beklemekteydi küçük kahraman babasının gelmesini… Annesinin gözlerinden dökülen billûrlara anlam veremeden… Ne babası geldi o günden sonra ne de hasretini duyduğu o düzenli yuva… Başka bir evde küçücük kardeşi ve onlara hem annelik hem babalık yapmaya çalışan annesiyle birlikte yaşıyor ama anlam veremediği, içini acıtan bir hâl vardı…

Ay’dan aya görüyor babasını ve kalabalıklar, uğultular içinde kırık sıralar üstünde… Belki masum yüreği neler neler haykırıyor:
– Hadi gel gidelim evimize diyor,
-Sana anlatacak, gösterecek çok şeyim var..
-Biz bir kişi daha fazlayız artık mesela diyor,
-Ben abi oldum ve artık çok büyüdüm, annem dışarı giderken ben eşlik ediyorum hep ona göz kulak olmak için…
-Ellerimden tutup parka götürsen beni, erkek adam kıyafetlerini beraber alsak senle çok isterim tabiki… Ama sen üzülme ailemiz bana emanet diyor belki… Ama bunun adı bazen dalgın dalgın bakışlar, bazen baba kokusuyla kucağında sessiz sessiz hissedişler, bazense ayrılığa kopan feryatlar oluyor…

Bravo zulmü YEDİDEN YETMİŞE haksızca tattıranlar!!!
Küçücük yavrulara daha konuşamadan feryat etmeyi, dalıp dalıp gitmeleri, hasretin yürek dağlayan acısını tattırdınız…
Sanmayın ki bunları yaşamadan gitmek var öteye…
Bekleyin durun şimdi yaşattıklarınızı yaşamadan ölmeyi…