Merhaba,
Ben 17 yaşında bir lise öğrencisiyim. Babam işinden ihraç edildi. Ben de sevdiğim biricik okulumdan koparılıp buradaki en iyi okullardan birine kayıt edilmek zorunda kaldım. Bir gün evimize polisler geldi, terörle mücadeledenmiş. Hepimiz babamıza bakıyoruz, herhalde bu son birlikteliğimiz olacak diye hem telaşlı, hem de endişeli şekilde kapının önünde duruyoruz. Kapıyı babam açıyor ve polis anneme bakıp benim ismimi soruyor. Polis, sanıyor ki söylediği isim annem. Babam siz ne diyorsunuz benim kızım ne yapmış ne diye arıyorsunuz deyince, polisler şaşkın bir şekilde aşağıya iniyor, başındaki komiserlere, bu ufacık kızı mı götüreceğiz diye soruyorlar.

Amirlerini arıyor konuşuyorlar, sonuç tabi ki değişmiyor, beni alıp emniyete götürüyorlar. Aslında 18 yaşından küçük olduğum için beni çocuk şubeye götürmelilermiş, fakat ben terörle mücadele nezaretine atılıyorum. Çok korkuyorum, çünkü etrafımda uyuşturucudan, hırsızlıktan dolayı bekleyenler var.

Bir köşede sakinleşmeye çalışıyorum fakat olmuyor. O saatler nasıl geçti anlatamam, uyumak istiyorum uyuyamıyorum. Sadece dua ediyorum, biliyorum ki Allah (CC) benimle beraber. Bir bayan polis geliyor yanıma, annen ve baban dışarıda diyor, biraz daha rahatlıyorum. Yanımdaki suçlular beni gösterip, ne işi var bunun burada deyip hayretle gülüyorlar. Yaklaşık bir hafta bekledim artık son gece dayanamadım, sanırım titremeye başladım, kendimi kontrol edemiyorum, çok kötü oldum, polisler korktu ve Savcı’ya haber verdiler.

Savcı bir kaç saat içinde Emniyet’e sorguya geldi. Benimle bağırarak konuşuyor ve beni korkutmaya çalışıyordu. Ben de günlerin yorgunluğuyla onu anlamaya çalışıyordum. Suçum ne dedim? F… sempatizanlığı dedi. Ben de nasıl anlamadım dedim ki bana ilginç bir soru sordu: Senin yaşındakiler hep sosyal medya kullanıyor, senin niye hesabın yok? Ben kalakaldım. Ders çalışmam gerekiyor diyebildim. Yine bağırıp çağırdı ve beni denetimli serbest bıraktı. Son bir yıldır her hafta imzaya gidiyorum ve aynı zamanda sınava hazırlanıyorum. Netlerimde fena değil çok şükür. Rabbimin bana bu imtihanı bir hikâyeyi hatırlattı, belki de hikmeti budur diyorum:

Harun Reşit’in (r.a) oğlu Me’mun henüz çocuk iken, hocası sebepsiz yere sopayla ona vurmuştu. Me’mun:
‘Neden bana vurdun?’ diye sordu. Hocası ona sadece:
‘Sus!’ dedi.
Biraz konuştular. Me’mun tekrar sordu:
‘Neden bana vurdun?’ Hocası yine:
‘Sus!’ dedi.
20 yıl sonra Me’mun halife olunca, ilk iş olarak hocasını çağırttı ve:
‘Bana neden sebepsiz yere vurmuştun?’ diye sordu. Hocası tebessüm ederek:
‘Onu hâlâ unutmadın mı?’ dedi.
Halife Me’mun:
‘Vallahi asla unutmadım.’ dedi.
Hocası tarihe ibret olarak not düşülecek şu sözleri söyledi:
‘Zulme uğrayanın asla unutmayacağını öğrenesin ve kimseye zulmetmeyesin diye yaptım. Sakın ha kimseye zulmetme! Çünkü zulüm, yıllar geçse de kalpte sönmeyen ateştir. Eminim ben ve benim gibiler ütopyadan daha güzel bir gelecek inşa edecek…