Sayın …..

Aklım var, düşüncelerim var, fikrim var, savunmalarım var ama içinde bulunduğumuz “At izinin it izine karıştığı” ortamda sesimi, soluğumu kimseye duyuramadığım için bu yolla sizlere açılmak istedim.
15 yıldır MEB izni olan özel kurumlarda öğretmenlik yapmaktaydım. Öğretmenlik hayatımın tamamı AKP iktidarında geçti. Öğretmenliğe belki mağduriyet bölgesi sayılan doğu bölgelerinde görev yapmadım fakat ilk öğretmenliğe başladığım yer insanların bir yılın sonunda şehir merkezine dönmek istedikleri hatta ilçenin adını da o şekilde değiştirdikleri bir yerdi. Belki de öğretmenliğe devam etmemdeki en büyük köşe taşlarından biri olan velilerin ve öğrencilerin böyle bir eğitim kurumuna ihtiyacı olduğunu anladığım kendimin eğitimci olarak ne kadar değerli olduğunu idrak ettiğim bir yerde başladım. 15 yıllık süreçte çalıştığım her kurum idari erkân tarafından, Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından hatta döneminin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakan Ve Milletvekilleri tarafından takdir edilen ve çeşitli ödüllerle onurlandırılan Türkiye’yi sadece içerde değil dünyada da başarıyla temsil eden kurumlarda çalıştım. İl ve ilçe müdürlükleri ile ortak proje ve kutlama programları hazırladım bunların sonunda hep takdirle karşılandım.

Alanımda başarılı bir eğitimciyim. 38 senelik hayatımda herhangi bir olaydan dolayı karakol yüzü görmedim, okuttuğum mezun ettiğim bin iki yüzün üzerinde öğrenci ve veli tarafından hakkımda hiçbir şikâyet olmadı. Onlarca öğrencim hâkim, savcı, öğretmen, doktor kaymakam, emniyet görevlisi oldu. Öğrencilerim ile olur da bir gün zora düştüğümde aramak aklıma gelir, verdiğim emeğin karşılığını istemek bahtiyarsızlığına düşerim diye irtibatımı kestim.
İster Hz Ali’nin “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” sözüne mazhar olmak isteyen, ister Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yolda özgürce gitmek isteyen bir kişi olarak düşünün… Ben bir öğretmendim.
Ülkemizin üzerine bir karabasan gibi çöken, demokratik kuralları hiçe sayan o yaşanmaması gereken günden sonra, yani 15 Temmuzdan sonra ise bir günde terörist oldum. Terörist yaftasını bir hukuki karar yapıştırmadı bana, işlemiş olduğum Anayasaya aykırı bir suçtan dolayı da terörist yaftasını yemedim.
23 Temmuz da yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile Türkiye’yi yurt içinde ve yurt dışında başarıyla temsil etmiş, eğitimde bir marka ve referans olmuş, mezunlarıyla dünyanın her yerinde kendinden söz ettiren Kolejinin kapanmasıyla çalışma iznimin iptal edildi. Hiçbir özel kurum ve devlet kurumunda öğretmen olarak çalışamayacağımı tarafıma tebliğ edilmeden basından öğrenmiş oldum. Yüzlerce öğrencime, velime, onlarca meslektaşıma, sosyal çevreme ve akrabalarıma karşı bir TERÖRİST olarak afişe edildim. Kimse bu adamın şerefi, haysiyeti, onuru, ailesi var, yahu bir bakalım bu adam ne yapmış diye düşünmedi, savunmadı. Bulaşıcı bir hastalığa tutulmuşum gibi kafasını çevirip görmezden geldi, yolunu değiştirdi, aynı fotoğraf karesinde bulunmak istemedi, akrabalarım bir bayram ziyaretini bile çok gördü, hal-hatır soran arkadaşlarım, dostlarım, velilerim bir anda irtibatı kesti, özel günlerde onlarca mesaj alırken bir mesajla bile aranmadım… Hukukçularımız, siyasilerimiz, aydınlarımız “bir dakika! Sizler ne yapıyorsunuz” demedi, diyemedi.
Oluşturulan algı ile terörist haline getirilen yüzbinlerce kişi gibi ilk önce arkadaş gibi görünenler uzaklaştı, sonra komşular, akrabalar…
Durumuma itiraz ettim; ilgili yazıda belirtilen suçları ben kabul etmiyorum, işlemiş olduğum suç nedir, kim tarafından ne zaman tespit edilmiştir, diye sordum. Cevap olarak; herhangi bir suç tespit edilememiştir, sadece Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan okulda idarecilik ve öğretmenlik yaptığım için olağanüstü hal kanunu uyarınca çalışma iznim iptal edilmiştir, denildi.
İçime kapandım, ülkemden uzaklaşmak istedim. Pasaportumu alamıyordum, banka hesaplarıma ulaşamıyor kredi kartlarımı kullanamıyordum. Sanki sana yaşamak fazla deniliyordu. Bir eşim ve üç çocuğum vardı. Hayata, insanlığa küsebilirdim ama çocuklarımın ne suçu vardı. Biri 7. sınıfa geçti, okullar açılıncaya kadar annesine; “Anne eski okulum açılır arkadaşlarıma ve öğretmenlerime kavuşurum yeni okulun kıyafetlerini almayalım” diyordu, yaşadığı travmayı hissedebiliyor musunuz? Biri 3.sınıfa geçti, 1 aydır okula istemeden gidiyor, teneffüslere çıkmıyor, kendi içine kapandı agresifleşti. 3 yaşındaki oğlum beni okula götür diyor, daha önce oynadığın okul yok diyorum ağlamaya başlıyor ve eşimin üzerindeki psikolojik baskıyı sizlere izah bile edemem. Onun için çalışmam lazım diye düşündüm. İş aramaya başladım. Mesleğim olan eğitim ile ilgili bir sektörde çalışmak istedim. Kapanan okulun öğretmeniyim dediğimde duyan yöneticiler işe almadı, alamadı. Sadece “Kusura bakmayın. Sizinle çalışmak isterdik ama çok baskı var. Devletin kapattığı bir okulun öğretmenini biz işe alamayız” deniliyordu.
Sanayide iş başvurusunda bulundum, biz sizi ararız denildi aranmadım. On beş yıllık bir eğitimci; savcı, kaymakam, hâkim, emniyet görevlisi yetiştirmiş ben, bir günde terörist olmuştum.
Sonuçta toplumun okumuş kısmını temsil ediyorduk. Haksızlığa karşı boyun eğmemek lazım diye düşündüm. Hakkımı kanuni yollardan aramalıydım. Eşim biriktirdiğimiz üç beş kuruşla arabamızı da satarak bir avukata başvurabilirsin, dedi.
Hemen avukat aramaya başladım. Dört avukat gezdim ama hepsi de aynı şeyi söylüyordu. “Biz seni savunamayız, seni savunursak bizi de içeri atarlar.” Yılmak yok dedim. Beşinci avukat için bir büroya gittim. Avukat, ağlamaklı bir ses ile yaşadıklarını anlatmaya başladı. “Kendi kardeşimi ve akrabamı savunduğum için 30 gün hapis yattım. Sokakta görsem yüzüne bakmayacağım insanlardan yemediğim küfür kalmadı. Gardiyanlardan tehdit yedim. İnsanlığımdan utandım ben.” Çekmecenin gözünden bir fotoğraf çıkardı. Bir ay önceki
ben ile şimdi karşındaki ben. Yaşadıklarımı sen kafanda tasvir et, derken TV de Sayın Başbakanımızın “Her şeyi hukuk (!) çerçevesinde çözüyoruz.” sözü yankılanıyordu.
Avukatları gezerken gözaltındaki tacizler, işkenceler, hakaretler, küfürler, keyfi uygulamalar hakkında oldukça geniş bir malumata sahip olmuştum. Eve geldiğimde yine Sayın Başbakanımızın “Bunları idam etmeyeceğiz. İdam bunlar için bir kurtuluştur. Onlara öyle muamelelerde bulunacağız ki bizi öldürün diye yalvaracaklar.” sözleri VTR şeklinde TV de geçiyordu. Sigortasız bir işte, geceleri taksicilik yaparak asgari ücret ile 8 saat çalışmaya başladım. Geceleri diyorum; çünkü 3 yaşındaki oğluma bakıcı tutamadığım için sabahları ona bakmam, 3.sınıftaki kızımı sabahları kaldırıp servise para vermemek için okula götürmem ve öğle vakti büyük kızımı okula bırakıp küçük kızımı almam gerektiğinden bu işe başladım.
Her şey bir film şeridi gibi beynimden geçmeye başladı. İşyerimin kapanması lisansımın iptali, insanların benden uzaklaşması, avukatların savunma yapmayı kabul etmeyişi, işe alınmamam, avukatın suçsuz yere gözaltında kalması, beni savunmayı reddetmesi, işkenceler…
Ben kime, neyi, nasıl anlatabilecektim. Günlerdir bıkmadan usanmadan çalıştığım halde neyi başarabilmiştim. Şuan bulduğum kısa süreli işlerde çalışıyorum. Evime gündüzleri gitsem de çocuklar okulda oluyor eski günleri hayal edip onunla avunuyorum. Ailemin resimlerine bakıp gözyaşı döküyorum.
Evet, ben, dünün başarılı bir öğretmeni bu günün ise teröristiyim. Suçum ne? Hala bilmiyorum. Benim lisansımı iptal edenler de henüz herhangi bir cevap veremediler. Beni savunacak hiç kimse bulamıyorum.
Rica ederim. Sizce ben ne yapayım?