Babamızın devlet memuru olmasından mıdır bilmem ama çocukluğumuzdan beri, her zaman devletimize karşı saygılı olmuş ve koymuş olduğu kanun ve nizamlara karşı dikkatli yaşamış bir ailede yetiştim. Onun için, bugün aynı şekilde bizde çocuklarımıza aynı saygıyı, sevgiyi öğretmeye çalışmaktayız. Evimizin geçimi dışında herhangi bir derdimizin olmadığı bir zaman ve zeminde, mutlu ve huzurlu bir hayatımız vardı. Ancak bir sabah işyerine gittiğimizde, hiç beklemediğimiz çok sayıda devlet yetkilileriyle karşılaştık. Ankara’dan geldiklerini söylüyorlardı. Oysa daha bir hafta önce bağlı olduğumuz Vergi Dairesi, SSK Dairesi müfettişlerinin bir haftalık denetiminden geçmiş ve en ufak bir mali ve idari açığımızı veya yanlışımızı tespit edememişlerdi.

Ankara’dan gelen müfettişler geliş nedenleri olarak dershanemize cezai işlemlerle ilgili bir durumun olduğunu söylediler. Neden ceza kesiliyordu? Bugüne kadar geciktirdiğimiz bir vergi borcumuzun olmadığını, bu konuda piyasadaki vergi kaçıran Şirketlerle karıştırmış olabileceklerini, her öğrencimizden aldığımız ücretin faturalı olduğunu anlatsak da vicdanlı

bir memurun şu itirafıyla irkildik; memur hiçbir açığımızı bulamayınca şunu demek zorunda kalmıştı, “beyefendi emir büyük yerden, şuan her şeye rağmen size vergi cezası kesmeliyim, eğer bunu yapmazsam mesleğimden olabilirim” diyordu…

Maalesef şirkete ceza kesmenin yanında, kapatma yazıları da gelmeye başladı. Hem de yetkisi olmayan makamlardan ve gerekçesi belirtilmeden… Ve çok geçmeden, işyerimize polis eşliğinde gelen yetkililerce, işyerimiz bütün şubeleriyle mühürlendi, artık işsizdik ve sebebini bilmiyorduk. Dosyada gizlilik kararları vardı, emirbüyük yerden olunca bize hiçbir şey söylenmiyordu, evimizin geçimi için başka bir yerde çalışmak için her gittiğimiz kapıdan bizi de sıkıntıya sokarsınız diye geri çevriliyorduk.

Kimse bize iş vermeye yanaşmıyordu. Hele hele bir sabah saat 05:00’de çocuklarımız daha uykudayken kapının zili çalındığında, imtihanımızın katlanacağını anladık. Evimizde arama yapacaklarını söylüyorlardı. Artık ekranlarda görmeye başladığımız Mahalle Muhtarı da gelmişti. Bizim sokağa ilk gelişiydi ama oda sanırım isteksiz gelmişti. İkamet ve Nüfus Sureti dışında yeni bir vazifesi daha olmuştu ama tedirgin olduğu belliydi, aradılar hem de
didik didik ettiler…

Ne aradıklarını bildiklerini sanmıyorum, zaten bir şey de bulamadılar ama biz mesajı aldık, mesaj şuydu “sizin gibi dürüst insanları bu topraklarda istemiyoruz”. Komşularda sesten rahatsız olmuşlar ve gelmişlerdi, içlerinde bizi çok iyi tanıyanlar “siz ne yapıyorsunuz, biz bu insanları iyi tanıyoruz, kanunsuz bir işleri olmaz” deseler de, maalesef anlamak için dinlemek gerekiyordu. Ancak gelenlere “emir büyük yerden” gelmişti, geri kalanların ne dediği önemli değildi.

Tutanağa ‘herhangi bir suç delili bulunamamıştır’ yazıldı. Ancak karakola davet ediliyorduk, dedim ya hayatımızda karakolluk olacak bir şey olmayınca, her şey bizim için ilkti. Sıkıntılı bir süreç bekliyordu, yabancı olduğumuz şeyler tabi, bizde bir avukat tutalım dedik, bu sefer de avukatlık için kimse yanaşmıyordu, çekiniyorlardı, öğrendim ki kabul eden avukatları da gözaltına alıyorlarmış… O zaman Barodan avukat söyleyelim denince, tanımadığımız bir avukat gelip bize sanki suçluymuşuz da, ‘şöyle yaparsan az ceza verirler’ gibi yanlış yönlendirmeler yapıyor, savunucumuz bile bizim masumiyetimize inanmıyordu. Aman Allah’ım bu nasıl bir illüzyondu. Rüyada mıyım, kabus mu görüyorum diye düşünüp birazdan uyanınca her şey bitecek diye düşünürken, çok sayıda öğretmen ve çalışan arkadaşlarında aynı muamelelere tabi tutulduğunu öğrendik. İşin boyutunun çok daha farklı olduğunu anladık.

Bizi kimse dinlemiyordu, götürüp idam etseler, kimsenin sesi çıkmazdı diye düşündüm ve ürperdim. ALLAH varsa yeis yok deyip, İlahi adaletin tecelli edeceği zamana kadar sabretmemiz gerekiyordu. Ancak sabır zor bir imtihanmış, bunca sıkıntının arasında devlet memuru olan abimi de gözaltına aldılar.

Eşlerimiz, çocuklarımız ve hasta olan anne ve babalarımız için de zor günler başlamıştı. Yani mağdur edilen sadece biz değildik, her an kalp krizi geçirmek üzere olan anne-babalar, aileler bizim çektiğimiz sıkıntıyı, iç dünyalarına gözyaşı olarak akıtıyor ve dertleniyordu. İşin kötü tarafı da soranlara suçumuzun ne olduğunu anlatamamaktı, dosyalarda gizlilik kararı vardı. Ama Allah bir gün bütün gizli olanları ortaya çıkardığı zaman, o zaman bunları reva görenlere nasıl davranacağımız konusunda, yine işin ıstırabını sıkıntısını çekeceğiz diye düşünüp bir kere daha üzülüyoruz.