17 -25 Aralıkta başlayıp 15 Temmuzda zirve yapan bir sürecin mağduruyum ben de. Her ülkede olduğu gibi bütün devletler suç ve suç örgütleri ile mücadele eder. Sağlıklı her vatandaş bunu destekler. Ben nerden bilebilirdim ki: 840 öğrencisi 80 eğitimcisi ve 30 çalışanı ile devletin atadığı kayyımlar tarafından idare edilen ve devletin takdirnameleriyle ödüllendirilen bir eğitim kurumunun 22 Temmuz 2016 da çalışmasına son verilip mensuplarına terörist muamelesi yapılacak.

Benim hayallerim, çocuklarımın geleceği ve yaşam enerjisi çalındı, yok edildi. Bu üzülmek kelimesi ile ifade edilemeyecek bir psikoloji. Beş arkadaşımız tutuklandı. Niye mi? Bilen yok… Bir yıl oldu hala dosya boş. Öyle ki her an her şeyin olabileceği herkesin bir sabah evinden alınıp ailesinin, çocuklarının perişan olabileceği günlerden geçiyoruz.

Çocuğum soruyor; babacım senin suçun neydi? Cevap; sessizlik. Devlet benim devletim kızamam. Çocuğumun devlete güvenini sarsamam. En kolay yolu kaçmak aileden, çevreden, eşten, dosttan. Kim bilebilirdi ki, milletvekilleri, bakanlar, vali, belediye başkanı, idari ve mülki amirlerin ziyaret ettiği, çocuklarını verebilmek için çaba gösterdiği okullar bir anda terör yuvası ilan edilecek.

Kim bilebilirdi ki hiçbir soruşturma ve tahkikata gerek duyulmadan yıllarca emek verdiği eğitimcilik hakkı elinden alınacak. Ailesinin geçimini, çocuklarının eğitim ve sağlık giderlerini karşılayabilmek adına kapı kapı, firma firma iş arayacak. Asgari ücretle bile olsa iş dilenecek ama yok denecek.

Neden mi? Başımız belaya girmesin diye! Korku ve vicdan azabının kıskacında korku ağır basacak.Nereden bilebilirdi ki ötekileştirme ve algı nedeniyle apartmanında dışlanacak ve taşınmak zorunda kalacak. Çünkü delile gerek olmaksızın özel oluşturulmuş telefon hattına şikayette bulunmak yeterli.

Nereden bilebilirdi ki o da arkadaşları gibi ellerine ters kelepçe takılıp götürülmeyecek. İnsanlar korkuyordu ve endişeyle yaşıyorlardı. Her gün kabus dolu rüyalarla uyanıyorlar. Ne uyudukları uyku, ne yedikleri yemek, ne yaşadıkları hayat ve ne gelecekle ilgili hayalleri hayal. Her çalan kapı ile yürekler hopluyor, eşinin ve çocuklarının endişeli bakışları altında kapıya bakıyor. Bu durum yaşanmadan anlaşılamaz. Çünkü her gün birileri tutuklanıyor. İnsanlığa kendini adamış insanlara terörist muamelesi yapılıyor. Giden gelmiyor, gözaltı denilip herkes tutuklanıyor. Sanki herkes bir anda ülkeyi terk edecek, kaçacak…

Yapılan zulüm ve haksızlıklar karşısında kırk yıllık dostunu, arkadaşını, komşusunu savunamayacak kadar korkak ve sindirilmiş insanlardan, camilerden, mescitten, parktan bahçeden kaçmak ve böylece duymamak yapılanları, görmemek akıl tutulmalarını. Zalimin zulmüne sessiz kalarak ortak olanlardan kaçış.

Ne kadar muhteşem, ne kadar rahatlatıcı. Evet.İnsanlığın barış ve güveninin hoşgörü ve diyalogdan geçeceğine, yaşanabilir bir dünya için bu öğretinin bütün çocuklara ulaştırılması gerektiğine inanan ve bunu hayatının gayesi edinmiş insanlar terörle suçlanıyor.

Öğrencilerinin problem ve sorunlarını çözmeyi kişisel ve ailevi meselelerinin önünde tutan, daha iyi bir eğitim adına neler yapılabileceğini arkadaşlarıyla müzakere ederken kendi çocukları yarı aç, yarı tok gecenin geç saatlerine kadar masa üzerinde üstüne serilmiş montuyla uyutan ve yaşatmak için yaşayanlara… Yapılan muamele bu olmamalıydı.

Utanıyorum masumların sesinin duyulmamasından, utanıyorum kundakta ki babasız sabilerden, utanıyorum bayramı babasız geçiren çocuktan anneden babadan, utanıyorum hapiste büyüyen bebeklerden, utanıyorum ciddi ve hayati sağlık problemleri olduğu halde insanca muamele görmeyen içerideki mazlumlardan…

Ey dünya sizde utanın çünkü sizin de suçunuz var. Ey insanlık ve ey sessiz yığınlar burada gerçekten insanlık dramı var. Bu sessizlik hepimizi boğar…