Engin DENİZ

 

Kızım Ayşe şu an 9 (dokuz)yaşında.

Doğuştan Kraniostenoz hastalığı ile dünyaya geldi. İki bin doğumda bir görülebilen bir rahatsızlıkmış.

Kafatasının yeniden inşası gerekiyormuş. Tedavisi çok riskli olduğu içinde ameliyat olamamıştı. Beyni sürekli büyüyor kafatası ise bu gelişim karşısında aciz kalıyordu.

Beyni gözlerine baskı yaptığı için yüz şeklinde anormal bir görüntü, aynı şekilde duyma yetisinde de azalma oluşuyordu.

Hastaneye gittiğimizde doktor, “tedavinin çok riskli olabileceğini, masada kalma olasılığının yüksek olduğunu, zaten bu tür hastaların da uzun süre yaşamadığını” söylemişti.

Bunun üzerine hastalığın tedavisi için başka çözüm yolları aradık. Tek çareyi biyoenerji yapan bir poliklinikte bulduk. ALLAH’a teslimiyet ve bir ümitle gittiğimiz bu yerden güzel haberler aldık. Biyoenerji tedavisine karşılık verdi ve Ayşe’nin kafatası tam 1,5cm açıldı.

Bunun sevincini yaşarken 15 Temmuz 2016’da başka bir inkisarla karşılaştık.

Mesnetsiz iftiralar ile eşim ve ben tutuklandık.

Ayşem ve küçük oğluma babaanneleri baktı bir müddet. Bu süre zarfında Ayşem’in tedavisi de yarım kaldı ve rahatsızlığı ilerledi.

Doktor, son kontrollerden birinde “çok bir zamanı yok, uyuduğunda bir daha uyandıramayabilirsiniz, bu tarz hastalıkları olan kişiler uyku esnasında dahi ölebilir.” demiş.

Duyduğumuzda bütün aile yıkılmıştık. Düşünsenize; Anne ve baba içerde.. Ve çocuğunuz bu durumda..!

“Çaresizliğin adına burada ZİNDAN, diyorlar.”

Ben böyle yaşıyorum işte; bir şeylerin acısı, bir şeylerin anısı ile..

“Kalbin kanatlanıp gittiği yere, bedenim gidemiyor.”

Günler böyle çaresizlik ve ıstırap içinde geçerken babaannesi “Ayşem ya sabah uyanmazsa” korkusuyla iki yavrumu da teyzesine vermiş. İyice kimsesiz kalmış çocuklar.

Açık görüşlere teyzesini almadıkları için yavrularım kendileri geçiyor turnikelerden. Tek başlarına, onca hengameyi, aramayı, sırayı atlaya atlaya geliyorlar.

Açık görüş günü geldiğinde, komşuları da yanlarında turnikeye giriyorlar.

Komşumuzun da annesi benimle aynı koğuşta tutuklu. Ayşem, küçük olduğu için geçemiyor turnikeden. Komşu kızı yardımcı oluyor.

Bir keresinde bir kadın küçük kızıyla geçiyor turnikeden.
Bunu gören Ayşem koparıyor feryadı!

“Neden onu annesi geçirdi de beni annem geçirmedi!

Annem nerede?

“O hep işim var deyip gidiyor, bizi görmeye çok az geliyor!”

“Herkesin annesi yanında, nerde benim annem!”

Yutkunmaktan başka bir şey yapamıyor komşu kızı.

Nihayet ziyarete tek başına gelen çocuklarıma kavuşuyorum.

O dakika geliyor ve sarılıyoruz birbirimize. Dünyanın en güzel çiçeklerini kucaklayıp, kokluyorum. Uzun süren hasret gidermenin ardından, su gibi akıp geçiyor zaman. Daha evlatlarıma doyamadan ayrılık ziliyle çınlıyor kulaklarım.
Boğazımda koca bir düğüm, gözlerim ise Ayşem’in üstünde, bir saniye bile ayırmadan bakıyorum biricik kızıma.

İlk önce oğluma sarılıyorum. Sonra kızıma dönüp, koridoru inleten bir sesle haykırıyorum;

“Ayşeemmmmm!

Güzel kızımmmmm!!!” diyerek basıyorum bağrıma.

Belki son görüşüm yavrumu, belki de son kucak açışım, son öpüşüm.

Dünyanın en kötü manzarasıdır bir Annenin “ÇARESİZLİĞİ.”

Ağlıyorum, hem de bağıra bağıra.

Sonra yığılıyorum yere. Koğuş arkadaşlarım hemen koşup giriyorlar koluma.

Sürüye sürüye götürüyorlar hüzün koğuşuna.

Tekrar özlemek için gidiyorum.

“Konuşsam dilim yanıyor, sussam kalbim.”

Gamımdan gidiyorum.

Evlat acısından kendimden geçerek gidiyorum. Yüreğim bin bir parça.!.

Nasıl tarif edilir bu acı?

Nasıl geçer ki bu sancı?

Evlat bu, başka bir şeye benzer mi?

Ya Ayşem?

Ne yapacak şimdi?

Bir yanda babası, bir yanda annesi, bir yanda kendisi..!

Ölüm gününü mü bekleyecek öylesine ÇARESİZCE şimdi?

Ne denir, ne konuşulur, siz söyleyin.?

Dua etmek ve ağlamaktan başka elimden bir şey gelmiyor.

Geliyor ‘ağlıyorum,’ gidiyor ‘ağlıyorum,’ gece yatarken ‘ağlıyorum’ ve hep “ağlıyorum.”

“Ben fakir; sen Rahimsin Yarabbi. Ben çaresiz; sen Ehadsın Yarabbi. Ben muhtaç; sen samedsin Yarabbi. Adın Baki, adın Kafi; bizi sensiz bırakma Yarabbi..!”

Her gün, her telefon görüşmesinde, her açık ve kapalı görüşte merak ettiğim ve sorduğum tek şey şu;

“Acaba Ayşem yaşıyor mu?”

Bunca mazluma tarifsiz acılar yaşatan bu zalimlerin, dünyada yatacak, mahşerde sığınacak yerleri olacak mı?

Ya Vedud! Ya Vedud! Ya Ze’l- arşi’l Mecid! Ya Mübdi, Ya Muid!

“Allah’ım! Allah’ım! Ruhi sıkıntımın ve çaresizliğimin doruk noktaya ulaştığı bu zamanlarda halimi sana arz ediyorum;

Çaresiz bırakma Allah’ım..!

Şu “hüzün koğuşlarında” kalıpta halini arz edenlerden, belki de acısı en hafif olanı benimdir Ya Rabbi!

Sen aklımıza mukayyed ol Yarabbi!

“Sen hiç bir Anayı evladının
başında ağlayacak kadar çaresiz bırakma Allah’ım!”