17/25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrasında ülkede başlatılan “cadı avı” politikaları, 15 Temmuz sonrasında yeni bir evreye girdi ve artık günümüzde açık bir “soykırım” boyutunda ulaştı. Nitekim Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’sine göre, “ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubun kısmen veya tamamen ortadan kaldırılması amacıyla uygulanan fiiller” soykırım suçunu oluşturuyor.

Soykırım politikalarının en önemli araçlarından biri de cezaevleri. Öyle ki, maksimum kapasite 207.339 olmasına rağmen, ülkemiz cezaevlerinde 260.114 kişi bulunuyor. Diğer bir deyişle, cezaevlerinde bulunan 53 binden fazla insanın yatağı bile yok.

Ne yazık ki cezaevlerindeki zulüm politikaları bununla sınırlı da değil. Edinilen bilgiye göre, Samsun Cezaevi’nde mahpuslara verilen yemek miktarları fark edilir derecede azaltılmış durumda. Koğuşlara tıka basa doldurulan insanların karınları da doymuyor. Kaloriferler ise yeterli ölçüde yanmıyor. Birçok insan bu yüzden hasta olmuş durumda.

Uygulanan yıldırma yöntemlerinin diğer bir türü ise koğuşlarda köpekle arama yapılması. Hakaret ve tehditler eşliğinde yapılan aramalarda artık köpekler de kullanılmaya başlandı. Bu tür bir uygulamaya neden gerek duyulduğu ise anlaşılamadı.