Alper ERALP
Çok ama çok özledim kardeşlerimi… Onlarla yıllar önceden çıkmıştık yola. Özlem en başında da vardı bu işin 🙂 Önce ebedi ahiret dostluğu için özlemiştik birbirilerimizi. O yıllar güzel yıllardı. Hakkı, hakikati anlatmak için, dinlemek için yine bazı bedeller ödeniyordu. Fedakârlıklar yapılıyordu. Ne güzel fedakârlıklar, ne güzel yıllardı. Allah (CC) bize ebedi ahiret yurdu kardeşlerini nasip etti. Ahiret kardeşlerimizi bu dünyada da çok ama çok özledim.
Memleketimin şehirleri, köyleri bir hizmet yuvasına dönmüştü. Yolları hizmet erenlerinin kervanlarıyla doluydu. Adeta yerler, gökler, kuşlar, ağaçlar hatta devasa apartmanlar Hakk’ı söyleyen birer dil olmuşlardı. Ne güzeldi kardeşlerimi Hakk’ı anlatırken dinlemek! Ne güzeldi kardeşlerimi Hakk’ın emirlerini yaşarken seyretmek…
Onları bazen bir otobüs durağında, bazen bir üniversite bahçesinde, bir metro istasyonunda görürdüm. Hep bir işleri, bitmek bilmez hizmet telaşları olurdu. Hızlı hızlı Hakk ve hakikati anlatır, yarım kalan hizmetlerine koşarlardı. Ne güzeldi onları dinlemek, ne güzeldi heyecanlarını paylaşmak! Şimdi otobüsler, metrolar bomboş geliyor kalbime. Bir hüzün çöküyor içime. Çok ama çok özledim kardeşlerimi.
Aslında uzak da değiller benden. Her şey onları anlatıyor. Nerede bir yemeğe otursam, birlikte yemek yediğimiz, konuştuğumuz anları hatırlıyor, burnumun kemikleri sızlıyor, gözlerim yaşarıyor. Ne konuşur, ne düşünürsem bir ucu hep kardeşlerime çıkıyor. Kalabalıklar içinde akıp giderken, hatta kendi ailem içinde bulunurken onların maneviyatı sarıyor benliğimi. Nakşibendi prensibini değiştirerek söyleyiveriyorum: ” İhvan der encümen” ” Halk içinde kardeşlerime birlikte olmak!”. Çok şükür, çok şükür! Özlediğim kardeşlerimle beraberim manen!
Ama dünya ölçüleri içinde yaşadıkları zorlukları düşününce üzülüyorum. Memleket zindanlarında, sürgünlerde yaşayanları, hücrelerde ağır işkencelere maruz bırakılanları, yabancı memleketlere yaşlı gözlerle gidenleri, ” Aylan ” bebek gibi Ege sularına gömülen masumları, her tür dünya nimetinden el çekenleri, gurbeti vatan edilenleri, aile ve çocuklarından ayrı olanları düşündükçe kalbim yaralanıyor. Ruhum kanadıkça kanıyor. Kardeşlerimle birlikte olmak vardı diyorum. Hakk’ın lütfedeceği vuslat zamanlarını özlüyorum, kardeşlerimi özlüyorum.
Hâlbuki bu ayrılığı okumuştum temel eserlerde. ” Kandan, içinden deryaların aşılacağı”, ” uzak menzillerin geçileceği” aşikârdı. Yine de yaşayarak sözleri tefsir etmek farklıymış! Nitekim ” kardeşlerimizin biri şarkta biri garpta, biri şimalde biri cenupta olsalar da hizmet kardeşliği itibariyle birbirleriyle bağlıdırlar, murtabıttırlar” manası en fazla bu zamanda tecelli ettiriliyor.
Mazlum ve mağdurları kabul eden, bağrına basan merhamet sahibi ve talihli memleketlerin insanlarına medyunum, müteşekkirim. Onlar ki Medine’nin civanmert insanları gibi mazlumlara kucak açtılar, açıyorlar. Belki hikmeti ilahi ile ” Yeni bir dünya kuruluyor” gecenin memleketimize indiği en karanlık saatlerde. Artık samimiyet, doğruluk, fedakârlık, fazilet dağılıyor, çoğalıyor asr- ı hazır milletleri arasında. Ne talihli kabul edenler, ne zavallı reddedenler! Kardeşlerimi kabul eden hane sahibi, kudret sahibi olmayı özledim.
Mütevazı Ramazan sofraları olurdu. Fakir ailelerin mutfağından artan yemekler yenir, sohbetler edilir, dersler okunur, kitaplar ve dertler paylaşılırdı. Şimdi yine bir Ramazan’a giriyorum kardeşlerim olmaksızın. Her sahur, her iftar sofrası bana onları hatırlatacak. Hatıralar hasreti artıracak. Bölünmüş aileler, baba veya annesinden ayrı düşmüş çocuklar, ailelerinin yükünü tek başına yüklenmiş hanımlar düşecek aklıma. Çaresizce dualar edeceğim, ağlayacağım. Ama en çok kardeşlerimi özleyeceğim…
Sonra durup eski okumalarıma bakacağım. Niçin ilk okuduklarım arasında Yusuf Kıssası var? Niçin ” Medrese-i Yusufiye ” aklımda kalan bir tanılama?  Evet,  zaman tefsir ediyor her şeyi… Belki içinde yaşadığımız dünyanın alâmetleri bizi hayra, ihlâsla, samimiyetle, tevekküle, sabra davet ediyorlar. Aklıma takılan ” mülteci kamplarının” tedailerini ( çağrışımlarını) düşünüyorum. Dünyevi plandaki iltica, belki hakiki planda Allah’a (CC) iltica etmeyi ihtar ediyor… Şu dehşetli zamanda olan biten hadiseler içinde ” Melce- i hakiki” olan Allah’a (CC) ve O’nun hikmetine, kudretine, ilmine, rahmetine, affına, hidayetine tam iltica etmeyi işaret ediyor.
Kardeşlerimi özleyen gönlüm, vakit Allah’a iltica vaktidir. Musibetlere sabır vaktidir. Müjdelenen gariplere dost ve kardeş olarak tahassüngâh olma vaktidir. ” İhvan der encümen” vaktidir. ” Hizmet der hayat” ve ” Himmet der Hizmet”  vaktidir. Hasreti, hüznü, acıyı, ah ü efganı hizmetle samimiyetle bal eyleme vaktidir.
Ey Rahim, Kerim, Hâkim, Kadir olan Allah’ım, bizi bu dehşetli zamandan hayır ve necat üzere çıkart!