Ben öyle bir ailenin kızıydım ki anne baba sevgisi görmemiş ve sürekli tartışmaların, kavgaların olduğu. Hep düzgün bir aile hayati olan ailelere özenirdim bizde böyle olsak. En çok da halam ve amca çocuklarımın aile hayatına. Çünkü onlar bu işin içindeydiler ve imrenilecek bir aile hayatları vardı. Bilemiyorum onlara özenmem mi başka bir sebep mi beni de Rabbim bu işi bilen birine nasip etti ve bu işin içinden biriyle evlendik.
Eşim gerçekten çok iyi biriydi. Harama helale çok dikkat ederdi. Bırakın devletin malını, benim ailemin evine bile gittiğimizde bize oradan bir şey yedirmezdi. Yiyeceklerimizi kendimiz götürürdük fazla da kalmazdık. Sebebi babamın kazancı helal değil diye… Ve eşim bana hep şu menkıbeyi hatırlattı.
Seleflerimiz bu hususta o derece dikkatli davranmışlardır ki, ailelerinin helal rızıkla beslenmesi, çocuklarının manevî açıdan da selim fıtrat üzere doğması ve sıhhatli büyümesi için adeta tir tir titremişlerdir. Menkıbelerde asla değil fasla bakılması gerektiğini bir kere daha hatırlatarak anlatacağım şu hadise de bu hassasiyetin güzel bir misalidir.
Bir devirde, Merv şehrinin Kadısı, kızının evlilik çağına geldiğini düşünür ve ona
 layık bir eş aramaya başlar. Dünürcüler birer birer kapıya dayansa da Kadı efendinin acelesi yoktur, adayları teker teker değerlendirir, biricik kızını vereceği en uygun insanı bulmaya çalışır. O günlerde Kadı bir rüya görür; rüyasında kendisine kızını “Mübarek” adlı kölesine vermesi söylenir. Aynı rüyayı birkaç defa görünce ve kölesini değişik şekillerde deneyip onun salih bir insan, hayırlı bir damat adayı olduğuna kanaat getirince, bu düşüncesini eşe-dosta açar. Bazıları daha münasip, asil ve zengin kimseler de bulunabileceğini söyleyerek kadı kızının bir köleye verilmesine razı olmasalar da, Merv Kadısı kararını vermiştir. Kızının da rızasını alır, kölesini çağırır ve onları evlendirir.
Nikâhın üzerinden bir ayı aşkın bir süre geçmiştir ki, Kadı Efendi, kızının ve damadının hallerini sormak için onları ziyaret edince, kızcağız “Babacığım, damadın çok iyi bir insan ama daha peçemi indirmedi, evlendiğimizden beri benden uzak duruyor; yediriyor, içiriyor, fakat elini elime sürmüyor.” der. Kadı bu hale taaccüp eder, hemen damadını bulur ve ona bu davranışının sebebini sorar. Aldığı cevap karşısında Kadı gözyaşlarına boğulur ve kızını doğru insana verdiğini görmenin sevinciyle şükür hisleriyle dolar. Damat şöyle der: “Efendim, ne olur alınmayınız, su-i zanda bulunduğumu zannetmeyiniz; fakat siz şehrin kadısısınız, size çok gelen giden olur, evinize hediyeler yollanır; Cenâb-ı Hakk’ın bana bir emaneti ve hediyesi olan kızınızın o şüpheli şeylerden yemiş olmasından korktum. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’ in bedendeki haram bir lokmanın tesirinin ancak kırk günde geçeceğini söylediğini öğrenmiştim. Muhtereme eşimi hiç değilse kırk gün alın terimle kazandığım helal lokmayla beslemek istedim; ta ki, Hâlık-ı Kerîm nasip ederse, evladımız salihlerden olsun.”
Evet, bu bir menkıbedir; aynıyla olmuş mudur bilinmez. Evlenen herkesin böyle bir erbaîn çıkarması da gerekmez. Mübarek adlı o Hak erinin kırk gün beklemesi sübjektif bir meseledir. Ne var ki, maneviyat âleminin sultanlarından, büyük veli Abdullah bin Mübarek işte o temiz izdivaçtan neş’et etmiştir.
İki kızımız var inanın onları da aynı şekil yetiştirdi. Elhamdülillah. Eşim kendi aile huzursuzluğumdan sonra bana öyle bir nefes olmuştu ki sanki dünyada cennetimi yaşıyordum. Eşim polisti. Ama çok başarılı hatta kaç defa komiserlik sınavını kazanmasına rağmen yükseltmediler. Farklı illerde görev yaptı. En son İç Anadolu illerinden birine geldik. İşte orda yaşadık 15 Temmuz’u.
15 Temmuz’dan sonra eşim iki aya yakın görevine devam etti. Hatta ayni meslektaşlarının evine operasyonlara katildi. Eşimi en kahreden şeyde buydu” keşke beni de alsalar da bu durumlara şahit olmasaydım” diye günlerce gözyaşı döktü. Aynı yerde görev yaptılar, ayni sofraları paylaştılar, her hallerini biliyorlar ve şimdi vatan haini diye suçlanıyorlar. Olacak şey miydi bu? Derken yaklaşık iki ay sonra sabahın erken bir saatinde bizim de kapı çalındı ve evimiz didik didik arandı çocuklarım çok korktu. Babasının arkadaşlarının onu alıp gitmesini anlayamadılar. Ve eşim tutuklandı ve 7,6 yıl ceza aldı.
Kısa bir süre eşimin tutuklandığı şehirde kaldık. Eşim eşyaları da alıp memlekete dönmemi istedi. Benim için o kadar zordu ki anlatamam. Ailelerimizin durumu belliydi anlayışsız, halden anlamayan, sürekli akil veren. Anlayacağınız ben yeniden cennet hayatından cehennem hayatına dönmüş gibi oldum. Kayınbabamın bir odalı yerden eski bir müstakil evi vardı oraya eşyalarımı getirdim. Bir odanın içine neyi nereye koyabilirdim ki olduğu kadar yerleştirdim ve iki kızımla bir odalı küçük dünyamızda yaşamaya başladık. Bu arada elektrik kayınbabamın evinden bir kabloyla çekilmiş, tuvaleti dışarıda. Bazen kayınbabam laf ediyor elektrik fazla gelmiş diye. Arabamız vardı onu sattım bir süre idare ettim. Eşimin arkadaşları sağ olsun bir kere ziyaretime geldiler ona da ailem laf etti ‘’kim bunlar niye geldiler’’ diye. Dedim ya anlayışsız olunca bir şey anlatamıyorsun… Uzun bir aradan sonra şimdi ziyaretime geliyorlar sağ olsunlar.
Babam annem ise her gün işte suçu olmasa tutarlar mıydı? Bak falanı bırakmışlar falana az ceza vermişler gibi her gün kafamı şişiriyorlar. Bazen çok kırıyorum onları da ama çaresizim.. Hatta babam eşimin ziyaretine gitmemi istemiyor kadın başına taa oralarda ne işin var diye oysaki arabası var götürebilir ama…
Evet, zalim zulme doymuyor bundan 3 ay öncesi eşimin açık görüşüne gitmiştim. Bana dosyama senin de ismin eklenmiş bylock kullanmış diye bana sordular bende evet hat eşimin üzerine ama ben kullandım o hattı dedim dedi. Dikkat et seni ifadeye çağırırlar dedi. Ve nitekim bir ay öncesi sabahın erken saatinde 4 sivil bir resmi bayan polis kapımızı çaldı beni alıp götürdüler. O an ‘’Allah’ım beni ve çocuklarımı 3 yıla yakın eşimden ayırdılar Neler yaşıyoruz SEN görüyorsun Ne olur yavrularımı annesiz ve babasız boynu bükük bırakma’’ diye dua ettim çaresizlik içinde. İnanın tek derdim çocuklarımdı çünkü ailem sahip çıkmaz perişan olurlardı ve bir gün gözaltı yaşayıp çıktım hamdolsun. İfademi esimin dediği gibi verdim.
Şunu çok iyi anladım ki kimsesizin sahibi Allah. Seni yalnız bırakmıyor. Ne isteğin dileğin varsa benden iste diyor. Başta da dedim ya ben lise mezunu bir ev kızıydım aile düzeni olmayan. Ama Rabbim beni böyle güzel bir işin içine meccanen alıverdi eşim vesilesiyle. Bu halimden şikâyetçi değilim. Hatta şükrediyorum halime hamdolsun…