Makbule Özdemir, 3 Mayıs 2016’da Çorum’daki evinin önünde askere gidecek oğlu için şenlik düzenledi. Ahmet ve arkadaşları o gece halay çekti, eğlendi, sarılıp ağlaştı, helalleştiler. Annesi Ahmet’in omzuna allı pullu ay yıldızlı yazmasını (allık) taktı, ellerine kınasını yaktı. Hayırlısıyla gitsin gelsin diye dualarla uğurladılar.

O zaman 20 yaşında olan Ahmet Özdemir, 5 Mayıs 2016’da önce Isparta’daki acemi birliğine, 10 Temmuz’da da İstanbul Metris Kışlasına teslim oldu. Ve bir daha geri dönemedi.

15 Temmuz gerçekleştiğinde 5 günlük er olan Özdemir, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) önünde 14 vatandaşın şehit edilmesinden sorumlu tutularak 14 kez ölüme sebebiyet vermekten, 1 kez de darbeye teşebbüsten müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Yüzlerce askeri öğrenci gibi o da 3 yıldır cezaevinde.

Oysa 14 vatandaşı şehit edenler belli değil. Ahmet Özdemir’in gönüllü avukatlığını yapan Gül Önder, “Çünkü herhangi bir balistik inceleme yapılmadı. Bunu çok talep ettik. İBB binasının çevresinde o kadar çok kamera var ki, o görüntülerin incelenmesini istedik. Hiçbiri dosyaya konmadı. Mahkeme gerek bile görmedi. Balistik incelemenin bu saatten sonra yapılması da mümkün değil. Fiziki imkansızlık denildi” demişti.

Ahmet Özdemir’in 3 Mayıs 2016’da evinin önünde yapılan asker kınası. Annesi sağda sarı başörtülü Makbule Özdemir.

EVE VALİZİNİ GÖNDERDİLER

Bir hafta aradıktan sonra oğlunun Silivri Cezaevinde olduğunu öğrenebilen Makbule Özdemir’in Çorum’daki evine 15 Temmuz’dan 2 ay sonra bir valiz geldi.

Arkadaşları kışladaki eşyalarını toplayıp annesine göndermişlerdi. Makbule Özdemir, o gün dolabın üstüne kaldırdığı valizi hiç açmadı, açamadı, içindekileri çıkaramadı, dokunamadı, bakamadı. Ta ki geçen hafta cumartesi gününe kadar…

Acılı anne, valizi yerinden indirip BOLD Medya için açtı. “Benim bu sesimi dünya duysun, ne olur elinden geleni yap” diyen Özdemir 3 yıldır yaşadıklarını gözyaşlarıyla anlattı, içini döktü.

DÖRT OĞLUM VAR

Biz Çorum’da köyde yaşıyorduk. Eşim ve ailesi çobanlık yapıyor, davar güdüyorlardı. 16 yaşında evlendim, hemen bebeğim oldu. Eşimle aynı köyde büyüdük. Dedelerimiz akrabaydı.

Dört oğlum var. Feyyaz (30), Faruk (26), Ahmet (23), Enes (15). Enes 5-6 aylıkken merkeze geldik. Çocuklar şehirde hem rahat ederler, hem de çalışırlar diye. Büyük oğlumu askerden gelince evlendirdik. Şırnak’ta yaptı askerliğini.

ASKER PARASINI KENDİSİ BİRİKTİRDİ

İkinci oğlum hasta. 26 yaşında. Sara hastası. O çalışamıyor. Ahmet’i 12 yaşında sanayiye verdim. Hem okula gitti, hem cumartesi günleri çalıştı. 20 yaşına kadar aynı ustanın yanındaydı. Kaynakçılık yaptı.

Askerliği geldi, askere gönderdim. Gitmeden önce evimizin önünde şenlik yaptık, kınasını yaktık, valizini hazırladık. Asker parasını kendisi biriktirdi Ahmet. Çalışıyordu, kazandığı parayı getirip babasına veriyordu. Babası ona 50 lira harçlık ayırıyordu. Onu biriktire biriktire asker parası yaptı.

ASKERE YOLLADIM, SUÇ MU YAPTIM…

Ahmet öyle böyle değil, ele gelmeyecek bir bebekti. Yaşı geldi askere yolladım, suç mu yaptım… Baksana başımıza gelenlere… Bebeğim daha 4 günlük askerdi. 5. gün darbeye götürdüler. Benim çocuğumun sigarası, kahvesi bile yok.

Etmeyin kurban olayım, daha üzerinde zimmetli silahı bile yok. “İki gün tuvalet temizledik, iki gün de yemek yaptık anne” dedi. “Üçüncü gün göreve gidiyoruz diye bizi hazırladılar, bir hazırladık, bir durun dediler, bir hazırlandık hadi dediler, öyle öyle bizi götürdüler” dedi.

4 GÜNLÜK ASKERE 14 KEZ MÜEBBET, HANGİ TÜRKİYE’DE DUYULMUŞ A YAVRUM

Bir hafta bulamadık bebeğimizi, aman neler çektik ay yavrum… Bize telefon ettiler de öyle öğrendik. Çok perişanız. Bu affı bekliyor çocuklar. “Anne keşke Meclis kapanmadan bir şey olsa…” diyor.

Bir de 14 kez müebbet verdiler, toplu ceza. Dört günlük askere 14 kez müebbet hangi Türkiye’de duyulmuş a yavrum. İstinafa gitti dediler, daha cevap gelmedi. Komşular, akrabalar toplandılar, Allah razı olsun avukat tuttular, 1’er milyar verdiler. Bir tek benim yavrum değil, askerlerimizin hepsi suçsuz. Erin ne suçu var. Er bu er! Daha 4 günlük er, ne bilsin.

VALİZİ CENAZE GELMİŞ GİBİ GELDİ EVE

Kışladaki valizini arkadaşları posta ile gönderdi. Valizine koyduğumuz öteberilerimiz öylece geldi. Üstünü başını hiç değiştirmemiş, hiçbir şeye elini sürmemiş, 4 günde bebek ne değiştirsin.

Valizi geldi geleli dolabın üstüne koydum, 3 senedir açmadım, duruyor öylece. Cenaze gelmiş gibi. Kendi yok, valizi var. Ayakkabıları, pantolonun kemeri üstünde, çıkardığı gibi duruyor. Asker elbiselerini giymiş, öyle hazırlanmış gitmiş.

Üç senedir çektiğimizi bir Allah bilir, bir biz biliriz. Valla bir Allah bilir, bir biz biliriz. Kurban olduğum Rabbim, nasıl olacak bilmiyorum. Gidiyorum geliyorum yanına, üzülüyorum, inan hasta oldum bak, hepimiz hasta olduk.

HERKES KORKUYOR, YAYINLAYAMIYOR

Gazetelere de verdim yavrum, bizim Çorum’un gazetesine de verdim. Bir kere yazdılar, bir daha yazmadılar, korktular. Ahmet mektup yazmış cezaevinden, Aygül abla mı diye birine (Yazgülü Aldoğan). O gazeteciyi de görevden almış diyorlar, gerçek mi yalan mı… O yayınladı bebeğimin mektubunu, resimlerini. Herkes korkuyor a yavrum, yayınlayamıyor işte. Bebeğim oradan çıksaydı da hiçbir şeyimiz olmayaydı, o bebeğim bana yeterdi.


Ahmet Özdemir, annesi Makbule Özdemir ve en küçük kardeşi Enes (sağda) ile birlikte Silivri Cezaevinde bir görüş gününde.

OĞLUMU DEVLETE TESLİM ETTİM, DEVLETTEN İSTİYORUM

Söylediklerimin hepsini yayınla. Ben bu bebeğimi devlete teslim ettim, devletten istiyorum. Kimseden çekincem yok. Sesimi duyuramadım, gideceğim yerlere gidemiyorum. Cumhurbaşkanı seçim için buraya geldi, görüşmek istedim, ulaşamadım. Ulaşılmıyor, konuşulmuyor. Hasta bebeği bırakıp bir yerlere gidemiyorum.

Hiç kimseden korkum yok. Her yerde konuşurum. Ölüme giderim bebeğim için, benim suçsuz bebeğim böyle olduktan sonra ha yaşamışım ha ölüyüm. Ben onları yavan ekmekle, çobancılıkla büyüttüm.

KAÇ MEKTUP YAZDIM CUMHURBAŞKANINA

Üç senedir kaç tane mektup yazdım, öyle bir yalvardım ki, 10 yaşındaki çocuk yazdıklarımı okusaydı bana geri dönerdi ki ‘bu ablam ne diyor’ diye. Adresimi de telefonumu da yazdım. Ne olur bana ulaş, kurban olurum ne olur beni bul diye yalvardım. Üç sene bir adama ulaşılmazsa böyle Türkiye mi olur?

DÜNYA DUYSUN BENİM SESİMİ, ELİNDEN NE GELİRSE YAP

Kurban olayım yavrum, benim sesimi herkese duyur kızım, Türkiye, dünya duysun, ne olur kurban olayım. Elinden ne gelirse yap… Her kanala beni at, resimlerimi, her şeyi göster. Gidiyorum, geliyorum, yanında ağlıyorum. Dün Selpak almış, gözlerimin yaşını siliyor, ‘annem ağlama’ diyor.

O POLİSLER BİR VİCDANA GELSE DE KONUŞSA…

Oğlum, “Biz bilmiyoruz nereye gittiğimizi anne, komutan bize ateş edin, dedi. Biz ateş etmedik, halk oradaydı. Biz saat sekizde çıktık, dokuzda oraya vardık. Zaten daha gittiği yeri bile bilmiyor. Halk bize bağırdı ‘asker kışlaya’ diye. Komutan ‘ateş edin’ diyor, biz bakıyoruz ortada ne terörist var ne bir şey. Biz mal gibi olduk bakıyoruz. Attığını vuruyor, attığını vuruyor komutan, arkadaşın birini vurdu. Biz korktuk o zaman. Komutan halk ile konuşurken biz kaçtık, kaça kaça polislerimize teslim olduk. Silahlarımızı verdik” diye anlattı o anı. Çocukların teslim olduğu polisler bir vicdana gelse de konuşsa… “Tir tir titriyorduk anne” diyor. Sonra çocukları karakola götürmüşler. Dört gün karakolda kalmışlar. Çocukları dövmüşler. Ben 5 günlük çocuğu devlete teslim ettim. Bu böyle olur mu?

BİR AY GÖRÜŞÜNE GİDİYORUM, BİR AY HARÇLIK GÖNDERİYORUM

Elimin değneğiydi o. Çalışıyor, getiriyordu yavrum, babasıyla beraber. Hasta çocuğumun aylığını alıyorum, 750 lira. İşte onunla, babasının getirdiğiyle geçiniyoruz. Babası inşaatta çalışıyor, bugün giderse yarın gidemiyor. Dokuz aydır evimizin kirası duruyor. Ev sahibi durumumuzu biliyor da idare ediyoruz. Allah razı olsun ondan. Ondan bundan para alıp gittim bu ayki açık görüşe. Dün görüş günümüz vardı. Top oynarken ayağını incitmiş, alçıya almışlar, elinde değnekle geziyor. Üzüldüm görünce.

Bazen oluyor ki, çocuğuma harçlık gönderemiyorum, bir ay görüşüne gidiyorum, bir ay harçlığını gönderiyorum, gidilmiyor her ay her ay. Melek (Çetinkaya) hanımlar aile otobüsü tuttular. Onlarla gidip geliyoruz. İki kişi 360. Küçük oğlumu da götürüyorum. Kafam yerinde olmuyor, gece birde indik, mecburen o yardım ediyor bana. Her hafta kapalı görüş var da her hafta nasıl gideyim. Babası kapalısına gitti geçen hafta. Altı aydır gidemiyordu. İŞ-KUR’dan iş çıkmıştı, altı aylık. Oradan izin alamadı.

CEZAEVİ MÜDÜRÜ BİLE SUÇUNUZ YOK DİYOR

O kadar yolu gidiyoruz geliyoruz, yarım saat konuşuyoruz. Çorum’dan Ankara 3-4 saat. Oradan Silivri. Toplamda 12-13 saat sürüyor. Ne desin oğlum. Nasılsınız, ne yapıyorsunuz, üzülmeyin, çıkacağız. Biz burada sesimizi hiç duyuramıyoruz anne. Herkes burada bize suçsuz yere yatıyorsunuz diyor görüşmelerimizde. Cezaevi müdürü bile onların suçu yok diyormuş. Daha ben bilmiyorum fetöyü 20 yaşındaki çocuk ne bilsin…

BİZİMKİLER MEHMETÇİK DEĞİL Mİ?

Mehmetçiğimiz diyorlar. Bizimkiler Mehmetçik değil mi. Ben öyle gönderdim onu. Gençlerimiz diyorlar, gençleri doldurdular cezaevine. Bu çocukların hiç suçu yok. Emir kulu. Komutan çıkarmasaydı hiçbiri gitmezlerdi, komutan çıkartmasaydı gider miydi onlar. 5 günlük asker ne bilsin, nereye gideceğini… Böyle olacağını bilseydim ben gönderir miydim, hiç göndermezdim. 20 yaşındaki çok ne bilsin darbeyi. Bir an önce bırakılmasını istiyoruz bu çocukları…

ÖLDÜREYİM KENDİMİ DE SESİMİ ÖYLE Mİ DUYSUNLAR!

Teşekkür ederim kızım, beni arayıp bulduğum için. Allah razı olsun, gayrı başka çaremiz kalmadı. Vallaha kalmadı. Valla o bebek hapiste olmasaydı kendimi öldüreyim de ondan sonra sesimi duysunlar diye kaç kere dedim.

Kaynak: BOLD