Babam emekli imam. Çok şefkat sahibi ve her daim dua eden bir insandır. İki oğlu var, büyük olan şu an ailesi ile cebri hicret diyarına giden, diğeri de şu an yazıyı kaleme alan fakir.
Kendimizi bildiğimizden beri Allah’a binlerce şükürler olsun bu hayır işlerinin içinde olmaya çalıştık. Allah’a binlerce şükürler olsun ki bu süreçte de hâlen dik ve düşüncelerimizde bir değişim yok. O suçsuz günahsız, o geceden dahi haberi olmayan insanları, töhmet altında bırakan, kimilerini Yusuf, kimilerini cebri hicret diyarlarına götüren uydurma darbe gecesinden sonra ilk olarak abim için, 8 ay sonra da benim için polisler kapımıza dayandılar. Ancak evde olmadığımız için bizi adresimizde bulamadılar. 1,5 yıl sonra abim, eşi ve iki tane yavrusu ile hicret etmek zorunda kaldı. Beni evine yemek yiyelim diye çağırdı, meğerse o gece yola çıkacaklarmış. Son yemeğimiz olsun ve helalleşelim diye çağırdığını söyleyince, ne diyeyim arka odaya geçip hüngür hüngür ağladım. Yapacak bir şey de yoktu, onları gönderdik hicret diyarına. Babam hastalığından dolayı sıkıntı olur diye söylemedik. Aradan bir hafta geçti babamı ve annemi kaldığımız yere yemeğe çağırdım, Allah’ım nasıl söyleyeceğim diye içim içimi yiyordu. Babam eve girer girmez abimi sordu, bende ilk önce söyleyemedim daha sonra söylemek zorunda kaldım. O anki babamın durumu beni çok üzdü, omuzları düştü, gözleri yaşardı. ‘Ahh be oğlum’ dedi. Ciğerinden koparcasına seslendi ‘Neden bize haber vermedin, son bir kez daha kucaklaşır öyle giderdin’ deyip ağlamaya başladı.
Rabbim tüm Yusufları, tüm hicret eden kardeşlerimizi tez zamanda felaha ve sevdiklerine ulaştırsın. Üzerimizde dolaşan kara bulutları gidersin, tüm kardeşlerimizi korusun muhafaza etsin. Mevla’ m günlerin nêvbahara döneceği günlerin heyecanıyla çırpınan yüreğimizi sevindirsin inşallah…