Ben 15 Temmuz sonrası yaşanan bir mağduriyetten bahsetmek istiyorum. Üniversiteden mezun olduktan hemen sonra KPSS’ye girip öğretmen olmaya hak kazanan kız kardeşimin tek gayesi ve hayali güzel nesiller yetiştirip, vatanı ve milleti için faydalı olmaktı.  3 yıl çalıştıktan sonra bir tanıdığının vasıtası ile kendisi gibi öğretmen olan eşi ile tanışıp evlenmeye karar verdiler. Düğün günü olarak 14 Temmuz’u kararlaştırdılar. Düğün günü kardeşimin mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Balayı için yola çıktılar. Tam yolu yarılamışken kız kardeşimin eşini vazife yaptığı okuldan arayıp hemen okula gelmeleri gerektiğini söylediler.  Balayına gidemeden yolun yarısından geri dönüp üzgün bir şekilde eşinin vazife yaptığı okula geri döndürdüler. Okul müdürünü bulup aciliyetin sebebini sordular. Okul müdürü açığa alındığını söyleyince sanki okul başlarına yıkılmıştı. Kardeşimin en mutlu gününde, mutluluğun yerini üzüntü almıştı. Açığa alınma sebebini okul müdürüne sorduklarında; okul müdürü kayıtlı olduğu eğitim sendikası cevabını vermiş. Üzgün bir şekilde evlerinin yolunu tutmuşlar.  En güzel günlerinin yerini üzüntü almıştı. Aradan yaklaşık 40-45 gün sonra yani 1 Eylül akşamında alınan KHK ile vazifesinden ihraç edilince hayatları hepten karardı. Şu an hiçbir iş yapmamakta. İş başvuru yaptığı yerlerden de olumlu bir sonuç alamadığından psikolojik yıpranma yaşadı. Herhangi bir suçu yokken, suçsuz insanları suçlu gibi vazifesinden alıp bu insanları etrafındaki insanlar karşısında suçlu gibi gösterip mağdur ettiler.
Arkadaşım Nevin resmi bir yurtta 7 ay kadar yönetim memurluğu yapmış, nisan ayında da istifasını verip memleketi Alaşehir’in bir köyünde ailesiyle düğün hazırlıkları yapmaya başlamıştı.  Düğününe bir hafta kala bir gece yarısı köyünden tek başına alınıp, Kütahya Domaniç ilçesinin nefes alınamayacak kadar kötü nezarethanesine getirildi. Savcılık, mahkeme derken denetimli serbest olarak bırakıldı. Nevin’in tüm bunları yaşama nedeni ise resmi bir kurumda sigortasının görünmesiydi. Nevin imza atmaya da razıydı, küçük bir yerde her hafta jandarmaya gitmeye, terörist gözüyle bakılmaya da. Ancak zulüm bununla da bitmedi. 30 Temmuz düğün tarihi çoktan konduğu için düğünlerini yapmışlardı. Yaşayacakları imtihanlar daha bitmemişti; 2 Eylül günü Nevin’in tutuklanmasıyla dünyaları bir kere daha kararmıştı. Bir aylık evliydi daha Nevin, özenerek dayayıp döşediği Finike’deki evlerinin yerini Tavşanlı T Tipi Cezaevi almıştı artık. Ailesi masum Anadolu insanı köyden altı vesaitle ancak gelebiliyorlardı görüş günlerine. Maddi imkanlarının yetersizliği de eklenince her hafta gelemiyorlar, gelebildikleri zaman da yeni gelin olmuş kızlarını evinde değil de soğuk camların ardında görebiliyorlardı artık. Nevin’in eşi de aynı şekilde hanımını her hafta son hafta ümidi ile görmeye geliyordu. Belki olur ya bu hafta onu da alır götürürüm diye. Karanlık ruhlu insanlar bu tabloyu az mesut mu gördüler yoksa daha da yaşanmaz hale getirebilmek için ‘ne yapabiliriz’ mi dediler ve Nevin’in eşini de bir gün o çileli görüş kuyruğunda gözaltına alıp tutuklayarak cezaevine koydular. Şimdi kime üzülelim? Nevin’e mi, eşine mi, uzaklardan bağrı yanık neye uğradığını şaşırmış gözü yaşlı ailelerine mi. Rabbim bu zulmü tez zamanda bitirsin inşallah.