90’lı yıllarda uzun gözaltı süreçlerinin, hakkında herhangi bir delil bulun(â)mayan şahıslar için, işkence, baskı ve korkuyla, sözde delil oluşturma, ifade alma amaçlı olarak
+ kullanıldığı günlerde, oldukça elverişli bir araç olarak gündemde idi.

Özellikle “15 Temmuz kanlı kumpas darbe girişimi” sonrasında, 90’lı yılları aratmayan hatta daha da ileriye götürecek bir süreç başlatılmış, bu sürecin en zalimane uygulamaları ise; uzun tutukluk süreçleriyle cezaevlerinde yaşanmaktadır.

Samsun Cezaevinde tutuklu ve hükümlü mahkumların sağlıklarının dikkate alınmadığı öğrenildi. Cezaevindeki jandarmanın, yaz ayı nedeniyle ellerinde yeterli sayıda asker bulunmadığı, bu nedenle de güvenliği sağlayamadıklarından kimseyi hastaneye götürmedikleri belirtiliyor.

Bir çok hasta mahkumun, zamanında sağlık kontrollerinin yapıl(â)maması nedeniyle rahatsızlıklarının ilerleyebileceği ve ciddi ölüm risklerinin yaşanabileceği ifade ediliyor.

Ayrıca yine Samsun Cezaevinde;

Bir görüş gününde sekiz mahkum yakınının 5 dakika geç kaldıkları, görüş saatinin başlamasına yarım saat olmasına rağmen bu gecikme nedeniyle aşağıda bekleyen cezaevi görevlileri ve jandarma tarafından engellenerek görüş yaptırılmadığı ortaya çıktı. Kilometrelerce uzun ve yorucu yoldan gelen ve sevdikleri insanlarla çok kısada olsa hasret giderme haklarının ellerinden keyfi bir şekilde alınması asla kabul edilemez.

Samsun Cezaevinde görevli olan gerek cezaevi personeli gerekse jandarma tarafından yapılan bu hukuksuz ve keyfi uygulamalara, ilgililerin duyarsız kalmayarak gerekli ikazları yapmalarını, devam etmesi halinde her türlü hukuki yollara başvurularak, mahkumlara yönelik bu işkence suçu kapsamındaki uygulamalar hakkında mahkum ve yakınlarınca suç duyurusunda bulunulacağı belirtiliyor.