15 Temmuz darbe tiyatrosundaki rolüyle Diyanet İşleri Başkanlığına farklı bir misyon yüklendiğini, gerek sözde darbe gecesinde âdeta minarelerde hazır kıta beklemişcesine aynı anda sâlâ okumaları, gerekse cuma hutbelerinde camilerde imamlar ve bizatihi AKP’li siyasilerin seçim propagandası yapılan mekanlar haline gelmesinden anlamak mümkün.
Yapılan kamuoyu araştırmaları ile Deizmin ve Ateizmin arttığı ülkemizde, bu problemi çözme vazifesi olan Diyanet İşleri Başkanlığı, sorunun çözümünden çok maalesef sorunun bizatihi nedenlerinden birisi olduğunu gösteriyor.
Yurt dışındaki teşkilatları MİT’in maaşlı elemanı gibi çalıştığı, bulundukları ülke istihbaratlarınca tespit edilen Diyanet İşleri Başkanlığı asli görevini unutmuş, camilerde görevli imam hatipler, devletten maaş alan ancak görevi dışında mevcut hükümetin siyasi temsilcisi ve propagandacısı gibi vazife yaptıkları kamuoyuna yansımaktadır.
Diyanet Teşkilatı ayrıca, MİT tarafından hazırlandığı değerlendirilen “cemaat ve tarikat raporu” ile de, mevcut cemaat ve tarikatların devlete bağlanmasının önünü açmasını hedefleyen raporla da yeniden gündeme gelmiştir.
Ülkemizde yaşanan onca hukuksuzluğa, yoksulluğa, hırsızlığa, talana ses çıkartmayan diyanet teşkilatı, ya bunları yapanların işlerini kolaylaştıracak açıklamalar yapmakta, yada “üç maymunu” oynamaktadır.
Bütün bunların yanında, vatandaşın dini konulardaki sorularına yanıt vermek, yardımcı olmak, desteklemek gibi bir vazifesi olan diyanetin, “hükümetin” işine gelmeyecek, rahatsız edecek konulara “bizim görev alanımıza girmemektedir” diyerek tabiri yerindeyse “topu taca atmaktadır”.
Geçtiğimiz günlerde bir vatandaşın, Diyanet İşleri Başkanlığı’na E-Devlet üzerinden sorduğu bir soru üzerine verdiği cevap hiçte şaşırtmadı. İsminin gizli kalmasını istediği vatandaşın sorduğu ve karşılaştığı cevap şu şekilde;
Batı ülkelerinde, El-Kaide, IŞİD vb. islamı referans alan radikal terör örgütlerince gerçekleştirilen terör saldırıları sonrasında,  “İslam ve terör” kelimeleri bilinçli bir şekil de yan yana getirildiği, İslamâ ciddi şekilde zarar verildiği ve toplumda bu algıyı oluşturmaya bu amaca hizmet edecek görsel ve yazılı çok sayıda açıklamaların, yazıların, film ve görüntülerin hazırlandığı gözlenmektedir.
Devletten aldıkları maaşla “din hizmeti” veren diyanet’in, İslama yapılan bu saldırı ve zarar verici tutumlar karşısında, bu algıyı ortadan kaldırıcı açıklama ve bilgilendirme yapmaktan ziyade, insanları İslamdan soğutacak açıklamalarıyla gündeme gelirken, Diyanet İşleri Başkanlığı, ülke de başka sorun yokmuş gibi daha çok cinsel konularda yada çok ehemmiyetli olmayan ancak toplumda tartışmaya sebebiyet verecek konularla gündeme gelmektedir.
Suriye’deki iç savaş sonrası gündeme gelen “IŞİD (Irak Şam islam Devleti)” terör örgütü, gerek Suriye’de gerekse Avrupa da gerçekleştirdikleri terör saldırıları sonrasında yapılan uluslararası açıklamalarda İslam ve terör kavramlarının yan yana kullanılmasına neden olmuş ve bu açıklamalara, diyanet ve resmi makamlarca dini hassasiyet nedeniyle karşı çıkıldığı, malumunuzdur.
Ülkemizde de belli bir dönemde Hizbullah veya Hizbullahçı terör örgütü, daha sonra da IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) terör örgütü ve en son olarak da FETÖ (Fethullahçı terör örgütü) sözcük grubu gerek kısaltması (FETÖ) gerekse açılımı (Fethullahçı terör örgütü) uzun süredir yaygın olarak kullanılmaktadır. IŞİD yerine DEAŞ, DAEŞ veya DAİŞ sözcüklerini özellikle benimseyen ve dindar kimliğiyle ön plana çıkan gerçek veya tüzel kişi yada kurumlar, FETÖ ve Fetullahçı terör örgütü kelimelerini, hem de sadece kısaltılması veya sadece açılımıyla yetinmeyip ikisini bir arada büyük bir heves ve hoşnutluk içerisinde kullanmakta, yani içinde ALLAH kelimesi geçen Arapça tamlamayı (Fethullah) terör kelimesiyle sözlü ve yazılı olarak büyük bir hevesle yan yana kullanmakta; küçük bir yazı veya konuşma içerisinde dahi ısrarla tekrarlamaktadırlar.
Bu tutum konusunda inanç, ahlak ve tutarlılık açısından Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görüşü nedir? IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) terör örgütü kelimelerini; İslâm ile terör kelimelerini yan yana getirmemeye, birlikte anmamaya özen gösterdikleri için kullanmadıklarını söyleyenlerin; ALLAH kelimesi ile terör kelimesini yan yana getirmemek, birlikte anmamak için özen göstermemelerini nasıl yorumluyorsunuz?
Devletin çeşitli birimlerinde (MGK’da vs) FETÖ (Fethullahçı terör örgütü) adı konurken Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görüşü alınmış mıdır? Malum PKK’nın kurucusu Abdullah ÖCALAN olmasına rağmen hiç kimse PKK’ya “Abdullahçı terör örgütü” dememektedir. Lafzatullah’ın İslamda en yüce kavram olduğu öğretilmiş dindar bir aileden gelen bir Müslüman, bir imam hatip mezunu ve bir hafız olarak bunu özellikle öğrenmek istiyorum. Umarım bu samimi hassasiyetimi terör propagandası saymazsınız.” şeklindeki sorusuna, Diyanet İşleri Başkanlığı “Bu platformun amacı dini sorulara cevap vermektir. Sorunuz dini bilgilendirme kapsamında değildir” şeklinde cevap vermiştir.
Bu konu da diyanetin alanına girmiyorsa, tabelayı değiştirsinler, vergilerinden utanmadan, Allah’tan korkmadan ses çıkartmayarak maaş aldıkları “millî piyango idaresine” taşınsınlar, en azından bir işe yaramış olurlar!
Takdiri kamuoyunun ferasetine sunuyoruz….