Yaza merhaba demeye hazırlanıldığı serin bir ilkbahar akşamıydı. Ezgi Öğretmen yorgunluğuna rağmen gelir gelmez yemekleri ısıttı. Servis yaptı. Ailecek yenen huzurlu yemekten sonra bulaşıkların kabasını alıp hızla makinaya yerleştirdi. Hızlı hareketlerle çamaşır makinasını çalıştırdı. Ocağa konan çaydanlıktaki su da demlenmek arzusundaydı. Demliğe iki ölçek çay, biraz da tomurcuk çaydan koyduktan sonra demlenmeye bıraktı.
İki yaşındaki Selin ve dört yaşındaki Serdar bir saat kadar televizyon seyretmiş çoktan uykuya dalmışlardı.
Muhsin Bey de bir yandan yemeğin ağırlığı bir yandan da şantiyenin verdiği yorgunlukla salondaki çekyatta hafif şekerlemeye daldı. Bu kısa uyuklamalar ona ilaç gibi gelirdi.
Kardeşlerinin uyuması ve koşuşturmanın azalması sonrası ancak fırsat bulabilen Cengiz “anneme sitem etmek için tam fırsat” diye düşündü.
Ezgi, henüz tekli berjer koltuğa oturmuştu ki oğlu Cengiz koltuğun kenarına gelip annesinin boynuna ellerini doladı. Yanaklarından öptü. Kokladı, kokladı, kokladı.
Bütün içtenliğiyle annesine seslendi.
—Canım anneciğim! Seni ne kadar çok seviyorummmm.
Annesi de oğluna candan sözlerle cevap verdi.
—Ahhh, canım  yavrum. Ben de sizleri, öyle çok seviyorum ki. Rabbim acınızı göstermesin. Canım evladım benim.
Cengiz kalbinden geçenleri cümlelere döktü.
—Anneciğim neden onlarda bizden daha fazla ilgileniyorsun? Neredeyse oğlun olmaktansa keşke öğrencin olsaydım diyesim geliyor. Ne yalan söyleyeyim, onları kıskanmıyor değilim. Bana öyle geliyor ki ücretle çalıştığın anaokulundaki çocuklarla bizden daha fazla ilgileniyorsun, onlara daha çok özeniyorsun.
Annesi oğlunun ne demek istediğini anladı.
—Ama yavrum onların sizden farkı yok ki. Hem sizler nasılsa yanımızdasınız. Ne zaman ihtiyacınız olsa yardımcı olabiliriz. Ama onlarla sadece ders saatlerinde bir araya gelebiliyoruz. Geri kalan tüm vakitlerimiz sizin oğlum. Endişe etme.
Sözler Muhsin Bey’i de uyandırmıştı.
Uzandığı yerden kalkıp oğlunun yanına geldi kucağına aldı.
Sevdi, sevdi, sevdi.
 —Afferim benim akıllı oğlum. Duygularını açıkça ifade etmen beni memnun etti. Annen haklı bizim bütün vakitlerimiz sizin. Ama sen de haklısın bizler aldığımız maaşın hakkını fazlasıyla vermek zorundayız. Manevi sorumluluğumuz çok büyük. Ailemizden aldığımız eğitim, büyüklerimizden gördüğümüz şekil böyle. Diler
im vaktimizi doğru kullandığımızdan, üzerimizdeki nimetlerin hakkını verdiğimizden emin oluruz. Sizlere de layık ana-baba oluruz. Rabbim de bu konuda hesaba çekmez inşallah.
Anne-baba-oğul sarmaş dolaş iken dakikalar geçti.
2017 yılının Şubat Soğuğu iliklere işlediği bir sabah Mutlu ailenin, Huzurlu evi, Neşeli haneleri polis postallarıyla basıldı.
Mühendis baba ve ana okulu öğretmeni 2016 yazındaki lanetlenmiş darbe girişimi bahane edilerek gözaltına alındı.
Muhsin Bey “direnme” gerekçesiyle elleri arkadan kelepçeli olduğu halde yerlerde sürüklendi.
Anlamsızdı bu zulüm.
Ezgi Öğretmen bin bir hakarete uğradı.
Manasızdı bu eziyet.
Çocuklar uyurken kaldırıldı. Yatak altları didik didik edildi.
Gereksizdi bu mağduriyet.
Cengiz dayanamadı.
—Ne oluyor size?  Bırakın babamı. O kimseye bir şey yapmadı.
Polislerden biri tahammül edemedi. Koca elleriyle tokatladı.
—Vay yerden bitme, çöpten bacak seni. Sana mı sorduk ulan p…kurusu.
Ezgi Hanım’ın çığlığı işitildi.
—Yavrummm, Cengizimmm! Elleri kırılasıca. Nasıl kıydın yavruma. El kadar çocuktan ne istedin?
Tokat sadece küçük Cengiz’le  kalmadı. Anne de hoyrat, kanunsuz ellerden nasibini aldı.
Polislerden birinin sesi işitildi.
—Şefim buzdolabı tam takır. Bir kase zeytin ve bir kavanoz salçayla üç-beş şişe soğuk sudan başka bir şey yok. Bunlar burda oturmuyor herhalde.
Komiser de boşboğaz memura seslendi.
—Ulan! Bir gün de evinden kahvaltı yaparak çıkmış ol be kardeşim. Ölmedin ya. Sabret gidince yaparız kahvaltımızı. Burda oturmaz olurlar mı, Mernis adresleri de burası. Söyle bakalım hoca ne diyor bizim arkadaş?
Ezgi Öğretmen cevapladı.
—Burda oturuyoruz. Aylar önce dersanem kapandı, işten ayrılmak zorunda kaldım. Eşim de işinden ayrılmıştı. İhaleyle satılan bir kurumu satın aldı. Bu sefer de valilik o kurumu kapattı. Sonra da Kanun Hükmümdeki Kararname (KHK) ile kurumlara el konuldu. Elimizde avcumuzda ne varsa gitti. Benim çalıştığım dershanenin bağlı olduğu şirket ve kurumlara mühür vuruldu ve devlete geçti. Çocuklarım bile “başka özel okullara kapatılmıyorken sadece bizim okulu niye kapatılıyor, ikinci evimiz olan okulumuzun ne suçu var ki mühürleniyor” diye sorar oldu. Tabi bir şey yapamıyor insan. Arkasından şirketimiz ortaklarına ve birkaç öğretmen arkadaşlarımıza operasyonlar yapıldı. Bize de nasip bugüneymiş. Hazır elimizde kalanla idare ediyorduk. Ama bu ay iyice sıkıştık. Hamd olsun katığımız var. Bize yetiyor.
Polis araştırmalarını sürdürdü.
Dört-beş roman, beş-on  hikaye kitabı ve bir dua kitabını aldı. Sevinçle haber verdi.
—Şefim kitapları buldum. Tutanak yaptım. Bu kitaplarda malum yayınevinin.
Cengiz itiraz etti.
—Onlar benim hikayelerim ve romanlarım. Almayın onları. Hikayeden romandan ne olurmuş ki?
Polisin ikazı gecikmedi.
—Beş kardeşin tadını biliyorsun. Ne çabuk özledin bızdık? İstersen yeniden tattırabilirim.
Annesi atıldı.
—Aman oğlum. Bırak alsınlar. Romandan, hikayeden korkan anlayışa engel olmanın manası yok.
Hah şöyle. Nasıl da akıllanmışsınız. Peki söyle bakalım bizi buraya getiren arama kararına neyin sebep olduğunu biliyor musun?
Cengiz Bey cevapladı.
—Yoooo, nerden bilirim.
Polis bilgilendirdi.
—Peki…….Bey’leri tanır mısınız? Zira o sizi iyi tanıyormuş ve hakkınızda bayağı ayrıntılı bilgiye sahip.
Cengiz Bey hayret etti.
—Eşimin ve benim ömrümüz boyunca kanunsuz herhangi bir şeyimiz olmamasına rağmen baskın olması hemen aklıma itirafçı daha doğrusu İFTİRACI biri ihbar etmiştir diye getirtti. Meğer bizi fişleyen, hakkımızda itiraf adı altında İFTİRA atanın yıllarca ailece tanıştığımız ve görüştüğümüz kişi olmasını öğrenmemle başımdan kaynar sular döküldü. Düşünün can-ciğer görüştüğü insan en samimi arkadaşına iftirada bulunuyor. İster istemez şok ve yıkım yaşıyorsunuz. Dünya insana dar geliyor. Daha düne kadar “evlatlarımız size emanet, onların üzerinde bizden çok sizin hakkınız var” diyenler  size iftira atıyor. Terörün her türlüsünü lanetliyoruz. Ama başımıza gelenler de ayrı bir imtihan deyip sabırla bekleyelim diyorsunuz…Olsun Rabbim doğruyla-eğriyi ayırır. Bekleyeceğiz göreceğiz.
Ezgi Öğretmen çocuklarına seslendi.
— Canlarım! Yavrularım! Üzülmeyin, çünkü biz üzülecek onur kıracak, boyun eğecek bir şey yapmadık. Yapacak olanlara da karşı durduk ve ömrümüz oldukça karşı duracağız. Zaman her şeyi apaydınlık ortaya çıkaracak.
Cengiz birkaç kelime ilave etti.
—Ne mutlu böyle biriyle evliyim. Ne mutlu sizler gibi evlatlarım var. Ne mutlu suçsuz, günahsız olarak zalimlerce ellerim kelepçeleniyor. Allah bize yeter. O(C.C) ne güzel vekildir.