Hastanede viziteye çıkan doktor yanındaki asistanıyla aralarında geçen konuşmaya bütün stajyerler ve hemşireler şahit oldu.

—Bu çocuk neden halâ kuvözde?
—Sarılık tedavisi oluyor hocam.
—Yahu onu ben de biliyorum ama neden halâ diye soruyorum. Peki, annesi neden emzirmemiş doğar doğmaz?
—Yanında yokmuş hocam.
—Neden yanında yokmuş kardeşim? Ne demek oluyor, benimle dalga mı geçiyorsunuz? Kafa mı buluyorsunuz. Doğumunu bizzat ben yaptırdım. Şimşek bebeğin annesi Sümeyye Hanım öyle hassas bir kadındı ki işimi yaptığım halde bana doğuma girmeden önce “Size de zahmet veriyoruz. Ne olur hakkınızı helal edin. Dilerim bir gün ben de size emek verebilirim. Ama şimdilik hakkınızı helal ediniz” deyip durdu.
—Biz de anlam veremedik hocam. Tanıdığımız kadarıyla çok iyi bir insandı.
—Yahu siz ne diyorsunuz Allah aşkına? Böyle bir kadının bebeğinin yanında olmaması düşünülemez. Peki, nerede bu kadın, bebeği bırakıp gizlice hastaneden mi kaçtı. Oysa dün akşamüzeri birde doğdu Şimşek bebek.
—Peki, hangi odada kalıyor?
—Nezaretteymiş hocam. Göndermemişler.
—Yahu ne nezareti, ne göndermemesi. Aklımı oynatacağım Ya Rabbim. Nerede kardeşim Sümeyye Hanım. Çağırın gelsin. Yoksa bebeği annesine götürün sürekli emzirsin. Allah korusun bebekte kalıcı bir hasar oluşur veya kaybedersek hesabını veremeyiz.
—Sümeyye Hanım mahkemeye çıkmadan gelemezmiş hocam.
—Kardeşim doğumundan yirmi dört saat geçmemiş insanı üstelik sezaryenle doğum yapmış, ameliyatlı bir hastayı kim hangi hakla, hangi kanunla nezarete alırmış? Olacak iş mi bee. Dellendirmeyin insanı da hemen getirin annesini.
—Efendim malumunuz 15 Temmuz darbe girişimi olmuştu.
—Eee, bu iki ay önceydi.
—Tamam da efendim bu öğretmen bayan malum KHK’larla görevine son verilenlerdenmiş ve öğretmenlerin sendikasına üyeymiş ve bu sendikada devletçe terörist ilan edildiğinden üyeleri hakkında yakalama kararı verilmiş. Sümeyye Hoca Hanım da bu yüzden hastaneye giriş yapılınca bilgisayarda adı çıkmış.
—Eee, sonra?
—Sonra da arandığı hakkında kayıt ekrana düşünce polisler gelmiş. Akşamki nöbetçi doktor “yeni ameliyatlı doğum yaptı, taburcu edemem” demiş.
—Afferim doktora. Sonra ne olmuş?
—Sonra ona da “bak seni de alırız haaa, teröriste yardım etmekten. “ diye tehdit etmişler. Ama doktor “ben Hipokrat yeminliyim. Mesleğimin gereğini yapıyorum. Aksini de bana hiç bir güç yaptıramaz” Demiş. Onlar da “ Ayağını denk al. Yazdık seni. Nasılsa bir punduna getiririz”. Deyip korkutmak isteseler de nöbetçi doktor aldırmamış ve taburcu etmemiş.
—Alnından öpmek lazım o doktoru. Kardeşim herkes işini yapsın. Kimin nerede yetkisi varsa hukuk çerçevesinde kullansın. Eee, peki doktor taburcu etmemiş de hani Sümeyye Hanım nerede?
—Efendim, polisler sabaha kadar kadın doğum kliniğinin önünde nöbet tutmuşlar. Kuş uçurtmamışlar.
—Ayıp yahu. Olacak iş mi? Peki sonra?
—Sabah göreve gelen başka bir doktoru da polisler aynı şekilde tehdit etmişler. Taburcu evrakını imzala yoksa hakkında iki satır ihbar yazarız sen de onlarla birlikte çekersin. Yerini yurdunu da bildirmeyiz, arayanın soranın da bulamaz.
—Vay be mafya mı lan bunlar Devletin polisi değil mi? Nasıl tehdit eder insanları? Hesap vermeyeceklerini mi zannediyorlar? Eee sonra?
—Sonrasında da doktor korkmuş, taburcu etmiş. Hatta Sümeyye Hanım’ın işlemlerini eşine haber vermeden polisler takip etmiş. Eşinin annesi refakatçi olarak sabah geldiğinde gelinini bulamayınca feryat figan bağırıp çağırmış. Kadın fenalaşmış. İğne vurmuşlar, ilaç vermişler, serum takmışlar.
—Allah Allah! Zulme bak kardeşim. Tam bir harami usulü.
—Aman hocam biraz alçak sesle konuşun. Kendinize acımıyorsanız bize acıyın bari.
—Ne demek kardeşim. İş mi bu? Bu yapılanlar, sana, kardeşine, anana yapılsaydı ne hissederdin? O kadın da nihayetinde benim hastam ama birilerinin kardeşi, birilerinin anası. Yazık değil mi vatan evladına. Hem öyle hastaneden ameliyatlı kadını kaçıracak kadar ağır bir suç mu işlemiş, adam mı öldürmüş ki mafya usulü götürmüşler.
—Neyse hocam. Gerisi daha acı. Sümeyye Hanım götürüldüğü gün mahkemeye çıkarılmamış.  Durumu savcıya söylenmiş ama Savcı hakaret etmiş. “Hastanede doğururken bana mı sordu. Evinde doğuraydı da arandığı ortaya çıkmasaydı. Beklesin. Yarın çıkarırız mahkemeye, bugün nezarette kalsın.” Demiş.
—Vay arkadaş yahu. Savcı sanığın lehine ve aleyhine olan durumları gözetir, cumhuriyetin savcısıdır bu yüzden. Hukuktan yana olur. Taraf olamaz. Nasıl söyle böyle bir sözü. Peki, hakaret olarak ne demiş bu savcı)!)
—Ağza alınmayacak galiz şeyler efendim.
— Nedir kardeşim söylesene.
— Kadın bir savcıya yakışmayacak şeyler efendim.
— Nedir dedik kardeşim söylesene
— Efendim bayan savcı “Bunlar it gibi doğurmuyor kunnuyor(kedi, köpek gibi hayvanların doğurması, yavrulaması). Belli ki bugünleri düşünerek hamile kaldı.”  Demiş.
—Vay anasını…..
—Hatta kendisini “darbe olacağını bir öğretmen yedi ay önceden nasıl bilsin de hamile kalsın. Hem hamilelik Allah vergisi, Kimler hamile kalmak için servet ödüyorsa bir türlü bebekleri olmuyor. Aman kızım dikkat et. Ağzından çıkanı kulağın duysun.” Diye ikaz eden bir meslektaşına da “Anlaşılan sen de onlardansın.” Diye tehditler savurmuş.
—Yahu tehdit bu gibilerin kanında var her halde. Peki, sonra ne olmuş, Sümeyye Hanım’dan bahset bana.
—Efendim. Doğum yaptığı akşamı nezarette geçirmek zorunda olması, orada yatacak yer, bırakın oturacak yer dahi olmaması sonucu gece yarısı kanaması artmış, rahatsızlığını defalarca görevlilere söylediyse de “bahane bunlar. Seninle uğraşamayız. Tek derdimiz sen misin be kadın?” denilerek aldırış etmemişler.
—Vay vicdansızlar, vay ahlâksızlar, vay kanunsuzlar var.
—Dahası gece bayılmış kendinden geçmiş. Sabaha karşı apar topar acile getirmişler. Çok kan kaybetmiş. Şimdi yoğun bakımda. Hayat mücadelesi veriyor, ölümle pençeleşiyor.
—Vay bee. Ulan sizin yaptığınız, yapacağınız işin…..
—Efendim işte bu yüzden Şimşek bebek annesini hiç emmedi. Ne zaman emeceği de meçhul.
Doktor ellerini semaya kaldırıp gözyaşları içinde dakikalarca mırıldandı.
Sonra dışarıdaki hareketlilik dikkatini çekti. Sordu.
—Ne var ne oluyor?
Asistan cevapladı.
—Polisler, dün akşamki nöbetçi doktoru götürüyorlar hocam.
—“Bırakın ulan onu. Alacaksanız beni akın. Ne bu zulüm? Çekilin delikanlının etrafından. Neler çevirdiğinizi çok iyi biliyorum. Sakın dokunmayın ona.” Demek istedi.
Demedi, diyemedi, kelimeler gırtlağında takılı kaldı.
Ertesi gün diyemediklerinden dolayı istifa etti.
O günden sonra çekti, gitti. Bir daha ülkeye dönmemek üzere yemin etti.