Merhaba! Yaklaşık 25 yıldır eğitimciyim. Ta ki 13 Kasım 2016 tarihine kadar. Ondan sonra ne ile suçlandığımız bile belli değilken gözaltı işlemi ve akabinde tutuklama yapıldı. Tabi benim ve ailemin sıkıntılı günleri başlamış oldu. Önce çevremizde ki arkadaşlarımız, aile dostlarımız, komşularımız, akrabalarımız bir anda bizimle irtibatlarını kestiler. Adeta ben cezaevinde tutuklu iken eşim ve 12. sınıfa giden, üniversite imtihanına hazırlanan oğlumda dışarıda tutuklu gibi bir tecrit hayatı yaşıyorlardı.

Çok sevdiğim öğrencilerimden ve okulumdan beni ayırmış oldular. Hatta ailemden işittiğime göre en son görev yaptığım okuldaki öğrencilerimden birisi bu duruma çok üzülmüş, bir hafta boyunca ağlamış ve yemeden içmeden kesilmiş.  Arkadaşları sorunca öğretmenimi çok özledim demiş. Yaşamım ve eğitim hayatım boyunca hakkımda en ufak bir işlem yapılmadı. Velilerimle ve öğrencilerim ile çok iyi diyaloglarımız vardı. Bir Aile gibiydik. Okulumu ve öğrencilerimi çok özlediğimden çoğu geceler gözyaşlarıma hakim olamıyorum. İdealist bir öğretmen olduğumdan öğrencilerimin vatanına milleti ne ailesine ve insanlığa faydalı olması için çoğu kez kendimi ailemi bile ihmal ettim. Bunların sonucunda da bazı sağlık problemlerimiz çıktı.

Kendim tansiyon ve şeker ve mide rahatsızlıkları başta olmak üzere çeşitli rahatsızlıklar geçirdim. Bu rahatsızlıklarım kronik hale geldi. Eşimin de çeşitli rahatsızlıkları ortaya çıktı.  İyi bir insan yetiştirmek en büyük idealimdi. Hem eğitim hem de öğretim yönüyle tam donanımlı bir insan, topluma faydalı, milli ve insanı değerlere saygıyı temel kriter yapmış bir nesil.  1 Eylül 2016 tarihi ile 672 sayılı KHK ile memuriyetten ve çok sevdiğim öğretmenlik ten terör yaftası ile ihraç edildiğimi öğrenmem ayrı bir yıkım oldu. Şu anda hiçbir gelirim yok. Kara günler bizi bekliyor.

Yakın zamanda eşimin ziyaretime gelmesini murat ederken eşimin tutuklandığını öğrendim. Çaresizlik içinde haykırışlarımı sadece cezaevindeki arkadaşlarım ve cezaevi duvarları duydu.

Oğlum evde tek başına kaldı. Nasıl yaşıyor, ihtiyaçların tek başına karşılaması çok zor. Şu ana kadar hiç yalnız kalmadı. Çaresizlik çok zor, empati yapılırsa anlayacağınızı düşünüyorum.

Sonuç olarak ne ile suçladığım belli değilken dosyalarımızda gizlilik kararı varken ve Avukatların dosyaları görmesi engellenirken bizler nasıl hakkımızı savunacağız.

Türkiye de uygulanan OHAL adeta kanunsuzluklara hukuksuzluklara kılıf yapılmış durumda… Türkiye de şuanda OHAL kanunu ile herhangi bir kişinin derdest edilip tutuklanmasında mal varlığına şirketlerine el konmasında hiç bir engel yok. Bu ülkede demokrasiden insan haklarından hukukun üstünlüğünden söz etmenin imkanı var mı? Vicdanlarınıza soruyorum.  Şu anda benim gibi Türkiye de yaklaşık 200 bin insan var ve bunların 50 bini tutuklu ve bu sayı keyfi gerekçelerle artıyor.  Siz saygıdeğer kişilerden bu konuyu gündeminize almanızı ivedilikle rica ediyorum.  Saygılarımla..