Kucakları dolu doluydu yeni sorgucu memurun. Müdüriyetten içeri girerken etrafındaki bakışlara hiç de aldırış etmedi. Kendisine merdivenlerde karşı gelen amirinin sevinci her halinden belliydi.
Kemikkıran lakaplı amir pis pis sırıtarak paketler taşıyan memuruna seslendi.
—Ne o len çömez, nedir onlar? Amma yüklenmişsin, dökeceksin. Birazını da arkadaşların alsın.
Çömez’in cevabı gecikmedi.
—Arkadaşlara zahmet olmasın şefim. Ben taşırım. Kaçta hazırlayım şefim?
Kemikkıran kıs kıs gülerek cevapladı.
—Kaçta olacak her zamanki gibi. El ayak çekilince kurarız çilingir sofrasını. Alın çocuklar çömezin kucağındakileri. Bu arada dünkü zibidi kendine geldi mi? Kırıkları alçıya aldırsaydınız. Haaa birde tutanağı ona göre yapın. “Elini, kolunu, ayağını, kafasını demir parmaklıklara vurmak suretiyle kendine zarar verdiği görüldüğünden acele sağlık birimine gitmek üzere nezarethaneden çıkarılmıştır..” Gibilerden yazın. Savcının bilgisi var zaten, doktor da bilgilendirildi. Siz evrakınızı sağlam yapın. Durmayın. Arkadaşlar alın şu paketleri içeri. Dedi. Hemen koşuşturdular. Paketler paylaşıldı. Hep birlikte şubeye geçildi.
Kıdemli Baş Sorgucu İnsafsız, elindeki içki şişelerine bakıp iç çekip şişenin birini öptü.
—Hııımmm. Mis bu mis. Bu zıkkım da olmasa çekilecek gibi değil sorguculuk. Otele de söyleseydin geceye mezelerden bolca yollasalardı Çömez.
Garson rolü üstlenen Çömez, Kıdemli Baş Sorgusu İnsafsız’ın bir dediğini iki etmemek gerektiğini, mesleğinde böylece yükseleceğini düşündü.
—Söylemeye hacet yok şefim. Eşşek değiller ya vazifelerini yaparlar elbet. Yoksa alırız müdürünü görür dünyanın kaç bucak olduğunu. Dün gördüm. “Buraların kaymağı ülkemizde meşhur. Ayrıca yeni balık çeşitleri de geldi”  diyordu. Gönderir herhalde. Servis bende tasalanma. İnsafsız o sırada arabasına binen amirine durum raporu verdi.
—Şefim on iki kişi daha geliyor bugün. Akşama yoğunuz anlayacağınız. Dün sorguladığımız mühendis gençlerden biri “dayanamayacağım, kıyacağım hayatıma, elinizde kalacağım” deyip duruyordu. İki satır tutanakla bırakmış gibi yaptık sonra da “görevli polise hakaretten” tekrar yakalamış gibi yapıp aldık. Malumunuz gözaltı süresi dolmuştu. Böylece dört gün daha kazandık. Avukatına da gerekli gözdağını verdik. Arayıp sormayacak. Durum kontrol altında. Meraklanmayın. Şube Müdür Yardımcısı da söze karıştı.
—Ya şefim baş müdürü de(il emniyet müdürü) alıp gelseniz de aslan sütünden iki tek de o atsa, ikramlarımızdan sunsak. Geçen gelişinden bu yana on gün geçti. O gelince arkadaşlar daha iyi motive oluyorlar. Bakarsınız onun da eli kaşınmıştır kaç gündür. Biraz stres atar. Son zamanlarda hanımefendiyle de limoniler galiba. Aklıma gelmişken kadınlar tarafında biri var, valla bir içim su. Değme artistlere taş çıkarır.  Başmüdür bi baksın, gözü tutarsa hani….
Şube Müdürünün cevabı netti.
—Ya kardeşim başımızı kaşıyacak zamanımız mı var. Yukarıdakilerin gözü başmüdürün üstünde. O gelemez ama siz bakın keyfinize. Sen işini bilirsin. Seni gidi düzenbaz sen fırsatı kaçırma, hadi bakalım. Ha bak kardeşim! Size iş tarif edecek değilim ama geçen ki sorguladığınız öğretmen halen daha imzalamamış hazırladığımız ifadeleri. O kadar çalıştık üstünde. Mitçiler de bu ifadenin mutlaka imzalanmasını istiyor. Yoksa emekler boşa gidecek. Herifler hazırladıkları ifadelerin çer-çöp olmasını istemiyor. Bak mutlaka yedirin, içirin, kırın, dökün ama mutlaka o ifadeleri imzalatın. Yoksa bizi de okkanın altına vermiş olursunuz.
Gece geç saatlere kadar süren sorgularda yirmi iki yaşındaki genç mühendisin dilinden dökülen şu oldu.
—Getirin ne varsa imzalayacağım. Roma’yı da ben yaktım. Papa II. Jean Paul’ü de ben vurdum. Olaf Palme’nin de katili benim. Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ı da, Uğur Mumcu’yu da ben katlettim. Ahmet Taner Kışlalı’yı da, Bahriye Üçok’u da. Ne kadar faili meçhul varsa faili benim. Yeter ki karımı, biricik eşimi, hayat arkadaşımı giydirin. Giydirin canımı, bir tanemi. Üşür o. Utancından ölür o. Yeter ki ona dokunmayın. Yalvarırım size. Ona dokunmayın. İncitmeyin. Amma bilesiniz bugünlerin yarınları var. Nasılsa benden Rabbimin haberi varrrrrrr….