—Ağzında eveleyip geveleme kardeşim. Ne diyorsan açık açık söyle. Seninle mi uğraşacağız. Burası kreş değil. Çocuk avutacak halimiz yok. Erkek ol biraz.
—Ama müdürüm, bana dediler ki.
—Kes kardeşim sana ne dediklerini biliyorum. Onlar karnından mı konuşuyor zannediyorsun. Elbette bi bildikleri var. Bu zaman kolay mı geldiler. Senin yaşın kadar onların meslek tecrübesi var. Baban yaşında “Ben böyle tutanağa imza atmam.” demiş adama kafa tutmuşsun.
—Estağfurullah müdürüm, kafa tutmak ne haddime benim. Ben haddimi bilirim. Bana eğer… Dediğinde müdürün tepesi attı. Kırmızı görmüş boğalar gibi saldırdı. Memurun yakasından tuttu, birkaç defa sarstı, örseledi.
—Ulan, daha sözüm bitmedi edepsiz herif. Kesme sözümü. Dinlemesini bil be dangalak. Üstüne üstlük bununla da yetinmemiş “Bu yaptığınız doğru değil. Hukuken suç. Olay böyle olmadı ki. Sahte evrak düzenlemek olur böylesi.” Diyerek bir de tehdit etmişsin aklın sıra. Kardeşim çok zeki zannediyorsun kendini ama aklını kendine sakla. Burada çalışmanın bir bedeli var. Birlik beraberlik şart. Sana ne deniyorsa onu yapacaksın. Söyle bakalım bu sözleri söylemeye nerden ve
nasıl cesaret buluyorsun? Kimsin kardeşim sen. Yoksa sen de onlardan mısın? Söyle ulan söyle onlardan mısın?
Memurun gözleri dolu dolu oldu.
—Haa,,hayır müdürüm. Ben kimseyi tehdit etmedim. Dedi.
Başka bir şey söyleyemedi. Sessiz kaldı.
—Çık dışarı ulan, defol şurdan. Emrini duyar duymaz da kapıya kadar geldi. Yüzünü tekrar müdürüne döndü. Baş selamı vererek çıkmak istedi. Ama müdürü bas bas bağırdı.
—Senin gibilerin saygı gösterisine, selamına ihtiyacım yok. Daha fazla dellendirmeden s.. ol git şurdan beyinsiz herif.
Odaya döndü. Masasına geçti. Kapalı bilgisayarı ayna vazifesi yapıyor gibiydi.
Kendi kendine sordu.
—Ben neden olur mu hiç, bu sözleri nasıl söylersiniz, diyemedim? Ben neden devletini, milletini seven biriyim diyemedim?  Ben neden, edepsiz de değilim benim ailem ve büyüklerim bana yeterince terbiye verdi diyemedim? Ben neden edepsiz demeniz benim yetişmemde emeği olan herkese hakarettir, sizi saygıya davet ediyorum diyemedim? Ben neden siz de devlet memurusunuz ben de amirim olmanız bana bu tarz davranmanızı haklı kılmaz diyemedim? Ben neden, akamdan tutmaya, sarsmaya asla hakkınız yok, sizi bundan men ederim diyemedim? Ben neden lütfen kendinize gelin, yoksa sizi şikâyet etmek zorunda kalacağım, diyemedim? Neden, neden, neden? Dedi. Dakikalarca ağladı.
Çok geçmeden yanına gelen komiseri onu teskin etmek için konuşma ihtiyacı duydu.
—Unutma hepimiz birbirimize mahkûmuz. İki ay önceki sorguda hırpaladığın bilgisayar mühendisinin dalağını almak zorunda kalmışlar. Elin mahkûm. O tutanağı imzalayacaksın. Sade o tutanağı değil bundan sonra ne getirirlerse imzalayacaksın. Yoksa oyun bozanlık ettin diye bütün yanlışlıklar üzerinde kalır. İhalenin altında kalır ezilirsin. Biz yıllardır nelere katlandık. Daha gençsin. Nelerle karşılaşacaksın. Takılma bunlara.
Komiserine durumu anlatmaya başladı.
—Ama komserim. Herifin gözlükleri gözündeyken dövdüler. Camları kırılıp adamın yüzü boydan boya yarıldı. Şimdi de bana gözlükleriyle yüzünü kendi kesti diye tutanak tutturuyorlar. Nezarethanede bir sürü kişi gördü bunun böyle olmadığını. Nasıl imzalarım bu tutanağı. Onu imzalamakla kurtulsam neyse. Görevde olmadığım yıllık izindeki bir günde ayağı ve kolu kırılan, başı yarılan bir tutuklunun kendi kendini yaraladığını bildiren tutanağa imza atmamı istiyorlar. Neymiş, o günkü görevli arkadaşlar hakkında fazlaca işkence iddiası varmış. Şubede ne kadar personel varsa olayları ve tutanakları bölüştürmüşler ve imzalatmaları gerekiyormuş. Bu kadar da olmaz komserim. Organize suç bu, organize suç, örgütlü suç.
Bilmiyordu ki o emri verenin komiseri olduğunu.
Ne mi oldu o memura?
Tabi ki terör örgütü üyesi olmaktan nezarete atıldı, sonrası malum sulh ceza hakimi tutukladı, ağır cezada yargılanıyor elbette.