Servis hemşiresi şoföre seslendi.
—Hacı Teyze geç kaldı. Hiç bu kadar bekletmezdi. Diğer hastalar da sıcaktan sıkıldılar. Bas kornaya da çabuk olsun Hasan Dayı.
Bu sırada evdeki telaş son had safhadaydı.
Hacı teyze telaşla gelinine seslendi.
—Oğlum nerde? Neden gelmedi? Beni kim taşıyacak servise kadar? Geçen sefer de servis şoförüne kalmıştık, adamcağız zaten ihtiyar, çok zorlandı. Telefonla ara kızım nerede kalmış sor.
Gelin Ayşe kaynanasının merakına karşılık cevap verdi.
—Sabahtan beri köşede bekleyen polisler yüzünden olsa gerek telefonu cevap vermiyor.
—Adamlar sabahın köründe evi basıp altını üstüne getirdikleri yetmiyormuş gibi şimdide evimizi gözetliyorlar.

Ayşe her zaman dikkate ederdi ama bu kez acıdan ve can sıkıntısından olacak Hacı Teyze’nin duyacağını tahmin etmeden sesli konuşunca kadıncağızın yüreği ağzına geldi.
—Kim, kızım? Kim bastı evi?
Söz söylendiğinden geri dönemedi.
—Hacı anne! Çok önemli bir şey değil. Polisler sabah oğlunu sordular, olmadığını öğrenince gittiler. Meraklanma. Diyebildi.
Oysa aynı konuyu komşuları ve avukatları Ali Bey’e;
—Caddenin köşesinde bekleyen şu polisler ellerinde arama izniyle sabahın köründe geldiler. Eşim hakkında yakalama kararı varmış onu arıyorlarmış. Bize kararı okutmadılar bile. Bir de evde dip-köşe arama yaptılar. Her yeri birbirine kattılar. Mutfaktaki pirinçle bulguru, nohutla kuru fasulyeyi, birbirine kattılar. Plastik ambalajındaki makarnayı bile bıçakla kesip döktüler. Neymiş içinde bir şeyler gizliyse bulmak içinmiş. Özel çamaşırlarımı yerlere döküp üstünde ayakkabılarıyla gezindiler. Yapmayın, etmeyin dedikçe de bağırıp çağırdılar. Hatta birisi bir ara “Kapa çeneni, üstünü başını da çıkarttırma bize. Buna da yetkimiz var haaa, unutma” Diyerek alçakça tehdit etti. Küçük oğluma ve kızıma; “Nerde terörist babanız. Yerini biliyor da söylemiyorsanız, pencereden sallandırırım sizi aşağıya. Söyleyin bakalım nerede o hain?” Dedi. Kızım da dayanamadı, “Benim babama terörist diyemezsiniz. Yerini de bilmiyorum.” Diye bağırarak söyleyince “vay p.. kurusu. Bana bağırmak ha..” deyip kızımı tokatladı. Sonra da “polise hakaretten evrak yapar, canına okurum senin velet.” Diyerek tehdit etti. Kızım dakikalarca ağladı. Benim sakinleştirmeme de izin vermediler. Lütfen bu söylediklerimi tutanak haline getirin. Bugün olmazsa da yarın hukukun işlediği zamanlar gelince hakkımı arayacağım. Dedi.

Ali Bey;
—Bu hain darbe girişiminden sonra suçlu ilan ettikleri kesimle ilgili hep aynı şeyleri yapıyorlar. Geçenlerde bir avukat arkadaşım güzel bir savunma yaptı. Onu da “teröristleri savunuyorsun” diye tutukladılar. Memlekette savunma hakkını kullandırmadıkları gibi, avukatlara da gözdağı veriyorlar. Hâlbuki bugünler nasılsa bitecek o zaman bu görevlilerin arkasında kimse olmayacak. Sizi anlıyorum. Peki eşiniz? Dedi.
Ayşe Hanım da;
— Eşim hakkında “havuz medyasında” haberler çıktı. O da o günden beri eve gelip gitmiyor. Ben de belediyede sekreterdim. Yeni ev almıştık. Eski evde de “digitürk” abonesiydik. Yeni ev site içinde ve uydu anten sistemi olduğundan aboneliği iptal ettirmiştim. Bu yüzden terör örgütü üyeliğinden hakkımda işlem yapıldı. Üç gün nezarette kaldım. Adli kontrolle serbest kaldım. Dava devam ediyor. Savcı yedi buçuk yıl ceza istiyor. Akıl alır gibi değil.

Avukat Ali Bey;

—Peki yeni aldığınız evin tapu kayıtlarını, sitedeki uydu televizyon anten sistemini belgeleyip mahkemeye vermediniz mi? Diye sordu.
Ayşe Hanım da;
—Avukat Bey! Bilmez gibi sormayın. Belgeledik belgelemesine de, dinleyen kim. Bir kere akıllarına koymuşlar. Hâkim mahkemede bana “Kızım cezanı belirledik mahkemeyi uzatma, cezanı verelim gitsin. Sen istinafta itiraz edersin. Orada da itirazın ret olursa Yargıtay bir karar verir nasılsa. Bizi yorma. Bekleyen bir çok dava var. Kan beynime sıçradı. Delirmemek elde değil. Mahkeme başkanının dediğine bakar mısınız. Ne hale gelmişiz, dedi.
Hacı anneyi Diyaliz Merkezine götürecek servis aracı on dakikadır aşağıda bekliyordu. İnmediğini gören yaşlı servis şoförü eve kadar gelmiş, yatağından kucaklayarak tekerlekli sandalyeye oturtmuş, asansörle indirmeye başlamıştı ki kadıncağız verdiği sıkıntıdan dolayı ağlamaya başladı.
—Oğlum olsaydı o indirirdi. Size zahmet vermezdik. Deyip hakkını helal etmesini istedi.
Sonra da gelinine seslendi.
—Kızım! Oğlumun yokluğuna dayanamam. Yaşama ümidimde yok oldu artık. Dedi ve ellerini semaya açtı.
—Ya Rabbi! Beni oğulsuz bırakanları sana havale ediyorum. Sen bilirsin. Sen bizim sahibimizsin. Dedi. Sonra da sadece dudakları kıpırdamak kaydıyla dualarına devam etti.