—Aman anne uzak duralım onlardan.
—Neden uzak duracağız oğlum.
—Masum insanları alıp götürüyorlar.
—Götürmezler oğlum.
—Götürüyorlar anne.
—Yavrum! Onlar güvenlik görevlisi Kanunlarla verilen görevlerini yaparlar. Kanunlarına göre “polis, asayişi toplumun emniyetini ve mesken dokunulmazlığını korur. Halkın ırz, can ve malını muhafaza ve toplumun istirahatini sağlar. Yardım isteyenlerle, yardıma muhtaç olan çocuk, alil ve acizlere yardım eder.
—Anne sen kanunda yazanı söylüyorsun. Ama onlar hiçbir kanuna uymuyor ki.
—Uymaz olurlar mı oğlum? Uymazlarsa hata yapmış, suç işlemiş olurlar. O zaman da onlardan hesap sorarlar.
—Anneciğim, madem onlar kanunlara uygun hareket diyorlar neden üst komşumuz Semih amcayı alıp götürdüler? Onun ne suçu olabilir ki? Adamcağız belediyede şofördü. Şoför adam ne suç işlemiş olabilir ki? Hatırlasana üç kızı da ne kadar ağladı, babası götürülürken.
—Haklısın oğlum. Ama nasılsa suçsuz olduğu ortaya çıkar. Hiçbir hakikat sonsuza kadar gizli kalamaz. Hiçbir zalim zulmünü devam ettiremez.
 —Peki, anne Yeter halamı neden alıp götürdüler? Anaokulu öğretmeniydi. Ne suçu olabilir ki? İki oğlu da kendilerini harap ettiler anneleri kelepçelenirken.
—Haklısın oğlum haklısın. Ama elimizden bir şey gelmiyor.
—Haklısın oğlum. İşte anne ben de o yüzden “polislerden uzak duralım” dedim.

—Ama Yakup’cuğum küçüklükten bu yana en çok sevdiğin oyuncak polisi, itfaiye arabaları, can kurtaranlardı.
—Ama artık polis arabalarını sevmiyorum.
—Oğlum, geçer bunlar. Şimdi küçüksün. Sonra unutursun.
Bu konuşmayı dinleyen İşletme son sınıftaki abla Yağmur söze girdi.
—Bak anneciğim, kardeşim küçük yaşta olmasına rağmen ne kadar aklı başında konuları dile getirdi. Valla bir yandan şaştım Yakup’a bir yandan da böyle bir kardeşim olduğu için gurur duydum. Nasıl unutsun anne? Yeter halam iki yıl içerde kaldı. 6 yıl 3 ay ceza verip, hastalığından dolayı istinaf mahkemesi itiraz süresini dışarIda geçirmek üzere saldılar. İnşallah cezası onaylanmaz da bir daha içeri girmez. Sapa sağlam girdiği cezaevinden çıktıktan sonra neredeyse bir ay yatalak sen bakmadın mı halama. Kocasını da aldıklarından çocuklarına bizden başka bakacak kimse yoktu. Hep beraber kalmak zorunda kaldık iki oda bir salon evimizde. Hamd olsun asla şikayetçi olmadık, olmayız aksine onur duyarız ama Yakup nasıl unutsun?
—Doğru kızım küçük zihninde unutması zor. Ama unutması lazım ki zihninde takılı kalmasın. Sonra kendine, ruhuna zarar verir, Allah korusun.
—Elbet zor anneciğim. Ama Yakup’un üst komşumuz Semih amcayı ne kadar çok sevdiğini bilirsin. Onu “Benim üç kızım var. Oğlum yok ama Yakup benim oğlum evimizin de erkeği sayılır.” Diyerek sever, iltifat ederdi. Kıt kanaat geçinse de ya bir şeker, ya minicik bir çikolata ya bir balonla ya da bir meyveyle her gün gönlünü almaz mıydı? Söyle anne bu güzel insana yapılan haksızlığı Yakup nasıl unutsun.
—Doğrusun kızım. Ama onun evi ayrı yolu başka. Semih bey sonuçta akrabamız değil. Yaptığı bir şey varsa hesabını verir, bir suçu da yoksa devlet boşu boşuna tutmuyor ya bırakır elbet.
—Anne! Yapma Allah aşkına. Abin yani büyük dayım hem Semih amcanın hem de Yeter halamın yargılandığı ağır ceza mahkemesinin başkanı diye böyle konuşuyorsun. Söz nasılsa dönüp dolaşıp ona gelecek diye korkuyorsun. Ama sen ne kadar abini korumak için dilinle böyle söylesen de biz biliyoruz ki gönlün ve vicdanın öyle söylemiyor biliyorum. Ama üç yıl doldu. Yavaş yavaş neyin, nasıl olduğu ortaya çıkıyor. Sen de inadı bırak. Kuru kuruya abini savunma. Senin abin bizim de dayımız ama kabul et ki verdiği kararlar haksız, yaptığı yargılamalar hukuksuz ve vicdansız. Bir gün bu yaptıklarına o da pişman olacak.
—Aman kızım neler söylüyorsun?
—Hakikati anne. Hakikati. Belki dayım savcı oğlunun başına bir şey gelir diye hukuksuzlukta ısrar ediyor, belki de yine hâkim olan eşine bir zarar dokunur diye hakkın, hakikatin yanında yer alamıyor, yasalara-vicdanına göre karar vermiyor. Ancak bunun hem hukuki hem de vicdani, uhrevi vebalinin altında kalıp ezileceği günler çok uzak değil.
—Dayın hakkında nasıl konuşuyorsun? Biraz terbiyeli ol kızım?
—Annem, canım annem. Yapma böyle. Sen bari yanlışta ısrar etme gel dayımlara gidelim düşündüklerimizi söyleyelim. Hatta ben senin yanında destek olayım. Ben hiç konuşmayayım sadece sen konuş. Hadi annem, hadi bir tanem. En azından bir ikaz vazifemizi yapmış oluruz.
—Koskoca yirmi yıllık hakime biz akıl mı vereceğiz.
—Hayır anneciğim akıl vermeyeceğiz. Ne haddimize. Gidip hakkı, inandıklarımızı, doğruyu söyleyeceğiz. En azından sorumluluktan kurtulmuş oluruz.
—Nasıl karşılar ki?
—Onun nasıl karşılayacağını düşünmek bizi söyleyeceklerimizden geri bırakmasın. Hadi anneciği, yalvarırım gidelim. Ne olursun. Yakup da gelsin. O da duysun kahraman annesinin konuştuklarını. Hadi, hadi…
—Gidelim be kızım. Gidelim.
—Canım annem benim.

Derlenip toparlanıp üçlü alelacele çıktı.
Yolda Yağmur göğe bakarak yüksek sesle haykırdı.
—Sen nereye ne için gittiğimizi iyi biliyorsun Ya Rabbi. Sinelerimize, dilimize güç kuvvet ver.
Sonra da tıpkı tarihteki müthiş nağmenin sahibi (SAV) gibi şöyle dedi.
—Şahit ol Ya Rab. Şahit ol Ya Rab. Şahit ol Ya Rab.