Ülkesine ve milletine hizmet etmekten, tüm dünyaya rengi, dili, dini ayırt etmeksizin barış mesajları vermeye çalışmaktan başka bir ideali olmayan eğitim işçisi bir öğretmenim. Bu mefkûreye sahip olduğuna gönülden inandığım özel bir okulda 2009 yılından beri çalışmaktayım. Okulda göreve başladığım andan itibaren ben ve tüm mesai arkadaşlarımla eğitime emek verdik. Ülkemizde ve tüm dünyada barışın hâkim, demokrasinin ve özgürlüğün herkes için olması, yoksulluğun ve sefaletin son bulması için mücadele ettik. Bunları gerçekleştirmenin de en iyi yolunun eğitimden geçtiğine inandık. Bu niyet ve gayretlerimizin meyvesi donanımlı, vatanını ve milletini seven hamiyetperver nesillerdir.

Tüm bu güzel niyet ve gayretlere rağmen 2013 yılından beri bir takım siyasi saiklerle ekonomik, sosyolojik ve psikolojik baskılara maruz bırakıldık, bırakılıyoruz. Anayasal hakların tamamen ortadan kaldırıldığı bir ortamda derdimizi ulaştırabileceğimiz hiçbir merci kalmadı. Yaşadığımız toplumdan tecrit edildik. Basın-Yayın ve medyanın susturulduğu ülkemizde kitleler sindirildi, kandırıldı. Her gün yenisi eklenen yalan ve iftiralarla toplum tesir altına alındı. Yaşanan ve yaşanmaya da devam eden bu olumsuzluklar en nihayet 15 Temmuz tarihinde gerçekleşen darbe girişimi sonrasında zirveye ulaştı. Henüz darbeyi yapanların kim olduğu netleşmemişken olay, bu tür işlerle yakından uzaktan alakası olmayan eğitim gönüllülerine fatura edildi. Ben Sosyal Bilgiler öğretmeniyim. Her zaman demokrasinin, hukuk devletinin taraftarı ve savunucusu oldum. Milli egemenliğin vazgeçilmez olduğunu öğrettim öğrencilerime. Ama gariptir şimdilerde T.C Devletini ve anayasal düzeni yıkmak, demokrasiyi rafa kaldırmak iftirası ile zan altıdayım. Darbe ile asla ve asla alakam olmayıp girişimi evimde televizyondan öğrenmiş iken tüm bu yaşananlar bir ironiden ibarettir. Bana ve benim gibi düşünen eşime, arkadaşlarıma bu iftiranın yakıştırılması son derece insafsızlıktır. Bu durum bizi son derece rencide etmektedir.

Tüm bu yapılanlar yetmezmiş gibi 15 Temmuz tarihinden itibaren soy kırıma maruz bırakılıyoruz. Karakolun önünden geçmeyen sicili tertemiz insanlar hiçbir delile dayandırılmaksızın görevinden uzaklaştırıyor, hapse atılıyor ve işkencelere maruz bırakılıyor. Bunu yakından gören ve yaşayan bir fert olarak yaşadıklarım sizlerle paylaşmak istiyorum. 20 Temmuz’da çalıştığım kurum kapatıldı ve bir günde işsiz kaldım. İş bulabilme ümidi ile gittiğim başka kurumlarda bize kapılarını kapattı zira kendilerinin de baskı altında olduğunu beni işe alırlarsa kendilerini de sıkıntıya girebileceklerini söylediler. Bu gelişmelerden kısa bir süre sonra da 15 yıllık eğitim hayatım ve 12 yıllık mesleki tecrübem bir kenara atılarak lisansım iptal edildi ve öğretmenlik mesleğim elimden alındı. Bu hangi kanun ve nizamla açıklanabilir? Son iki ay okuldan maaşımı ve tazminatımı alamamışken baskılara daha fazla dayanamayıp evimi taşımak zorunda bırakıldım. Kredi ile aldığım evin taksitlerini ödeyemedim ve evi ciddi zarara yol açmasına rağmen satışa çıkardım. Ailemin geçimini sağlayabilmek için arabamı satmak zorunda kaldım. Tüm bu olumsuzluklar bir yana eşimin haziran ayında bir kaza sonucu T12 omuru kırıldı ve yürüyemiyor. Bakıma muhtaç. Moral motivasyonun sürekli zinde tutulup bakımının itinalı yapılması gerekirken bu olaylar ailede en fazla onu etkiledi. İyileşme süreci uzadı. Şu an kayın babamın yanında misafir olarak kalıyorum. Daha ne kadar bu şekilde devam edebiliriz bilemiyorum. Halime de şükrediyorum. Çünkü durumu benden çok daha kötü arkadaşlarım, akrabalarım var. Ülkemizde tarihin en büyük suçlarından birisi ifa ediliyor. Ne yazık ki insanlar seslerini ulaştıramıyor hiçbir yere. Bu soykırım değildir de nedir? Çalışmalarınızın sesimize ses olması temennisi ile…