Canımdan ötem,
Biricik babacığım,
Evet sana “canımdan öte” deyişim sana oldukça farklı gelmiştir. Hatta hatta “sana” diye hitap etmem bile.
Haklısın bir evlat babasına “sana” dememeli belki de.
Haklısın evlat babaya “sana” diyerek “yüz-göz” olmamalı belki de.
Haklısın oğul, babasına “sana” diyerek “saygısızlık” etmemeli belki de.
Ama vallahi de “saygısızlık” olsun diye demedim,
Ama billahi de “yüz-göz olmak” için söylemedim.
Hani Anadolu’da “hemi vallahi, hemi billahi” ile söze başlayıp dediklerine bütün gönlünü katıp, hitap ettiklerini inandırmaya çalışırlar ya, aynen öyle.
Hoş gerçi senin öyle bir yemine ihtiyacın yok.
Amma gönlüme geldi bu sefer söylemeliyim. Zaten geç kalmışım.
“Canım babacığım,
“Sana” diye hitap etmemin sebebi hemi vallahi hemi billahi seni çok sevişimden,
“Sana” diye hitap etmemin sebebi hemi vallahi hemi billahi seni çok özleyişimden
Canımdan ötem,
Canım babacığım,
Öyle ya sana “canım” demeyi o kadar çok özlemişim ki şimdilerde fark ettim.
Ah akılsız başım, babam yanımdayken neden onlarca  kez “canım” demedin.
Ah kadir kıymet bilmez gönlüm babam yanımdayken neden yüzlerce kez “canımdan ötem” demedim. Ama şimdi binlerce yüz binlerce kez yazmak söylemek, haykırmak istiyorum sana “canımmmm babacığım” diye. Bu satırları yazmadan önce edebiyat kitaplarına göz attım, denemelere baktım, hikâyelere,  romanlara göz gezdirdim. Yetmedi internete girip, mektup nasıl yazılır, babaya nasıl hitap edilir, neler söylenir, nelerden bahsedilir diye saatlerce siteleri dolaştım. Örnek mektuplara baktım. Bilgisayarıma web sitelerinden  onlarca örnek mektup indirdim. “Nasılsa baka baka bir şeyler yazarım” diye düşünüp klavyenin başına geçtim. Tuşlara dokunmaya, harflerin üzerine basmaya çalıştım.
Ne yapsam ne etsem de kelimeler kurgulasam da cümleye dönüşmüyordu. Cümleler sıralasam da paragraf olmuyordu. Paragraf bir türlü içime sinmiyordu. Sonra anlamsız çabamdan vazgeçtim. Gönlümle baş başa kaldığım dakikalarda olan biteni sana anlatmanın en doğrusu olduğunu düşündüm. İşte bu yüzden bu satırları sıralıyorum.
İşin en güzel yanı bunca yıl sonra yokluğunda sana “canımdan ötem” diyebilmek.
İşin en şahane tarafı kapalı görüşte sana dokunamamanın hicranını mektubuma dokunduğunu bilerek gidermek, işin en muhteşem yanı, satırlarıma göz gezdirdiğini ve belki de mektuba sürdüğüm, bana hediye ettiğin gül kokusunu kokladığını hayal etmek.
Canımdan ötem, canım babacığım,
“Hep derdin ya bu günler de geçecek,
Önümüz bahar, güzel günler gelecek” diye. Sana bütün kalbimle inanıyorum.
“Bu günler de geçecek, önümüz bahar, güzel günler gelecek”. Sen bizi merak etme. Nasılsa Allah’a havale ettin ya. Gayrısı gam değil. Ellerinden doyasıya öperken sana ve dualarına olan ihtiyacımı merhum bestekâr Ziya Taşkent’in hüzzam makamındaki bir şarkının sözleriyle dile getirmek isterim.
Bu akşam her akşamdan sana pek çok muhtâcım
Senden başka kimseye yok benim ihtiyâcım
Bu akşam her akşamdan sana pek çok muhtâcım”
Sağlıkla kal babammmm, sağlıkla kal
Seni çokkkk seven yavrun, Ali’n