Küçük kız ağlıyordu.
Konuşmak istiyor, konuşamıyordu.
Hıçkırıklarına hâkim olabildiği bir anda babasının boynuna sarıldı. Gözlerine baktı. Sordu.
Ağlayarak sordu, söyledi.
—Baba! Ne olur söyle, gizleme bizden, annem ölecek mi? Ameliyat olsa iyileşmez mi? Baba, ne olur doktorlara söyle kurtarsınlar onu. Ne olur baba, ne olur. Yalvarırım.
—Canım yavrum. Üzme kendini. Biz elimizden geleni yapacağız ama Allah’ın dediğinden başka bir şey olmaz. Doktorlar ameliyat olması gerektiğini söylüyorlar, sonra da kemoterapi alması gerekecekmiş. Belki daha sonra da radyoterapi. Alternatif tıp dalında da ne yapılması gerekiyorsa yapacağız.
Sevcan, babasının sözleriyle biraz olsun rahatlasa da sorularına devam etti.
—Babacığım, yurt dışında tedavi ettirseydik daha farklı olur muydu acaba? İnternetten araştırdığıma göre Küba’da bu kötü hastalıkların tedavisinde çok iyi sonuçlar alınmış. Oraya mı gitseydi acaba? Yoksa paramız mı yok babacığım? Cezaevinden tedavi için göndermezler mi baba? Yurt dışına çıkamaz mı? İyileşince yine gelir yargılaması devam eder, verirlerse cezasını çeker. Ama önce iyileşse olmaz mı?
Babası kızının çabasına sevindi.
—Canım kızım, biricik yavrum. Araştırman, soruşturman çok güzel ama seninle biraz daha açık konuşmanın vakti geldi. Otur şöyle, otur yavrum.
Sevcan sekiz yaşında olmasından dolayı etraftan çocuk muamelesi görse de babasının nazarında “Genç Bayandı”.
Halim, kızını başından öptü.
Sevcan koltuğa oturdu.
Halim, bir büyük insanı karşısına almış onunla paylaşımlarda bulunuyorcasına anlatmaya başladı.
—Canım yavrum, biricik kızım. Bunca yıldır neler olup bittiğinin en yakın şahidi sensin. Kendini bir gözlemci olarak düşünmeni ve bana ona göre cevap vermeni istiyorum. Söyle canım kızım bugüne kadar annenin ve benim devlet, millet, manevi değerlerimiz adına herhangi bir yanlışımız oldu mu? Söyle canım yavrum, kimsenin canına, malına, ırzına, namusuna karşı yanlış bir davranışımız oldu mu? Söyle meleğim, sözlerimizden davranışlarımızdan gördüğün kadarıyla bize yapılanlar reva mı, doğru mu?
Sevcan, babasının sorularını büyük bir gururla cevapladı.
—Canım babacığım, ne annemin ne senin herhangi bir yanlışınızı görmedim. Kimsenin canına, malına, ırzına, namusuna karşı yanlış davranışımız olmadı. Size yapılanlar olsa olsa çok iyi olmanızdan dolayı kötü ruhlu kimselerce cezalandırılmanızdır. Bir gün çok sevdiğim sınıf arkadaşım beni üzmüştü. Ben de ağlamıştım. Öğretmenim neden ağladığımı sordu. Ben de söyledim. Öğretmenim bana “bazen iyilikler cezalandırılır. Ama sen iyilik yapmaya devam et kızım.” Demişti. Ben de hayret etmiştim. İyilikler neden cezalandırılsın diye düşündüm. Ama sizin başınıza gelenleri görünce şimdi öğretmenime hak verdim. O zaman siz de iyilik yapmaya devam edin. Peki annemin hastalığı daha önce var mıydı baba?
Yaşına göre koca koca laflar eden Sevcan’ın sözleri babasını mutlu etti. Bir yandan da korktu. “Çocuklarımız küçük yaşta olgunlaşmak zorunda kalıyor. Bu yaşta büyüklerin yükünü omzuna alıyor” diye düşündü.
Kızının sorusunu cevapladı.
—Kızım. Annen öğretmenlik yaptığı esnada hayat dolu, enerjik, müthiş bir insandı biliyorsun. En sıkıntılı zamanlarda, en olumsuz durumlarda bile çevresine ve bizlere moral aşılayan, neşe veren biriydi biliyorsun. Ne zaman içinden çıkılmaz zannettiğimiz bir şey olsa annen duyar duymaz mutlaka bir çıkış yolu bulurdu veya “bunda da bir hayr var” der bizleri teselli ederdi. Ama ne zamanki mesleğinden “terör örgütüyle irtibatı var” diye alçakça, haince bir iftirayla ihraç edildi işte o zaman dünyası başına yıkıldı. “Ne gelirse kaderden” dese de yediremedi kendine. Nasıl yedirsin kızım? Uğruna ömrünü adadığı değerlerin zıddına, tersine hiç akla hayale gelmeyecek şekilde suçlanmıştı. Biliyorsun dedesi Kıbrıs Barış Harekatında şehit olmuş bir şehit torunudur annen. Büyük büyük dedeleri de Yemen’de can vermiş, dönmemişler. Her zaman övünürdü annen bu durumla. Ama ne yazık ki vatanımızın geleceğine kastedenler annen gibilere ve bizlere kıydılar. Hak ve hakikat elbet bir gün ortaya çıkacak ama ne yazık ki annen yapılanlar çok içerledi, çok üzüldü. Zannederim bu dert onu hasta etti.
—Peki babacığım, neden çok zayıflayana kadar doktora gitmedi? Neden götürmediniz? Neden ihmal edildi babacığım? Kim yaptı bunları? Bir ara avukatla konuşmanızda “yirmi dört kilo verdi, çok halsiz. Korkarım ölümüne sebep olacaklar. Cezaevinden tabutla çıkaracaklar. Allah katında sorumlular. Hukuk önünde hesabını soracağım.” Demiştin.
Halim gözleri dolu dolu cevapladı.
—Gitmedi değil kızım. Gidemedi. Götürmediler doktora. Götürmediler hastaneye. Evet, kızım haklısın. Annen hastalandı, aylarca hastaneye götürmediler. Götürdüklerinde de doktorlar “çok geç kalmışsınız” demiş. Ameliyat için yurt dışına çıkmasına da asla müsaade etmediler. Kızım Allah’tan ümit kesilmez ama bil ki annenin başına ne geldiyse sorumlusu belli kızım. Annen genç kızım, henüz otuz dört yaşında. Rabbim onu bize bağışlar umarım.
Aradan geçen günlerde Halim de gözaltına alınınca üç kardeş babaannenin yanında kalmak zorundaydı. Anasız-babasız geçen günlerin zorluğunu dillendirmek güçtü.
Sevcan kardeşlerine ablalıkla beraber anne vekilliği de yapmaya başladı. Küçük vücutlarda koca koca yükler. Altı ay kadar sonra Halim Bey, altı yıl on ay ceza alıp adli kontrolle bırakılınca yavrularına kavuştu. Karara itiraz etti. Davası devam ederken anne Ayşe Hanım’ın durumu her geçen gün daha da ağırlaştı. Günler kara haberi daha fazla saklayamadı. Ayşe Hanım memleket incisi Güneydoğumuzda bir cezaevinde Hakkın rahmetine kavuşmuştu. Halim Bey’e de Sevcan ve kardeşlerini emanet bırakmıştı.