Selamların en güzeli canım babama olsun,
“Canım babacığım,
Bilmem ilk mektubumu alınca neler düşündün?
Neler yaşadın kalın duvarlar ardında?
Hangi duygular bürüdü kapalı etrafını?
Gerçi ben hiçbir niyet gütmeden olabildiğince içimden, gönlümden ne geldiyse onu yazdım. Yazarken “acaba babam neler düşünür, ne der, ne yaşar?” diye hesap yapmadım.
Senin de böyle hesapların olmaz. Nereden mi biliyorum? İlk mektubumda dediğim gibi kendimden biliyorum. Çünkü siz öyle yetiştirdiniz.
Hesap yapmadan, hesapsız sevmeyi siz öğrettiniz. Ne vatanımızı, ne milletimizi, ne milli değerlerimizi severken hesap yapmamayı sizden öğrendim. Karşılıksız sevdim. Can pahasına, tıpkı sen ve annem gibi.
İyi ki hayatımdasınız. İyi ki varsınız. Bu sözler klişe ve hemen herkesin söyleyebileceği türden olabilir ama ben gerçekten gönlümün taaa derininden söylüyorum. Şayet siz hayatımda olmasaydınız, beni siz yetiştirmeseydiniz karşılıksız sevmeyi bilemezdim. Sonsuz saygıyı öğrenemezdim. Almaktan çok, vermek ne demek tadamazdım. Uzaktan başka birinin gözüyle kendime bakıyorum da sen ve annem olmasaydı ben böyle şekillenmezdim.
Siz olmasaydınız, hiç bir şarta tabi olmadan sevmeyi ve saymayı nereden öğrenecektim?
Siz olmasaydınız ahlâkın en büyük erdem olduğunu nasıl bilecektim?
Nasıl tahammül edecektim, yanlış yapana doğru davranışla karşılık vermeye?
Yapabilir miydim, kıran, döken, üzen insanlara gül vermeyi?
Yok canım babacığım yok. Siz benim ailem olmasaydınız bilemezdim, tahammül edemezdim, yapamazdım. İyi ki varsınız. İyi ki benim ailemsiniz. Bu yüzden ömrüm oldukça şükretsem, minnettarlığımı ifade edemem.

Canım babacığım, alışılmışın dışında bir şeyler yazmak istiyorum sana.

İlk mektubumdan sonra sana yazacağım mektuplarda birazcık olsun hasretini giderebilir, seninle hatıralara yolculuk yapar mazinin güzellikleri arasında gezinebilirsek ne mutlu bana.
Hatırlar mısın? Karnemdeki memnun olmadığın bir notu gördüğünde anneme farklı söyleyebilmek için yollar aramıştın. Ders notu yerine haftalık ders saatini göstererek “bak hanım, bundan da beş almış” demiştin. Biliyorum annemin de gözünden kaçmamıştı ama o da beni üzmemek için o kadar çok sevinmişti ki o günkü mutluluğumu anlatamama. Ama o gün aldığım dersi de hiç unutamam. Söyle baba Allah aşkına hangi eğitim fakültesinden aldınız bu eğitimi? Hangi psikoloji bölümünden mezunsunuz? Hangi davranış bilimleri uzmanlığından dereceniz var? Yüksek lisansınızı hangi halkla ilişkilerde bitirdiniz?
Hatırlar mısın? Dedemgilin avlusunda bir kurban bayramındaydık. Sevinçle, üzüntüyle karışık kurbanımızı kestikten sonra etinden pişirip, daha biz tatmadan komşuya ekmek arası götürdüğünde benim bakışıma karşılık “önce komşuya oğlum, biz nasılsa yeriz” demiştin. Bu nasıl bir komşuluk anlayışıydı baba söyler misin bana? Nerden aldınız bu terbiyeyi, hangi mürebbiyeler yetiştirdi sizi.
Hatırlar mısın?
Kuzenim bizde kalırken annemin pişirdiği sucuklu yumurtayı en çok o yesin diye sen ve annem hiç el uzatmamıştınız. Nasıl bir misafirperverlik, nasıl bir akrabaya sahip çıkıştı bu babacığım söyler misin bana?
Hatırlar mısın?
Abime, bana ve kardeşlerime bayramlık alırken, “kendine bir şey almayacak mısın baba?” dediğimde, “Oğlum geçen bayramda aldığım beyaz gömleği daha hiç giymedim. O yeter” demiştin. Oysa ayakkabın kenarından açılmıştı baba. Hem o gömleği de alalı dört bayram geçmişti biliyordum. Ama sana bunları hatırlatmadım. Nasıl yaşadın bunca güzelliği ruhunda?
Seninle o kadar çok hatıra biriktirmişiz ki, senden uzak oldukça hemen hepsi birere birer hafızama konu oluyorlar. Daha da yazacaktım ama mektubu sadece seni ve annemi övmeye ayırmış gibi olmamak için burada ara vermek istedim. Fakat ne yapsam gözümün önünden gitmiyor güzellikleriniz. Hangi birini anlatsam bilemiyorum. Birini yazsam öteki güceniyor. Ötekini yazsam beriki gönül koyuyor. Ne olursa olsun, ne kadarını yazsam, ne kadarını ihmal etsem de bir bildiği var iyi ki benim ailemsiniz canım babacığım. Bu yüzden sen de bana yazarsan, neler düşündüğünü neler yaşadığını yazarsan sevinirim. Gerçi yazmasan da gücenmem. Çünkü sen babasın. Belki yazmak istemezsin. Olmazsa çıkınca uzun uzun dertleşiriz. Hayırlısı. Aslında bu durum benim için de oldukça zor ve bundan sonraki hayatımda beni zorlayacak. Acaba bu yaşadıklarınızı ben yaşayabilecek miyim?
Bu güzellikleri ben hayatıma tatbik edebilecek miyim bilemiyorum. Öyle kolay olacak gibi gelmiyor bana babacığım. Dilerim ben ve kardeşlerim sizlere layık oluruz. Hani derler ya herhalde birkaç fırın ekmek yememiz gerekecek. Şimdi biraz da kendime kızgınım.
Babam yanımdayken onunla neden daha çok vakit geçirmedim diye. Neden onunla günlerce, haftalarca konuşup dertleşemedim diye. Ama nasıl olacaktı ki. Sen hep çok çalışıyordun. Mesai anlayışın yoktu ki. Gece-gündüz, yaz-kış, yağmur-çamur, sıcak-soğuk, aç-tok her ne varsa senin için hep mesai demekti. Sakın ola ki bundan şikâyetçi olduğumu zannetme. Asla ve asla şikâyetçi değilim. Sadece acep böyle gecesini gündüzüne katan,  ateşler içinde kıvranırken bile rapor almayıp işine devam eden, hastalığının nefes alamaz hale getirdiği anlarda bile doktorun “istirahat etmen lazım” demesine karşılık “aman arkadaşları yalnız bırakmayayım. İlaçlarla idare ederim.” Diyerek görevine koşan birine reva görülenlere bakıyorum da demek ki bunda da var bir hayr diyorum. Rabbim tez manada kurtarsın inşallah. Yani şu dileklerimin de ne kadar içten olduğunu bilirsin. Keşke dünyanın her yanındaki insanların hepsinin senin yüreğini taşıyan babası olsa veya babaları bu yürekte olsa, ne kadar çok isterdim. Belki mektubun bazı bölümleri seni üzebilir. Bilemiyorum. Ama sen gerçekten çok fedakârdın. Seninle gurur duyuyoruz canım babacığım.
Bir de bu aralar derslerim sıklaştı. O yüzden bu mektubu biraz kısa tutmak zorundayım. Kusuruma bakma. Baksana babacığım, sana yazdığım dakikaları bile sanki çok işim varmış gibi kısa tutmaya çalışıyorum. Bu bile bizim sana layık olmak için daha ne kadar yol almamız gerektiğini gösteriyor. Hani derler ya  «dayısı yeğenine bir bağ bağışlamış, yeğeni dayısına bir cıngıl üzüm fazla vermemiş.» diye. Bilirsin o hikâyeyi. Hikâyeye göre;
“Dayısı yaşlanmış ve bağa bostana bakamaz olmuş. O sırada yeğeni de ortakçı olarak bağda birlikteymiş. Derken dayısı yeğenine “Yeğenim, yaşlandım. Bağa-bostana yetişemiyorum. Bu bağ içindekilerle senin olsun. Senin de emeğin çok burada.“ demiş ve bağı bağışlamış. Gün gelmiş bağda üzümler yetişmiş. Bağı ziyarete gelen dayısına yeğeni “buyur dayı şuradan” diyerek bir salkım üzüm kesip getirip ikram etmemiş.
Benim durum da onun gibi oldu. Neyse sen beni tanıyorsun. Senin üzülmeni asla istemem.
Bu hikâyeyi de bana anlatan biri olmuştu hatırlarsın. Her güzel öğüdün sahibi olduğu gibi bunun da sahibi biricik babam, can yoldaşım sendin babacığım, sendin. Sağ olasın.
Rabbim başımızdan eksik etmesin.
Sağlık, sıhhat içinde kavuşmayı nasip etsin.
Canım babacığım, bizleri merak etme. Gerçi annem görüşe geldiğinde uzun uzun olmasa da konuşuyorsunuzdur. Ama mektup geleneği olarak ben de bahsetmek isterim. Derslerim iyi hamd olsun Her geçen gün daha fazla test sorusu çözmeye çalışıyorum. Daha fazla neler yapabilirim diye didiniyorum. İş çıkınca da harçlığımı çıkarmak üzere işe gidiyorum. Hamd olsun  işler de eskiye nazaran daha iyi. Abimin iyi haberlerini alıyoruz. Sana çok çok selamı var. Ufaklık da maşallah derslerini ihmal etmiyor. Sağlığı da yerinde. Anneme gelince o da iyi. Ama yine de kendisi yazsın sana diye daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim. Belki sadece mektup değil şiirler de yazar bilemiyorum. Hani aranıza girmemeyim. Eee, ne de olsa karı-koca arasına girilmez. Geçen mektubumda dedemgilde iyiler diye kısaca yazmıştım belki ayıp ettim. Her iki dedem ve anneannemle, babaannem iyiler hamd olsun. Çok selamları var. Büyük dedem ve büyükbabaannem ve tanıdıklardan seni soranlar oluyor, hep selamları var. Dualar ediyorlar. Sen de dualarını bizlerden esirgeme.
Canım babacığım, bu günlerin bizlere hayrlar getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ile ellerinden öpüyoruz. Diğer mektubu çok geciktirmeyeceğimi umuyorum.
Seni çok seviyoruz.
Oğlun Ali……