Hacı Hasan Amca ilerlemiş yaşına rağmen özlem olmasa yalnızlıkla baş etmekte zorlanmayacaktı. Ancak ne var ki torunlarının mis kokusu burnunda tütüyordu.

Mahalle camisinden arkadaşları ona;

—Hacı Hasan Efendi! Gözün aydın, oğlanı evlendirdin. Allah mesut etsin. Biliyoruz oğlunu çok seversin. Ama yarın bir gün torunun olsun oğlandan daha çok seveceksin. Derlerdi de anlam veremezdi.

Hatta onlara;
—Olur mu gardaşım? İnsanın evladı gibisi var mı? Nasıl olur da torun evladın önüne geçer. Olmaz öyle şey, derdi. Gel zaman git zaman Allah nur topu gibi ikiz kız torun nasip etti Hacı Hasan Amcaya. İlk zamanlar pek sevilecek gibi gelmeseler de, konuşmaya başladıklarında hele hele “Allah” diye dillenince torunlar bir başkalaşmıştı Hacı Hasan Amca’nın gözünde.
İki yaşından sonra torunlara diğer dedelerinin öğrettiği “Kimin kulusun? Kimin ümmetisin? Peygamberinin adı ney?” Gibi soruların cevapları Hacı Hasan Amca’yı iyiden iyiye Hatice ve Hacer’e bağlamıştı. Ancak biricik oğlu İstanbul’da yeni bir iş bulmuş ve oraya taşınmak zorunda kalmıştı.
Hacı Hasan Amca;
—Nasılsa iki kızım da Ankara’da. Deyip teselli oluyordu. Aradan geçen altı koca ayda torunlara nasıl da alıştığını ve onları nasıl da özlediğini fark etti.
Oğlu Hüseyin, bayram ziyaretine geldiğinde babasına hediye olarak akıllı telefon almış;
—Babacığım, bundan böyle benimle, gelininle hatta torunlarınla bu telefon sayesinde görüntülü konuşabileceksin. Hatta hiçbir ücret ödemeden. Bak şöyle…. Diyerek Hasan Amca’ya birkaç tarifle kolay kullanacağı bölümleri öğretivermişti.
Hacı Hasan Amca, bayramda torunlarına doymuştu. Ancak ziyaret bitiminde özlem yine başlamıştı. Bu sırada mahalle camisinden genç bir delikanlı;
—Hacı Hasan Amca! İstersen telefonuna ezan okuyan bir program indirelim. “Namaz Vakti” diye bir program. Vakit gelince otomatik olarak ezan okunur sen de rahatlıkla camiye yetişirsin. Zaten evin de yakın. Ne dersin? Deyince çok memnun kaldı.
Delikanlıya telefonunu verdi ve o da “Namaz Vakti” programını kurdu.
Sonbahar bitmiş, kış geçmiş bahar veda etmiş, yaz bütün sıcağıyla zamana hâkim olmuştu ki ülkede karanlık günler yaşandı. 2016’nın Temmuz ortasında ülke kaderinde onulmaz yaralar açıldı. Aradan geçen birkaç ayın ardından sonbahar rüzgârlarının ardından Hacı Hasan Amca’nın bağrına zemheri soğuğu vurmuş, iliklerine kadar işlemişti.
Sabah namazından evine döndüğünde evinin kapısında tam teçhizatlı onlarca polisi gördü.
Sordu. Sormaz olaydı. Meğer polisler onun için gelmişti. Ve ona;
—Telefonunuzda darbecilerin “bylock” programını kullanmışsınız. Sizi gözaltına alacağız. Evinizi de arayacağız. Bize zorluk çıkarmayın. Demişlerdi. Hiçbir şey anlamadı. Ne dediyse fayda vermedi. On iki gün gözaltında kaldı. Çekmediği sıkıntı kalmadı. Kimsenin onu anlamaya niyeti yoktu. Göstermelik sorgu, önceden hazırlanmış sulh ceza hâkimliği yargılamalardan sonra tutuklandı. On sekiz koca aydan sonra durum anlaşıldı.
Akıllı telefonlara indirilen “Namaz Vakti”, “Pusula” gibi bir kısım uygulamalar “Bylock” programı kullanmış gibi telefona ve elektronik kayıtlara iz bırakıyordu.
Bu yüzden Hacı Hasan Amca’ya “Pardon” denilip salıverildi. Kendisini cezaevi çıkışında karşılayan kızına, oğluna ve geliniyle torunlarına anlatacağı çok şey vardı.
Haksızlığa, hukuksuzluğa söylenecek çok söz vardı ama Hacı Hasan Amca;
—Demek, Rabbimizin de bir muradı var. Ne yapalım, zalim olmaktansa mazlum olmak varmış. Rabbim onların ıslahı mümkünse ıslah etsin, değilse kendi bilir. Biz ancak O’ndan(C.C) yardım dileriz, dedi.
Hep birlikte gözyaşları içinde birbirlerine sarıldılar.
Allah’ın (C.C) vereceği hükmü beklemeye başladılar.