— “Birlikte kalalım mı?” Sözü tam zamanında yetişmişti.
Yoksa Ankara’nın dondurucu soğuğunda dışarıda kalacaktı. Dört aydır kirayı ödemediğinden ev sahibi, Ziya’nın eşyalarını kapının dışına koyup anahtarı değiştirmişti.
Aldığı davete icabet edecekti etmesine de;
—Ya gideceğim yerde ağzımın koktuğunun farkına varırlarsa. Diye düşündü.
—Keşke bugün içmeseydim. Ama içmesem de duramıyorum ki. Diye içinden geçirdi.
Ziya’yı evine davet eden Kemal ise son derece mutluydu. İki yıldır aynı fakültede olmalarına rağmen hiç bu kadar yakın olmamışlardı. Kemal’in evine gidene kadar uzun uzun dertleştiler.
Eve geldiler. Birlikte kahvaltılıklarla “akşam atıştırması” yaptılar. Evde bir de Zafer adlı tıp fakültesi son sınıf öğrencisi vardı. O çoktan uyumuştu. Çünkü gece yarısı kalkıp sabah oluncaya kadar çalışmak zorundaydı. O gece, Ziya Kemal’e kendini bildiği ilk andan itibaren yaşadıklarını bütün detaylarıyla anlattı.
Kemal de kendisinden bahsetti.
Ev ortamı Ziya’nın hoşuna gitmişti.
—Amma huzurlu mekân, tam aradığım yer. Diye düşündü.
Üç yıl ne de çabuk geçmişti. Mezuniyet sonrası Ziya İstanbul’da özel sektörde yüksek maaşlı iş bulmuştu. Kemal ise Ankara bürokrasisine adım atmıştı. Dostlukları hiç bitmedi.
On üç yıl sonra takvimler 2016’nın Temmuz ayının ortasını gösterdiğinde Ankara’da bir kısım mekâna gökten ateş yağdı. Yer-gök ölüm kustu. İstanbul’da, Muğla’da şehit olanlar, yaralananlar oldu. Halk galeyana geldi. Ülkenin geleceğine kasteden hainleri bütün halk tek yürek olup nefretle kınadı. Ziya İstanbul da, Kemal Ankara da günlerce meydanlarda darbecileri lanetledi. Nereden bileceklerdi Kemal’in kamu hizmetinden atılacağını?
Nasıl bilsinlerdi ki Ziya’nın on altı yıl önce Kemal ile birlikte kalmalarından dolayı “suçlu” ilan edileceğini?
Her ikisi de gözaltına alındı. On dört gün gözaltında kaldılar. İşkence gördüler. Savunmaları bile alınmadan, deliller toplanmadan sıradan bir yargılama ve tutukluluk yaşadılar. Cezaevi arabasına bindiklerinde biri Sincan diğeri Silivri Cezaevinin, yolunu tuttu “tabutluk” denen araçların içinde. Oysa Ziya çok iyi biliyordu; on altı yıl önce o gece, Kemal’den davet almasaydı, alkol bağımlısı olacaktı. Ne okulunu bitirebilecek, ne iş bulacak ne de topluma faydalı biri olabilecekti.
Ziya;
—Demek Rabbim, geçmiş günahlarımı temizlemek için bu zalimler eliyle beni imtihan ediyor. Diye düşündü. Sonra da;
—Rabbim ne derse o olur. Ama zalimler kendilerine yazık ediyorlar. Keşke bu yanlıştan dönseler. Diyerek cezaevinde üçüncü doğum gününü kutladığı konuşmasını sonlandırdı.