Son açık görüşümüzdü. O an; ayrılık acısının, umutsuzluğun içime oturduğu andı.
Çocuklara her zamankinden daha çok sarılıyordu. Öpüyor, kokluyor, sarılıyordu. Hal dili ile “bir daha buraya gelmeyin. Benim denizimde yüzemezsiniz, benim dalgalarımla baş edemezsiniz. Burada ölürsünüz çocuklar” der gibiydi. Anlıyordum ki bu bir vedaydı. Bir düş gibi başlayan mutluluk bir veda öpücüğü ile bizi terkediyordu.
Zeynep, dedi.Yutkundu..
Ağlayan duyguları ile yüzüme baktı, baktı.
Veda şarkıları çalıyordu etrafımda, nereye baksam ağlayan gözleri vardı karşımda..
Zeynebim, dedi.
Efendim, dedim.
Yüz hatlarında hayatın derin çizgileri, ses tonunda gücünün son çırpınışları hakimdi.
En üst mahkemeler cezalarımızı onadı. Seninde tutuklanman an meselesi, dedi.
Biliyorum, dedim… Konuşmama fırsat vermeden sözüne devam etti. “Her şey çok güzel olacak; sizi Allah’a emanet ediyorum,” dedi.
Yani dedim.
Gardiyanlar götürmek için yaklaşırken ayağa kalktı.
Kolundan tuttum; “Eksik kalan bir hayatın parçası gibiyim. Ne tamamlamak geliyor içimden ne de sen yokken tamamlayabiliyorum. Sensiz bir hayatı eksik yaşıyorum.”
“Kal” de kalayım. “Gitme” de gitmeyeyim dedim.
Titrek bir sesle, ben sonu gelmez bir gecenin içindeyim. Seninde bu karanlık elbiseyi giymeni istemiyorum. Çocuklar da bizimle bu cezayı çekmesin canım dedi. Ve “Elbet bir gün kavuşacağız. Bu böyle yarım kalmayacak. İkimizinde saçları ak. Öyle durup kavuşacağız,” şarkısını mırıldandı ve “Git” dedi. O gardiyanla gitti ben kalakaldım.
Sorma ne haldeyim,
Sorma kederdeyim,
Sorma yangınlardayım zaman, zaman…
Her zaman kapıdan çıkarken döner el sallar, kalp işareti yapar öyle giderdi. Bizde üç koca yürek kocaman bir kalp yapardık, gülerdik ve onu uğurlardık.
O gün bakmadı belki de bakamadı. Bir daha ne zaman görebilecektim, bilmiyorum.
“Gitmek,” hayatta hiç bu kadar zor gelmemişti bana…  Ya çocuklara bir şey olursa, ya başaramazsam… Off off.. Babam ve çocuklarla yola çıktık.
Eşimin cezaevinin önünden araba ile geçerken; sen bana dönüp el sallamadın ama ben sana bir kez daha el sallıyorum, dedim.
Varış noktasına geldiğimizde hiç tanımadığımız biri ile buluşup babamla vedalaştık. Babam o an hiç ağlamadı belki de beni etkilememek için ama ayrıldıktan sonra çok ağlamış. Hiç tanımadığım birine kızımı ve iki torunumu kendi ellerimle teslim ettim, demiş. Günlerce eve kapatmış kendini.. Kızım çok anlamasa da oğlum her şeyin farkındaydı. Yolculuk boyunca ikisi de hem çok korktu hemde çok ağladılar. Ben de ağlayarak “susturmaya” çalıştım.
4,5 ve 7 yaşındaki iki çocukla gece 24.00’ten sabah 08.00’e kadar çamurlara bata çıka yürüdük. Islanmış sırıl sıklam olmuştuk, tir tir titriyorduk. Kızım sırtımda oğlumda anne beni de sırtına al lütfen deyip çırpınıyordu. Ayakları su toplamıştı yavrumun.
Ve o halimizle Polise teslim olduk. Önce Atina’ya ve sonra Almanya’ya geçtik.
Mesafeler uzayınca çocukların baba özlemi daha da arttı. Eşimi görmeyeli 3 ay oldu. Çocuklar çok özledi, bense yangınlardayım yavaş, yavaş.
Çocuklar, anne; herkesin babası yanında bizimki neden yanımızda değil, diyorlar. 26 Kasım ve 2 Aralık doğum günleri babasız 3 doğum yılı geride kalacak.
Kızım geçen gün babasını çok özlediğini söyledi. Fotoğrafını gösterdim. Öptü, kokladı konuştu babacığı ile ve ağladı. Sonra fotoğrafı geri verdi. Bana bir daha babamın fotoğrafını gösterme, dedi.
Neden yavrum, dedim.
O zaman daha çok özlüyorum. Küçücük yüreğini göstererek şuramda bir şey oluyor, dedi.
Yine gözyaşlarımı içime akıttım. Hiçbir şey diyemedim. Çünkü artık ne diyeceğimi bende bilmiyorum.
Dost oldum bak hücre ile
Sevdalandım gece ile
Ölür müyüm zor bilmece
Git dedimse kalaydın yâr, şarkısını dinleyince boynum bükülüyor, dalıyorum uzaklara gönlüm sıkılıyor.
Ve diyorum ki; Zeynep, o “Git dediyse sen kalaydın ya”…