Yıllardır çalışıp didinmişti. Emekliliğin tadını çıkarmak istiyordu.
Nasıl olsa kızını gelin etmiş, oğluna da köyünün en çok sevilen ailesinden gelin almıştı. Biricik hayat arkadaşı Şengül Hanım’la baş başa kalmışlardı.
Artık ertelediği düşüncelerini hayata geçirebilecekti.
—Nerden başlayayım? diye düşündü.
Çok sevdiği hocasının;
—Ne yapacaksan yap ama öncelikle planla. İnsan planlamadıktan sonra ne yaparsa yapsın başarılı olma şansı azalır. Deyişi daha dün gibi kulaklarındaydı.
Ne de çabuk geçmişti yıllar. Neredeyse 45 yıl öncesinin ortaokul yılları.
—Hey gidi günler hey. Dedi kendi kendine.
Hatıraların huzur dolu dünyasındaki gezintisi ne kadar sürdü bilinmez ama;
—Haydi Bismillah. Deyip oturduğu yerden kalktı.
Kütüphanenin bir kenarında duran tomar kâğıtlardan birkaç tane aldı. Kalem kutusunda onlarca ucu açık kurşun kalemlerden birini alıp geçti masanın başına. Yazdı yazdı yazdı.
Yılı haftalara, haftayı günlere, günleri saatler böldü. Çalışma, okuma, dinlenme, yeme-içme molaları. Hepsini tek tek sıraladı. Vakit ikindiye yaklaşmıştı. Abdestini alıp camiye gitti. Ezanı beklerken cami avlusunda cemaatten kimselerle bir müddet sohbet etti. Aydın Bey, son birkaç saattir yaşadıklarını Suavi Bey’e açtı. Onu da teşvik etti. Namaz sonrası Hacı Bayram Camii civarındaki kitapçılara gitmek üzere sözleştiler.
Hava kararmak üzereydi ki Aydın Bey eve üç-dört koli kitapla döndü. Çoktandır eşiyle konuştuğu hayallerini gerçekleştirmek üzereydi. Üç-dört seferde çıkardı kitapları. Birer takım tefsir ve hadis külliyatı ile romanları evin kütüphanesine yerleştirdi.
Dört ay içerisinde bitirdi külliyatların okumalarını. Bir yandan da cami avlusu kitap alışverişlerinin merkezi haline gelmişti. Suavi Bey’le ve diğer arkadaşlarıyla adı konmamış tatlı bir yarış var gibiydi. Artık kitaplardan okunan konular cami avlusunun sohbet konusuydu. Oysa daha önce avluda konuşulanlar ya hükümet icraatları, ya dünyadaki aktüaliteler ya da mahalleden haberlerdi.
Derken televizyondaki bir haberden dünyadaki değişik ülkelerde Hz. Muhammed Mustafa’nın (SAV) hayatının okunduğu ve sonrasında bir yarışma yapıldığını öğrendi.
Olacak ya, Suavi Bey de aynı haberi işitmiş, ertesi sabah erkenden Efendimizin hayatını anlatan iki kitap alıp gelmişti. Birini Aydın Bey’e hediye etti.Okudukça eksikliklerini gideriyorlar, yeni ufuklara yelken açıyorlardı. Vaktin nasıl geçtiğini anlamak mümkün değildi.
Günler günleri, aylar ayları, mevsimler mevsimleri takip etti.
Elbette her güzellik gibi huzur ortamının da çekemeyenleri vardı.
Hakikatlerin öğrenilmesinden rahatsız olanlar da yok değildi. Fırsat kollayanlar kendilerine göre uygun ortam beklemekteydi. 2016 Temmuzunda yaşananlar onların aradıkları fırsatı doğurmuştu. Mahalle camisindeki dostluk, arkadaşlık gitmişti. Durum vahimdi. Cami cematinden hasetçilerden birkaç kişinin, en yakın arkadaşlarının kuyusunu kazdıklarını görmek yıkıcıydı. Çok geçmeden Aydın ve Suavi Bey gözaltına alındı. Sebebi mahalledeki insanlara kitabı sevdirmek, Peygamber hayatını okumayı teşvik etmekti. Evlerinde arama yapıldı. İkisinin evinde de kitablar bulunmuştu! İkisi de arama yapan polislere;
—Yahu bunlar Hz.Peygamber’in(SAV) hayatını anlatan kitap.  Ülkemizde on binlerce insan tarafından okundu. Devlet erkânı teşvik etti. İlgili makamlarca halkımıza tavsiye edilen kitap bu….Deseler de nafileydi.
Geçmişte Kur’an-ı Kerim’i yasaklayan zihniyet yeniden hortlamış daha büyük ve vahşi canavara dönüşmüş halde Müslüman halka zulmediyordu. Peygamberin hayatını anlatan kitaba düşman bir anlayış ülkeye hükmediyordu. O ülke insanlarından mazlumlar da zulm altında inim inim inliyordu. Aydın Bey elleri kelepçeli evden çıkarken, eşi-çocukları ve tanıdıklarına;
—Siz şahit olun. Kâinatın Efendisinin hayatını anlatan kitabım olduğundan, onu okuduğumdan ve evimde bulundurduğumdan dolayı gözaltına alınıyorum. Ahirette de bu hususta şahit olun, dedi.Gözyaşları arasında araca bindirildi.
Dökülen gözyaşları Aydın Bey için değil ülkenin içler acısı durumu içindi.