Hizmet Hareketine yönelik soykırım sürecinin en önemli olaylardan birisi kuşkusuz hakim Mustafa Başer’in yasalara aykırı bir şekilde “talimatla” tutuklanması hadisesidir. Aynı zamanda hukukun aleni şekilde rafa kaldırıldığı tarih olarak kayıtlara geçirilecek bir olaydı bu tutuklanma.
Muktedirlerin işledikleri suçlarla ilgili suçüstü yakalanmaları sonrası güvenlik personeli başta olmak üzere başlatılan operasyonlar sonucu çok sayıda polisin hiçbir suç veya delil olmadan tutuklamaları sonrasında yapılan itirazları değerlendiren hakim Mustafa Başer’in, haksız yere tutuklanan polisler ve Samanyolu tv genel yayın yönetmeni Hidayet Karaca’nın tahliye edilmeleri gerektiği şeklinde verdiği karar kendisinin tutuklanmasına neden olmuştu. Bu tutuklama neticesinde (hakim Mustafa Başer’in Hizmet Hareketiyle ilişkilendirilmesi
 nedeniyle ) başta hukukçular olmak üzere tepki vermesi gereken kesimlerden hiç bir itiraz gelmemesi, hatta alkışlanması, âdeta Hizmet Hareketine yönelik soykırım sürecinin fişekleyicisi durumuna getirmişti. Bu olay hukukun öldüğünün habercisi gibiydi. O gün “salası” verilmişti adaletin. Hakim ve savcıların verdikleri kararlar nedeniyle tutuklanmaları sıradan bir hâl alması bu olay sonrasında çok rahat bir şey haline geldi ülkemizde.
01 Mayıs 2015 tarihinde tutuklanan hakim Mustafa Başer’in, hakim eşi Rabia Başer’in de eşinin ardından, eşinin verdiği karar nedeniyle 15 Temmuz “Kanlı Kumpas” darbesinden hemen bir gün sonra 16 Temmuz da açığa alındığı, Ağustos ayında da tutuklanarak cezaevine konulduğu öğrenildi. Rabia Hanım 40 aydır Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak bulunuyor.
Kanunun gereğini yerine getirmesi nedeniyle eşiyle birlikte hâlâ cezaevinde tutulmaya devam edilmekte, hemde hücrelerde.
Bu zulme neden olanlar, bu kararı veren kendi meslektaşları, onların bekledikleri hukuku, kendileri için de bir gün arayacaklarından hiç şüpheleri olmasın. Hukuk herkese lazım.