Elindeki iddianameyi okuduktan sonra görüşmeye gelen avukata şaşkın şaşkın baktıktan sonra gülümsemesine engel olamadı. Aslında sinirlenmişti. Gerilmişti. Nitekim bu durum kelimelerine de yansıdı. Kendine yakıştıramadığı kabalıkla söze hakaretle başladı.
—Yahu bu ne kepazelik! Yav, avukat bey! Hiç mi insafları, iz’anları kalmamış bunları? Nasıl iftiraya “belge” diye kıymet verirler. Ne bu rezillik!
Sözleri, sahibineydi ama muhatap olduğu kimseler açısından kırıcıydı.
Çoktan farkına varmıştı ki;
—Çok özür dilerim. Biliyorsunuz size bir sözüm yok ve olamaz da. Deyip avukatın gönlünü almaya çalıştı. Avukat Murat da, onun bu halini anlıyordu anlamasına da ne de olsa insandı, inciniyordu. Yine de teskin edici sözler karşılık verdi.
—Rica ederim Salih Bey! Sizi anlıyorum. Hatta en iyi anlayan ben olmalıyım ki hakkıyla savunabileyim. Maalesef, bu zamanın yargısında böyle şeylere pek sık rastlar olduk. Bizler sakinliğimizi muhafaza edeceğiz ki onlar istediklerine kavuşamayacaklar. Hele hele siz daha dikkatli olmalısınız. Zaten bütün bakışlar sizin üzerinizde. Aksi hareket ederseniz işlerini kolaylaştırıp, ekmeklerine yağ sürmüş olursunuz.
— Haklısınız Murat Bey, haklısınız da iddianame denen şu kâğıt parçalarını görünce sinirim tepeme çıktı. Okuyunca da kanım beynime sıçradı. Baksanıza neler yazmışlar neler, peşi peşine neler uydurmuşlar insanın aklı almıyor. Güya ben “4 aylık öğretmenken devlet büyüklerine sosyal medyadan hakaret etmişim. Ulan…Dediğinde eşi Emine Hanım Salih’in kolundan tutarak;
—La havle çek bey! Sözlerine gerisini getirme, sana yakışmaz. Dedi. Salih de;
—La havle velâ kuvvete illa billahil alliyyil azim! Tövbe, töbe. Diyerek sakinleşmeye çalıştı. Sonra da devam etti.
—Emine Hanım! Sakin olmak mümkün olmuyor. Baksana benim içi neler uydurmuşlar. Yahu benim sosyal medya kullandığımı hiç gördün mü? Kim söyleyebilir benim facebook hesabım olduğunu. Bir kişi desin ki bu adamın hesabı var bütün suçlamaları tamamıyla kabul edeceğim. Ama yok, sen de biliyorsun. Yedi cihan biliyor. Bakar mısın daha daha neler demişler? “Son zamanlarda yaptığı Twitter’da paylaşımlarında “mili birlik ve beraberliğe yönelik…” Allah aşkına Emine Hanım, ben iki yıldır twitter kullanmıyorum biliyorsun. Hele hele bana verdikleri CD de de güya yaptığım paylaşımlar var. Hepsi uyduruk içerik, uyduruk delil. Bu adamlar suç işliyor suç. Delil uyduruyorlar. Hesabını vermeliler.  Fesubhanallah. Söyle çıldırmamak mümkün mü? Salih’in yavaş yavaş sakinleşiyor olması Emine hanım’ın işini kolaylaştırmıştı. Tatlı dille söze girip;
—Anlıyorum Salih’im, anlıyorum. Baksana avukat bey de hayretler içinde. Ama neylersin. Kızmakla bir yere varılmaz. Sana düşen metanetle hareket ederek savunmanı yapmak. Neyleyelim kaderimizde bu da varmış. Zalime, “nasıl zulüm yaparsın?” diyebilir miyiz? O kendine yakışanı yapıyor. Hem sen demez miydin? “Allah(C.C) Kur’an da  “Herkes kendi yapısına uygun işler görür.” Buyuruyor. Başkalarını tavır ve davranışlarına göre davranışlarınızı belirlemeyin. Doğru ve istikamet üzere olun” diye Öyleyse ne bu hal? Lütfen daha sakin ol ve sen gibi davran, olması gereken gibi ol. Eşinin hakikat dolu sözleri Salih’i biraz daha sakinleştirip teskin etmişti. “Lütfen sen endişelenme” Diyen bakışlarla eşine bakıp;
—Haklısın yuvamızın sultanı. Zaten bin bir dertle sıkıntıyla uğraşıyorsun bir de ben üzerine tuz-biber ekmeyeyim. Ama baksana ne yazmışlar? Beni “terör örgütüne finans sağlamakla” itham ediyorlar. Neymiş “bankaya para yatırmışmışım, bu da terör örgütüne finans sağlamakmış”. Allah aşkına herkesin hesap açtığı, bankacılık faaliyetlerinin devletin denetiminde yürütüldüğü, milyonlarca işlemlerin yapıldığı hatta hatta açılışında bizzat devlet büyüklerinin olduğu bu banka ne zamandır terör faaliyeti yapar olmuş da devletin haberi olmamış? Olsa da gam yemem ama benim o bankada hesabım da yok ki. Keşke param olsa da yatırabilseydim. O banka kadar denetlenen başka banka olmamış dediklerine göre. Peki, madem banka öyle, bankaya para yatırmadığım halde yatırdı diyorsunuz ve bankayı havale işlemlerinde aracı olarak kullananları, işlem yapanları suçluyordunuz da onun en tepe yöneticilerini nasıl olup da en üst düzeyde devlet yönetimine tayin ediyorsunuz? Kardeşim akılla açıklanacak şey mi bu? Milletin aklıyla, idrakiyle dalga geçmekten başka nedir ki bu?  Hem ben bu güne kadar Kızılay’a kan bağışından başka hiç bir kuruma yardım etmedim ki! O sırada “açık görüşün” bittiğinin bildirilmesi sohbeti daha fazla devam ettiremeyeceklerinin belirtisiydi.Avukat Murat;
—Salih Bey! Siz incelemelerinizi sürdürün. Ben hafta arası gelirim, ayrıntıları birlikte gözden geçiririz. Diyerek izin istedi ve vedalaştı. Emine Hanım ise;
—Seni sana, seni Allah’a emanet ediyorum. Rabbim hakkımızda hayırlısını nasip etsin. Senin de senin durumunda olan on binlerce insanın da suçsuz, günahsız olduğunu biliyor ve inanıyorum. Ancak neyleyelim ki kaderin de bir hükmü var. Demek burada yiyecek ekmek, içecek suyumuz varmış. Üzerimize düşeni yapacağız ama kadere de rıza göstereceğiz. Rabbim sizleri muhafaza etsin. Lütfen duanı esirgeme. Seni seviyorum. Dedi ve ekledi;
—Sen Fatih Sultan Mehmet Han’ı çok seversin. Hatırla ne demişti? Deyince Salih’in dudaklarından dökülen mısralar veda sözleri oldu.
—“Hiç kimse yok kimsesiz,
Herkesin var bir kimsesi
Ben bugün kimsesiz kaldım
Ey kimsesizler kimsesi”  Dedi ve kapıya doğru yürüyen misafirlerine;
—Hepiniz Allah’ a emanet olun. Allah’a emanet….
Gayrı dudaklar perde kapatmıştı ki, gözyaşlarının sahnesine gelmişti sıra.