Canım babacığım,
Sana dün yazmıştım. Yazmaktan çok yazmaya çalışmıştım. Çünkü hislerime engel olamayıp kelimelerin ardını getirememiştim. Özür dilerim. Seni de üzmüş olmaktan endişe ettiğimden bugün tekrar yazıyorum. Umarım mektubumu alıp okuyunca üzülmezsin. Bir tesellim var. Nasılsa gönderilen mektuplar hemen ulaşmıyor. Dilerim bu mektubum dün yazdığımla aynı anda ulaşır da biraz olsun teselli olur. Yoksa seni incitmekten çok sakınırım.
Evet, babacığım, bugün bayram. Sabah erkenden annemin tatlı çağrısıyla uyandım. “Yavrum! Haydi Kalk! Bugün bayram. Hazırlan. Bak kardeşin neredeyse hazır sayılır.” Diyen o sese ne kadar minnettarım bilirsin. Rabbim böyle güzel insanı bana “anne” sana “eş” yapmış. Ne kadar şükretsem azdır. Hemen kalkıp hazırlandım, sanki sen de bizleymişsin gibi. Abdestimi aldım. Giyindim. Kardeşimi de aldım tam çıkacaktım ki “babam gelmiyor mu anne?” diyesim geldi. Diyemedim. Biraz burkuldum, Gözlerim buğulandı, Yutkundum için için. Kardeşime belli etmek istemedim. Ama zorlandım babacığım.
Bilmem sensiz kaçıncı bayram namazına gidişim.
Bilmem sensiz kaçıncı bayram günüm. Kafam karıştı. Algılamakta zorlandım, zamanı, mekânı. Sensizlikte şaşırdım kaldım. Ayaklarım adımlıyordu kaldırımları. Bedenim götürüyordu beni ama ruhum sende, seninle kalmıştı. Bayram namazını kıldık. Biz biraz bekledik cami içinde. Herkes sıralandı. Biz de sıraya girdik. Büyüklerin ellerinden öptük, musafaha edip salâvat getirdik. Camideki bizi tanıyanların halleri sen duvarların ardına konduğun ilk bayramdaki gibi değildi. O ilk bayram namazı sonrası ellerini öpmek istediğimiz bazı büyükler hem elini çekmiş hem de bizi yok saymıştı. Kimi ardımızdan laf söylemişti. Kimi de acımış görünen cümleler sarf etmişti. Ama nasılsa bu bayram namazı sonrası aynı insanlar sanki hallerinden pişman gibiydi. Ama halen aynı tavır ve düşüncede olanlarda vardı. Olsun babacığım, zoruma gidiyor ama alınmıyorum. Biliyorum hakikat ortaya çıkınca yaptıklarından utanacaklar. Kardeşim çok da fark etmiyor zannediyordum. Ama bana eve gelirken “Abi! O amcalar neden babam varken gibi davranmıyorlar. Babamın daha mahkemesi bitmedi ki neden suçlu sanıyorlar. Hem biz babamın suçlu olmadığına inanıyoruz. O kocaman amcalar neden anlayamıyorlar.” Demez mi? Valla babacığım, ağzım açık kaldı. O yaştaki çocuğun olup bitenin farkına varmayacağını zannediyordum. Demek o da farkında her şeyin. Birkaç kelimeyle cevap verdim, bir yandan da kardeşimle gurur duydum, mutlu oldum. Sonra eve geldik. Annem bayram kahvaltısı hazırlamış. Sen derdin ya “sofrada bir kuş sütü eksik” diye. Aynı o şekilde biricik anneciğim erkenden sofrayı hazırlamış. Tabi ki kimse senin yerine oturmadı. Sen varmış gibi kahvaltımızı yaptık. Hatta seninleymiş gibi yumurta tokuşturduk. Her zamanki gibi ben kazandım. Yani senin hep yaptığın gibi annem de bana kazandırttı.
Babacığım bir de ne oldu biliyor musun? Sana bunu ilk defa söylüyorum.
Sensiz bayramlarda annem her zamanki yaptığını yaptı. Ne mi oldu? Sen de merak etmişsindir. İşte söylüyorum. Kahvaltı sonrası annemle bayramlaştık. Kardeşler olarak biz de sırayla bayramlaştık. Sonra annem senin gül kokulu ceketini getirdi. İçinden cüzdanını çıkardı. Sonra da “Hepimizin bayramı gerçek bayramlara müjdeci olsun. Bayramımız mübarek olsun. Şimdi de harçlık zamanı. Babanızdan hepimiz harçlığımızı alalım. Önce ben kendi harçlığımı alıyorum. Sonra da yaş sırasına göre dağıtalım. Sonra da babaya teşekkür ve dua edelim.” Diyerek harçlıklarımızı dağıttı.”
Canım babacığım, ne kadar müthiş bir şey değil mi? Peki biliyor musun? Biz sen yokken annem aylık harçlıklarımızı dağıtırken de hep böyle yapıyor. Senin ceketindeki cüzdandan çıkararak veriyor. Sanki sen veriyormuşsun gibi. Sanki hep yanımızda, yanı başımızdaymışsın gibi. Ne zaman apartman yöneticisine aidat ödeyecek olsak annem yine öyle yapıyor. Bana ilk zamanlar garip gelmişti ama şimdi daha iyi anlıyorum annemi ve annemdeki o güzelim duyguyu. Herhalde sen de sevinmişsindir.
Ne kıymetli annem var babacığım!
Ne güzel eşin var babacığım! Bilemiyorum hiç böyle yapan kimse var mıdır?
Sonra da apartman komşularından bazılarıyla bayramlaşmak için hep birlikte çıktık. Çok kimse evde yoktu herhalde sadece üst kattaki teyzeyle bayramlaşabildik. Bir kısım komşuların kapısını çaldığımızda açılmadı oysa kapı önünde çokça ayakkabı olan evler vardı ve içeriden sesler geliyordu. Hatta bazıları mercekten de baktılar, ama açmadılar. Olsun bu yalnızca bu bayramda olmuyor ki. Ama annem yine de “Bayramda küsme-darılma, gönül koyma olmaz. Bir gidebildiğimiz herkese gideceğiz çocuklar. Onlar nasıl davranırlarsa davransınlar.” Diye bizi götürdü. Olsun babacığım bunu da kafama takmıyorum.
Hep can sıkıcı şeylerden bahsetmedim umarım. Ha bir de babacığım, bu bayram kahvaltıdan sonra ilk misafirimiz büyük dayımlardı. İlk defa geliyorlar senin yokluğunda. Evde müthiş bir sevinç vardı. Annem kardeşine sarılıp dakikalarca ağladı. Dayımın da gözyaşları hiç dinmedi. Ama bu mutluluk gözyaşlarıydı babacığım. Yıllar sonra ilk kez akrabalarımızdan biri bizi anladı babacığım. Hatta konuşmalarında o kadar güzel şeyler söyledi ki anlatamam. Ben de kuzenlerimle akşama kadar o kadar güzel vakit geçirdim ki, son zamanlardaki en güzel bayramımızdı. Tabii buna ne kadar bayram denirse!
Canım babacığım, senin de dikkatini çekmiştir. Ne vakit duygu yoğunluğu olsa başka konularda yazmaya gayret ediyorum. Yoksa mektup çok duygusal oluyor. Üzülürsün diye tir tir titriyorum. Ama duygularımı da yazmazsam samimi olamayacağımdan kendimi alamıyorum. Sen artık kusuruma bakmazsın. Bu mektubu bayramın birinci gününün gecesinde yazıyorum. Bu satırlar sana ulaştığında ellerine dokununca, ellerinden doya doya öptüğümü kabul et. Eğer dudaklarınla da mektubuma bir öpücük kondurursan o benim yanağıma kadar ulaşacaktır. Bir de sana bayram fotoğraflarımızdan yolluyorum. Bilgisayardan program yardımıyla birkaç tanesine de seni de ekledik. O kadar güzel oldu ki. Hatta büyüttürüp evimize de astık. Daha fazla vaktini almayayım. Rabbim nasip ederse yine yazarım. Satırlarıma son verirken birlikte karşılayacağımız bayramları hasretle bekliyor, o günlerin ümidiyle tekrar tekrar ellerinden öpüyor, dualarını bekliyorum.
Senin ve arkadaşlarının bayramı kutlu olsun babacığım.
Seni çok seven, çok özleyen oğlun; Ali’n……….
Hakiki Zenginlik
Günlerden bir gün kadıncağızın biri, o devrin zengin âlimlerinden birinin evine gitmiş.
—Efendim! Dört çocuk annesiyim. Eşim tüccardı, iflas etti. Çok zengindik. Ancak zamanla fakirleştik. Eşim de acıya dayanamadı vefat eti. Bana da yüklü miktarda borç bıraktı. Ben de ne var ne yok sattım, borçları ödedim. Ama elde avuçta bir şey kalmadı. Üç kızımı evlendirmiştik. Onlar da zar zor geçiniyorlar. Eşimin son yadigârı kucağımdaki bu yavrucakla kalakaldım. Evde yiyecek-içecek pek bir şey kalmadı. Bu şehirde benden daha fakiri yok. Bu yüzden sizden yardım talep ediyorum, demiş. Âlim kişi çok merhametli biri olarak biliniyormuş. Kadının kucağındaki yavrucağı isteyip kollarının arasına almış, sevmiş. Yanındaki eşine uzatmış ona vermiş. Sonra da kadına dönerek;
—Pekâlâ, sana yardım edeyim. Al şu iki kese altını. Ama karşılıksız olmaz. Sana verdiğim bu iki kese altın karşılığında şu yavrucağın bir parmağını kesip bana vereceksin. Demiş.
Kadın şaşırmış, şaka sanmış. Ama bakmış ki adam ciddi. Hemen keseleri elinden atıvermiş,
Sonra âlim tekrar etmiş;
—Peki, o zaman bir parmağının tırnağına da razıyım. Sök bana ver. Nasılsa tırnak yeniden çıkar, uzar. İki kese altını al, git, demiş. Kadın yine reddetmiş. Çocuğunu âlimden almış, hızla uzaklaşmak istediği sırada âlim kadına;
—Dur bacım dur! Bak gördün mü, demek ki bu şehrin en fakiri sen değilsin. Evladının tırnağına iki kese altını değişmiyorsun. Demek ki yanı başımızdaki zenginliğin kıymetini onlara bir zarar gelince veya zarar gelme ihtimali ortaya çıkınca anlıyoruz. Ben sana bir hakikati hatırlatmak için böyle davrandım. Gerçek niyetim buydu. Allah evladını sana bağışlasın. Senin durumundan haberdar olamadığımız için bizi bağışla. Şimdilik şu iki kese altını al. Çalışanlarım seninle gelecek. Ne ihtiyacın varsa görülecek. Başkaca bir sıkıntın olursa kapım sana her an açık. Eşim de bundan böyle senin kardeşin. Haydi dertlenme. Allah her zorlukta bir kolaylık vermiştir, demiş. Evet, bizler de çoğu zaman başka başka şeylerle meşgulken elimizin altındaki kıymetlerin değerini bilemiyoruz. Aile gibi, ana-baba, abi-abla-kardeş gibi, hısım-akraba gibi, sağlık-sıhhat, huzur-güvenlik gibi.