Aydın Öğretmen’in dakikalardır seccadesinden başını kaldırmadığını gören eşi Zeynep endişendi. Ancak bu tür durumlarda kendisine müdahale edilmesini istemezdi Aydın.
Halbuki annesi biraz önce gelmiş;

—Kızım! Aydın dakikalardır secdede. Kafasını hiç kaldırmadı. Bir şey olmuş olmasın. Bir bakıver gülüm. Diyerek kaygısını dillendirmişti. Aslında Zeynep de huzursuzlanmıştı. Buna rağmen gitmekte tereddüt etti.
—Biraz daha bekleyeyim bakalım. Olmazsa gider bakarım. Ocakta yemek var anacığım: aman altı yanmasın. Çorba da kaynamak üzereydi. Merak etme ben buradayım, diyerek annesini savuşturduysa da içini yüreğinin yangınını dindiremedi.
Saniyeler saat, dakikalar gün gibi uzuyordu. Derken Aydın Öğretmen, secdeden doğruldu. Epey bir müddet de teşehhütte (Namazda oturarak en az “ettehiyyatü” duasını okuma) kaldıktan sonra sağına ve soluna selam verdiği görülünce Zeynep rahatladı.
Tesbihatını yaptı. Ardından da Aydın Öğretmen kollarını olabildiğince açarak ve olabildiğince göğe doğru uzatarak dua etmeye başladı.
—Ya Rabbi! Dağınıklığımı ve perişaniyetimi sana şikayet ediyorum. Sen her şeyin şahidisin biliyorum. Ancak bir kez de bu evin duvarları, eşyaları da, zerreler de işitsin diye affına sığınarak arz etmek istiyorum. Zira bu varlıklar da ahirette bana şahitlik etsinler istiyorum. Dediğinde Zeynep’in eşinin yanına gelip;
—Aydın! Müsadenle duanı ben de dinlemek ve AMİN demek istiyorum. Demesi Aydın’ı mutlu etmişti. Sonra Aydın yakarışa geçti;
—Ya Rabbi! Sen de biliyorsun ki ben Antalya merkezde orta ayar bir Anadolu lisesinde çalışmaktaydım. Öğretmenliğimin yanında ekstra zaman ayırıp bir müdür yardımcısı gibi de idareye destek veriyor, öğrencilerimize nasıl katkı sağlayabilirim derdi ile hareket ediyordum. Ta ki 15 Temmuz gününe kadar. Aslında o meş’um(kötü) günün ilk saatleri kızımız dünyaya geldiği için bizim için kutlu bir gündü. Ama ailemiz ve milletimiz için ağır bir imtihanın başlama günü olduğunu nereden bilecektik. Ya Rabbi! Biliyorsun ki o günden sonra bir anda insanların bakışlarının değiştiği insanların telefonlara çıkmadığı selam almaktan imtina ettiği bir süreç başladı. Demesiyle gözyaşlarının sel olması bir olmuştu.
Zeynep de ağlıyordu. Aslında dikkat etselerdi duvarlarında lerzeye geldiği duyulacaktı ama o hali çoktan aşmışlardı. Sonra Aydın kaldığı yerden devam etti;
—Ya Rabbi! Sen de biliyorsun ki karınca ezmeyen arkadaşlarımızın gözaltına alınması oradan da cezaevine götürülüşleri ile yeni doğan kızımızla cezaevine girme endişesi ile akraba evlerine sığınmalarımız başladı. Şu an kendisinden dünya kadar laf işittiğim kayınpederimin salonundan sana halimi arz ediyor, yalvarıyor, yakarıyoruz. Biricik kızıma mama, bez alacak bir imkâna dahi sahip değilim ve tüm bunlar için kayınpederimin eline bakıyorum. Evet, ben kendim ile ilgili hakları helal etmeye hazırım. Ama minnacık kızımın evimizde hazır odasında yatamayıp da her gittiğimiz evin duvarlarına baka baka ağlama krizlerine girmesi, mamaya, beze muhtaç hale gelmesi ile ilgili hiçbir hakkımızı asla helal etmeyeceğiz.  Elbet bugünler geçecek ama bu günleri yaşatanlarla mahşer meydanında karşılaşacağız. O zaman kimsenin kimseyi kandıramayacağı hesabın gerçekleşeceğini biliyorum. Ya Rabbi Sen Adil-i Mutlaksın. Onların hesabını gör Allahım, hesaplarını gör Allahım. Dediğinde daha fazla cümle kuracak hali kalmamıştı. Tıpkı Zeynep gibi olduğu yere bayıldı. Annesinin çığlıkları yeri göğü inletti.
—Gülüüüümmmmmm.
Bu çığlıkla birlikte yer-gök zulmün geldiği noktaya bir kez daha şahit olmuştu.