Yemek masası etrafında toplananlar fark ettirmemeye çalışarak birbirlerine bakıyorlardı. Sofrada pek çeşit olmaması değildi buna sebep. Ekmeğin bayatlığına aldırmıyorlardı. Dört kişilik ev halkına iki kişilik çorba servisi yapılması da değildi sebebi. Yemeklerin dünden kalmış olması da aldırış edilecek türden değildi, nihayetinde ekmeklerine katıktı ve onu bulamayan milyonlarca insanın varlığının da farkındaydılar. Küçük Sedat dayanamadı.

—Anne bir akşam da tavuk pişirsen olmaz mı? Çoktandır pişirmedin. Çorbasını da yaparsın. Bugün okulda sıra arkadaşım ailecek pikniğe gittiklerini anlattı. O kadar güzel geçmiş ki. Hem biliyor musun mangal da yapmışlar. İp atlamışlar, top oynamışlar, uçurtma uçurmuşlar. Sabahtan geceye kadar öyle güzel eğlenmişler ki. Anlata anlata bitiremedi. Anneciğim biz ne zaman pikniğe gideriz? Babam ne zaman gelecek? Baksana dayım bir yıl hapis oldu çıktı. Babam da yatıp çıksa da bizim yanımıza dönse olmaz mı? Dedi.

Bu sözler ve sorular Tülay Hanım’ı gönülden vurmuştu. Sofraya sıcak bir şeyler koyabilmek için sabahın köründe kalkıp çocuklarının kahvaltısını hazırlaması vazifesiydi. Onları okula yetiştirmeye çabalaması vazifesiydi. Yorulmuyordu, yüksünmüyordu bile, Ama bir de otobüs biletine vereceği parayı tasarruf etmek için dakikalarca yürümesine ne demeliydi. Öyle de yapmasa aldığı asgari ücreti hiçbir şeye yetiremezdi. Başkada gelirleri yoktu ki rahat olabilsin. Hele bir de sıcakta-soğukta, karda-kışta, yağmurda-çamurda çilesi daha da artıyordu. Yemek masasının başında tabağa uzanan kolunu dermansız şekilde geri çekti. Hıçkırıkları duyulmasın diye ekmekten bir parça koparıp dudaklarında dolaştırdıktan sonra aldığı lokması ağzında büyüdü de büyüdü. Yutkundu. Oğlunu cevapsız bırakamazdı. Bu arada abla Süheyla;

—Haline şükret, yemeğini ye. Bunları da bulamayan var. Babam yokken pikniğe gitmeyi nasıl istersin. Eğlenecek zaman mı? Diyecek oldu, küçük Sedat’ın gönlünü kırmamak için tek kelime etmedi, edemedi. Aslında onun da gönlü Sedat’ın dillendirdiği konularda hiç de isteksiz değildi. Ama annesine destek çıkacak birileri gerekliydi. Yine de söze girdi;

—Sedat ne dersin, yarın halamgile götüreyim mi seni. Hem onların bahçeleri var. Yakınlarındaki parkta da oynarsın. Deyip konuyu değiştirmek istedi. Annesine de;

—Anneciğim iznin olursa kardeşimle gidebilir miyiz? Nasıl olsa yarın Pazar. Hem uzak da değil. Demesi Tülay Hanım’ın  imdadına yetişmişti.

—Elbette kızım, elbette gidebilirsiniz. Ama benim işlerim var, kirli çamaşırlar birikti, ev temizlenecek. Hem halıları da yıkamam lazım. Gündüz de üst komşu temizlik için yardıma çağırdı. Deyince Süheyla kızardı, bozardı.

—Ama anne sadece bir Pazar günün var. Onu da temizliğe ve komşuya yardıma gidiyorsun. Haftalardır bir gün olsun kendine ayırmadın. Kendini çok yoruyorsun. İstersen evde kalalım, halıları ben yıkayayım. Sevde Teyzeye de ben giderim yardıma. Demesi Tülay Hanım’ın beklettiği gözyaşlarına daha fazla hakim olamamasına sebepti. İnciler gibi döktü Kevser berraklığındaki gözyaşlarını. Kızını, oğlunu kolları arasına alıp sarıldı, uzun uzun kokladı. Tülay Hanım hafta içi çalışmakla kalmıyor, hafta sonları da “ev temizliğine” gidiyor ama “komşuya temizliğe yardım” diye adlandırabiliyordu. O da olmasa evin geçimi zordu.

Aslında onca yıllık öğretmenlikten sonra bu şekilde çalışmak ona zor geliyordu. Lakin ne etsindi ki bir sabah uyandıklarında ismi binlerce insanın isminin olduğu bir listede yer almış ve mesleğinden ihraç edilmişti. Öğrencilerinden koparılmış, derslerden el çektirilmişti. Belki dışarıda özel ders verebilir, özel eğitim kurumlarında çalışabilirdi ama bu da mümkün değildi. Çünkü o listeleri yayımlatanlar diplomasını da iptal etmiş, “sivil ölüme” mahkûm etmişlerdi. Sonra da gerine gerine televizyonlara çıkıp “ağaç kabuğu yesinler” demişlerdi.
Sonra da oğlunu ve kızını karşısına alıp uzun uzadıya konuştu.
—Bakın yavrularım! Dinleyeceklerimi iyi aklınızda tutun. Öncelikle babanız suç işlemedi, suçlu değil ki “Baban da yatıp çıksın yanımıza dönsün”.  Yapmadığı bir şeyden suçlanması doğru değil. Babanız iki üniversite bitirmiş, üniversitede akademik manada hocalık yapmış ve birçok gence faydalı olmuş bir vatanseverdir. Şu anda hukuk ayaklar altında, kimseye genel hukuk kuraları uygulanmıyor. Düşünün bir kere babanızın yeri neresi üniversite kürsüsü mü yoksa yoktan yere cezaevinde yatmak mı? Babanız bu güne kadar adliyeye ve emniyete hiçbir şekilde gitmedi, yolu düşmedi, kanunsuz hiçbir işi olmadı. Ben babanıza bunu yapanlar adına utanıyorum. O insanlara acıyorum. Hem mesleğinden ihraç ettiler, gazetelere suçlu diye manşetler yaptılar. Dilerim güzel günler gelir ve babanıza kavuşuruz. Ama şimdilik böyle. Dayanacağız. Siz de bana destek olacaksınız. Tamam mı? Anlaştık mı? Dedi. Sedat ve Süheyla, annelerini başları ile onayladılar. Tülay Hanım’ın kelimeleri gırtlağında düğümlenip kalıyordu.

Yine de şöyle dua ediyordu “Allah’ım bu acıları başkasına yaşatma”