Evlerinin kapısını kırarcasına çaldıktan ve kapı açılınca da ayakkabılarıyla içeri giren polislerin birkaç sözden sonra;
—Aile büyüğünüz, akrabanız, komşunuz varsa çağırın, gelsin. Demesinden de anlaşılacağı gibi küçük yavrular anasız ve babasız kalacaktı. Ama ne aile büyükleri vardı yaşadıkları şehirde ne de yakın akrabaları. Cümlede “komşu” kelimesi de geçmişti.

Öyle ya komşu en yakın sayılırdı. Komşu, aileden sonra bize en yakın olan, olması gereken kimselerdir. Ülkelerin de, iş yerlerinin de komşuları vardır ama benim kastettiğim aile komşusu, mahalle komşusu. Yardımlaşmanın, dayanışmanın, sırdaş olmanın, iyi günde kötü günde sırtını yaslayabilmenin adıdır “komşuluk”. Öyle önemli bir unsurdur ki komşuluk Yüce Allah(C.C) Kur’an-ı Kerim’ inde “Anaya¸ babaya¸ akrabaya¸ yetimlere¸ yoksullara¸ yakın komşuya¸ uzak komşuya¸ yanınızdaki arkadaşa¸ yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere iyilik edin”. Buyurmaktadır.

Hatta o kadar önemlidir ki Hz. Peygamber(SAV) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Cebrail (A.S) durmadan bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye ederdi. Bu sıkı tavsiyeden¸ komşuyu komşuya mirasçı kılacağını zannettim.” Buyurmuştur.
Komşunun dinine, inancına, cinsiyetine, ırkına bakılmaz. Komşuluk ayrımcılık kabul etmez.
Bu yüzden Anadolu’da yılların eskitemediği, yıpratamadığı, yok edemediği nice dostluklar vardır. Sabahın erken saatlerinde Sağlam ailesinin evinde yaşananlara da en yakın komşuları olan Nüvit Teyze çağrılmıştı. Yaşlı kadın sabah namazını kılmış, Kur’an-ı Kerim okurken uyuya kalmıştı. Nereden bilecekti kapısının alacaklı gibi çalınacağını. Neyse ki kapıya gelenlerin tavırlarını;
—Nüvit Teyze, günaydın. Rahatsız ettik ama eve bu polisler(!) geldi. Komşunuzu çağırın dedi. Biz de sana geldik. Kusura bakma. Müsaitsen hazırlanıp bize kadar gelebilir misin? Diyen Mehmet’in kibar sevecen sözleri telafi etmişti. Çok geçmeden Sağlam ailesinin evine gelen Nüvit Teyze polislerin hoyratça dolaşmalarından oldukça sıkılmıştı. Hele hele yaptıklarını, davranışlarını, tavırlarını gördükçe, sözlerini işittikçe dayanamadı çıkıştı;
—A be evladım! Ne yapıyorsunuz siz. İnsan bari ayakkabılarını çıkarır. Burası ahır mı ki ayakkabılarınızı tozuyla, kiriyle çamuruyla her tarafa basıyorsunuz. Hem bu insanlar karıncayı incitmezler. Ne diye itip kakıyorsunuz, ne hakkınız var? Birazcık insaf yok mu sizde? Dedi. Yaşlı kadını kaale alan, umursayan yoktu. Ne tavır değiştirdiler ne de sözüne kulak astılar. Ama Nüvit Teyze bildiğini söylemeden edemiyor, inandığı doğrultuda sözlerini sürdürdü.
—Evladım! Yatak odasına erkek polis girer mi? Yok mu sizin kadın polisleriniz, neden getirmediniz? Ayıp be evladım İnsanın mahremine saygı gösterin. Bari kadın bir komşu çağırsaydınız. Yahu bu evde sigara içilmez. Şuna bak,  izmaritleri de sağa sola atmışsınız. Biraz saygılı olun. Yahu dua kitabını niye alıyorsunuz. Dua etmek de mi suç. Aklım almıyor, Kur’an mealini de alıyor şunlara bak. Kardeşim siz nasıl bir talimat aldınız? Kim ne dedi de size bu zulmü yapıyorsunuz? Hem nedir bu masum insanların üzerine atılan,  atfedilen suç. Hele bir söyleyin de bilelim bakalım…. Demesi polisleri kızdırdı. Polislerden biri kaşları çatık halde bakarak;
—Yettin be kadın. Amma çok çenen varmış. Biz işimizi yapıyoruz. Dırdırlanıp durma. Kes sesini bekle. Yoksa atarım seni dışarı. Daha da kaşınırsan seni de alır götürürüz. Deyince evin en küçük çocuğu ağlamaklı atıldı.
    —Nüvit Teyzeye dokunmayın. Onun suçu-günahı yok. O bizim komşumuzzzz. Deyip kadıncağızın ayaklarına sarıldı. Manzara polislerin hoşuna gitmediğinden ev sahiplerine dönerek;
—Nasılsa ikinizi de alacağız. Çocuklarla şimdiden vedalaşın. Bu kadın alsın gitsin ki onu da gözümüz görmesin. Bizi rahatsız ettiği yeter. Dedi. Sonunda evde bilgisayar, mobil telefon vs. elektronik eşyalarla birkaç dua kitabı tutanakla alınıp evden çıkılmıştı. O günden sonra Nüvit Teyze Sinan ve Senem ‘i bağrına basmıştı. Zira babaları Faruk Bey bir spor salonundaki toplu gözaltı merkezine anneleri Firdevs Hanım da mahalle karakolunun nezarethanesine konmuştu. Günlerce görüşmelerine izin verilmedi. Faruk astım hastası olduğu halde;

—Hastalık bahane’ Kimseye ilaç yok. Bana mı sordunuz hasta olurken? Diyen insanlıktan uzak görevlilerin tavırları yüzünden verilmemiş, defalarca astım krizi geçirmişti. Birkaç defasında 112 acil servis ambulansıyla elleri sedyede kelepçeli hastaneye götürülse de ilaçları verilmemişti. Nüvit Teyze çocuklara bakmakla kalmamış, birçok avukatla görüşerek nihayet birini ikna edip Sağlam ailesinin savunulmasını sağlamıştı.

Nüvit Teyze Sinan ve Senem’le sohbet ettiğinde Sinan adeta yıkıldı. Zira nereden bilecekti okul harçlığından ayırdığı paralarla biriktirdiği dolarlar arasında 1 dolarların olmasının babasının suçlanmasına sebep olacağını. Senem de oldukça üzüldü. Zira nereden bilecekti önceki yaz gittiği Kur’an Kursundaki öğretmenin “Evinizde Kur’an meali yoksa ailelerinize aldırın. Derslere getirin oradan meal de okuyacağız.” Demesi sonrası aldığı Kur’an Mealinin babasını suçlamada delil olarak kullanılacağını. Lâkin teselli yine Nüvit Teyze’den gelmişti.

—Üzülmeyin evlatlarım, tasalanmayın. Bugünün yarını var, yarının da ötesi. Evim evinizdir, malım malınızdır. Ölürsem de varisim sizler olacaksınız. Nasılsa bugünler geçecek bzi komşuyuz. Komşu hakkı kutsaldır. Zalimin zulmü ebediyen baki kalmaz. Elbet her şeyin Sahibi olan Zat, Allah(C.C) olup biteni görüyor.