Evdeki telaşın sebebi belliydi.
Ne de olsa huzur dolu bu yuvaya ilk kez görücü geliyordu.
 Herkes gibi Can Ailesinin de yaşayabileceği en güzel anlardan biriydi.
Ancak evin hanımının gelecek aday hakkında pek de olumlu düşüncesi yoktu. Ama kızının düşüncesine, kararına saygı duymaktan başka çaresinin olmadığını da biliyordu. Aslında düşüncesinin temelinde kulaktan duyma birkaç söz etkili olmuştu.
Kulaktan kulağa dolaşan cümlelerde komşulardan bazıları kendi aralarında ;
-Nevin Hanım’ın kızına Halıcı talip olmuş.
-Halıcı derken halı tüccarı değil. Halı yıkamacı kardeşim.
-Duyduğuma göre ortaokul terkmiş. Halbuki Ayla üniversite mezunu. Hem de  iyi bir işi var.
-Nevin Hanım, kızını mahallenin halıcısına verecek değil ya.
-Elbet vermez bacım. Olacak iş mi? Davul bile dengi dengine!.
Elbette, insanların ne dediği önemliydi. Dikkate almak gerekliydi ama gözden kaçan söylenenlerin ardındaki niyetin insanı küçük görmek olduğuydu. Gözden kaçan  düşüncelerin kibir, gurur, haset, küçümseme içermesiydi. Kısacası gözden kaçan ahlâk değerlerinin ayaklar altına alınmasıydı.
Ayla’nın kulaklarına da geliyordu söylenenler. Ancak gönül evinden vurulmuştu. Kararlıydı.
Misafirler gelmeden önce annesinin gözyaşlarını elleriyle sildi ve;
-Anneciğim! Biliyorum her anne gibi sen de kızının geleceği için kuracağı yuva konusunda hassassın. İstiyorsun ki eğitimine, işine denk biriyle yuva kursun, evlensin. Haydar’ı bana layık görmüyorsun. Ama onu tanıdıkça takdir edecek ve seveceksin. Dilerim yanılmıyorum. Sen de biliyorsun ki; “Evleneceğim şahsı diplomasına göre seçmiyorum, parasına göre tercih etmiyorum, yakışıklılığı için beğenmiyorum. Ben ahlâkı güzel olanı, evrensel değerlere olan bağlılığı için tercih ediyorum. Bu sebeple “yıkamacı” diye küçümsenen Haydar’ın kalbi dağlar kadar yüce, ovalar kadar geniş, okyanuslar kadar engin. Kederlenme. Hem sonra Allah, ne takdir ettiyse ondan başka hiçbir şey başımıza gelmez. Hadi sil gözlerini. Misafirler gelmek üzere.” Dedi.
Kızının söylediklerini can kulağıyla dinleyen Nevin Hanım rahatlamıştı.
Aradan geçen beş yıl Ayla’yı haklı çıkarmıştı.
Nevin Hanım, Haydar’ı neredeyse oğlundan daha çok sever olmuştu. Elbette ki torunlarının artan sevgide katkısı oldukça fazlaydı.
Hele hele yıllar geçtikçe mahalle komşularının;
-Nevin! Kusura bakma. Biz Haydar’ın kişiliğini tanımadan hakkında konuşmuştuk.
-Onu aileniz layık görmemiştik ama yanılmışız.
-“İnsanlık diplomayla, parayla ölçülmez” derdi annem unutmuş olmalıyım ki ilk zamanlar ileri geri sözler söyledim. Yanılmışım. Ama bil ki benim kızıma da Haydar gibi bir talip olsa hiç tereddüt etmeden onaylarım.
Bu gibi sözler Nevin Hanım’ı memnun etmişti. Zira bu sözler aynı zamanda Nevin’in “iç sesiydi”.
Haydar, mahalleyle kalmamış, bütün ilçede sevilir hale gelmişti.
Haydar, kendisi okuyamamıştı. Ama eğitim gönüllüsü olarak hizmet vermenin en doğru iş olacağı inancıyla iki ortakla birlikte ikinci bir iş olarak kreş açmışlardı.
Dört yıl kadar devam eden eğitim yatırımı oldukça ses getirmişti. Okul öğrenci ve öğretmenleri Milli Eğitim tarafından defalarca ödüllendirilmişti.
Ne var ki ülke geleceğine kanlı bir hançer gibi saplanan 15 Temmuz 2016 hain girişimi sonrasında bir anda eğitim kurumlarının bazıları diğerlerinin arasından cımbızlanıp suçlu ilan edilmişti. Yönetici(!) ve sahipleri(!) vatan haini(!) ilan edilmişti.
Haklarında soruşturmalar, yakalamalar, tutuklamalar derken cezalandırmaya kadar gidilmişti.
Haydar, eğitime katkı vermenin, insanlığa hizmet etmenin cezalandırılacağını bilememişti.(!)
Dahası da vardı. Ömür boyunca alın teriyle, dişiyle-tırnağıyla biriktirdiği, artırdığı bütün mal varlığına da el konulmuştu.
Haydar, alın teriyle birikim yapanların şirketlerine kayyım atanacağını,(!) yani mallarına çöküleceğini kestirememişti.
Onu teselli eden en önemli şeylerin başında Nevin Hanım’ın cezaevine gönderdiği mektuptaki;
-“Bize çok şey öğrettin halıcı(!). Damadım olman hayatımın en armağanlarından biridir. İyi ki kızımın kocası, torunlarımın babasısın. Bugünler de geçecek. Bu zulüm de bitecek.”  Cümlelerinde özetlenen düşünceleriydi.