7.9 C
Istanbul, TR
Pazartesi, Şubat 18, 2019
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

4031 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Bebeğimle Nezarette Yaşadıklarım

Sabah saat 6/6:30 sularında zil çaldı, zili algılayıp üzerimizi giyip biz kapıyı açana kadar polisler yukarı çıkmış ve kapıyı zorlamaya başladılar, kapıyı eşim açtı.

TEM’den geldiklerini ve benim ismimi söylediler kimlikleri alıp evi aramaya başladılar; bütün her yeri aradılar ve hiç bir şey bulamadılar işlerine yarayacak.

Evde bilgisayar olup olmadığını sordular eşim olmadığını söyleyince polis kızgın bir şekilde nasıl olmaz dedi. Ev araması bittikten sonra hazırlanmam için çok kısa bir zaman verdiler o esnada ancak 11 aylık kızımın ihtiyaçlarını alabildim. Kızımı yanımda götürmemem konusunda sürekli baskı yaptılar bakacak kimsem olmadığını söylememe rağmen evde bırakmam istendi ben götürmekten vazgeçmeyince, bebeğin olduğu için sana ayrıcalık tanınmayacak diyerek tekrar evde bırakmam istendi ama baskılarına rağmen kızımı bırakmadım.

Sağlık kontrolünden sonra nezarete götürüldüm, o ana kadar gayet soğukkanlıydım ama bedenim tepki vermeye başladı yarım saat geçmeden belime birden bir ağrı girdi ve hareket edemez hale geldim bir saate yakın sürdü bu hal ve sonrasında yavaş yavaş geçti.

5 gün boyunca hiç bir işlem yapılmadı. Dosyaya kısıtlama oluyormuş. 5 gün boyunca kimseyle görüşemiyorsun, psikolojik olarak yıpratılıyorsun, neyle suçlandığını bile bilmiyorsun.

Allah’a şükürler olsun ki iyi davranan vicdanlı polisler vardı, yardımcı olmaya çalıştılar. Bayan bir polis kızımı görünce bile ilgilendi, Başkomiseri kızımın olduğuna dair bilgilendirdi, sütümü ısıtabilmem için kahve makinesi getirdi, sabah akşam yiyebileceği yemek getirilmesine izin verdi.

Tabi bir de kötü olan polisler vardı; bir sabah uykudan bayan polisin sesiyle uyandım ve kapıyı açtı bağırarak ismimi söyledi benim deyince elindeki poşetleri içeri fırlatıp gitti. Kızımın yemeğini getirmişler meğer. Gecesinde kızım hastalandı, doktora çıkardık, alerjisi tekrarlamış, doktor sabahında hastaneye götürülsün dedi ama o bayan “beni ilgilendirmez yalan söylüyorsun bebeğin bir şeyi yok psikolojik” diyerek izin vermedi. Bu da yetmezmiş gibi gelip psikolojik baskıya devam etti “burada veremli insanlar kaldı dezenfekte edilmedi sağlıklı bir yer değil” diyerek daha çok korkutma başladı.

O gün bütün herkesi ağlattı davranışlarıyla. 5. gün ifadeye alındım, ifadenin başında kullandığım numarada bylock programı çıkma nedeniyle gözaltına alındığım söylendi, ifademin bitimine doğru başka bir polis ifademi alan polisi çağırdı ve ona bir dosya açıp gösterdi. Geri geldiğinde bana eşimin numarasını söyledi, kimin bu numara diye sordu, eşime ait olduğunu söyleyince bylock bu numarada kullanılmış dedi. Halbuki ifadeye başladığında benim numaramı sormuş ve numarama baylock çıktığını söylemişti.

İfade sonrası eşimi arayıp ifade vermesi için çağırmamı istediler.“Günlerdir eşimle görüştürmediniz bunu benim değil sizin yapmanız gerekiyor” diyerek eşimi aramayı reddettim. İfademden bir gün sonra savcıya çıkmadan serbest bırakıldığım söylendi.

Çıkış için sağlık raporu alınması gerekiyormuş, emniyetteki doktor olmadığı için hastaneye götürdüler, çıkış raporu alındı, eşyalarımı almak için beni geri götürdüklerini düşünüyordum, içeri girdim, nezarete değil yukarı doktorun yanına götürdü ve tekrar gözaltına alındığım söylendi. Bir saat içinde serbest bırakılıp tekrar tutuklandım.

Tamamen yıpratma politikası uyguladıklarını düşünüyorum. Sürekli eşimi gelip gelip soruyorlar. Çalıştığı yeri vs. söylüyorum aradan biraz geçiyor tekrar çağırıp aynı soruları soruyorlar. Kızım sürekli baba baba diyerek polislerin kucağına atılıyordu en zor zamanlarım o anlardı. Kızım hala babasını göremiyor. Eşim arandığı için eve gelemiyor, bende kızımla ailemin yanında kalıyorum. Evime gidemiyorum komşulardan çekiniyorum. Eşim işinden ayrılmak zorunda kaldı. Suçlu olduğuna dair hiç bir kanıt yok ama alıp günlerce nezarette tutacaklar, belki de tutuklanıp cezaevine gönderilecek.

Ben orayı yaşadığım için eşimin suçsuz yere gidip teslim olmasını istemiyorum. Ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz çünkü. Şu son dönemde herkes korkusundan doğruları söyleyemezken bir tek sizler kaldınız o yüzden size yazmak istedim.

Bak Hele…

Tâhâ Yasin Yıldız

Bak Hele…

Saate küsmeyi bırak
Zamanın kâlp sesidir o
Atacak çaresiz, tık tak..
Elinde mi dizginini tutmak
Ya da boğazını sıkmak
At gibi koşar digi dak!
Çatlasın diye mi beklersin o at
Hele şu cehalete bak!
Çatlama vakti yevm-i kıyâmet!
İyisi mi sen de koş
Öyle çizmek yerine zikzak!
Sen de inanmazsın ya,
Bekle elinde çomak,
Oynarsın salak salak!
Gönlünde ne var..? kurak,
Beleşe kim tav olmaz,
Varsa ver biz de konak,
Herşey oluversin şip şak.
Peki canım hazır, bak!
Verirler mi sanırsın
Eline bir ayna bir de tarak
Alemi umursama
Al şurda keyfine bak.
Geldin sanki bu hana,
Saz için bir de arak,
Hazır oldu olacak,
Bir dal da tütün sarak!
Olur yahu ne istersen,
Ya tütsü ya kurşun dök,
Ismarla bak olmadı,
Ada sen de bir adak,
Geldi değil mi ayağına…
Şu insan ne de ahmak!
Çıkartır lâkin bakma sen,
Şeytana bile çırak..!!
……..

Koruyucu Aile Olarak Bir Kızımız Vardı

Eşim bir vakıfta muhasebeci olarak çalışıyordu. 3 çocuğumuz var. Günlerimiz gayet mutlu ve huzurlu geçiyordu. Bundan 3 yıl önce koruyucu aile sistemiyle ilgili bir tanıtım izledim. Eşime anlattığımda bizde koruyucu aile olalım dedi. Ben de aynı fikirdeydim. Çocuklarımızın da onayını alarak sosyal hizmetlere başvurumuzu yaptık. Prosedürü ağır ve masraflı olmasına rağmen yılmadık. 4. çocuğumuzun hayaliyle beklemeye başladık.

Tam 3 yıl sonra çok şirin 3 buçuk yaşında bir kızımız olacaktı. Alışma sürecinde sık sık kuruma gidip kızımızla parkta oyunlar oynuyorduk. En küçük çocuğumuz 13 yaşında olduğu için eşimle birlikte tekrar çocuklaşmıştık. Çocuklarımda merak ve heyecanla bekliyordu. Bu arada annemin, akrabalarımızın ve dostlarımızın nasıl tepki vereceğini bilmiyordum.

Özellikle annemden çekiniyordum. Çocuklarımdan dolayı çok yorulduğumu düşünürdü çünkü… Ama bir gün annem ve teyzelerime resimlerini gösterdiğimde çok desteklediler. Dostlarımızda şaşırdı öncelikle. Nihayet o beklenen gün geldi 18 Mart 2016 da küçücük kızımızı aldık. İlk günler tedirgindi. Ama çok kısa zamanda birbirimize alı

ştık. Özellikle annem ve teyzemlerin kabullenişi muhteşemdi. Sık sık gelir olmuşlardı. Ayda bir kızımızı kuruma götürüyorduk. Gerçek ailesiyle görüşüyordu. Bizi de genelde müdür bey ağırlardı. Bir keresinde 160 koruyucu ailemiz var. Kalitede ilk 10 aileden birisiniz dedi. Her buluşmamızda da kızımızın çok şanslı olduğunu söylerdi.

Rüya gibi günler yaşarken 15 Temmuz kabusumuz oldu. Eşimin çalıştığı vakıf kapatılıp mallarına el kondu. Artık işsizdik. Daha üzerinden bir ay bile geçmemişti ki kurumdaki bizden sorumlu memur aradı. İşsiz olduğumuzdan kuzucuğumu geri alacaklarını söyledi. Yıkılmıştım. Eşim iş bulurum zaten İstanbul’dan abim iş için çağırıyor demesine rağmen kabul etmedi. Halbuki dul, bekar isteyen herkese çocuk veriyorlardı.

Yine de sık sık kuruma gider kuzumu görürüm diyordum. Teslime gittiğimiz gün her gün odasında olan müdür kaçmıştı. Memurda bize karşı çok kabaydı. Bir daha asla göremeyeceğimizi söylediğinde 2.kez yıkıldım. Çocuk kucağımdan inmek istemiyordu. Ağlaya ağlaya aldılar. Günlerce eşimle yuvanın dış duvarından kızımızı görme umuduyla baktık. Ama nafile meğer hemen başka bir aileye vermişler.

Devletimiz için insan psikoloj
i
si bu kadar mı önemsizdi. Ben eşim ve çocuklarım çok özlüyoruz. Bu özlemimizi kim giderecek. Sorumlular üzüntümüzden mesul değil mi? Ya kızımız küçücük yaşıyla bütün olanları anlayamayacak belki de en kötüsü ömür boyu bize kızacaktı. Madem teröristtik en baştan çok sıkı araştırmalar yapıp onayımızı valilikten vermişlerdi. 5 ayda ne değişmişti?

15 Yaşında Bir Kızım, 10. Sınıfa Gidiyorum

Merhaba,

15 yaşında bir kızım, 10. sınıfa gidiyorum. Polisleri sadece babamla yola çıktığımızda, trafik polisi durdurur kontrol yaparsa, o zaman görürdüm. 15 Temmuzdan sonra, neredeyse her gün göreceğim yıllarca düşünsem aklıma gelmezdi. Babamın ve annemin terörist olarak aranacaklarını rüyamda görsem, muhtemelen kabus görmemek için günlerce uykusuz kalır, uyumazdım.

Beni arkadaşlarımdan ayıran en önemli özellik, okuluma her gün, kapımızın önünde bekleyen, polisler eşliğinde gidip gelmem. Babam tutuklu, annem kayıp, abim bu yıl üniversiteyi kazandı, İstanbul’da okuyor… Artık dedemlerle kalıyorum. Dedeciğim, beni ve abimi okutabilmek için 75 yaşında pazarda çay satmaya başladı.

Babam özel bir kurumda müdürdü. 15 Temmuzdan bir hafta sonra, okuluna polisler geldi, okulu saatlerce aradılar, sonra bir şey bulamamalarına rağmen okulu mühürlediler, babamı gözaltına aldılar, sabaha karşı saldılar. 4 gün sonra polisler bu defa evimize geldiler, evimizin her yerini aradılar, hiçbir şey bulamadıklarını söylediler ama babamı yine götürdüler, iki gün sonra da tutukladılar. Yaklaşık 5 aydır babam tutuklu.

Ben, annem ve abimle dedemlerde kalmaya başladık. Ağustos ayında bu defa polis annem için geldi. Annem o an dedemlerde olmadığı için polisler annemi götüremediler. Dedemlerin evinin her yerini aradılar, öğrendim ki meğer bizim kendi evimize de gitmiş polisler.

Annem kayıp bu güne kadar toplam 8 defa polisler baskın yaptılar. Bir defasında sekiz tane amir geldi, bir saat anneannemlerin evini aradılar, benim üzerime yürüdüler. Anneannem bağırınca “bu çocuğa siz eziyet edemezsiniz” diye o zaman evimizi terk ettiler. Yaklaşık 15 gündür kapımızda polisler bekliyor, her yerde beni takip ediyorlar ve ben okula bu polislerle gidip geliyorum. Annem ve babam ne suç işlediler? Babamın dosyası bile yok henüz, babamın arabası ile dedem beni ne zaman bir yerlere götürmeye kalksa polis durduruyor, dedemi sorguya çekiyor.

Bizi Açlığa Mahkum Ettiler

Eşim tutuklu. 15 Temmuz darbe girişimi bahane edilerek masum insanlara karşı yapılan zulüm bizim eve de ulaştı. Bir sabah ansızın kapımızın zili çaldı.

Daha kimsiniz necisiniz diye sormadan polisler eşkıya gibi evimizi hoyratça bastılar. Arama iznini ve neyle suçlandığımızı öğrenemeden evimizi aramaya başladılar. Sanırsınız ki eşim yüzlerce kişinin katili. O şekilde evi arıyorlar.
Evimizde ne olacak ki her evde bulunması gereken dinimizi öğreten kitaplar var. Gel gör ki bunlar bile suç aleti gibi gösterilip alındı. Halbuki eşim 30 sene devlet memurluğu yapmış ve emekli olmuş birisi.

Çalıştığı dönemde millleti ve devleti için hep fedakarlık yapmış kurum amirlerinden de defaaten takdirname almıştır. Eşim günlerce neyle suçlandığını dahi bilmeden en temel ihtiyaçlardan yoksun bırakılarak emniyette tutuldu. Sonrasında da tutuklama nedeni söylenmeden tutuklandı.
Halbuki eşimin yaşa bağlı olarak çok ciddi sağlık sorunları var. Ve kısa süre öncede kısmi (%50) oranında felç geçirdi ve daha düzelmedi. Konuşamıyordu sağlıklı ayakta duramıyor. Sağ tarafı çok az tutuyor, şeker ve yüksek tansiyonu hastası olmasına rağmen tutukladılar. Bu yetmezmiş gibi tek gelirimiz olan eşimin emekli maaşını kestiler bizi açlığa mahkum ettiler.
Geriye kalan iki kızımın birini kamudaki memurluktan ihraç ettiler, diğerinin de çalıştığı kurumu kapattılar. Dolayısıyla daha hangi suçla suçlandığımızı bile öğrenemeden, bütün aile fertlerini açlığa mahkum ettiler. Halbuki hukuktaki masumiyet karinesi gereği kimsenin suçu ispatlanıncaya kadar suçlu değildir.

Temel ihtiyaçları kısıtlanamaz ve hedef gösterilemez. Bu olaydan sonra bize sahip çıkması gereken komşularımız da bizi tamamen dışladılar. Selam sabahı kestiler. Bizi görünce yol değiştirmeye başladılar. Ben yaşlıyım ve kilom fazla olduğundan bende bakıma muhtacım. Bütün gelirimiz de kesildi.
Söyleyin daha vicdanı kurumamış insanlar biz kimlere sığınalım. Bizlere sahip çıkacak kimse yok mu?

İki Hafız Kızımı Tutukladılar

Birçok ameliyat geçirmiş, yarı yatalak bir anneyim. Evin en küçükleri olan iki hafız evladım benim bakımını üstlenmişti.

Ülkemizde yaşadığımız kara günden (15 Temmuz) sonra bizim de hayatımızda zor zamanlar başladı. Diyanete bağlı, MEB’in düzenli olarak teftiş ettiği her manasıyla resmi olan Kuran kursunda kızlarımı hafız olarak yetiştirdim…

Daha sonra bu kursa bağlı yurtta belletmen olarak kalmaları istendi. Kızlarım bunu vefa borcu gördükleri için kabul ettiler. Hiçbir ücret almadılar. Ben hastalanınca çalışmaya başladılar. Kızlarım üç yıldır bana bakıyordu. Onlar benim elim, ayağım, umudum olmuştu.

Fakat üç ay önce evimize bir operasyon düzenlendi. Polisler, evimize üç yıl önce kızlarımın belletmen olduğu yurtta görev yapan Kuran kursu hocasının şikayeti üzerine geldiklerini, kızlarımın suçunun ise terör ile ilgili faaliyetlerde bulunmak olduğunu söyledi. Evimizi aradılar, delil bulamadılar. Fakat kızlarımı tutukladılar.

Onları tutuklayarak benim elime, ayağıma zincir vurdular. Çünkü ben onlarsız günlük ihtiyaçlarımı bile karşılayamıyorum. Tutuklandıktan sonra polisler evimize tekrar geldiler. Çok korktum. Kızlarıma bir şey oldu sandım. Meğerse kızlarımın her zaman okudukları Kuran-ı Kerim’i alıp inceleyeceklermiş, değişiklik yapılmasından şüpheleniyorlarmış. Göz nuru akıtarak Kuranı ezberleyen kızlarıma yapılacak en büyük hakaretti bu. Duyunca kahroldum.

Şu anda onları göremiyorum. Ziyaretlerine gidemiyorum, 2 haftada bir telefon görüşmemiz oluyor. İyi oldukları söylüyorlar. Hapishanede, çocuklarından ayrı anneler teselli ediyorlarmış, en azından siz bekarsınız, ayrı kaldığınız evlatlarınız yok, sorumluluklarınız yok diyorlarmış. Herkesin yaşadığı acı kendine göre zor. Kızlarım hayatlarının baharında çok zor şeyler yaşamak zorunda kaldılar. Hayata küstüler, kırgın ve öfkeliler.

Teselli etmek isteyenlere, bizim de bir annemiz var yolumuzu gözleyen, bakıma muhtaç, bir de genciz küçükte olsa bir dünyamız, hayallerimiz vardı diyorlarmış…

Evet, küçük bir dünyaları vardı, hayalleri vardı. Ama hepsini yok ettiler. Şimdi yüreği yanan bir anne olarak soruyorum; Gençliğinin en güzel günlerini hapishanede, suçsuz olduğu halde geçirmek zorunda kalan kızlarım, geri kalan hayatlarında bu zamanları unutabilir mi? Asla! En yakın zamanda kızlarımın hürriyetlerin kavuşmalarını ümit ediyorum.

Evliliğimin İkinci Haftasıydı

Evliliğimin ikinci haftasıydı. Polisler resmi ikametimin olduğu Konya’ya ailemin evine baskın yaptılar. Ne arama kararı, ne savcılık kararı göstermeden ve bayan polis olmadan 2 ekip arabasıyla azılı suçlu gibi arama yaptılar. Hiç bir gerekçe göstermeden, gerekçe sorulduğunda ise anne ve babamı azarlayarak, hakaret ederek “Ne gerekçesi OHAL dönemindeyiz, gerekçe göstermek zorunda değiliz” deyip evin her tarafını aradılar. Annem yaptıkları muameleden dolayı çok üzüntü duydu ve hastanelik oldu.

Babam arkadaş çevresinden dışlandı ve sosyal hayatı çok kısıtlandı. Hem ailem hem de eşimin ailesi evliliğimizin ilk haftalarında hem çevreye karşı hem de psikolojik olarak çok mağdur oldular. Eşim işten atıldı ve iş başvurusu yaptığı bütün işyerleri reddettiler. İşyerleri benim bu durumumdan dolayı iş vermeye korktular. Şu an işsiz ve evsiz olarak çok mağdur durumdayız.

Polisler evimize gelmeden önce ilk olarak komşulara, ev sahibine ve yöneticiye bizimle alakalı bizim bilgi sahibi olmadığımız ve iddia ettikleri terör örgütüne üyeliğimizin olduğunu darbeye karıştığımızı herkese ilan ediyorlar. Ev sahibi ve komşular bizi terörist gibi görmeye başladılar. Daha oturamadığımız evimizden çıkmak zorunda kaldık. 1 aydır kiralık ev arıyoruz. Hiç kimse bize ev vermiyor.

Mağduriyetimizi kimseye anlatamıyoruz. Eyyy yetkililer bizim bu halimizden sizler de sorumlusunuz. Lütfen bize yardımcı olun. Ülkede paranoya hakim. Her gün daha da kötüye gidiyor.
Saygılarımla

Dozer Gibi…

Devlete ait bir okulda okul müdürü olarak görev yapmaktayken sadece sendikadan dolayı açığa alındım sonra ihraç oldum.

3 çocuğum var. Maddi sıkıntılardan dolayı açığa alınınca bir arkadaşımla ortak bir cafe açtım. Maddi sıkıntılarım devam ediyor. 1 dairem vardı, satmak için tapuya başvurdum; tapu da satamazsın dediler, haciz koydurmuşlar. İtiraz ettim, dilekçe verdim. Savcılık emniyetten araştırılsın diye tapu savcılığa yazmış ama cevap gelmedi.

Bu arada bir avukatla tanıştım. Bana adliyeye gidip durumu anlatarak satabileceğimi söyledi. Ben adliyeye gittim ama tapunun gönderdiği yazıyı bulamadılar. Ben de rasgele bir cumhuriyet savcısına direk gidip durumu anlatmak istedim. Selam verip ihraç olduğumu ve borçlarımdan dolayı evlerimi satmak istediğimi ancak tapuda sorun çıkardıklarını söyledim.

Savcı ilgilendi; tapudan gönderilen yazıyı elden getir dedi, getirdim. Tapuya yazı yazdı; satılmasında bir sakınca yoktur dedi. Aynı kağıdı fax çekti, bir örneğini bana verdi. Elden götürüp verdim. Bu şekilde evimi sattım. Eşim çalışmıyor, cafe ancak kendisini çeviriyor.

Şu an sattığım dairenin parası ile geçiniyorum. Bir kısmını da cafe açmak için sermaye olarak kullandım. Evi satınca kiraya geçtim evim kira ve işyeri dönmüyor, zarar ediyorum. Bu mağduriyetin giderilmesini talep ediyorum.

Ve benim durumumda yüzbinlerce insan var Türkiye’de. Ancak ortada hukuk yok, adalet yok, güvenlik yok, mal ve can emniyeti yok. Devlet aygıtı dozer gibi önüne geleni tahrip ediyor.

Mağdurlardan Biri de Benim Babam

15 Temmuz 2016 kahrolası darbesi ve darbecilerinin ihaneti sonrası ülkemizde suçsuz yere içeri girenlerden biri de benim babam.

Suçlandığı konu; çocukları iyi bir eğitim görsün diye zamanında devletin de desteklediği, eğitim vermelerine izin verdiği özel bir okula göndermek ve ihtiyaç sahiplerine faydalı olabilmek için kurulan derneğin başkanı olmak. Bu sebeplerden ötürü ağustos 2016 da birkaç jandarma sabah 7.00’de eve arama yapmaya geldiler.

Hiçbir şey bulmadan babamı alıp gittiler. 6. gözaltı gününün akşamında duruşma sonunda tutuklu yargılanmasına karar verildi. 149 gündür bizimle değil. Ekim sonunda sözde mahkeme olmuş ama hiçbir sanık çağrılmadan yapılmış bütün koğuşun tutuklu yargılanmasına karar verilmiş. Adaletten eser yok habersizce mahkemeler yapılıyor sonrasında gardiyanlar haber veriyor mahkemeniz görüldü diye.

Maalesef yeni Türkiye bu halde. Şuan 17 yaşındaki erkek kardeşim ailenin geçimini sağlamak için çalışıyor, okulunu açıktan okuyor. Babamı koydukları cezaevi evimize 2 saat uzaklıkta. 3-4 vesait değiştirerek gidebiliyoruz. Hatta geçenler de görüş gününü arayıp sormamıza rağmen değiştiğini söylememişler onca yolu ellerimiz boş döndük. Her türlü yük omuzlarımızda.

Cebimde bazen dolmuşa binecek paramız bile olmuyor ama arayıp aileme söyleyemiyorum. Belki ben uzakta olduğumdan çok etkilenmiyorum belki ama kız kardeşim psikolojik olarak çökmüş durumda. En büyük temennimiz yaşanılan haksızlıkların son bulması.

73 Yaşındaki Babamı Tutukladılar

Babam 73 yaşında kalp ve tansiyon hastası. Ayrıca yaşa bağlı birçok hastalığı olan birisi. Ülke genelinde masum insanlara yapılan cadı avı bizim eve de geldi. Babam kendi halinde hayatını devam ettiren kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan devletine ve milletine aşık birisiydi.
15 Temmuz darbe giriminin babamla ne alakası var? Bunu anlamak mümkün değil. Sanki babam suçluymuş gibi onu bu yaşında bylcokdan tutukladılar. Benim babam ne bylcok bilir nede başka program bilir. Cep telefonunu anca kullanır, mesaj yazmayı bile bilemez.

Bu adamı aldılar 4 aydır hapiste yatırıyorlar. Annem evde ağlayıp duruyor. Babanı orada öldürecekler diyor. Haksız da değil, geçenlerde babam rahatsızlanmış hastaneye bile götürmemişler. Babam yaşa bağlı olarak sürekli hastalanabiliyor.
Bu zulüm yetmez gibi insanın en tabi ihtiyacını karşılayacağı emekli maaşını da kestiler. Annem 70 yaşında nerde çalışsın nerden para bulup geçimini sağlasın.

Bitsin bu zulüm artık, birileri sesimizi duysun.

 

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS