4.5 C
Istanbul, TR
Cuma, Nisan 10, 2020
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

5064 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

HDP: Hayat cezaevine sığmaz

HDP milletvekilleri İnfaz yasa tasarısına ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

Milletvekilleri, “Hayat cezaevine sığmaz çünkü cezaevlerinde 50-60 kişi bir arada ve hiçbir tedbir olmadan yaşamak zorunda bırakılıyor. Hayat cezaevine sığmaz, tablo giderek ağırlaşıyor” dedi.

Basın açıklamasına katılan HDP milletvekilleri, tutuklu siyasetçilerin ve hasta tutukluların fotoğraflarını taşıdı.

İnfaz düzenlemesinin salgından önce normal zamanlarda Meclis gündemine gelmemesini eleştiren Beştaş, “Korona günlerinde, yaşam hakkının herkes için büyük bir risk altında olduğu günlerde, bu yasa cezaevleri tarihinin en fazla doluluk olduğu dönemde Meclis gündemine geliyor” dedi.

‘DÜŞMAN HUKUKU DEĞİL, İNSANCIL HUKUK İSTİYORUZ’

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Beştaş, “Evde kal” çağrılarını desteklediklerini ancak “cezaevinde kal” sloganını asla kabul etmeyeceklerini ifade ederek, “Hayat cezaevine sığmaz diyoruz. Çünkü cezaevlerinde 50-60 kişi bir arada ve hiçbir tedbir olmadan yaşamak zorunda bırakılıyor. Hayat cezaevine sığmaz ve hukukun üstünlüğü herkes için uygulanmalıdır. Düşman hukuku değil, insancıl hukuk istiyoruz. İnsancıl hukuk herkes için eşit olmasını emreder” diye konuştu.

‘BU BİR REHİNE HUKUKUDUR’ 

Tasarının kutuplaşmayı derinleştireceğini ifade eden Beştaş, AKP’nin kendisine muhalif olanları “rehin” siyasetiyle cezaevinde tutmaya devem ettiğini belirtti. Bafra Cezaevi’nde 70 yaşındaki Mehmet Yeter’in korona virüsünden hayatını kaybetmesini “cinayet” olarak nitelendiren Beştaş, “Karşımızdaki güç AKP ve ortağı, ‘siyasi tutuklu yok’ diyor. Bu bir rehine politikasıdır ve bugün dünya büyük bir felaketle karşı karşıyayken afet, salgın mücbir sebep varken, bu rehine politikasına devam etmek katliam politikasında ısrar etmektir. Şu anda içerideki tutuklu ve hükümlüler iki şekilde rehinler. Bir AKP siyasetinin rehineleri durumundalar bir de Covid-19’un rehineleri durumundalar. İkisine karşı da bu haksızlığı kabul edemeyiz” şeklinde konuştu.

‘ÖZEL AFLA YANDAŞLARINI CEZAEVİNDEN ÇIKARMAYA ÇALIYORLAR’ 

İnfaz düzenlemesinin özel af niteliği taşıdığını belirten Beştaş, şunları ifade etti: “Anayasanın 10’uncu maddesi, TCK’nin 35’inci maddesi, İç tüzüğün ilgili hükümleri gereğine göre, özel af yasasının kabul edilme oranı bellidir. Halka söylüyorum: 360 oyla bu yasayı kabul edebilirler. 360 oyun altında kimseye özel affı hiçbir iktidar ya da küçük ortaklarıyla getiremez. Bu özel aftır ve bu özel afla kendi yandaşlarını, kendilerine muhalif olmayanları cezaevinden çıkarmaya çalışıyorlar. Bu hazırlık yıllardır yapılıyor. Uzun süredir AKP’nin istediği, MHP’nin kabul ettiği bir taslağın, fırsattan faydalanarak önümüze getirilmesidir.”

‘İNFAZ SÜRELERİ DÜŞÜRÜLDÜ’

Düzenlemeyle birçok katliam failinin serbest kalacağının, yüzüne kezzap atılan Berfin Özek’in failinin de bu düzenlemeden faydalanacağını altını çizen Beştaş, gazeteci Aziz Oruç gibi birçok gazetecinin ve siyasetçinin cezaevlerinde kalmaya devam edeceğini belirterek, “İnfaz paketinde 53’üncü maddeye son dakika yapılan eklemelerle izinli sayılacak kişiler arasına cinsel suçlar ve kasten öldürmeden mahkum olanlar da eklendi ve infaz süreleri düşürüldü. Bu çok önemli bir şey. Şu anda korona salgını sebebiyle evde aile içi şiddete maruz kalan, binlerce kadını döven, katleden, tecavüz eden saldırganlar hiçbir tedbir alınmadan tekrar aynı eve gönderilecek. İşte bu konuda biz Münevver Karabulut’u hatırlatmak istiyoruz. Faili Cem Garipoğlu intihar etmemiş olsaydı, bu durumda o da izinli olacaktı ve evine gidecekti” dedi.

‘TABLO GİDEREK AĞIRLAŞIYOR’

Düzenlemenin kapsamının genişletilmesi gerektiğine vurgu yapan Beştaş, şöyle konuştu: “Bizim çağrımız bu özel affın 360 oranıyla, vekil sayısıyla kabul edilebileceği çağrımızı Meclis’te her an ifade edeceğiz. ‘Terörist’ dedikleri bizleriz, bu konuda muhalefet edenlerdir. AKP’ye muhalif olanların terörist ilan edildiği, dünya tarihinde en fazla mahkeme kararıyla terörist sayısının olduğu Türkiye’de tablo giderek ağırlaşıyor.”

 

http://aktifhaber.com/m/gundem/hdp-hayat-cezaevine-sigmaz-h144232.html

Cezaevindeki ilk korona ölümü resmi kayıtlara geçti

Hükümet cezaevlerinde korona yok derken, tutuklu Mehmet Yeter’in korona nedeniyle hayatını kaybettiği resmi belgeye geçti. Üstelik hastayken iki cezaevi değiştirmiş.

Yaklaşık 3 yıldır tutuklu 70 yaşındaki Mehmet Yeter’in korona nedeniyle hayatını kaybettiği resmen kabul edildi.

Bafra Cezaevinde tutuklu bulunan Mehmet Yeter, 16 Mart’ta 19 Mayıs Tıp Fakültesi Hastanesi’ne getirildiği ve 23 Mart tarihinde sol bacağının kesildiği öğrenildi. Mehmet Yeter’in şeker hastalığı nedeniyle bacağının kesildiği, 70 yaşına rağmen tahliye edilmeyerek 26 Mart’da hastaneden taburcu edilerek bu kez Samsun T Tipi cezaevine gönderildiği öğrenildi. Cezaevinde fenalaşan Mehmet Yeter tekrar kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

Cumhuriyet savcısı tarafından Samsun Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’ne gönderilen yazıda, “Mehmet Yeter isimli hükümlü Covid-19 hastalığına bağlı nedenlerden dolayı vefat etmiştir. Kişinin ailesine ulaşılamamıştır. Şahsın bulaşıcı salgın hastalık sebebiyle vefat etmiş olması sebebiyle morg gibi ortak sağlık kullanım alanlarında uzun süre bekletilmesinin toplum sağlığının riske sokması ve bulaşıcı hastalık yayılma riskinin artması sebebiyle gerekli önlemler alınarak bekletilmeden talimatın tarafınıza ulaşmasıyla kişinin defin edilmesi rica olunur” ifadelerine verildi.

Mehmet Yeter’in cenazesi, savcılığın yazısının ardından Mezarlıklar Müdürlüğü ekipleri tarafından toprağa verildi.

OĞLU TEPKİSİNİ TWİTTER’DAN DİLE GETİRDİ

Mehmet Yeter’in oğlu Ferhat Yeter, babasının öldüğü bilgisinin Cezaevi yönetimi tarafından kendisine bildirilmediğini iddia ederek “Ölümünün üzerinden 5 gün geçmesine karşın hiçbir şekilde ne Samsun Cezaevi kurumu ne de herhangi bir kurumdan tarafımıza haber verilmeden defin işlemi gerçekleştirilmiştir. Ölüm haberini önceki gün bir mahkumun beni aramasıyla öğrendim”dedi.

Babasının ölümünü araştıran Ferhat Yeter, “bacağının kesilmesinden tekrar cezaevine götürülüyor. İnsanlarla temas ettikten sonra fenalaşıyor ve tekrar hastaneye sevk edildiğinde yaşamını yitiriyor” dedi. Yeter savcılığın yazısına karşın hastane görevlilerinin babasına yapılan 3 testin negatif çıktığını söylediğini kaydetti.


ŞAKRAN’DA BİR DOKTOR DAHA POZİTİF ÇIKTI

Öte yandan İzmir Şakran Cezaevi’nde 2 doktorun koronavirüs testinin pozitif çıktığı öğrenildi.

 

http://aktifhaber.com/m/gundem/cezaevindeki-ilk-korona-olumu-resmi-kayitlara-gecti-h144229.html

Mahpuslardan Meclis’e mektup yağdı: Tehlike altındayız

Türkiye’nin dört bir yanından tutuklu mahpuslar, TBMM Genel Kurulunu mektup yağmuruna tuttu. Korona günlerinde neler yaşadıklarını neler olabileceğini yazdılar.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu başta olmak üzere birçok tutuklu CHP Miletvekili Sezgin Tanrıkulu’na da mektup gönderdi. Şanlıurfa 2 Nolu T Tipi Cezaevinden öğretmen Ahmet Koçyiğit, Kayseri Bünyan Cezaevinden öğrenci Miyase Nur Ay ve Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevinden Mustafa Geylani mektuplarında cezaevindeki korona önlemlerini anlattı ve taleplerinin TBMM’ye iletilmesi istedi.

10 KİŞİLİK KOĞUŞTA 24 KİŞİYİZ

10 kişilik koğuşta 24 kişi kaldıklarını belirten Ahmet Koçyiğit, “Koronavirüs nedeniyle kapalı açık görüşler iptal oldu. Bu gidişle bu kısa sürmeyecek. Bize yapılan bu içe kapatma ne kadar çözüm olacak. Dışarıdan gıda geliyor, gazete geliyor, bütün personel dışarıyla temas halinde. Allah muhafaza bir tespit olunması durumunda bütün hapishaneye yayılır.” dedi.

SON PİŞMANLIK FAYDA VERMEZ

44 aydır tutuklu bulunduğu ifade eden Koçyiğit şöyle devam etti: “Eğer iş ciddi olacaksa personel de bizim gibi dışarıya çıkmaması lazım. Personele maske veriliyor ama yetersiz. Sizlerden istirham ediyoruz. Meclis Başkanı ile görüşmeniz, sesimizi duyurmanız. İnfaz yasasının acilen geçirilmesi. En azından bu kadar uzun içeride kalanlara yönelik bir kararın alınıp adli tedbirlerle bırakılması sağlansın. Ev hapsi de olur. Yarın bu kurumlara bir virüs girerse son pişmanlık fayda vermez. Sizler İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyesisiniz. Tüm üyelere bunu söyleyin. Eşimiz, çocuğumuzla görüşmez olduk. Sıkıntı üstüne sıkıntı.”

DEZENFENKTAN VERİLMİYOR, ELLE ARAMA YAPILIYOR

14 Kasım 2017’den itibaren tutuklu olduğunu söyleyen Miyase Nur Ay (25), koğuşta 12 kişi olduklarını, aynı eşyaları, lavaboyu, yemek kepçesini kullandıklarını ve bunların hepsinin kendileri için risk olduğunu yazdı.

Cezaevlerinde her ne kadar tedbir alındığı söylense de durumun pek de öyle olmadığını anlatan Ay, “Sürekli dışarıyla bağlantılı memurlarla muhatap oluyorum. Sürekli onların elle aramalarına maruz kalıyorum. Hastaneye bir mahkum gittiğinde tedbiren karantinaya alınıyor ama hastaneye mahkum getirip götüren memur kendini karantinaya almıyor. Sonra da aynı memur bizlere yemek dağıtıyor. Bizlere dezenfenktan, eldiven ve maske verilmiyor. Bizler cezaevinde çok tehlikedeyiz.” ifadelerini kullandı.

ANNEM, KARDEŞİM HASTA

Annesinin ve kız kardeşinin kronik astım hastası olduğunu, annesinin de bir de akciğer rahatsızlığı bulunduğunu ifade eden Ay, babasının inşaat ustalığı yaparak hem ailesine hem kendisine bakmak zorunda olduğunu vurguladı.

TEDBİR TEHLİKEYE DÖNÜŞTÜ

Nur, mektubunun sonunda dosyasının durumunu anlatarak tahliyesini istedi:

“Yeni çıkacak yasa terör suçlarını kapsarsa söylenen şartlara göre tahliye olabiliyorum. Lütfen bu zor günlerde insan ve suç ayrımı yapılmasın. Benim almış olduğum hüküm İstinaf Mahkemesi tarafından usulen bozulup tekrar tekrar ağır ceza mahkemesine gönderilmiştir. Benim 2 buçuk yıldır tutukluluğum tamamen tedbir amaçlıdır. Ama artık bu tedbir, tehlikeye dönüşmüştür.”

SAĞLIĞIMDAN VE CAN GÜVENLİĞİMDEN CİDDİ ANLAMDA KAYGILIYIM

Mustafa Geylani ise, 4 haftadır Gümüşhane Cezevinde olduğunu, tecride maruz kaldığını ve her türlü virüsü kapacak koşullarda bulunduğunu yazdı: “Sağlık Bakanlığının her gün TV’lerde tekrarlanan 14 kuralın bir tanesini bile uygulayabilecek koşullarım yok. Zaten kir-krom içindeki odamı yıkayacak araç gereç verilmiyor. Verilse bu odayı tek başıma yıkayabilecek fiziki güce sahip değilim.”

52 yaşında, kalp ve tansiyon hastası olduğu belirten Geylani, “Burada kelimenin tam anlamıyla tansiyonum tavan yapmış ama kurum yönetimi bunu ciddiye almıyor. Aşırı yüksek tansiyonumla dalga geçen personel oluyor. Sağlığımdan ve can güvenliğimden ciddi anlamda kaygılıyım” dedi.

AHMET KOÇYİĞİT’İN MEKTUBU

 

MİYASE NUR AY’IN MEKTUBU

 

MUSTAFA GEYLANİ’NİN MEKTUBU

 

 

Mahpuslardan Meclis’e mektup yağdı: Tehlike altındayız

Kanseri son evreye gelene kadar cezaevinden tahliye edilmeyen Özgür Doğan hayatını kaybetti

Altı ay önce tahliye edilen dördüncü evre akciğer kanseri Özgür Doğan hayata gözlerini yumdu. 22 Eylül 2016’da tutuklanan KHK’lı Doğan, hastalığı son aşamaya gelene kadar tahliye edilmemişti.

BOLD – Mart 2019’da akciğer kanseri teşhisi konulan hasta tutuklu Özgür Doğan, 31 Temmuz 2019’da İzmir Katip Çelebi Araştırma Hastanesinde kemoterapi almaya başlamıştı. Doğan, eşi Seyra Doğan’ın uzun uğraşları sonucunda 13 Eylül 2019’da tahliye edilmişti ama artık çok geçti. Kanser 4. evreye gelmişti.

Eşinin tedavisinde aksamalar olduğunu söyleyen Seyra Doğan o günlerde Bold Medya’ya yaptığı açıklamada, “Hastanede hücre gibi bir odada kaldı. 66 kilodan 53 kiloya düştü. Bir kere bile halinden şikayetçi olmadı ama en son mektubunda ‘Susuz kalmış bir balık gibiyim’ yazmıştı. Ben 36 yaşında, 3 çocuklu bir sınıf öğretmeniyim. 6 yıl öğretmenlik yaptım. Şimdi de kanser olan hasta mahkum eşimi bekliyorum.” ifadelerini kullanmıştı.

 

Özgür Doğan tahliye olduktan sonra.

DOSYASI YARGITAY’DA

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Özgür Doğan 22 Eylül 2016’da gözaltına alındı. 8 gün sonra tutuklanarak Manisa Salihli Cezaevine gönderildi. Kanser teşhisi konulduktan sonra İzmir Kırklar Cezaevine nakledilen Doğan, 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Yargıtay’daydı.

Salihli’de 16 yıl edebiyat öğretmenliği yapan Doğan 1 Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edilmişti. Doğan, Marmara Üniversitesinde edebiyat alanında yüksek lisansını tamamladıktan sonra Celal Bayar Üniversitesinde doktorasına devam ediyordu. Arapça ve Farsça olmak üzere iki dil bilen Doğan’ın Nesibe (12), Muaz Rahmi (5), Sevde (3) adında 3 çocuğu bulunuyordu.

 

“BENİM SINAVIM HASTALIĞA VE ESARETE SABIR”

Özgür Doğan, hapisteyken eşine gönderdiği mektuplarda, “Burada beni en çok üzen şeylerin en başında gelen senin küçük yavrularımızla tek başına kalmış olman. Her biri ayrı bir dünya olan 3 küçük yavrumuzla yalnız başına kalman her yiğidin kaldırabileceği kolay bir imtihan değil, farkındayım. Ama biz zerrece şüpheye ve ümitsizliğe düşmeden bu şiddetli meşakkatlere karşılık büyük mükafatlara nasıl olunacak inşallah…

Benim sınavım esarete, bulunduğum yere hasretliğe sabır. Çocuklarımızın en güzel çağlarını görememeye, onlara, sana doya doya sarılamamaya, kana kana koklayamamaya, yanınızda olamamaya, senin durumunun çok zor olduğunu bilmenin verdiği ızdıraba dair sabır benim imtihanım. E hiç kolay değil imtihanım ama ne yaparım. Elden bir şey gelmiyor. Lütfu da hoş sabrı da hoş” diye yazmıştı.

Arapça ve Farsça olmak üzere iki dil bilen Doğan’ın Nesibe (12), Muaz Rahmi (5), Sevde (3) adında 3 çocuğu bulunuyordu.

 

Özgür Doğan’ın hapisteyken eşine gönderdiği mektuplardan…

 

 

Kanseri son evreye gelene kadar cezaevinden tahliye edilmeyen Özgür Doğan hayatını kaybetti

Kimse bizi duymuyor, kulaklar sağır!

Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek, maruz kaldıkları konser yasaklarının kaldırılması, kırmızı bültenle aranan üyelerinin listelerden çıkartılması ve çalışmalarını yürüttükleri İdil Kültür Merkezi’ne yönelik baskınların son bulması gibi taleplerle ölüm orucunda.
Sarıyer’deki Direniş Evi’nde eyleminin 278’inci gününe giren Helin ile 281 gündür ölüm orucunda olan İbrahim’in sağlık durumları daha da kötüleşti.
HELİN BÖLEK VE İBRAHİM GÖKÇEK’İN SAĞLIK DURUMU KÖTÜLEŞTİ
Bölek ve Gökçek, 11 Mart’ta polis zoru ile Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmış, ancak tıbbi müdahaleye izin vermemeleri üzerine eylemlerini sürdürdükleri Direniş Evi’ne geri getirilmişlerdi.
Helin Bölek’in (solda) annesi Aygül Bilgi, kızı ve İbrahim’in sağlık durumunun giderek kötüleştiğini söyledi. 
Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre son günlerde Bölek ve Gökçek’in daha çok kusmaya başladığı bilgisini aktaran anne Bilgi, “Daha önce de kusmaları oluyordu, ancak zorla müdahale girişiminden sonra bu durum giderek arttı. Çünkü düzenleri bozuldu ve o süreçte çok yorgun düştüler.” dedi.
 
“ÇOCUKLARIMIZ ÖLÜME GİDİYOR”
İlk günden bu yana bir anne olarak topluma duyarlılık çağrısı yaptığı söyleyen Bilgi, “Kimse bizi duymak istemiyor, kulaklar sağır. Son zamanlarda birazda olsa çocuklarımızın sesi duyulmaya başlanmıştı. Ancak Koronavirüs (Covid-19) salgınından sonra o ses de duyulmaz oldu. Çocuklarımız ölüme doğru gidiyor. Acilen bir şeyler yapmalı.” diyerek, dayanışma çağrısında bulundu.
http://m2.samanyoluhaber.com/kimse-bizi-duymuyor-kulaklar-sagir-haberi-1342810.html

Akciğer ameliyatı yapılıp hapse geri gönderilen Yargıtay üyesi risk altında

Geciktirilen tedavisi nedeniyle akciğer zarı sıyrılan eski Yargıtay üyesi Mehmet Sait Demiröz, ameliyat edildikten sonra hapse geri gönderildi. Korona nedeniyle yüksek risk altında.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Üç ay önce akciğer zarı iltihabı ameliyatı (ampiyem) geçiren Yargıtay eski üyesi Mehmet Sait Demiröz, tekrar cezaevine gönderildi. Konya Ereğli T Tpi Cezaevinde kalan 56 yaşındaki Demiröz, halen rutin kontrollere götürülmüyor. Cezaevlerinde oldukça yavaş olan sağlık hizmetleri koronavirüsü salgını dolayısıyla daha da yavaşladı. Hasta tutuklu yakınları bu yüzden çok endişeli.

“EŞİM ÖLÜMDEN DÖNDÜ”

3,5 yıldır tutuklu bulunan Demiröz’ün eşi Melek Demiröz, “Eşim ameliyat olmadan önce 6 ay hastaneye gitti geldi, gitti geldi. İlk başta nefes zorlukları vardı. 20 kilo kaybetti. Doktor için dilekçe verdi. Hemen götürmediler. Ya 3 hafta sonra götürdüler ya da götürdüler. O zaman da hiçbir tedavi yapılmadı. Ateşin var mı diye soruyorlar. İğne yapıp gönderiyorlar. Kaç kere böyle oldu. Ne bir film çekildi, ne bir incelemeye aldılar.” dedi.

Eşinin ölümden döndüğünü ifade eden Melek Demiröz, “Doktor, bir gün sonra gelseydi eşinizi kurtaramazdık, dedi. Son duruşması 27 Şubat’ta oldu. Ameliyat durumunu mahkemeye raporlarıyla sunmamıza rağmen dikkate almadılar, tahliye etmediler.” ifadelerini kullandı.

Melek Demiröz, cezaevi koşullarında ve şu andaki salgın şartlarında yaşamaya devam ederse eşinin organ yetmezliği sorunuyla karşılaşabileceğini, ayrıca kalp krizi riski bulunduğunu vurguladı.

KALBİ DURACAK DÜZEYE GELDİ

Melek Demiröz:

“6 ay önce aslında hastanede 3 gün yatmıştı. Diyabetten dolayı. Eşimin şeker hastalığı yoktu ama cezaevinde şeker komasına giriyor. Vücutta enfeksiyon yükseldiği için Tip 2 adı verilen diyabet ortaya çıkıyor. Ciddi nefes darlığı ve kilo kaybı şikâyeti ile hastaneye götürülüyor. Öncesinde iki hafta bu şekilde cezaevinde bekletiyorlar. Doktorların ifadesine göre hastaneye götürüldüğünde kalbi duracak düzeye gelmiş. Yüksek dozda insülin vererek şekerini düzeltiyorlar. Ama asıl sorun akciğerdeki enfeksiyon. Değerleri ne kadar yüksek görünse de öncesinde hiçbir doktor müdahale etmedi. Kaç ay boyunca.

CİĞERDE 1 CM KALINLIĞINDA ENFEKSİYON

Şeker tedavisinden 4 gün sonra tekrar hastaneye kaldırılıyor. Durumu artık son raddeye gelmiş. Ereğli Devlet Hastanesindeki doktor acilen bir röntgen çekilmesini istedi. Kendisine ‘Yarın seni Konya’ya göndereceğim’ demiş ama ertesi güne kalmadan hemen gönderildi. Akciğer zarı iltihabı teşhisi konuldu ve 16 Aralık 2019’da ameliyata alındı. Ciğerinde 1 cm kalınlığında enfeksiyon oluşmuş. Enfeksiyonun sıvısı, yaklaşık 1,5 kg ciğerine akmış. 7 saat süren bir bir ameliyatla ciğer zarını sıyırdılar.

7 gün içinde tekrar cezaevine göndereceklerdi, baktılar ki yara kapanmıyor, enfeksiyon devam ediyor, bu şekilde gönderemeyiz dediler. Tedavi süreci 3 haftayı buldu. 7 Ocak 2020’de taburcu oldu.

TEŞHİS GEÇ KONULDU, TEDAVİ GECİKTİ

Doktor dedi ki, tanı geç konulduğu için antibiyotik tedavisine cevap vermedi. Erken tanı konulup ilaç tedavisi yapılsaydı ameliyata gerek kalmayabilirdi. Şimdi enfeksiyon riski devam ettiği için her zaman bu riskle yaşamak zorunda. Kötü şartlarda, cezaevi koşullarında yaşama devam ederse organ yetmezliklerinden herhangi biri ortaya çıkabilir, böbrek yetmezliği gelişirse acil diyaliz tedavisi işlemi gerekebilir denildi. Kalp krizi riski de bulunuyor. Diyabet olduğu için ise beslenmede sıkıntı çekiyor. Kilo alamıyor. Çok kilo kaybettiği için toparlanamıyor. ”

YARGITAY USULDEN BOZDU

Cemaat soruşturmaları kapsamında 21 Temmuz 2016’da tutuklanan Mehmet Sait Demiröz, iki ay Sincan Cezaevinde kaldıktan sonra Konya Ereğli T Tipi Cezaevine gönderildi. Hücrede kalan Demiröz 2 aydır 10 kişilik koğuşta yaşam mücadelesi veriyor. 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Demiröz’ün dosyası Yargıtay tarafından usul yönünden bozuldu. Mahkemesi devam ediyor. 26 Mart 2020’de duruşması görülecek.

 

 

 

Akciğer ameliyatı yapılıp hapse geri gönderilen Yargıtay üyesi risk altında

‘Koronavirüs, siyasi tutukluları cezalandırma aracı olmamalı’

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu öncülüğünde “Siyasi Mahpusa da Eşit İndirim” kampanyası başlatıldı.
Halkların Demokratik (HDP) Partisi Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, tutuklu ve hükümlülerin ölümcül Koronavirüs salgını sebebiyle tedbiren erken tahliyesine yönelik sosyal medya üzerinden kampanya başlattı.
Kampanya kısa sürede 20 bin imzayı geçti. Birçok Avrupalı siyasetçi, gazeteci ve insan hakları savunucusu da kampanyaya destek verdi.
Kampanya sosyal medyada #SiyasiMahpusaDa Eşitİndirim etiketi ile paylaşılıyor.
İmza kampanyasına katılmak için TIKLAYIN 
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) gündemine gelmesi beklenen yeni ceza infaz düzenlemesine dair bir açıklama yaptı.
SİYASİ DAVALARDA TAHLİYE YOLU AÇILMALI
Koronavirüs salgını sebebiyle kalabalık cezaevi nüfusunu azaltmayı amaçlayan bu değişiklikleri memnuniyetle karşıladıklarını kaydeden HRW Türkiye Direktörü Emma Sinclair Webb, “Şiddet içeren suçlardan dolayı değil de siyasi görüşlerinden dolayı hapis yatan insanların da bu değişiklikten faydalanması sağlanmalı.” dedi.
HRW tahliyelerde siyasi görüşe bağlı bir ayrımcılık yapılmaması gerektiğini belirtti.

http://m2.samanyoluhaber.com/koronavirus-siyasi-tutuklulari-cezalandirma-araci-olmamali-haberi-1342803.html

Mehmed Fadıl – DÜNYA HÂNEYE MAHKUM

Zerre, dünyayı durdurdu,
Yeni bir nizam kurdurdu.
Elinde ecel kılıcı,
Hamleleri can alıcı.
Kavis çiziyor meydanda,
Geliyor meçhul bir anda.
Ayırmıyor zengin fakir,
Nazarında cümlesi bir.
Âvamdan ol, yahut paşa,
Tüm dünya, düştü telaşa.
Eşit kıldı insanları,
Bu güne dek susanları.
Dillerde mevzu tek,
Kapıda bela müşterek.
Bir dert ki; sarmış Âlemi,
Günlerce sürer elemi.
Hâneye mahkum her kişi,
Zordur evde bekleyişi.
Dün, bir zümre idi mahrum,
Âlemdeki mevcut durum.
Zulümler altın çağında,
Çakırkeyf var uçağında.
Kulak tıkandı, çığlığa,
Sığmadı hiç insanlığa.
Sayısı yüzbinler, aç var,
Kuru ekmeğe muhtaç var.
Onca ülke, harap olmuş,
Zemin cesetlerle dolmuş.
Ormanlar yanmış günlerce,
Her gün gebe, hercü merce.
Vicdan sönmüş, yurdunda,
Matem, kuşunda kurdunda.
Bebekler hapsi bekler,
Ranza arası emekler.
Kanserli çocuk, tutuldu,
Can ümidi kurutuldu.
Âcil, çâre gerek derde,
Aman diyenler her yerde.
Mağduriyet çağı aştı,
Varıp öteye ulaştı.
Kelâm biçâre beyana,
Hitap imdadı duyana.
Can kıymetini anladık,
Ölüm varmış hatırladık.
İçte, dışta pâk olalım.
Bu demde evde kalalım.
Yaşlıların, hâli vahim,
Bilse herkes, komşusu kim.
Doğrulup kalkalım artık,
Kapansın insanî yırtık.
Muhtaca koşma zamanı,
Yaradan, verir dermanı.
 21 Mart 2020

 

Yasin Aslıyanık – Senden Başka

Senden başka bir davam var ise
Yazık olsun son dediğim söze
Yüreğimde bir yaran var ise
Derman arar mıyım bu derde
Bu derde bu derde bu derde
Derman sorar mıyım bu yerde
Bu yerde bu yerde bu yerde
&
Kul oldum ağıt yaktım derdine
Bir damla oldum aktım derdine
Yüreğimde bir yaran var ise
İsyan eder miyim bu derde
Bu derde bu derde bu derde
İsyan eder miyim bu yerde
Bu yerde bu yerde bu yerde
&
Senden başka bir düşüm var ise
Ne gereği var başka bir sese
Yüreğimde bir yaran var ise
Sensiz ağlar mıyım bu derde
Bu derde bu derde bu derde
Sensiz aglar mıyım bu yerde
Bu yerde bu yerde bu yerde

 

Fatma Yılmaz – Yıkılan İş Hayali 

Halinden heyecanlı olduğu belliydi.
    Söze nasıl başlayacağını kestiremediğinden Emre direkt konuya girdi.
    — Sinemaya gidelim. Bugün biletler benden. Mısır ve gazoz da alırız. Çıkışta da döner ısmarlarım. Demesi şaşkınlığa sebep oldu.
    Nicedir meteliğe kurşun atarken birden bire bunca cömertliğe anlam vermek zordu. Kemal ise garipsediği bu durum karşısında;
    —Hayırdır birader. Define mi buldun yoksa birilerinden yüklü miktarda miras filan mı kaldı? Almazsın gerçi ama piyango mu vurdu yoksa? Diye ardı ardına sıraladı sorularını.
    —Yok be birader! Nerden çıkardın defineyi, mirası, piyangoyu? Benim defineyle ne işim olur. Miras da kala kala bana mı kalacak. Piyango dersen hayatımda hiç almadım, almam da. Alana da şaşarım. Dünyada herkes bilir ki piyangoda dağıtılan “ikramiye” adı altındaki kumar parası satılan biletin yüzde onunu geçmez. Buna rağmen insanlar bu kumar illetinden, hastalığından kurtulamıyorlar. Konuyu açtı diye söylüyorum, ne kadar sinir olduğumu bilirsin. Bazen devletler de buna aracı olur. “Umut tüccarlığı” kılıfında kumar oynatırlar. Haramına helaline bakmadan. Diye bir dizi muhabbeti başlatmış oldu.
Kemal ise, gerçeğin arkadaşı tarafından bunca yalınlıkta ve durulukta ifadesine katkı sunmaya kararlıydı.
    — Kardeşim haramı helali sen-ben gibi insanlar biliyor. Baksana ülkenin Diyanet İşleri Başkanlığı kurumu bile milyonlarca lira faiz geliri elde etmiş. Bu yılki bütçe görüşmelerinde ortaya çıktı. Allah bilir bizim bilmediğimiz daha neler vardır. Çivisi çıkmış kardeşim bu işlerin. Yırtık yama tutmuyor. Çünkü yırtık, yamadan büyük. Hiçbir yere yetmiyor. Neyse beni konuşturdun. Gelirim gelmesine de nereden çıktı bu sinema işi, yemek muhabbeti? Söyle bir hele, bilelim. Diyerek sorgular bir tavra girdi.
    Emre ise davetin olağanlığını dile getirme niyetindeydi.
    —Yahu bir yerden çıktığı yok. Geçen hafta işe başladım. Fakülteyi bitirdiğimden beri iş arıyordum. Bugün mali müşavirlik şirketinden ilk haftalığımı aldım. Bu yüzden seni davet ediyorum. Dedi.
Kemal şaşkın bir bakışla;
    —Haftalık mı? Ne haftalığı kardeşim? Aylık vermiyorlar mı orada? Haftalık da neymiş? Dedikten sonra eklerdi;
—Hem düğün yakın değil mi? Böyle para harcaman doğru değil canım arkadaşım. Diyerek uyarmayı görev bildi.
Emre açıklama getirdi.
    —Valla benim de garibime gitti ama şirkette ücretleri aylık değil haftalık veriyorlar. Aslında güzel bir uygulama. Sürekli elinde para oluyor. Neyse boş ver bunları da gidiyor muyuz, gitmiyor muyuz?  Düğün yakın amma ilk maaşımla birlikte bir şeyler yapalım istedim. Bakarsın evlenince bu kadar özgür olamayız. Demesiyle şehrin büyük alışveriş merkezlerinden birindeki sinemaya doğru yola çıkmışlardı. Daha girişte karşılaştıkları eski arkadaşlarından Kadir’i de davet edince üçlü olarak sinemaya girdiler. Patlamış mısır ve gazozları da almışlardı. Üç saate yakın süren film çıkışı AVM de biraz dolaştıktan sonra ısmarlanan dönerler afiyetle yenilmişti.
    Ardından da ayrılırken Kadir’in;
    —Düğünden sonra da sıra bende, ben ısmarlayacağım. Hem eşinle gelirsin. Bizim ki de çok memnun olur. Diyen daveti tebessümlere yol açmış ve sözleşmişlerdi.
    Hafta içinde Belediye nikâh salonunda kıyılan nikâhtan sonra hafta sonu da düğün bin bir huzur ve mutlulukla yapılmış yeni bir yuva kurulmuştu.
    Mali yılbaşının yakın olması ve işlerin yoğun olması dolayısıyla üç günlük izinden sonra Emre tekrar işe başladı. Canla, başla çalışması, işini düzgün ve aksatmadan yapması mesai arkadaşlarıyla birlikte patronların da dikkatini çekmişti.
    …….
    İşe başlayalı daha beşinci yılında olmasına rağmen aldığı terfiler ve maaş artışları onu parmakla gösterilen bir eleman haline getirmişti. Çok sevgili eşi Ece’nin de aynı binadaki üniversite hazırlık kursunda çalışıyor olmasından dolayı birlikte öğle yemekleri yiyebilmeleri de onu ayrıca motive ediyordu. Tek dertleri kreşe bıraktıkları minik Engin’den ayrı geçen dakikalardı. Bunu da eve gidince telafi edebiliyorlardı. Her ne kadar Emre bazı geceler geç vakte kadar çalışsa da Engin uyumadan eve geldiği de oluyordu.
    Düğün borçları da neredeyse bitmişti. Ailecek aldıkları kararla Ece’nin düğün takılarıyla birlikte bir finans kurumundan kredi çekip 2+1 bir ev aldılar. Yeni yuvaları şehre biraz mesafeliydi ama kendi evleri olduğundan gocunmuyorlardı. Yalnızca sabah daha erken kalkıyor, daha uzun yol gidiyorlardı. Olsundu, razıydılar.
    Evin kredi taksitleri yarıyı geçtiğinde ülkede her şey karmakarışık oldu. Emre ve Ece’nin hayatımda her şey normal gidiyorken, mesleklerinde başarıyla çalışıyorken Ece’nin üniversite hazırlık kursu kapatılmış. Mallarına el konmuştu. Aile;
    —En azından birimiz çalışıyoruz. Ece de özel kurs verir geçiniriz, kredi taksitlerimiz de aksamaz. Derken yaz ortasında ülkede 15 Temmuz hain darbe girişimi olmuş ve Emre’nin çalıştığı şirket yetkilileri gözaltına alınmış, şirkete kayyum adı altında kıyımcılar atanmış birkaç ay içinde de herkesi işten çıkararak şirketi kapatmışlardı. İşler sarpa sarmıştı.
    Her ikisi de milyonlarca üyesi bulunan ama gerçek rakamı sürekli gizlenen “işsizler ordusuna” katılmışlardı. Hatta onların durumu daha beterdi.  Çünkü işsizler en azından “İşkur’a” kaydolup oradan iş bulabiliyorlar veya özel sektörde iş bulabiliyorlardı.
    Emre ve Ece gibi vatan, millet sevdalısı insanlar ne İşkur’a kaydolabiliyorlar, ne özel sektörde iş bulabiliyorlardı.
    En acısı da Emre’nin en yakın akrabasının yüzlerce işçisi olan büyük bir fabrikası vardı. Emre ona müracaat ederek her türlü işte çalışabileceğini bildirmesine rağmen onun;
    —Emre biliyorsun seni severim. Baban rahmetlinin de okuyup iş adamı olmamdaki katkısını  unutamam. Annenin çok ekmeğini yedik, suyunu içtik. Baban benim kirvemdi. Hatırlarsan sen üniversiteyi bitirdiğinde babandan yanımda çalışman için ricacı olmuştum. Ama o vakit baban “oğlum senle çalışır ve bir hata eder seni üzerse ben buna dayanamam. Başka yerde çalışırsa daha iyi olur” demişti. Hele hele yıllar içindeki bilgini ve becerini artırman karşısında bizim fabrika müdür bile bana “Emre’yi muhasebe birimimizin başına transfer etseniz diye çok ısrar etti. Ben de teklif ettim. Sen babanın bu konuda vasiyeti olduğunu söyleyip kabul etmemiştin. Senin gibi birine fabrikamızda ekmek gibi, su gibi ihtiyacımız var. Amma senin daha önce çalıştığın yer mimli bir yer. Eşinin çalıştığı hazırlık kursunu da hükümet kapattı. Bize Sanayi Odasından ve Organize Sanayi Bölgesi Yönetiminden talimat var. Sizin gibileri işe alamayız. Alırsak başımız belaya girer. Kusura bakmayın sizi alıp riske giremem. Hatta pek sık görüşmesek iyi olur. Demesi karşısında;
Sağlık olsun. Müsaadenizle. Deyip ayrılmaktan başka çare kalmamıştı.
    Emre eve geldiğinde eşinin halini hatırını sorduğu. Ece de;
    —Birçok yere öz geçmişimi bırakıyorum ama dönen yok maalesef. Güzel ülkemin güzel öğrencilerine ders anlatabileceğim günleri düşünerek sabrediyorum. Ben bir öğretmenim. Bu hukuksuzlukların son bulması için benim ve benim gibi binlerce insanın dileği de budur zannedersem. Rabbim halimizi görüyor ya yeter. Diyerek karşılık verdi.

 

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS