22.3 C
Istanbul, TR
Cuma, Haziran 21, 2019
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

4516 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Komşular

Ferit CAN
Komşular
Beş katlı bu binanın üçüncü katına taşınalı beş yıl oluyor neredeyse. Hayatımı, film şeridi gibi gözümün önünden geçirmeyi çok başaramasam da bazı anılar sürekli kendini hatırlatıyor bana. Mesela, evi satın almak için geldiğimiz gün. Ev sahibi ne kadar da coşku ve memnuniyetle anlatıyordu evi ve özellikle binada oturan komşuları.
Ailelerimizin yardımı, biraz birikmişimiz ve bankadan çektiğimiz bir miktar kredi ile bu daireyi almakla ne kadar isabetli bir karar verdiğimizi özellikle komşular ile tanışınca anladım. Binanın eski olması, fazladan masraf çıkarsa da yardıma ihtiyacımız olup olmadığını soran insanların bulunması, her şeyi tolore edilebilir bir noktaya taşıyordu bizim için. Taşındığımız gün daha eşyalar tam yerleşmeden karşı komşum Aydan Hanım ile üst komşum Zarife Teyze’nin ellerinde tabaklarla ziyaretimize gelip “hoş geldiniz” demesi, ne büyük bir incelikti. Ertesi gün de diğer komşular geldiler, maharetli ellerinden dökülen hamur işi ikramlarıyla. Hayriye Abla’nın yaptığı elmalı kurabiyelerin şekli ve lezzeti hâlâ hatırımdadır.
Bizim memnuniyetimiz yanında, apartman sakinleri de bir öğretmen çiftin taşınmasından oldukça mutlu görünüyorlardı. Yaşadığımız zamana göre komşuluk ilişkileri hala canlıydı bu binada. Altın günleri, çaylar düzenleniyor, ikindi oturmaları tam tekmil katılım olmasa da aksatılmadan devam ediyordu. Ben de okuldan gelince hemen komşulara katılıyordum. Çok çabuk adapte olmuştum.
Eşim Metin, Fizik öğretmeniydi. Ben ise İngilizce. Öğretmen olduğumuz için akşamları elinde bir tabak ikramla gelen komşu çocuklarına ders veriyorduk. İş o kadar ilerlemişti ki; Aydan Hanım hangi ders veya konu olursa olsun, anlamadığı veya eksiğini gördüğü anda kızının kolundan tuttuğu gibi kapımızı çalıyordu. Ben İngilizce yanında tarih, coğrafya anlatıyor eşim ise matematik, kimya dersleri de veriyordu.
Çocuğumuzun olmamasını ” bunlar da sizin çocuklarınız” deyip çocuklarına yardımcı olmamızı, vazifemiz şeklinde ima etseler de iyi niyetli oldukları aşikârdı. Aydan Hanım’ın kızı Buse 8. Sınıf öğrencisiydi. Lise sınavına hazırlanıyor olmasını çok önemsiyor, elimden geldiğince yardımcı olmaya gayret ediyordum. Eşim ise Zarife Teyze’nin küçük oğlu Hakan’ı üniversiteye hazırlık için çalıştırıyordu. Hakan’ın eksik olduğu konuları tekrar anlatıyor, yaprak testler getiriyor, deneme sınavları yapıyordu. Hafta sonu tatilinin bir kısmını bile ona ayırıyordu.
Biz, bu okul ve akşam ders programının yanı sıra diğer aktiviteleri de kaçırmıyorduk. Erkeklerin askerlik ve iş hatıralarını yılmadan anlattıkları kamelya sohbetleri, ellerinden her iş geldiğini gösterircesine, bir usta edasıyla yoğunlaştıkları bahçe işleri, bazı zamanlar müezzinin sedası ile birlikte camiye gitmeler… Kadınların, çay oturmaları ismi altında yaptıkları sohbetlerin yanı sıra, birlikte pazara gitmeler, kavanozlar almalar, kışlık salça, konserveler vurmalar, patlıcan kurutmalar, özel günler için börekler, baklavalar açmalar gibi faaliyetleri vardı ki daha önce bu işlerden bu kadar zevk alacağım aklıma bile gelmezdi. Bir de Ramazan ayında insanın içini huzur rüzgârıyla serinlettiği günler vardı ki anlatsam tam iftariyelik bir yazı olur neredeyse. Mukabeleler, teravihler…
Kısa süre içerisinde aralarında tek çalışan kadın olsam da epey alıştım böylesi bir hayata. Komşularım, memleketlerine gidecek oldukları zaman evlerinin anahtarlarını bana bırakıyorlar, çiçeklerin sulanması ve evin havalandırılması görevini bana veriyorlardı ki; bu güven skalasında en üst noktalarda olduğumu işaret ediyordu. Komşularımdan bazıları çocuklarını bize emanet ediyor, zaten çocuklar da başka yerde kalmak istemiyorlardı. Ta ki her şeyi altüst eden o lanetli güne kadar.
Melun darbe girişimi sonrası, ne olduğunu anlayamadan eşim ve benim açığa alındığımızı bildirdi okul idaresi. Ne itiraz edecek bir makam, ne de derdimizi dinleyecek bir insan vardı. Eşimle öğretmenler odasındaki eşyalarımızı toparlayıp çıktığımızda herkes ve her şey etrafımızdan el etek çekmiş gibiydi. Suyu çekilmiş bir akvaryum balığı gibi çaresiz çırpınıyor, kimseye sesimizi duyuramıyorduk.
Her olup biteni ince tül perdelerinin ardında gözetleyen ve yakın çevresinden ince detay haberler alan apartman sakinlerimizin, bizim durumumuza ilişkin bilgileri olmuş olacak ki; bir anda bırakın görüşmeyi, karşılaşamaz olduk. Buse ile kapıda karşılaştığım gün Aydan Hanım’ın kızının kolundan tuttuğu gibi evin içine çekmesi ve kapıyı yüzüme çarpar gibi kapatması  unutulmayacak günlerimden biriydi. Buse’nin bal rengi güzel gözleriyle arkasına dönüp masumca bana bakması içimde hatırladıkça batan bir kıymık gibidir hâlâ.
Alt komşum Ayşe Hanım’ın kardeşi, süt sattığı için biz apartman sakinleri olarak siparişlerimizi verir ve geldiğinde Ayşe Hanım’dan alırdık. Ayşe Hanım’ a sipariş vermek için telefon açtığımda, sesindeki soğukluktan ve ”Kardeşim artık sipariş almıyor” yanıtından durumu daha net anladım. Adı konulmamış bir boykot uygulanıyor ve kimse tek kelime bile etmiyordu. Ben de kendi sessizliğime gömüldüm. Karanlığın içinde kalmış, zor nefes alan biri gibi sessiz ve çaresizdim.
Gün günden beterdi. Açığa alındıktan bir hafta sonra bir sabah erkenden, evimizi polisler bastı. Eşimi, kapı önünde yere yıktıkları gibi arkadan kelepçe takmaları bir oldu. Daha bir şey söylemeden polislerin amiri hemen kimin hangi odayı arayacağını dair görevlendirme yapıyordu. Akıl alacak iş değildi. Rüyada görsem, acaba bunun tevili nedir? diye düşünürdüm. Ne ki yaşananların hepsi gerçekti ve dur demek mümkün olmadığı gibi kendimizi dahi ifadeye fırsat verilmiyordu. Metin’ i polis arabasına bindirdiklerinde apartman önüne çıktım. Benden başka bir Allah’ın kulu yoktu. Herkes ince tül perdelerinin arkasında film izler gibi seyrediyordu olup biteni. Bir anda karşı binanın altındaki Bakkal Hasan Amca’nın bana baktığını gördüm. Keşke görmez olaydım çünkü bakışlarından adeta nefret akıyordu. Anlamıyordum ve anlamam mümkün değildi galiba.
Hadiseler dalga dalga çoğalarak akan, geçtiği yerlerde önüne çıkan her şeyi sularına katan, toprak kaymalarını tetikleyen azgın bir sel gibiydi. Durdurmak bir yana izlemek bile dehşet vericiydi. Metin 18 gün gözaltında kaldıktan sonra terör örgütüne üye olmak iddiasıyla tutuklandı. Mahkeme sonrası, kelepçeli ve bitkin bir halde sürükleyerek götürülürken onu görmek beni yıkmıştı. Bir darbe almış gibi başım zonkluyor, kulaklarım çınlıyor, çevremde olup bitenleri algılayamıyordum. Şairin ifadesi ile ” kuru, çürük bir dal gibi çatırdıyordu hayat.”  Metin giderken ben, suları çekilmiş bir ırmağın, arkada bıraktığı sararmaya yüz tutmuş bir ova gibi hüzünlü ve kimsesizdim.
Eve geldiğimde, apartman yine sakindi. Bir yaz ikindisinin serinliğiyle rahatlatmaya çalışan komşularımın, benim geldiğimi görünce alelacele dağıldıklarını görmek sinirlerimi iyice bozmuştu. Ülkemde, çevremde, ailemde yaşananların içimdeki yansımasını daha doğrusu depremini ve çöken karanlığını anlatabilmem mümkün değildi. Altında kaldığım fakat sadece seyircisi olduğum bir yıkımı yaşıyordum.
O kadar güzel günleri paylaştığımız komşularımdan ne bir selam veren vardı, ne de kapımı bir çalan. Bir buçuk ay geçmişti Metin’in tutuklanmasının ardından ki; üç arkadaşım beni ziyarete gelmişlerdi. Meslektaşlarımdı. Birisi aynı fakülteyi okuduğum sınıf arkadaşımdı. Onları görünce ne kadar memnun oldum. Sanki dünyalar benim olmuş, uzun süre suyun altında nefessiz kalmış bir insanın tekrar teneffüs imkânı bulması gibi rahatlamış hissetmiştim kendimi. Ne var ki bu sevincim de kursağında kaldı hatta “keşke arkadaşlarım hiç gelmeselerdi” dedim kendi kendime. İnce tül perdelerinin ardından her şeyi takip eden komşularımdan biri, arkadaşlarımın geldiğini görünce ” bunlar toplantı yapıyor olabilir” diye ihbarda bulununca, polisler ikinci kez evimizi bastılar. Zavallı arkadaşlarım, ne olduğunu anlayamadan kimlikleri alındı, GBT’lerine bakıldı ve bir sürü soruya muhatap kaldılar. Polisler gidince yüzleri kireç gibi olmuş misafirlerimin, su içerken ellerinin titrediğini  çok net şekilde görebiliyordum.
Eşim, cezaevinde tutuklu iken ben de altına sürekli odun atılan, harlanan bir kazanın içinde gibi hissediyordum bu binada kendimi. Bir fırına atılmış gibi yanıyordum. Herkes elbirliği ile bir ateş yakmış içine de beni ve ailemi koymuştu. Artık burada daha fazla durmak istemiyordum. Komşularım bir an evvel apartmanı terk etmem için tazyik yapıyorlardı. Nereye gideceğimi, nasıl geçineceğimi bilemiyordum. Eşyalarımı memleketime göndersem, ben de anne babamın yanına yerleşsem diye düşünüyordum. Ama “Metin suçsuz, bir iki aya kadar mahkemesi olur, zaten tahliye ederler” ihtimal ve ümidi de bu planımı gerçekleştirmeme engel oluyordu. Sonunda “Metin’e danışayım, birlikte karar verelim daha iyi olur” diye düşündüm. Memleketim Aydın, Ankara’ya epey uzaktı. Görüş günleri gelip girmek de zor olacaktı.
Bütün iyi niyetimizi korumamıza rağmen Metin tahliye edilmedi maalesef. Bir açık görüşte, evi taşımaya karar verdik. Evi kiraya verip geliriyle de geçinmeye çalışırız diye düşündük. Ne var ki ben eşimin bulunduğu ilden ayrılmak istemiyordum.
Ne zaman apartmana dönecek olsam uyandıktan sonra gözlerini yuman insanın tekrar kâbuslarıyla baş başa kalması durumunu yaşıyordum sürekli. Asık suratların, imalı bakışların, gözleyen ve ihbar eden anlayışın sarsıcı iklimi, bu apartmanı bana yaşanmaz bir coğrafya kılıyordu.
Eşyaları kamyona yükledikten sonra alttan yukarı apartmana şöyle bir baktım. Komşuların tül perdeler arkasından seyirci tribüninde yerlerini aldıkları muhakkaktı. Bir ara Aydan Hanım’ın perdesi aralandı. Buse minik elleriyle bana el sallıyordu. Çok geçmeden, annesi çekip aldı Buse’yi görüş menzilimden. Bu bende bir öfke patlamasına sebep olacak ki hemen hızlı adımlarla apartmanın merdivenlerini çıkmaya başladım. Dairenin kapısını açıp penceredeki “Kiralık” yazısının arkasına ” Satılık” yazıp tekrar yapıştırdım. Artık ne olursa olsun dönemezdim bu eve, satılsa daha iyi diye düşündüm.
Apartmandan hızla uzaklaşırken, her an yaklaşan bir çift koşan adımın sesini duyuyordum. “Hocam” sesini duyunca durup arkama döndüm. Gelen Zarife Teyze’nin küçük oğlu Hakan’dı. “Hocam, üniversite sınavında istediğim Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği’ni kazandım Metin hocamın sayesinde. Bu haberi duyunca eminim o da sevinecektir” dedi. Sonradan bir tespih olduğunu gördüğüm, cebinden bir küçük hediye paketi çıkardı, “görüştüğünüzde bunu ona verip onu çok sevdiğimi ve özlediğimi söyler misiniz” dedi.
İkimizin de gözlerinden yaşlar sessizce akıyordu. Ben pek bir şey söyleyemedim. Sadece ” inşallah iletirim” diyebildim. Hakan, “Hocam bizimkilere bir veda etseydiniz keşke” dedi. Yüzüme acı bir tebessüm çöktü. Hakan dedim ” vefanın olmadığı yerde, vedanın bir anlamı yoktur”…

Anne Kıymeti

Zübeyir Gülden
Anne Kıymeti
Anne, anne, anne!
Seninle geçen her an ne
Hoş, kıymetini bilene.
Dokundukça eline,
Mis kokan tenine,
Başım koyup dizine,
Baktıktıkça parlayan yüzüne,
Yaşlı gözüne,
Huzur gelir özüme.
Hemen ayrılık korkusu sarar o an,  dönüşür hüzüne.
Ne olur, hiç bitmesin, geçmesin saniye!
Ama, nafile..
Hele Rahmet vesilesi duan,
Bu dünyada olur manevi bir kalkan,
Kuşatır bedenimi her an, inan.
Beklenti içinde olmadan,
Evladı için herşeyi yapan,
Melek siretinde insan.
Ahirette de, geçerken Sırat’tan,
Nasip etse Yaradan,
Tutunmayı, şefkatli kanatlarından.
Hayırsız evlada, iş, güç, herşey bahane,
Sıra gelince sıla-i rahime.
Cennet, annelerin ayakları altında, ah görene!
Vefasız olan köre ne!?
Anne gibi yar olmaz, sözüne
Kulak ver, deme bana ne!
Sonra hayıflanıp vurma dizine.
Utanırsın, bakamazsın yüzüne,
Vardığında Hesap Günü’ne.

Ne Diyeceğimi Bilemiyorum

Ne Diyeceğimi Bilemiyorum
 Eşim mesleğini çok seven bir öğretmendi. Ailesi çok zorluklarla okutmuş. Kendini eğitime adamış, tüm öğretmen arkadaşları onun mesleğine olan bağlılığına hayrandı. İki kızımız var. Biri 2 diğeri 8 yaşında. Biz böyle mutlu bir şekilde yaşarken 15 Temmuz gecesinden sonra hayatımız karardı. 15 Temmuz gecesi biz memleketimiz olan Bulgaristan’daydık. 16 Temmuz günü ülkede olanları öğrendik. Türkiye’ye döndüğümüzde eşimin açığa alındığını öğrendik. Sonra sancılı bekleyiş başladı. Evimize gelip eşimi almaya kalkarlarsa, çocuklar görür korkar endişesiyle 3 ay evimizde kalamadık. Bu sırada eşim ihraç oldu. Olsun dedik bizimle olsun da bir şekilde geçiniriz dedik. Ama bir sabah korktuğumuz oldu. Yeni taşındığımız evimize sabah 6 da polisler geldi ve eşimi götürdüler. Ardından eşim tutuklandı. Ve suçu derneğe, sendikaya üye olmak, bir bankaya para yatırmakmış. Çocuklarım babalarını sorup duruyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Umarım birileri sesimizi duyar…

Küçük Kızım Beyninden Ameliyatlı, Babası Tutuklu 

Küçük Kızım Beyninden Ameliyatlı, Babası Tutuklu
Eşim bir ay önce tutuklandı. 3 tane kızım var. Küçük kızım beyninden ameliyat olalı bir yıl oldu ve babasına çok düşkün. Bana her gün babasını soruyor kızıma ne diyeceğimi bilemiyorum. Eşim özel bir firmada mühendis olarak çalışıyordu ve çok dürüst işini seven bir insandır. Bizlere de hep doğru yaşamayı başkalarının hakkı konusunda çok hassa davranmayı tavsiye etmiştir. Tutuklanma sebebini tam olarak bilmiyoruz, kurban toplamışsın, şikâyet var demişler. İnsanlığa faydalı olmak için yaptığımız böyle küçük şeylerin terör örgütü üyesi olmak sayılacağını hiç düşünemezdik.
 Eşim herkese yardım eder, komşusuna, iş arkadaşlarına, akrabalarına… Biz eşimin aldığı maaşla geçinen bir aileydik şuan hiç bir gelirimiz yok. Mağduriyetimiz sadece maddi değil. Komşuların bizlere bakışı, kızlarımın arkadaşları tarafından dışlanması bizi daha çok mağdur ediyor ve küçük kızım babasını çok özlüyor tekrar hastalanmasından korkuyorum.
 Eşim vatanını milletini çok seven bir ülke sevdalısıdır, bu şekilde suçlanması haksızlık. Bir an önce hukukun işlemesini istiyoruz. Eşimin suçsuzluğu ortaya çıksın. Eşimin birçok hastalığı var eklem romatizması bunlardan bir tanesi. Kullanması gereken birçok ilaç var, ayda bir açık görüş var sadece, sağlığından çok endişe ediyoruz. Avukat tutacak paramızda yok. Hapishanede hangi koşullarda kalıyor bilemiyoruz.
 Lütfen sesimizi duyun…

 

Kelimeler Yetersiz Kalıyor

Resmi bir kurum da 3 yıldır çalışmakta idim. 15 Temmuz sonra 657 KHK ile açığa alınıp yaklaşık 15 gün sonra ihraç oldum. Ne yazılı de de sözlü hiç bir şekilde ifade alınmadığı gibi neden ihraç olduğuma dair elime bir belge verilmedi. Bulunduğum kurumda kendi müdürlerim dahi bunun haksızca verilmiş bir karar olduğunu yüzüme söylediler. Şayet ifadelerine başvurulur ise lehime ifade vereceklerini söylediler ancak ne bana ne iş arkadaşlarıma nede kurum müdürlerime fikirleri sorulmadı bile… Bütün hukuki süreçleri değerlendirerek idare mahkemesi anayasa mahkemesi bölge idare ve AİHM olmak üzere başvurduğum her yerden ret cevabı aldım.
 Evliyim ve bulunduğum şehir itibariyle geçim şartları kira vs. bir hayli yüksek olan bir yerde yaşıyorum. Henüz bir işim yok. Rızık Allah tan şüphesiz ama yapılan bu zulüm ve haksızca elimden gasp edilen bütün özlük haklarım sebebiyle doktora dahi gidemiyor ve bir yerde çalışamıyorum. Zira ihraç olduğumu duyan iş yeri sahipleri kendilerine zarar gelir korkusu ile işe almaya çekiniyorlar. Maddi manevi mağduriyet anlatmaya maalesef kelimeler yetersiz kalıyor…

Hangi Bir Hak İhlalinden Bahsedeyim

Hangi Bir Hak İhlalinden Bahsedeyim
 Ben 10 gün gözaltının ardından 107 gündür tutuklu Çanakkale E tipi cezaevinde bulunan birinin eşiyim. Hayatımız 27 ağustos günü eşimi haberlerde elleri ters kelepçeli olarak gördüğüm andan itibaren paramparça oldu. Eşimi ters kelepçelemişler ve bu görüntüler medyaya servis edilmiş, benimse tesadüf eseri haberim oldu. Gözaltındaki üçüncü gün terörle mücadele şubesi tarafından bilgilendirildik ve on gün boyunca gözaltında olduğu dışında bir malumatımız olmadı.
 Bir yıldır işsiz olan eşim iş kurmak için gittiği Çanakkale’de arkadaşının evinde kahvaltı ederken terör örgütüne üye olmaktan gözaltına alınıyor; gözaltı sırasında son birikimimiz olan iş kurmak için ayırdığımız 6000 TL paraya da el konuldu. Gözaltına alınırken küfürler ve hakaretlere dayanamayan olay yerindeki ev sahibinin arkadaşı bayılıyor, ambulans geliyor bir başka kişi darp ediliyor; ancak bunların tutanaklara geçirilmesi istendiğinde baro tarafından atanan avukatların gevşek tutumuyla kanıtlanamıyor; yine gözaltındaki günleri öğreniyoruz ki eşimle birlikte gözaltına 13 kişi aynı mekândan alınıp ikişer üçer kişilik nezarethanelere konuluyor. Jandarmada gözaltında kalanlara on gün boyunca battaniye verilmeyip betonda yatırılıyorlar. Gözaltından sonra dosya, delil gösterilmeden tutukluluk denildi.
 Bugün 107 gün oldu. Ayda bir açık görüş olması gerekirken iki ayda bir buçuk ayda veriliyor, girebilmek için saatlerce aranıyoruz. Sosyal medyada yer alan cezaevindekileri infaz iddiası ise hayatımıza kâbus gibi çöktü ve içeride anlam veremediğimiz bu haberleri destekleyici tavırlar, hadiseler gerçekleşti… Soğuk havada saatlerce bahçeye kilitlenip arama yapılmış, üzerlerine kalın kıyafet giymelerine dahi izin verilmemiş. Aynı koğuşta yaşlı bir amca çok üşümüş. Koğuşlar olması gerekenden kalabalık, yerde yatanlar var; eşim de yerde yatmış dört gün, sonra birden bire koğuşları değişti, hasta oldular, revire çıkmak için yazdıkları dilekçelere cevap gelmedi. Cezaevi önünde bir tutuklu yakını koğuş kapılarının açılıp tutuklulara hadi çıkın dendiğini söyledi ki bu, sosyal medyadaki infaz iddialarını kanıtlar nitelikteydi.
 Eşime yazdığım mektuplar iki günde ulaşırken üç hafta boyunca ne eşime ne de diğer tutuklulara hiç mektup verilmemiş ve daha bir sürü hak ihlali…
 Henüz iddianame hazır değil, mahkeme günü belli değil.
Eşim tutuklandığında 6 aylık olan oğlumuz şimdi 10 aylık oldu ve yürümeye başladı. Babasıyla geçireceği günleri bize kim geri verebilir! Eşim suçsuz yere 107 gündür tutuklu. Maddi sıkıntı yaşıyoruz. Şuan ben de işsizim, evladıma bakacak kimsem olmadığı için iş bulup çalışma imkânım da yok. Babam pazarcı, haftada dört gün pazara çıkıyor. Haftada bir yanımıza uğrayıp erzak ve 20 30 TL harçlık bırakabiliyor. Sağlık hizmetlerinden yararlanamıyoruz. Ülkemizde kimse bize kulak vermiyor ne olur sesimiz olun.

En Yakın Arkadaşı Vicdansız İftirası

En Yakın Arkadaşı Vicdansız İftirası
 Merhaba. Bu imkânı sağladığınız için teşekkürler. 3 çocuklu bir aileydik. Ben özel dershanede öğretmenlik yapıyordum, eşimde devlette mühendis olarak çalışıyordu.
 Çalıştığım dershane Valilik kararıyla Şubat 2016 tarihinde 20 gün süreyle mühürlendi. Mahkeme kararıyla itiraz üzerine tekrar açıldı. Eğitim devam ederken Mayıs ayında dershanemiz tamamen kapatıldı. Bütün personel ve öğretmenler olarak mağdur olduk. Sadece biz değil öğrencilerimiz de sınava 2 ay süre kalmasına rağmen kapatıldı. Kapatılırken bile öğrencilerimiz olayı yaşadılar ve şok geçirdiler. Sınıflar ve dershane odaları ağlayan öğretmen ve öğrencilerle doldu.
 Mühürlendikten 1 hafta sonra da dershane ve şirkete operasyon yapıldı. Tabi sigortalarımız iptal edildi. Maaşlarımız ödenemez oldu. Arıkovanı gibi dolup taşan dershane binamız buz kesmiş ve garip bir bina haline gelmişti. Binlerce öğrencinin yetişmesine, geleceklerini kurtarmasına engel olundu. Dershane kapanmasıyla maaşım kesildi ve sadece eşimin maaşına kaldık. Sabırla harcamalarımızı ona göre ayarlar olduk.
 Arkasından 15 Temmuz ve OHAL’in başlamasıyla etrafımızdaki insanlar bize farklı b
akmaya başladılar. Tatilde memleketimize gittiğimizde akrabalarımız bize farklı bakar oldular. Bir sene öncesine kadar hakkımızda methiyelerle bizi anlatan insanlar bize sırtını döner oldular. Hatta “adam olmaz dediğimiz çocuklarımız dershaneler ve okullar sayesinde adam oldular” diyen insanlar bizi farklı algı ve yaftalamalar ile suçlar oldular. Bazı arkadaşlarımıza anne baba ve akrabaları “o kurumlardan ilişiğinizi kesin yoksa evlatlıktan reddedeceğiz” diyenler duyduk. Onu da bir yere koyalım adli bir suçumuz olmadığı halde “terörist” iftira ve yaftalamaları insana en ağır gelen şey…
 23 Temmuzda KHK ile çocuklarımızın okulu ve çalıştığım dershanenin bağlı olduğu şirket ve kurumlara mühür vuruldu ve devlete geçti. Çocuklarım bile “başka özel okullara kapatılmıyorken sadece bizim okulu niye kapatılıyor, ikinci evimiz olan okulumuzun ne suçu var ki mühürleniyor” diye sorar oldu. Tabi bir şey yapamıyor insan. Arkasından şirketimiz ortaklarına ve birkaç öğretmen arkadaşlarımıza operasyonlar yapıldı. Sivil polisler tarafından bir anda sabahın erken saatlerinde baskınlar yapılıyor, gözaltılar oluyor ve insan tedirginlikler yaşıyor. Günlerimiz her gün gurbet yaşarken Aralık ortalarında şirket ve dershane hocalarından yine 4 kişiye operasyon yapıldı.
 Eşimin ve benim çok yakından tanıdığımız kimselerdi. Günlerden salı günüydü. Eşimin işyerine 10 polisle baskın yapıp eşimi işyerinden gözaltına aldılar. Evimize geldiler saatlerce evrak ve doküman aradılar hatta depoya kadar baktılar. Eşimin ve benim herhangi bir şeyimiz olmamasına rağmen baskın olması hemen aklıma itirafçı biri ihbar etmiştir diye getirtti. Eşimi bir hafta gözaltında beklettiler bizle görüştürmediler. Daha sonra polis sorgusu ve savcılık ifadesi ve mahkemesi oldu. Eşimi adliyeye getirirken yüzü yorgun ve bitkin bir vaziyette elleri arkadan kelepçelenmiş sanki sürüyerek getiriyordu 2 polis. Eli silah tutan ve insanımızı öldüren insanlar yargılanırken kelepçe bile vurulmazken eşimin arkadan kelepçelenmesi bana en ağır gelen şey. Tabi mahkeme tutuklama verdi. Sonra avukatla görüştük avukat eşiniz hiç bir suçlamayı kabul etmedi ve öyle ifade verdi dedi. Eşinizin tutuklanması ……. Beyin savcıya itirafçı olmasından dolayı dedi. Eşim İfadesinde sorguda 2 polis işkence yaptıklarını belirtip onlar hakkında şikâyetçi olduğunu söyledi. Tabi eşimi itiraf eden kişinin yıllarca ailece tanıştığımız ve görüştüğümüz kişi olmasını öğrenmemle başımdan kaynar sular döküldü.
 Can ciğer görüştüğü insan en samimi arkadaşına iftirada bulunuyor. İster istemez şok ve yıkım yaşıyorsunuz. Dünya insana dar geliyor. Bu da ayrı bir imtihan deyip sabırla bekleyelim diyorsunuz…

Sizin Dosyanızı Bilerek Bekletiyorlar İşleme Sokmuyorlar

Sizin Dosyanızı Bilerek Bekletiyorlar İşleme Sokmuyorlar
 İzmir’de öğrenciyim, ailem Uşak’ta yaşıyordu 15 Temmuz öncesinde. Olaylar başladığında İzmir’de yaz okulundaydım. Babama yakalama kararı çıktı, memlekete gittiler. Tüm ailemiz bir anda dağıldı. Sonrasında avukatın yazılı açıklamalarıyla yakalama kararı geri alınmış ama yakalama kararının çıktığı süre zarfı içinde babamın banka hesaplarına bloke koyulmuş. Aynı bankada bir miktar parası var ve kredi kartı borcu var. Bunlar için otomatik ödeme talimatı vardı hesaba bloke koyulunca paraya ulaşamadık banka otomatik ödeme talimatını da gerçekleştirmemiş. Bankadaki paraya ulaşamadığımız gibi üzerine aynı bankanın kredi kartı borcuyla karşı karşıya kaldık.
 Bunlar olurken Uşak’ta evde kirada oturuyor ailem, 600 lira kiralık bir evde kalıyorlar gelir yok ama gider çok. Haksız suçlamalar yüzünden ailemizde anneme babamdan boşanması gerektiğini söylüyorlar. Rahatsızlığımdan dolayı hastaneye gittim, bana sigortamızın bittiğini ücretli muayene olabileceğimi söylediler. Öğrencilerin ücretsiz muayene olması gerektiğini söylediğim halde böyle bir şey olmadığını söylediler. Bir muayene için 30 lira istediler. Maddi olarak zaten anne babamızın çalışma durumu yok, kendi gelirim için hem okuyor hem de çalışıyorum. Bu kadar mağduriyet içinde sağlık için bile yardımcı olacak bir kurum yoktu.
 Geliri olmayan vatandaşların gelir testi yaptırmaları gerekiyormuş. Sağlık hizmetlerinden dolayı babam gelir testi için dosya verdiği kuruma hala neden yürürlüğe girmediğini sorduğunda ise sizin dosyanızı bilerek bekletiyorlar işleme sokmuyorlar cevabını aldı. Bir an önce mağduriyetlerimizin giderilmesini istiyoruz…

Bir Bayana Bu Kadar Eziyet Edilmesini Anlayamıyorum

Bir Bayana Bu Kadar Eziyet Edilmesini Anlayamıyorum
 Eşim 2 çocuk annesi ve adliyede kâtip olarak çalışıyordu. Hakkında soruşturma var diye hiçbir delil olmadan 1 hafta gözaltında tutuldu. 1 hafta sora tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ancak eşimin bu uzun gözaltı sürecinde psikolojisi bozuldu, devamlı ağlıyordu. 4 gün sora eşimi tekrardan gözaltına alıp aynı gün içinde tutukladılar. Sebebi gizli tanık, ismini bilmediğimiz, hiçbir delile dayanmadan 2 küçük evladı olan birini tutukladılar. Bu olaydan 1 hafta sora beni memur olarak çalıştığım kurumdan çıkardılar açığa alındım. Kızlarımın psikolojisi bozuldu. Eşimin kardeşinin aynı hafta içerisinde düğünü vardı, tüm aile olarak yıkıldık. Hapiste iken eşimden hiç haber verilmeden bir sabah saat 5’de birkaç tutukluyla beraber Isparta’ya götürdüler. Ben bunu hapishane ziyaret günü öğrendim. Eşi olarak bu durumdan hiç haberdar edilmedim. Eşim için çok endişeleniyorum. İsmi ve suçlamasını bilmediğimiz bir gizli tanıktan dolayı eşime, bir bayana bu kadar eziyet edilmesini anlayamıyorum. Hukuk çerçevesinde gerekenin yapılmasını istiyorum…

Annesinden Ayrı, Babası Cezaevinde 17 Yaşındaki Bir Delikanlının Hisleri

Annesinden Ayrı, Babası Cezaevinde 17 Yaşındaki Bir Delikanlının Hisleri
Yoruldum artık. Bu süreçte şunu öğrendim ki; 17 seneye 60 yıllık bir ömür sığabiliyormuş. Kaldırabilirsin, dayanabilirsin gibi ümitvâr sözcükler de kâfi gelmiyor bir zamandan sonra. Bir insan 17 senede nasıl tükenebilir, onu da gördüm. Kimileri bakıp geçer, basit gelir, aşk mevzusu zanneder. Yok bu aşkmış, ortamlarmış, oyunlarmış. Bu çok daha başka bir şey. Bu yaşama tutunabilmekmiş.
Her sabah kapıdan çıkarken sert, güçlü, dimdik ayakta durabilen bir delikanlı maskesi takınmaktan da yoruldum. Kimileri vardır dertli tavırlar takınınca, kendilerini bir halt zannederler, ama bilmezler ki bir köşede birileri yaşamaya çalışıyor. Onlar için hayat; başarıdan, zevklerden, hobilerin ibaret.
Ama artık gerçekten tükendim. Yanımda olduğunu hissettiğim insanlar, işte onlar otururlar dinlerler seni ama, yine de bilmezler senin nelerle uğraştığını. Allah’ım; Dayanma gücü ver !

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS