5.5 C
Istanbul, TR
Pazar, Şubat 25, 2018
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

2387 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Sizden Gelenler

✏SIZDEN GELENLER-1✏

 

Şoförlük Yapan Polis

 

…… ilinde polis memuru olarak görev yapıyordum. 15 Temmuz’dan 13 gün sonra işe gittiğimde; “Biz de seni bekliyorduk, gözaltındasın” dediler.

 

27 gün gözaltında kaldım. Daha sonra serbest bırakıldım. Fakat çıkan KHK ile ihraç edildim. Biri üniversitede, biri lisede, biri de ilkokulda okuyan 3 çocuğum var.

 

Memleketime dönmek zorunda kaldım ve şu anda şoförlük yapıyorum. Neden ihraç olduğumu bilmiyorum. Sorduğumda bir açıklama yapabilen olmadı.

 

 

 

✏SIZDEN GELENLER-2✏

 

“12 Yıl Önce Çalıştığım Kurumdan Dolayı Tutuklandım”

 

Merhaba ben M.A. İzmir’in kendi halinde sakin bir ilçesinde ögretmenlik vazifemi yaparken, dershanelerin kapanma sürecinden sonra, eşimle birlikte işsiz  kaldık.

 

Haftalarca, neler yapabileceğimizi, geçimimizi nasıl sağlayacağımızı düşünerek zaman geçirdik. İki çocuğumuzla beraber, gelecek günler için adım atmamız  gerektiğini biliyorduk.

 

15 Temmuz olayı yaşandıktan  sonra, artık kimse bize iş vermiyor, hatta yanına dahi yaklaştırmıyordu.

Babamın küçük bir evi vardı. Hiç bir gelirimiz olmadığı için, oraya  taşınmaya karar verdik. Tek odalı  şirin bir evde yaşamaya  çalışacaktık.

 

Ama o da nasip olmadı. 12 yıl önce çalışmış olduğum kurumdan dolayı, beni gözaltına alıp Samsun’a götürdüler. Düşünsenize, 12 yıl önce çalışmış  olduğum yerden dolayı gözaltına  alınıp tutuklandım.

 

Eşim kalp hastası. Zamansız  bayılmaları olmakta. İki kız  çocuğumun psikolojileri bitmiş durumda. Yıllardır okul birincisi olan büyük kızım, sınıfını geçmekte bile zorluk çekiyor. Küçük kızımın geceleri kalkıp  amansızca, hıçkıra hıçkıra ağladığını duyduğum andan beri, benim için gündüzler geceler birbirine karıştı.

 

Ne olur sesimizi duyun. Sadece adalet istiyoruz…

 

 

✏SIZDEN GELENLER-3✏

 

“Okulumuzu ve Mesleğimizi Gasp Ettiler”

 

İsmim K. 1974 doğumluyum. İki tane çocuğum var; biri 5. sınıfta okuyor, diğeri ise henüz  3 yaşında.

20 yıldır öğretmenlik yapıyorum. Öğretmenliğim sırasında, hiç bir suça karışmadım. Sabıka kaydım yok. Tek derdim, iyi bir öğretmen olabilmekti.

 

Ne yazık ki, okulumuzu ve mesleğimizi gasp ettiler. Hem 20 yıllık diplomamı iptal ettiler, hem de okulumuza elkoydular.

 

Okulumuz ilçenin en iyi okuluydu. Gecemizi gündüzümüze katıp çalışıyorduk. Bir çok başarı elde etmiştik.

 

Şimdi ise sürekli iş arıyoruz. Bütün başvurduğumuz yerlerden geri çevriliyoruz. Bütün kapılar yüzümüze kapanıyor.

 

İnsanlar bizden korkuyor. Biz de insanlara el açmaktan  korkuyoruz. Sosyal hayatımız bitmiş durumda. Hep endişe içinde yaşıyoruz. Sebebini bilmediğimiz siyasi bir baskı altında tutuluyoruz.

 

Bize yardım edecek bütün kapılar kapalı. Kime derdimizi anlatacağımızı bilemiyoruz…

HRW: 17’si çocuk 26 sivili öldürdüğünü tespit ettik

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Türkiye’nin Afrin’e yönelik bombardımanında sivilleri öldürdüğünü tespit ettiklerini açıkladı.

Örgüte göre bu saldırılar 21, 27 ve 28 Ocak tarihlerinde gerçekleşti ve 17’si çocuk 26 kişi yaşamını yitirdi.

Saldırıların tanıklarıyla konuşan HRW, anlatımları uydu görüntüleriyle karşılaştırarak doğruladı.

Kobla, Küpeli ve Jalbal isimleriyle bilinen köye 28 Ocak’ta düzenlenen saldırıdan kurtulan Abdullah Kinno, şiddet olaylarından kaçarak bu bölgede çadır kurduklarını ve çadırlarının bombalandığını söyledi.

“Beyni elime düştü”

Kinno “önce bir uçak sesi duyduk” dedi ve ekledi:

“Sonra çadırlara bombalar düştü. 11 kişi öldü, en genci 4 aylıktı. Beyni elime düştü. Patlama çok büyüktü, herkes parçalara ayrılmıştı.”

Kinno, bölgede herhangi bir savaşçı olmadığını söylerken HRW 29 Ocak sabahını gösteren uydu görüntülerinde bölgede herhangi bir askeri varlığa dair bir iz bulunmadığı sonucuna vardı.

27 Ocak’taki saldırıda ise göç ederek Mabatlı’ya yerleşen bir ailenin yedi üyesinin tamamının öldürüldüğü belirtildi. HRW, bu saldırıda da bölgede herhangi bir askeri unsur olduğuna yönelik bir bulguya ulaşılmadığını açıkladı.

Kobla, Küpeli ve Jalbal isimleriyle bilinen köye 21 Ocak’ta düzenlenen saldırıda da bir tarlanın bombalanması sonucunda 11 sivilin öldüğünü aktaran HRW, ölenlerin arasında çocuklar da olduğunu belirtti.

Uydu görüntülerini inceleyen HRW, tarla yakınlarında bir hendek bulunduğunu, bu hendeğin askeri amaçlarla kullanılıp kullanılmadığını tespit edemediklerini açıkladı.

“Sivilleri öldürmek savaş hukukuna aykırı”

HRW, savaş sırasında sivilleri öldürmenin veya ayrım gözetmeden bombardıman yapmanın savaş hukukuna aykırı olduğunu belirtti.

Örgütün Orta Doğu Direktör Vekili Lama Fakih, Türkiye’nin saldırıları nedeniyle sivillerin ölüm veya göçle karşı karşıya kaldığını söyledi.

HRW, konuyla ilgili Türkiye Savunma Bakanlığı’na bir mektup yazdıklarını ancak yanıt alamadıklarını da belirtti.

 

BBC

Ayrılırken Birleşen Gönüller

✏Fahri Ecevit✏

 

15 Temmuz ile sürat kazanan cadı avı birçok aileyi tarumar etti, evlatları analarından, anaları ve babaları ciğerparelerinden ayırdı.  Sönük umutlarla hayata tutunan binlerce mazlum yürek meydana getirdi tıpkı Esra öğretmen gibi.

 

İlk önce işimi aldılar benden. Kardeşten öte bildiğim kardeşlerimle birlikte çalıştığım, evladım gibi sahiplendiğim öğrencilerimle bir ömür geçirmeyi planladığım yurdumu mühürlediler önce, eşyalarımızı bile almamıza müsaade etmeden hem de…

 

Evsiz kalmıştım ailemden uzak ikinci memleketim bildiğim bu hasret beldesinde, yine kardeşlerim sahip çıktı bana. Başlarını soktukları bir çatı altında kuru ekmeklerini paylaştılar benimle.

 

İnsaflı bir memur sayesinde yarım saatte topladığım eşyalarımı alıp memleketimin yolunu tuttum. Kim derdi ki yıllarca az gidebilmekten dolayı hayıflandığım memleketime bu halde döneceğimi… göz yaşlarıyla… hüzün içinde… bir sürgün gider gibi…

 

Aile yuvasının sıcaklığı karşıladı beni.Bir nebze teselli buldum bu huzur deryasında, unuttum dertlerimi bir katrede olsa ana kucağında, geride bıraktıklarıma içim yanarken bir ateş düştü baba ocağımıza.

 

 

 

Ve babamı aldılar benden… Can babamı, sabır abidesi aslan babamı… Hepimizin canı acıdı elbet ama en çok 6 yaşındaki yeğenimi vurdu dedesinden ayrılmak.

 

İlk görüş günü çıldırdı yeğenim adeta dedesine sarılamayacağını duyunca.

 

“Hala hani o görüşteki kalın camlar var ya, ben işte onları söküp kaçıracağım dedemi. Alacağım onu o kötü adamların elinden”

 

“Biliyor musun hala çıkınca dedemi tam 100 defa öpeceğim?” dedi.

 

Kalın kirli camlar, sinir bozan ankesörlü telefon, bizi üzmemek için hep gülümseyen babamız. Hepimiz ağlayarak döndük görüşten. Sonra onu bile özleyeceğimizi bilmediğimiz o son görüşten.

 

Abimi aldılar sonra… Polis, hakim, adliye nedir bilmeyen canım abimi.. Ciğerparelerinden ayırdılar… biri 6, biri 1 yaşında ciğerparelerinden…

 

Kuzenimi aldılar daha soğumamışken yüreklerimiz. Kendi dertlerimize yanarken, bir yandan da halamı teselli etmeye koştuk yanına…

 

Ve böyle başladı kalanlarımız için oradan oraya savruluş…

 

İçinde kopan tüm fırtınalara rağmen üzülmesinler diye her görüşmede yüzünden tebessümü eksik etmeyen, ‘iyiyim’le yetinmeyip çok iyi olduğunu söyleyen, hakkında hiçbir suç unsuru bulunamadığı halde 1 yıldır ailesinden koparılan bir baba.

 

Eşi demir parmaklıklar ardında, kızı ve oğlu oradan oraya savrulan, her an evlatlarından birinin başına bir şey gelebilir endişesiyle psikolojisi altüst olmuş bir anne.

 

Babalarının gidişiyle tüm ailenin yükünü omuzlamaya çalışan ve bunun sorumluluğu altında ezilen iki evlat.

 

Çıkınca dedesini 100 defa öpmeyi hayal eden 6 yaşında minik bir çocuk ve bir dolmuş mesafesindeki uzaklığına rağmen aylardır babasına hasret, babasından ayrı geçirdiği bayramın burukluğunu atlatamamışken ondan sonraki bayramı tüm aile fertlerinden ayrı geçirmek zorunda kalan bir kız evlat.

 

Buna rağmen bütün bunları şeref bilen idrakler ile semaya açılan elleri ve gönüllerinden yükselen hamdler.

 

İşte Esra öğretmeninki gibi; ayrılırken gönülleri daha çok birleşen binlerce aileden birinin hikayesi sadece.

Yürek Sızısı

Nature Roses Flowers Leaves Autumn Earth Yellow Nice Flower Hd Image

✏Abdullah Sözüvar✏

 

Geçer elbet birgün bu karanlık günler

Biter mazlumlara uygulanan zulümler

Unutur, arkada bırakır yaşadıklarını garipler

Amma bilin ki dermansızdır yürek sızısı

 

Hangi zulüm ilelebet, kalmış mı bir tanesi

Hayatta her derdin bulunur bir hal çaresi

Merhemsiz değildir iyileşir beden yaresi

Amma bilin ki dermansızdır yürek sızısı

 

Kimi annesiz kaldı yavruların kimi babasız

Kimi de hem anasız hem babasız, yalnız

Boyun büküp sabrederler, olanlara çaresiz

Amma bilin ki dermansızdır yürek sızısı

 

Hiçbiri suç değildi, sebeb-i mahkumiyetin

Suçu bırak, şiarıydı tamamı insaniyetin

Haksızlık sürmez, ortaya çıkar masumiyetin

Amma bilin ki dermansızdır yürek sızısı

 

Harabeye dönmüş, viran olmuş, ölmüş vicdanlar

En mükemmel surette yaratıldığını, unutmuş insanlar

Görülür, sümenaltı edilmez, kapanmaz hesaplar

Amma bilin ki dermansızdır yürek sızısı.

 

Kimsenin diyeceği yoksa olup bitene

Sözüm var benim, bundan kime ne

Haykırırım, söylerim gelene gidene

Amma bilirim ki dermansızdır yürek sızısı

 

Şunu da bilirim ki başa gelenler, alın yazısı

Sizden Gelenler

✏SIZDEN GELENLER-1✏

 

Hakim: “Seni Niye Tutuklamışlar?”

 

Merhaba, ben ev hanımıyım. Eşim  ise ticaretle uğraşıyordu. 3 çocuğumuz var; iki erkek bir kız, ellerinizden öperler.

 

Eşim bir derneğin yönetimindeydi   ve ticaretle ekmeğini kazanmaya çalışıyordu. Bu hadiseler olduktan sonra bir sabah, kapımız çaldı. Kapıdaki polisler evimize gelmişti.  Çocuklar uyuyorlardı ama hepsi uyandılar. Sanki teröristmişiz gibi peşinen kabul edilmiş ve hüküm  verilmiş gibi muamele ediliyordu. Evimiz arandı, bir şey bulunamadı. Ne bulunsun ki; suçlu değiliz ki bulunsun.

 

Eşim evde değildi, iş görüşmesi için başka bir şehre gitmişti. Polisler; “gelsin eşin, savunmasını versin gitsin” dediler. Ben de, “tamam” dedim. Ertesi gün eşim şehir  dışından geldi. Olanları  anlattım;  “tamam gideyim, ne istiyorlarmış ki, ne suçumuz var?” dedi ve gitti.

 

Ama öyle olmadı; eşimi tutukladılar ve 1.5 senedir tutuklu. Mahkemeye çıktığında hakim; “seni niye tutuklamışlar?” dedi. Tam salacakken, mahkemeye ara verdiler. Tabii biz çok sevindik. Ara bitince içeri girdik ama hakim tutukluluğun devamına karar verdi. Adeta yıkıldık ve hala eşim tutuklu.

 

Rabbim tez zamanda tüm  suçsuzların tahliyesini versin. Bu insanlar terörist olmaz, olamaz!..

 

✏SIZDEN GELENLER-2✏

 

Resmi İzinle Kurulmuş Şirket ve Banka Hala Suç

 

Ben KHK’dan dolayı mağdur olan biriyim. Egitim kurumu olan özel bir şirkette çalışmaktaydım. Herkesin bildiği malum KHK’lardan dolayı çalıştığım kurum kapandı ve işsiz kaldım.

 

İşsiz kalmamın üzerine bir de, devletin yasal izniyle ve o dönemin Başbakan ve İstanbul Belediye Başkanı olan malum kişinin katılımıyla açılan bankaya para yatırdığım için mali şube polislerince evim basıldı ve hakkımda soruşturma açıldı

 

Ardından da Google Play marketinde yasal olarak bulunan bylock nedeniyle bir kez daha soruşturuldum.

 

Legal ve anayasal hakları suç sayan ve bu gerekçelerle onbinleri tutsak eden idarenin zulmü altındayız.

 

Mağdurum ve mağduruz… Adeletin komadan çıkacağı günü sabırsızlıkla bekliyoruz.

 

✏SIZDEN GELENLER-3✏

 

“İki Çocuğumla Başbaşa Kaldım”

 

Ben G.

 

Eşim Milli Eğitim’de öğretmendi. Hayalleri ve idealleri olan bir aileydik. İki tane küçük çocuğumuz var. Büyük olan 3 yaşında, diğeri daha yürüyemiyor bile.

 

Bir sabah ansızın gelip, eşimi  evden aldılar. Daha ne ile suçlandığını bile öğrenemeden alıp götürüler. 10 gün gözaltında kaldıktan sonra tutuklandığını öğrendik. Bütün hayallerim yıkıldı. İki çocugumla başbaşa kaldım.

 

Eşim okulunda çok sevilen bir öğretmendi. Vatana millete faydalı öğrenciler yetiştiriyordu. Öğrencileri, öğretmenlerinin tutuklandığı haberini alınca çok üzüldüler.

 

Şu anda aile olarak perişan bir haldeyiz. Maddi manevi bir sürü sıkıntı çekiyoruz. Çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılamakta çok zorlanıyorum. Ne olursunuz, yetkililerin sesimi duymasını sağlayın!

 

Benim eşim çok iyi bir öğretmendi. Vatana, millete, devlete hiç bir zaman zararı olmadı. Aksine, hep vatanı milleti için canla başla çalıştı. Ama sonuç olarak bir “terörist” gibi derdest edilip tutuklandı.

 

Şu anda önümüzü göremiyoruz; geleceğimiz karardı. Ne olur yetkililer bize yardımcı olsun!..

Asaf’ın Duası

✏Akif Bedir✏

 

Benim  adım  Asaf, yaşım bir buçuk. Öyle burun kıvırmayın bebeğim diye. Kulaklarınızı dört açıp beni dinleyin. Önce yaşadıklarımı anlatacağım, sonra da hepinizi Yaradanıma şikayet edeceğim. Dünya duydu feryatlarımı siz duymuyorsunuz.

 

Baba diye biri varmış, bir sene olmuş hapishane denen bir yere gideli. Orda çalışan babalar işlerini bitirene kadar dışarı çıkamıyormuş.

Annem ninnilerinde gözyaşları içinde belletti unutmayayım diye. Ayda bir annem götürüyor yanına, dakikalarca sarıp kokluyor kardeşimle beni. Ağabeyim babamla önceden beraber yaşadığı için hapishaneden her ayrıldığımızda çok ağlıyor. Saatlerce susmuyor, “ben burada kalacağım babamın işine yardım edeceğim. Ben evde babamı çok özlüyorum” diyor.

 

Ağabeyim demişken o da üç yaşında. Sokakta çocuklar bunun babası yok diye dalga geçiyorlarmış.  Benim babam var diye hep ağlıyor ağabeyim. Onlar da; “olsaydı bizim babamız gibi elinden tutardı” diyorlarmış. Bazen de parka gidiyoruz annemle, kimse bizimle oynamıyor. İyi ki kardeşim var yoksa oyun oynayacak arkadaş bulamayacağız.

 

Benim annem hep ağlıyor, anneler ağlar mı hep. Annemin de bizim gibi çok arkadaşı yok. Evimize dedem ve ninemden başka kimse gelmiyor. Ondan mı ağlıyor acaba niye insanlar bize böyle davranıyor ki?

 

Ben babamı seviyorum ama kardeşim kadar özlemiyorum. Çünkü ben onu neredeyse hiç tanıyamadım. Ben doğduktan sonra o işe gitti. Hiç de gelmiyor. Ne zaman geleceğini de bilmiyorum.  Annemi çok seviyorum, hep onunla uyuyorum.

 

Dün kapımızın zili çaldı. Hepimiz çok heyecanlandık. İnsanlar kapımızı çalmaya başladı diye ama sonra çok kötü şeyler oldu. Ne mi oldu? Gelenler polismiş, evimizin her tarafını aradılar.Oyuncaklarımızın olduğu sepeti bile boşalttılar. Kardeşimle çok korktuk oyuncaklarımızı alacaklar diye ama aradıkları ne idiyse, bulamadılar. Mutfakta masada oturup yazılar yazdılar.

 

Dedemle ninemin gözlerinden yaş akıyordu. Annemin ellerine demirden halkalar taktılar. Annem ağlamaya başladı, Bizi almadan dışarı çıktı kötü polislerle birlikte.  Kardeşimle ben ağlıyordum, bırakın annemizi diyorduk ama bizi dinlemediler.

 

Annem, “babanızın yanına çalışmaya gidiyorum. Dedenizi, ninenizi üzmeyin.” dedi bize. Onlar çok yaşlı bizim gibi onlara da annem bakıyordu. Şimdi bize kim bakacak?

 

Evde herkes ağlıyor en çok da ben ağlıyorum. Ben daha süt içiyordum  annemden. Kim süt verecek bana, kim kucaklayıp yatacak benimle?

 

Bebeklerin annesiz babasız yaşayamayacağını bilmiyorlar mı, onların çocukları yok mu?  Bütün odalar eşyalar annem kokuyor, odalarda annemi arıyorum bulamıyorum, ben annemsiz yaşayamam, bana annemi geri verin.

 

Annesiz kalan kedi yavrularını anne köpek sahip çıkmıyor mu? Havuza düşmüş bir kuşu, bir ayı havuzdan çıkarmıyor mu? Annesini yerken doğan bir maymun yavrusuna vahşi kaplan bile sahip çıkmıyor mu?

 

Eğer utanmayacaksanız ey hayvanlık bana da yardım edin ben de bir yavruyum, ben de annesiz kaldım diye dua edeyim mi?

 

Rabbim kullarını görüyorsun; anneme, babama, kardeşime bana dedeme neneme etmediklerini bırakmadılar. Onlar senin kulun; şikayetim senden değil sanadır. Gözlerimiz kapıda annemizi babamızı bekliyoruz.

Ne olur Allah’ım bu sefer kapımızı annemle babam açsın!

Komşusu Vefat Eden Akademisyeni Şikayet Etti

15 Temmuz sonrası yaşanan insanlık dışı muamelelerin ve hak mahrumiyetlerinin sembolü haline gelen Doç.Dr. Ahmet Turan Özcerit’in vefatından sonra ailesinin yaşadıkları, toplumun nasıl paramparça olduğunu gösteriyor. Komşusu taziye için gelenlerin çokluğundan rahatsız olarak polise ihbarda bulunuyor.

 

Doç. Dr. Ahmet Turan Özcerit Sakarya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde görev yaparken şikayet üzerine gözaltına alınmış ve 21 gün psikolojik işkence gördükten sonra tutuklanmıştı.

 

14 ay tutuklu kaldığı Bandırma Cezaevinde ciddi rahatsızlıklar geçirmesine rağmen hastaneye götürülmemiş ve kalın bağırsak kanserine yakalanmıştı. Hastaneye götürüldüğünde kanserin 4. evresine geldiği anlaşılmıştı.

 

Uzun uğraşlar sonucu tahliye edilen Özcerit, ağır hastalığına rağmen tahliyesinin gecikmesi ve tedavisine geç başlanması sebebiyle vücut direnci çok düşmüştü.

Gittikçe durumu kötüleşen Özcerit 12 Şubat’ta hastalığına yenik düşerek hayatını kaybetti.

 

Özcerit’in sevenleri, Özcerit’i Ankara Karşıyaka mezarlığına defnetti. Yoğun katılımın olduğu cenazede sevenleri Özcerit’i yalnız bırakmadı.

 

Ahmet Turan Özcerit Sakarya’da sevilen ve saygı duyulan bir akademisyendi. Ailesi Sakarya’ya döndüğünde taziye için gelenler hep iyi dileklerde bulunmuş ve fakat bazı komşuları başsağlığına bile gelmekten çekinmişlerdi.

 

20 Şubat akşamı saat 22.30’da Ahmet Turan Özcerit’in taziye evine polis geldi.

Taziye için gelenlerin olduğu esnada polise bir anlam veremeyen aile neden geldiklerini polislere sorunca “Ahmet Turan Özcerit Burda mı ? Firari görünüyor ” cevabını aldı. Yaşadığı acının üzerine bu soru ile muhatap olan aile şok olduğu belirtildi. Ailenin “Ahmet Bey Vefat etti. Ne firarisi ? ” deyip , polislerin geliş sebebini ısrarla sormaları üzerine, polisler “Ahmet Bey hakkında ihbar var. “Evinde çok kalabalık var ve insanlar orada toplanıyorlar” diye ihbar geldi. Savcı da gidin bakın dedi. geldik biz de.” demesiyle aile ikinci şoku yaşadılar. Şoku üzerilerinden atan ailenin Ahmet Bey’in vefatından dolayı evde Kur’an okuması yaptıklarını söyleyip, ölüm belgesini gösterince polislerin evden ayrıldıkları öğrenildi.

 

Yaşanmış bu olay aslında siyasi söylemler ve menfaatlerle toplumu birbirine düşüren yöneticilerin, komşuluk kavramını paramparça ettiğinin en kati delilidir. En acı gününde taziye için gelenler  komşunuzu(!) rahatsız edebiliyor ve en kötüsü komşunuz (!), vefat eden Ahmet Turan Özcerit’i şikayet ederek yapıyor.

Kanser Hastasına Gözaltı Zulmü

Iğdır’da kemoterapi tedavisi gören kanser hastası Yusuf Özmen gözaltına alındı.

 

OHAL rejimi; masum, bebek, kadın, ihtiyar ya da hasta dinlemeden zulm etmeye edvam ediyor. Masumiyet karinesi olarak da bilinen ve anayasamızda yer alan “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” ilkesi yok sayılarak binlerce masum insan gözaltında tutuluyor ya da zindanlara hapsediliyor. Hayati tehlike arz eden hastalığı bulunanlar, tedavilerinden mahrum ediliyor ve diri halde tabutlara kapatılarak ölmeleri bekleniyor.

 

Iğdır’da yaşayan Yusuf Özmen, demir parmaklıklı tabutlara terk edilenlerden bir tanesi. Gıda Mühendisi olan genç adam, evli ve 1 kız çocuğu sahibi. İkinci yavrusunun dünyaya gelmesine ise sadece 1 ay kaldı.

 

Özmen çifti, yolunu gözledikleri ikinci çocucuklarını kucağına almanın heyecanını yaşadıkları sırada Yusuf Bey rahatsızlandı. Uzun süren araştırmalar sonucu vücudunda kanser hücresine rastlandı. Hastalığını atlatabilmesi için kemoterapi görüyor ve buna düzenli olarak devam etmesi gerekiyordu ancak Hizmet hareketine sempati duyduğu gerekçesiyle şikayet edilerek gözaltına alındı.

 

Eşi ve 8 aylık küçük kızını geride bırakarak hukuksuzca gözaltına alınan Özmen, yetkililere suçunu sorduğunda kendisine hiç bir suç delili sunulamadı. “O halde neden buradayım?” sorusuna yetkililer yine cevap bulamadı. Tek söyledikleri; “Hakkında şikayet var” oldu.

 

Şikayet var ancak delil yok, suç yok… Yakınlarının beklentisi, 7 gündür Iğdır Emniyetinde tutulan Yusuf Özmen’in bir an önce serbest bırakılması ve tekrar sağlığına kavuşması.

“Nefret Söylemi ve Yargısız İnfaz Suçtur”

Eski Savcı Yiğit Kaçar, nefret söylemi ve yargısız infaz ifade eden mesajların suç olduğunu, bugün olmasa bile yarın hesabının sorulacağını söyledi.

 

16 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye olan Artvin Hopa eski Savcısı Yiğit Kaçar sosyal medya hesabından; “Bu hukuksuz düzenin ebediyen süreceğini düşünüp siyasi yandaşlığını gösteren içerikler paylaşan kamu görevlilerinin bu paylaşımlarının lütfen ekran görüntüsünü alıp koyun bi kenara. Yarın bana lazım olacak…” şeklinde bir paylaşımda bulundu.

 

Bu paylaşımı sonrasında bazı sosyal medya hesapları tarafından, ağıza alınmayacak küfürlerle tehdit edilen ve linçe tabi tutulan eski Savcı Kaçar, bir kişinin sorduğu; “Felanca teröristler ihraç edildi diye haber yaptılar ve isimlerimizi yayınladılar. Haberi yapan ve paylaşanlardan ileride HAK talep edebiliriz değil mi?” şeklindeki soruya ise; “Benzer şekilde nefret söylemi (iyi ki geberdi, oh olsun gibi) ya da yargısız infaz içerikli mesajların da mutlaka ekran görüntülerini alın. Tüm bunlar suçtur ve bugün değilse bile yarın hesabı sorulacaktır.” diye açıklamada bulundu.

 

Başbakan Yıldırım’ın 1 yıl önceki bir tören esnasında, meslekten ihraç edilen hakim ve savcılarla ilgili söylediği “3581 hain artık aranızda yok” sözüne de tepki gösteren eski Savcı Kaçar Başbakanın, haklarında tek bir iddianame bile hazırlanmamışken, yargılanan hakim ve savcıların tümünü hain ilan ettiğini beyan etti.

Osmaniye Cezaevinde Sayım Dayağı

OHAL Türkiye’sinde özellikle cezaevlerinde yapılan işkencelerle ilgili haberler artarak gelmeye devam ediyor. Son olarak Osmaniye cezaevinde gardiyanların işkence ve kötü muameleleri sonucu, tutukluların sırtlarında sandalye kırıldığı, dayaktan vücutlarının morartıldığı ve bazı tutukluların yürüyemez hale getirildiği iddia edildi.

 

 

ArtıGerçek sitesinde yer alan habere göre, Osmaniye T Tipi Cezaevinde yaşanan işkence ve darp olaylarının ayrıntıları şu şekilde gerçekleşti:

 

Cezaevinde Sayım Dayağı

 

Tutuklu yakınlarının iddiasına göre, şiddet cezaevi idaresinin sabah ve akşam sayımlarını ayakta almak istemesi üzerine uygulandı. Ayakta sayımın kabul edilmemesi üzerine koğuşlara giren gardiyanlar, tutuklu ve hükümlüleri darp etti, sert şiddet uyguladı. Tutukluların vücutlarının mosmor olduğu belirtildi.

 

Yılmaz: Oğlumun Sırtında Sandalye Kırmışlar

 

18 Şubat 2017 tarihinde cezaevinde bulunan oğlu Mehmet Naci Yılmaz ile görüşen Cuma Yılmaz, görüşme sonrası Artı Gerçek’e konuştu. Oğlu Mehmet Naci Yılmaz’ın kendilerine uygulanan şiddeti anlattığını ifade eden baba Yılmaz, “Koğuşlardaki dayak Cuma günü başlamış. Cezaevi idaresi ayakta sayım istemiş, siyasi koğuşta bulunanlar bunu kabul etmeyince olan olmuş. Cuma gününden bu yana her sabah ve akşam 60-70 gardiyan koğuşa dalıyor. Tutuklu ve hükümlüleri darp ediyor. Oğlumun sırtında sandalye kırmışlar. Sırtı mosmordu. Başka bir arkadaşı havalandırmaya fırlatılmış. Kolu, vücudu morarmış. Her gün dayak ve şiddet uygulanıyor. Çocuklarımızın can güvenliği yok” dedi.

 

“Şiddet Bakanlığın Yazısı İle Başladı”

 

“Cezaevi idaresi neden bu şekilde şiddet uyguluyor?” sorusuna baba Yılmaz, “Her şey idarenin ayakta sayım almasını istemesi ile başlamış. Tutuklu ve hükümlüler cezaevi idaresi ile görüşmüşler. İdare, tutuklulara ‘bakanlıktan bir yazı geldiğini, bu yazıya göre sayımın mutlaka ayakta alınacağı, ayakta sayımı kabul etmeyenlerin ise zor kullanılarak kaldırılacağını’ talimatının olduğunu anlatmış. Bunun ardından şiddet ve dayak başlamış. Oğlumun anlattığına göre her gün sabah akşam dayak uygulanıyor” cevabını verdi.

 

“Bir Çok Tutuklu Ve Hükümlü Yürüyemiyor”

 

Baba Yılmaz, Osmaniye T Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan T-1 ve T-2 koğuşlarındaki bu uygulamaların kadın koğuşunda da tekrarlandığını söyledi. Sabah ve akşam yapılan sayımlara cezaevi müdürü ve baş gardiyanın da katıldığını anlatan Yılmaz, “Dayak sırasında cezaevi idaresinin tümü katılıyor. O sırada başgardiyandan müdüre kadar hepsi koğuşlarda hazır bulunuyor. Birçok tutuklu ve hükümlü gördüğü şiddetten dolayı yürüyemiyor. Can güvenlikleri yok” diye konuştu.

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone
- Advertisement -

RECENT POSTS