21 C
Istanbul, TR
Pazar, Eylül 27, 2020
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

5077 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

YOZGAT CEZAEVİ’NDE Kİ KEYFİ UYGULAMALAR TUTUKLULARIN SAĞLIK DURUMUNU TEHDİT EDİYOR

Covid-19 (Koronavirüs) vaka sayıları ve buna bağlı ölümler artmasına rağmen cezaevlerindeki keyfi uygulamalara ve ihmallere her geçen gün yenileri ekleniyor. Tutukluların sağlık durumlarını tehdit eden keyfi uygulamaların bugünkü adresi Yozgat Cezaevi…
KARANTİNA’YA ALINAN YOZGAT CEZAEVİ’NDE İNFAZ KORUMA MEMURLARI HASTALIĞA YAKALANDI
Yozgat Cezaevi’nde görev yapan Ceza İnfaz ve Koruma personelinden beş kişinin Covid-19 testlerinin pozitif çıktığı öğrenildi. Vakanın ortaya çıkması ile birlikte cezaevi yönetiminin gerekli tedbirleri alması beklenirken ihmallerin giderek arttığı ve hastalığın yayılmasını kolaylaştıracak keyfi uygulamaların yapıldığı ortaya çıktı.
TUTUKLULARA MASKE VE ELDİVEN DAĞITILMIYOR
Beş personelin Covid-19 hastalığına yakalandığı Cezaevi’nde hastalığın hava ve temas ile bulaşma riskinin arttığı bilinmesine rağmen ihmallere yenileri ekleniyor. Tutukluların, aile ve yakınlarıyla telefon görüşmesi yapmaya götürülürken kendilerine eldiven ve maske dağıtılmadığı öğrenildi.
İZOLASYON KURALLARI HİÇE SAYILIYOR
Cezaevi’nde tutukluların kaldıkları koğuşların da gerekçesiz bir şekilde sürekli değiştirildiği, gerekli izolasyonun sağlanmadığı bildiriliyor.
CEZAEVİ PERSONELİNİN KEYFİ UYGULAMALARI, RİSKİ ARTTIRIYOR
Gerekli hijyen şartlarının sağlanmadığı ve izolasyon kararlarının, yönetimin gerekçesiz kararları ile delindiği Cezaevi’nde gardiyanların keyfi uygulamaları da tutukluların sağlık durumlarını tehdit etmeye devam ediyor.
Gardiyanların hijyen kurallarını hiçe sayarak tutukluların üzerini eldivensiz bir şekilde aradıkları, fiziksel temasta bulunarak hastalığın bulaşma ve yayılma riskini arttırdıkları ifade ediliyor.
KARANTİNA KURALLARINA UYMAYAN BAŞGARDİYAN
Tutukluların sağlık durumlarını tehdit eden uygulamalarda “Eray” isimli başgardiyanın büyük pay sahibi olduğu, cezaevi müdürü gibi hareket ettiği, kuralları hiçe sayarak görev bilincinden uzak bir şekilde davranışlarda bulunduğu belirtiliyor.

 

MazlumDer’den ‘Cezaevinde Büyüyen Çocuklar’ raporu: Toplumun geleceği hapsediliyor

MazlumDer İstanbul Şubesi, anneleriyle birlikte cezaevinde bulunan 800’den fazla çocukla ilgili bir rapor hazırladı. Cezaevlerinde çok ciddi hak ihlalleri yaşandığına değinilen raporda, geçmişten bugüne anneleriyle birlikte cezaevinde kalan 0-6 yaş çocukların fiziksel ve psikolojik gelişmelerinde ciddi sorunlar görüldüğü hatırlatıldı.

ÖNCELİK ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARI OLMALIDIR

“Çocuklu kadınların tutuklanması veya hapis cezasıyla cezalandırılması ilk tercih olmamalı, öncelikle alternatif yolların imkânı değerlendirilmelidir.” denilen raporda, “Bu ifadeler; “çocuğu olan hiçbir kadın tutuklanmasın yahut hapis cezasına mahkûm edilmesin” demek değildir. Önceliğin “çocuğun üstün yararı”na verilmesi gerektiğini hatırlatan haklı serzenişlerdir.” ifadeleri kullanıldı.
TOPLUMUN GELECEĞİ HAPSEDİLİYOR

Cezaevlerinin yetişkinler için bile ıslah aracı olup olmadığının tartışmalı olduğu belirtilen raporda, “Cezaevinde çocuklara yer olmadığını, çocukların ciddi mağduriyetlere maruz kaldıklarını söylemek mümkündür. Ancak, cezaevi sistemi içerisinde çocuklara maddi ve manevi yer bulunamıyorsa tek çözüm annesini çocuktan ayırmak yolu olmamalıdır. Zira bu yolu seçmek kolay ve insani değerler göz ardı edilerek yapılmış bir seçimdir. Bununla birlikte uzun vadede toplumsal dönüşümde onarılamaz yaralar açacak bir çözümdür, uygulamadaki kolaycı ve yüzeysel çözümlerin tartışılması sorunun çözümü açısından önemlidir. Geçmişten günümüze anneleri ile cezaevinde kalan 0-6 yaş grubu çocukların cezaevi koşullarında fizyolojik ve psikolojik olarak zarar gördüğü, suçlu gibi cezalandırıldıkları, temel haklarından dahi mahrum bırakıldıkları üzülerek şahit olduğumuz durumlardır. Cezaevinin yetişkinler için dahi ıslah aracı olup olmadığı tartışmalıdır; daha çok zarara sebep olduğu, topluma kazandırmak yerine toplumdan soyutladığı ve büyük ihtimalle suça yönlendirdiği görülmektedir. Hal böyle olunca çocukların bu sistem içine suçlu gibi dahil edilmeleri, toplumun geleceğinin cezaevi şartlarına mahkûm edilmesi anlamına gelmektedir.” denildi.
İKİ ÇOCUĞUMLA HÜCREDE KALIYORUM
Raporda, cezaevinde çocuklarıyla birlikte kalan annelerin ifadelerine de yer verilmiş. İşte onlardan bazıları:
“S.P.; “2 senedir tutuklu olduğunu, 2 kişi ile birlikte hücrede kaldığını, infaz koruma memurlarının zaman zaman kötü söz ve muamelelerine maruz kaldığını, çocuklarının Çocuk Esirgeme Kurumunda olduğunu ve 2 yıldır telefonla dahi görüştürülmediğini” belirtmiştir.
 H.Y.; “2 senedir tutuklu bulunduğunu, çocuğunu yalnızca 1,5 ay yanında tutabildiğini, 6 yaşına girer girmez ailesine teslim etmek zorunda kaldığını, çölyak hastası olmasına rağmen sağlığına uygun yiyeceklerin kendisine verilmediğini” belirtmiştir.
 S.D.; “15 aydır tutuklu bulunduğunu, 4,5 ve 2,5 yaşında iki çocuğu ile hücrede kaldığını, infaz koruma memurlarının kötü söz ve muamelesine, çocuklarını yurda gönderme tehditlerine maruz kaldığını; cezaevine ilk geldiği günlerde küçük çocuğuna mama yapabilmek için sıcak su istediğini, ancak vermediklerini; günlük 1 saat olan bahçe izinlerine soğuk havalarda çocukların hasta olmasına rağmen zorla çıkarıldıklarını, çıkarıldıklarında çocukların tuvaleti geldiğinde süre bitmeden içeri almadıklarını; 4,5 yaşındaki oğlunun kreşe gittiğini, 2,5 yaşındaki çocuğunun ise kreşe gitmeyip yalnızca haftada 1 saat oyun odasına gidebildiğini” belirtmiştir.
GARDİYAN: AL ŞU ÇOCUĞU, GERİ ZEKALI KADIN!

S.Ö.; “4,5 aydır terör örgütü üyeliği isnadıyla tutuklu bulunduğunu, 2 yaşındaki kızı ile birlikte hücrede kaldığını, cezaevinde verilen mamanın tek marka olduğunu, çocuğunun bu mamayı yemediğini başka markaların kantine getirilmesini ve ücret karşılığında almak istediklerini cezaevi yönetimine söylediğini, yazılı dilekçe ile de başvurduğunu ancak 2 ay sonra kantine farklı markaların mamalarının geldiğini, cezaevine kesinlikle oyuncak alınmadığını, şu anda hiçbir oyuncağın verilmediğini, kızının elinden düşürmediği bez bebeği ise 2016 yılından beri tutuklu olan bir kadının verdiğini, kızının kreşe haftada 1 gün gittiğini, bahçeye çıkınca çocuğun tuvaleti geldiğinde içeriye almadıklarını, butona basmalarından yarım saat sonra gardiyanın geldiğini, çocuğu koridorda kedi görüp sevmek için koşmaya başlaması üzerine çocuğu gören gardiyanın bağırarak “al şu çocuğunu geri zekalı kadın, biz senin çocuğunu mu bekleyeceğiz!” şeklinde hakaret ettiğini, çocuğunun parmağını demir kapıya sıkıştırmasına rağmen ancak 15 gün sonra cezaevi doktoruna götürüldüğünü, tedavisinin yapılmadığını” iddia etmiştir.”

 

http://m2.samanyoluhaber.com/mazlumderden-cezaevinde-buyuyen-cocuklar-raporu-toplumun-gelecegi-hapsediliyor-haberi-1345067.html

Rana GÜL – Mahpuslarda Ben

Seni seven yel olsaydım,

Gözündeki yaş olsaydım,

Yusuf’a gardaş olsaydım,

Mahpuslarda ben…

&

Hak yolunda toz olsaydım,

Yanıp yanıp kül olsaydım

Mevlâya bir kul olsaydım,

Mahpuslarda ben…

&

İçindeki kor olsaydım,

Karakışta yaz olsaydım,

Musa’ya bir sal olsaydım,

Mahpuslarda ben…

&

Eyyüb’a merhem olsaydım,

Dertlere derman olsaydım,

Haccac’a ferman olsaydım,

Mahpuslarda ben…

&

Hür olan bir kuş olsaydım,

Diyar diyar dolaşsaydım,

Beklenen bahar olsaydım,

Mahpuslarda ben…

&
24 Nisan 2020

Süha BERK – Sensin

Yağan yağmur tanesinde,

Mahkumların sesi sensin,

Her derdime çare sende,

Vicdanların dili sensin.

&

Hücremdeki duvarlarda,

Kan dökülen mazgallarda,

Adaletsiz mahzenlerde,

Yanlış olan karar sensin.

&

Ayrılığın kokusunda,

Çocukların sorgusunda,

Cezaevi avlusunda,

Açık görüş günüm sensin.

&

Mezardaki solan gülde,

İçimdeki kara günde,

Çaresizlik merheminde,

Beratım, tahliyem sensin.

&

18 Nisan 2020

Yasin Aslıyanık – Pervasız Kanatlar

Ömrüm yıl yıl akarken günler kalır arkada
Gözümden düşen yaşlar, kalbim kadar kederli.
Bahar yine saklanırken  mevsimler art arda
Zulmet düşman ziyaya,  iblis kadar kibirli.

Ahdü  peyman bozarken zulmün alçak korkusu.
Hicranla şafak arar, dertli ışık ordusu
Sırlı soluk saklarken Kefh’ in mağra uykusu
Yalan şimdi riyada , sihir kadar tesirli

Zebun olmuş elinde gururun nahoş serkeş.
Yıkıyor şehirleri etraf olmuş keşmekeş.
Dağlar ardından batmış yavaşca gamlı güneş
Karanlık hakim ortada,  irin kadar kirli.

Pervasız kanatlardır çırpınır şimdilerde.
İnanırlar gönülden, zafer hemen ilerde.
Ruhlar binbir iştiyak, kalmazlar hiç geride.
Aşk şarabı onlarda, zümrüt kadar değerli.

01  MART 2019

Yasin Aslıyanık – Zalim Bize Yazılmış

İki nehir bir sevdaya akabilirdik
Gayrı farklı gönüllerde ağlar gibiyiz
Ben masum sen mazlum boşuna değil
Zalim bize yazılmış tanır gibiyiz
Kader dedim sevenlere, uykusuz hüzünlerim
Kimi anladi yine, diğerinde yığıntı dolu gece var
Üstüme sinecek kara kara
Kederimde artık kalır gibiyim
Kederimde artık kalır gibiyim
Söz etme ellere derdimiz bizde kalsın
Sığmadık bir ülkeye lekeyle kaldık
Ağladım yine bir sancı yüreğimde kaldı
Ah edenler bilmezler oyun yine oynandı
Söz etme ellere derdimiz bizde kalsın
Sığmadık bir ülkeye lekeyle kaldık
Ağladım yine bir sancı yüreğimde kaldı
Ah edenler bilmezler oyun niye oynandı
Kader dedim sevenlere, uykusuz hüzünlerim
Kimi anladi yine, diğerinde yığıntı dolu gece var
Üstüme sinecek kara kara
Kederimde artık kalır gibiyim
Kederimde artık kalır gibiyim
Söz etme ellere derdimiz bizde kalsın
Sığmadık bir ülkeye lekeyle kaldık
Ağladım yine bir sancı yüreğimde kaldı
Ah edenler bilmezler oyun niye oynandı

 

Fatma Yılmaz – Alın Terine Çöktüler 

Evdeki telaşın sebebi belliydi.
Ne de olsa huzur dolu bu yuvaya ilk kez görücü geliyordu.
 Herkes gibi Can Ailesinin de yaşayabileceği en güzel anlardan biriydi.
Ancak evin hanımının gelecek aday hakkında pek de olumlu düşüncesi yoktu. Ama kızının düşüncesine, kararına saygı duymaktan başka çaresinin olmadığını da biliyordu. Aslında düşüncesinin temelinde kulaktan duyma birkaç söz etkili olmuştu.
Kulaktan kulağa dolaşan cümlelerde komşulardan bazıları kendi aralarında ;
-Nevin Hanım’ın kızına Halıcı talip olmuş.
-Halıcı derken halı tüccarı değil. Halı yıkamacı kardeşim.
-Duyduğuma göre ortaokul terkmiş. Halbuki Ayla üniversite mezunu. Hem de  iyi bir işi var.
-Nevin Hanım, kızını mahallenin halıcısına verecek değil ya.
-Elbet vermez bacım. Olacak iş mi? Davul bile dengi dengine!.
Elbette, insanların ne dediği önemliydi. Dikkate almak gerekliydi ama gözden kaçan söylenenlerin ardındaki niyetin insanı küçük görmek olduğuydu. Gözden kaçan  düşüncelerin kibir, gurur, haset, küçümseme içermesiydi. Kısacası gözden kaçan ahlâk değerlerinin ayaklar altına alınmasıydı.
Ayla’nın kulaklarına da geliyordu söylenenler. Ancak gönül evinden vurulmuştu. Kararlıydı.
Misafirler gelmeden önce annesinin gözyaşlarını elleriyle sildi ve;
-Anneciğim! Biliyorum her anne gibi sen de kızının geleceği için kuracağı yuva konusunda hassassın. İstiyorsun ki eğitimine, işine denk biriyle yuva kursun, evlensin. Haydar’ı bana layık görmüyorsun. Ama onu tanıdıkça takdir edecek ve seveceksin. Dilerim yanılmıyorum. Sen de biliyorsun ki; “Evleneceğim şahsı diplomasına göre seçmiyorum, parasına göre tercih etmiyorum, yakışıklılığı için beğenmiyorum. Ben ahlâkı güzel olanı, evrensel değerlere olan bağlılığı için tercih ediyorum. Bu sebeple “yıkamacı” diye küçümsenen Haydar’ın kalbi dağlar kadar yüce, ovalar kadar geniş, okyanuslar kadar engin. Kederlenme. Hem sonra Allah, ne takdir ettiyse ondan başka hiçbir şey başımıza gelmez. Hadi sil gözlerini. Misafirler gelmek üzere.” Dedi.
Kızının söylediklerini can kulağıyla dinleyen Nevin Hanım rahatlamıştı.
Aradan geçen beş yıl Ayla’yı haklı çıkarmıştı.
Nevin Hanım, Haydar’ı neredeyse oğlundan daha çok sever olmuştu. Elbette ki torunlarının artan sevgide katkısı oldukça fazlaydı.
Hele hele yıllar geçtikçe mahalle komşularının;
-Nevin! Kusura bakma. Biz Haydar’ın kişiliğini tanımadan hakkında konuşmuştuk.
-Onu aileniz layık görmemiştik ama yanılmışız.
-“İnsanlık diplomayla, parayla ölçülmez” derdi annem unutmuş olmalıyım ki ilk zamanlar ileri geri sözler söyledim. Yanılmışım. Ama bil ki benim kızıma da Haydar gibi bir talip olsa hiç tereddüt etmeden onaylarım.
Bu gibi sözler Nevin Hanım’ı memnun etmişti. Zira bu sözler aynı zamanda Nevin’in “iç sesiydi”.
Haydar, mahalleyle kalmamış, bütün ilçede sevilir hale gelmişti.
Haydar, kendisi okuyamamıştı. Ama eğitim gönüllüsü olarak hizmet vermenin en doğru iş olacağı inancıyla iki ortakla birlikte ikinci bir iş olarak kreş açmışlardı.
Dört yıl kadar devam eden eğitim yatırımı oldukça ses getirmişti. Okul öğrenci ve öğretmenleri Milli Eğitim tarafından defalarca ödüllendirilmişti.
Ne var ki ülke geleceğine kanlı bir hançer gibi saplanan 15 Temmuz 2016 hain girişimi sonrasında bir anda eğitim kurumlarının bazıları diğerlerinin arasından cımbızlanıp suçlu ilan edilmişti. Yönetici(!) ve sahipleri(!) vatan haini(!) ilan edilmişti.
Haklarında soruşturmalar, yakalamalar, tutuklamalar derken cezalandırmaya kadar gidilmişti.
Haydar, eğitime katkı vermenin, insanlığa hizmet etmenin cezalandırılacağını bilememişti.(!)
Dahası da vardı. Ömür boyunca alın teriyle, dişiyle-tırnağıyla biriktirdiği, artırdığı bütün mal varlığına da el konulmuştu.
Haydar, alın teriyle birikim yapanların şirketlerine kayyım atanacağını,(!) yani mallarına çöküleceğini kestirememişti.
Onu teselli eden en önemli şeylerin başında Nevin Hanım’ın cezaevine gönderdiği mektuptaki;
-“Bize çok şey öğrettin halıcı(!). Damadım olman hayatımın en armağanlarından biridir. İyi ki kızımın kocası, torunlarımın babasısın. Bugünler de geçecek. Bu zulüm de bitecek.”  Cümlelerinde özetlenen düşünceleriydi.

 

Zeynep Demir – “Sosyalistim Ama…”

Aslında ikisi de neden birbirlerine kırgın olduklarına anlam veremeseler de komşusu Sümeyye’ye kırılmıştı. Her ne kadar o selam verse de komşusu bir türlü selamını dahi almıyordu. Aradan çok vakit geçmesine izin vermeden;
     —İrmik helvası yapayım, kapısına gideyim, nasılsa geri çevirmez. Hem Abdullah abi de sever. Bugün Pazar, evdedir de. Diye düşünerek hazırlıklara koyulduğunda oturma odasında kitap okuyan eşinin;
    —Mutfaktan mis gibi kokular geliyor. Yoksa tahmin ettiğim şeyle mi uğraşıyorsun? Sorusuyla beraber yanına geldiğini fark etti.
     Kadir eşine tebessüm ederek, biraz da hayret ifade eden cümlelerle;
    —Kolay gelsin, hayatım. İş çıkışı tulumba tatlısı almıştım. Buna rağmen irmik helvası yapıyorsun. Çok olmayacak mı? Yoksa başka bir planın mı var benim bilmediğim? Dorusu karşısında;
    —Sağ olasın ama dur hele. Aklımı karıştırma. Yoksa irmiği yakacağım. Hah, pembeleşti. Şu sütü verir misin? Diyerek yardım istedi.
    Uğraşıyla geçen beş-on dakikanın ardından Sümeyye eşine durumu açıkladı.
    —Üst komşu iki gündür selamımı dahi almıyor. Sebebini de söylemedi. Bilmeden kırdım galiba. Tatlı yapayım da ziyaretine gideyim diye düşündüm. Hem Abdullah abi de sever. Bakarsın o vesileyle ne olduğunu öğrenir, barışırız. Garip ama Abdullah abi irmik helvasını sıcak sıcak yemeyi seviyor. Tabağı uzatsana. Soğumadan çıkalım. Dedi.
Sümeyye ve Kadir ellerinde irmik helvası tabağıyla üst kat komşularının kapılarını çaldı. Kapı gecikmeli ve
    —Siz miydiniz? Ocakta yemeğim vardı siz buyurun. Diye soğuk bir edayla açılınca birbirlerine baktılar.
Senem Hanım, kapıyı açtıktan sonra beklemeden mutfağa geçmişti. Ellerinde tabakla kapıda birkaç saniye beklediler. Kadir bozuntuya vermedi.
—Bunda da vardır bir güzellik. Deyip eşini önden buyur etti.
Salona geçmek üzereydiler ki Abdullah Bey, koridorda onları karşıladı.
     Sümeyye;
     —Abdullah abi! Sıcak sıcak seversiniz diye irmik helvası yapmıştım. Buyurun. Diyerek tabağı ona uzattı.
    —Zahmet etmişsiniz. Ellerinize sağlık. Diyen sevecen ve babacan tavır olmasa durulacak gibi değildi.
     Sümeyye tekrar söze girdi;
     —Ben Senem ablaya yardım edeyim. Diyerek mutfağa yönelirken Kadir de Abdullah Bey’le birlikte salona geçti.
     —Cihan ne olacak? Yazık değil mi yavrucağa? Ya ona da bir şey olursa? Diyen cümlelerle yaz sıcağına rağmen mutfakta esen soğuk rüzgârlar Sümeyye’yi iliklerine kadar üşütmüştü.
    Beş-on dakikalık mutfak sohbetinden sonra durum anlaşılmıştı.
    Senem’in oğlu Cihan oldukça zeki bir çocuktu ve özel okula gidiyordu. İki yıl önce girdiği bursluluk sınavında yüksek oranda indirim kazanmıştı. Hem de Kadir’in müdür olduğu okuldan. Az da olsa Kadir’in yardımıyla oldukça uygun bir miktar ödeyebiliyorlardı. Hatta Kadir kendi evladı gibi gördüğü Cihan’a öğrenim bursu da bulmuştu. İlk yıl sonunda da Tubitak Projelerinde yer alması ve Bilim Olimpiyatlarına katılmasından dolayı Cihan’ın aileye yükü yok gibiydi.
Senem’in soruları ve iğneleyici tavrı da bu yüzdendi.
    Oysa Ne Sümeyye ne de Kadir’in bunda bir hatası, suçu, günahı olamazdı.
    Sümeyye daha fazla kırgınlık olmasın diye tek kelime etmedi. Nihayet kahvelerle birlikte salona geçtiler.
    Selamlaşmalar(!) ve kahvelerden alınan yudumlardan sonra Abdullah Bey olgun bir tavırla üzerine aldığı görevi yerine getiren bir bilinçle söze girdi.
    —Senemciğim, hayatım! Siz kahveleri pişirirken ben Kadir’le biraz sohbet ettim. Hem irmik helvasının hem de ziyaretin sebebini anladım. Hayatım! Olanlardan dolayı onlara suç bulamayız. Yıllardır komşuluk yapıyoruz. Bir güne bir gün en ufak bir yanlışlarını görmedik. Vatan, millet, bayrak, birlik, beraberlik, konularındaki hassasiyetlerini bilmiyor değiliz. Hele hele insana ve insanlığa hizmet konusundaki gayretlerini yedi cihan biliyor. Benim sosyalist olmam bir şeyi değiştirmez. Siyasi düşüncemle onlarınki örtüşmüyor. Ama uğrunda gecelerini gündüzlere kattıkları şeyi takdir etmemek de vicdansızlık olur. Dolayısıyla ülkedeki hain darbe girişiminden dolayı komşularımıza küsmek, darılmak bize yakışmaz.
    —Tamam da şimdi ne olacak? Cihan ne yapar, ne eder? Deyince de;
    —Üzülme hayatım!. Her şey olacağına varır. Hem iki yıl öncesine kadar biz değil miydik “oğlumuza ancak bu okulda sahip çıkılır, yoksa yazık olur çocuğa. Keşke yazdırabilsek te o okula gitse. Gerisini onlar halleder” diyen sonra da sen değil miydin “Kadir Bey’e rica etsen de biraz daha indirim yapsalar” diyen? Ardından da okula kaydedilince “eti de kemiği de sizin. “ Dememiş miydik? Ne oldu da şimdi kimin ne maksatla yaptığı belli olmayan bir ihanet sonucu okulu ve okul yöneticilerini suçlar olduk? Aman ha, Senem! Yanlışa yanlışla gidilmez. Bekleyelim, görelim. Diye karşılık verdi.
    Senem Hanım’ın endişeleri bitmemişti.
    —Ama okullar kapatılacakmış, devlete geçecekmiş, Okula gidenleri ve gönderen aileleri sorgulayacaklarmış. O zaman ne olacak? Keşke başka okula yazdırsaydık. Nereden düştük bu hale? Deyince Abdullah’ın sigortaları atmıştı ama kabalık yapmak istemediğinden nezaketle sözlerini sürdürdü.
    —Yahu hanım! Şu söylediklerine bak. Ben farklı biri olduğum halde hiç böyle düşünmedim. Kaldı ki siz dininde, diyanetinde insanlarsınız. Bu sözler size yakışıyor mu? Kaderin hiç mi payı yok? Zalimin yaptığından veya yapacağından korkup ürkmek de ne oluyor? Sen demiyor muydun, “Allah’ın izni olmadan kuru yaprak bile dalından düşmez” diye. Peki nasıl oluyor da bunca şeyler Allah’ın izni olmadan olsun. Bırak bu yersiz kuruntuları. Deyince Kadir ve Sümeyye’nin yüreğine sur serpildi.
    Abdullah Bey, sözlerine sitemle devam etti.
    —Yahu aşk olsun, beni konuşturdunuz, şu güzelim irmiği sıcak sıcak yedirmediniz. Fazla soğumadan getirseniz de beni vaaz vermek zorunda bırakmasanız.
    Ortam yumuşamış, gülüşmeler eşliğinde gelen irmik “tatlı yiyelim, tatlı konuşalım” deyiminin yaşandığı dakikaları birlikte getirmişti.
    Son noktayı Senem Hanım özür cümleleriyle koydu. Sonra da;
—Abdullah da olmasa, gözümüzün önünü görecek halimiz yok. Ama insanlık hali önümüzü görecek hal mi bıraktılar ki!. Dedi.
    Aradan geçen iki ayda neler olmuştu neler.
Eylül sonlarında Sümeyye ve Kadir her ikisi de gözaltına alınırken evlerinin anahtarını Senem Hanım’a bırakırken Senem’in sözleri tarihe geçer nitelikteydi.
    —Biliyor musunuz, Abdullah Bey yapılanları gördükten sonra namaza başladı. Sizi karşımıza çıkaran Rabbime hamd olsun. Şayet bu yüzden bir zarar göreceksek başımız gözümüz üstüne. Endişelenmeyin, eviniz de çocuklarınız da önce Allah’a sonra bize emanet. Bugünler de geçecek. Her şeyin apaçık meydana çıkacağı ahiret gününde bir şahidiniz de biziz. Siz yanlış yapmadınız. Allah kurtarsın. Sizi seviyoruz.

 

Mehmed Fadıl – Bir Yusûfî  Nida

Parmaklıklar var hürriyetle aramda,
Gözüm olmadı bugüne dek haramda.
Yalnız bir Ma’buda kul olmak muradım,
Hâlisâne niyetle rızasını aradım.
Başka derdimiz yoktur, fazilet hariç,
Şu muvakkat ömürde, gerisi bir hiç.
Bir zâlimin oyununu bozmuşuz,
Her ne yapsak, Hak nâmına yazmışız.
Hakikatin de, bir bedeli varmış,
Herkesin kıymette, ederi varmış.
Kimileri peylenirmiş üç beş pula,
Satıp her şeyi, dizilmişler yola.
Dünya teklifine, dönüp te bakmadık,
Zindan var dediler, kafaya takmadık.
Tarih, kayda geçiyor vâkayı,
Vakit dolunca kim kurtarır yakayı.
Âşikâr olur, hain ile kahraman,
Hesabı yarım bırakmaz Hz. Rahman.
İki dünyası berbat olur zâlimin,
Müddeti ebedi değil mezalimin.
Güzel günlerin geleceği muhakkak.
Mazlumların da güleceği muhakkak.
Ey Şeksiz iman Ettiğimiz Yüceler Yücesi Allah’ım!
Necâta erdir bu demde mazlumları,
Hitâma erdir yapılan zulümleri.
29 Mart 2020 10:10

 

Mehmed Fadıl – Kardeşe Kalkan Eller

Canhıraş odun taşınır, nemrut ateşine,
Eller kalkar, aleyhte mümin kardeşine.
İnsan nazarı ile bakılmaz, ölseler dahi,
Dinde mensubiyet bir, Hak eylemiş âhi.
İfnâsı arzulanır, ne sefih düşünce,
Bir tekme de onlar atar, insan düşünce.
Dünyayı sarmış bela, hiç ibret alınmaz,
Mekanlar boşaltılmış, topluca kalınmaz.
Mahpuslar bırakılacak, bir zümre hâriç,
Ölüme uçurmuştu, mazlumları Meriç.
Felâketi fırsat gören, sefil zihniyet,
Ne huzur bıraktı ülkede, ne emniyet.
Dilde müslüman, âmâlde kâbil ahlakı,
Kardeşe kastetmek, râzı etmez Allah’ı.
Ey nesl-i âti! Vicdansız gürûhu tanı,
Deneatte geri bıraktılar şeytanı.
Allah’tan korkmaz, kuldan utanmazlar,
Zulümde zirve, kul hakkını tanımazlar.
Yanlarına kalmaz elbet, bunca cürüm
Mazlumun ahı ile akıbet sürüm sürüm.
İdrakler kapalı, görmezler verilen mehili,
Başlarına taç etmişler, sanki Ebu Cehili.
Zulme alkış, zalime temennâ durulur,
Çakırkeyf kalbe, korkarım mühür vurulur.
Dünyaları berbat, ahiret hüsran olur,
Şeytan ve avanesi, ayrılmaz yâran olur.
İntibaha gelmezse millet, birer birer,
Felaket, her bacadan hânelere girer.
Pişman olup tevbedir, ancak felah yolu,
Allah unutacak değil, inliyen kulu.
Medet eder, yetişir illâ inâyeti,
Beyan-ı bişaret, Kur’anın bir ayeti.
Umumun duaları, açar kapıları,
Bir nefhada yıkar, çelik olsa yapıları.
 11 Nisan 2020

 

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS