19.5 C
Istanbul, TR
Çarşamba, Nisan 24, 2019
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

4303 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Bulut Ailesi Eski Günlerine Tekrar Dönebilmeyi Bekliyor

Tutuklu yargılanan Hikmet Bulut ve Birgül Bulut çiftinin adalet beklediklerini daha önce sizlere duyurmuştuk.

15 Temmuz hadisesinin çok öncesinde Hikmet Bulut, nefret operasyonlarının hedefi olarak gösterilip tutuklanmış ve 3 yıldır da Tokat Cezaevi’nde mahpus olarak bulunuyor. Bunun üzerine Tokat Cezaevi’ndeki bir görüş gününde kendisini ziyarete gelen eşi Birgül Bulut da tutuklanmıştı. Astım hastası olan Birgül Bulut, gözaltında kötü muameleye maruz kalınca krize girmiş ve ambulans ile hastaneye götürülmüştü. En küçüğü 8 yaşında olan 3 çocuk ise ortada kalmıştı.

Bulut ailesi ile ilgili sitemize ulaşan son bilgilere göre Birgül Hanım’ın 8 yıl hapis cezası aldığı öğrenildi. Çocukların 3 yıldır babalarından uzak kalmaları, bunun üzerine bir de annelerinden koparılmaları psikolojilerinin bozulmasına neden olduğu, özellikle 8 yaşındaki Hilal’in anne ve babasına olan özlemi nedeniyle sürekli ağladığı ifade ediliyor.

Çocukların hem annesiz hem de babasız hayatını idame ettirmeye çalıştıkları, anne ve babalarıyla birlikte eski günlerine tekrar dönebilmeyi bekliyorlar.

https://t.co/fbKf3TrPx9

İki Yavru Daha Anne ve Babasının Yolunu Gözlüyor

Cadı avına dönüşen toplu gözaltılar ve tutuklamalar binlerce çocuğu mağdur etmeye devam ediyor. 15 Temmuz darbesinden sonra tutuklanan 50 bin Hizmet Hareketi mensubu kişinin çocukları zor şartlar altında yaşama tutunmaya çalışıyor. Hem annesi hem de babası tutuklanan çocuklar ise zulmü katmerli olarak yaşamak zorunda bırakılıyor.

Çorum’da yaşayan Özgür ailesinin iki çocuğuda anne ve babasından koparılan çocukların arasına katıldı. Hatice ve Abdülkerim Buğra Özgür çifti Çorum’da yürütülen hukuksuz operasyonlar kapsamında 11 Ocak 2019 Cuma günü tutuklandıkları öğrenildi. Özgür çiftinin biri 1 yaşında iki çocuğunun sahipsiz kaldığı belirtildi. Yetim ve öksüz kalan bu çocuklar anne ve babasının yolunu gözlüyorlar.

Ayrıca baba Abdülkerim Buğra Özgür’ün iltihaplı romatizma hastası olduğu ve 15 günde bir kontrole gitmesi gerekiyor. Hastalığı nedeniyle vücudunda şişlikler oluşan Özgür’ün bu nedenle yürüyemediği ve elini kollarını hareket ettiremediği ifade edildi.

Tek başına cezaevinin Abdülkerim Buğra Özgür için bir çileye dönüştüğü, tahliye edilmediği takdirde ölüm riski ile karşılaşacağı söyleniyor.

Anne ve babasının yolunu gözleyen yavrular bir an önce kavuşmayı bekliyorlar.

https://t.co/rXPPLJwYCW

Arkadaşım Bir İftiraya Kurban Gitti

Arkadaşım N. C. Üniversitede okuyor. 15 Ekim’de üniversiteden gözaltına alındı. 11. günden sonra ifadesi alındı. Hiç tanımadığı biri ismini vermiş ve arkadaşımı terör kapsamında tutukladılar. Hiçbir delil olmadan sadece tanımadığı birinin iftirası sonucu, arkadaşımın ismini vermesinden dolayı, 3 aydır tutuklu. Bulunduğu cezaevinin koğuşunda mevcut sayının 2 katı tutuklu var, ayrıca psikolojik olarak durumu çok kötü. Her akşam yatarken sabaha kalkabilecek miyim korkusu yaşadığını ifade ediyor. Ne mahkeme var ne de bir gelişme. Okulda sınavlarına giremiyor ve bu sene bitirmesi gereken okulu hiçbir sebep yokken uzatmak zorunda. Ailesi Adana’da ikamet ediyor ve maddi durumları iyi olmadığı için onları göremiyor. Suçsuz ve bunu ispat etmek için bir şey yapamıyor. Hukuk sisteminde ilk önce suç ispatlanmalı ortaya konmalı ki suçsuzluk ispatlansın. Ama içinde bulunduğumuz durum tamamen bir çıkmaz ve tükenmiş bir hukuk sistemi. Arkadaşım kendisine atılan iftirayı kendisi temizlemek zorunda. Okuluna ve ailesine geri dönmek istiyor.

Şiddetli İmtihan

Veysel Aliosmanoğlu

Şiddetli İmtihan

Esir aldı yüreğimi esaretinin derin acısı
Sızlıyor ciğerimde kelepçelerin sancısı
Hergün ölmekteyim bilmem bu kaçıncısı
Parmakliklar ardına cürmün yabancısı

Ne şiddetli bir imtihandır zamanı ahir
Birileri kardeşlerim, Yusuf misali zahir
Meryemler sessiz ağlıyor gözyaşı nehir
Bizi zalim eline birakma Ya Sabir

Halt etmekte günah, hıyanet sarayında
Aldatan hokkabaz büyüklük payında
Fetvayı veren münafık hüküm beyanında
Ateşten oturağını inşa etme hengamında

Kimseler sormaz, halimiz dermana muhtaç
Zulmün taktiği hep aynı, “yüreklere korku saç”
Dalkavukluk yarışta, vicdan merhamete aç
Kalplerde iman satılmış müslümanlık bi ilaç

Veysi nedendir namertler hükmeder devre
Duman bürüdü obamızı eracif yığını çevre
Şafak sayanlar terhis oldu kalmadı devre
Vuslat kapisi güvercin yuvasi gebedir sevre

Dershanemiz Yağmalandı, Bizi İse Geçim Derdine Düşürdüler

Merhaba, ben emekli bir ailenin çocuğuyum. Anadolu lisesinden mezun olduktan sonra Fen edebiyat fakültesi Fizik bölümünü kazandım ve İstanbul’a geldim. Üniversiteyi bitirdikten sonra dershanede üç yıl öğretmen olarak çalıştım. Daha sonraki yıllarda ise idareci olarak görev yaptım. En son görev yaptığım kurum Kaynak Holding’e bağlı Anafen Yayınları’nın basıldığı yayın evinde çalışıyordum. İki yıl önce kuruma kayyum atanması ile düzenimiz bozuldu ve her şey ters gitmeye başladı. Atanan kayyum iki yılda uyguladığı politikalar ile tertemiz şirketi batırdı. 15 Temmuz gecesi şirketimiz yağmalandı ve üç şirkette mahsur kaldık ve şirkette bulunan eşyaları yağmaladılar. Şirket bir hafta sonra kapatıldı ve bizleri kovdular. Yirmi beş yıllık emeğimizi bir anda sildiler. Aile hayatım ve düzenim bozuldu. Beş ay boyunca iş aradım birçok şirkete iş başvurusu yaptım ve hepsinden olumsuz yanıt aldım. İnanıyorum ki bugünler geçecek herkes hak ettiği görevine tekrar gelecek. Ailemiz tek başına yaşam mücadelesi veriyor.

Kardeşlik

Zübeyir Gülden

Kardeşlik

Ne güzel bir şey bu kardeşlik,
Birlik, beraberlik, her daim hoşbeşlik.
Şeytan ister kıskançlık ve hasetlik.
Sen, Allah için sev kardeşini, düşünme ayrılık gayrılık.

İmkanın varken değerlendir,
Göster samimi ve beklentisiz kardeşlik.
Al bir çaydanlık, kahvaltılık,
Hem de mangallık,
Yap hasbihal, gider hasretlik,
Olsun muhabbet, muavenet ve birlik.

Hayat bir su misali, ecel anlık.
Kaybedince gelir hüzün ve pişmanlık.
Olsan da dünyada herşeye malik,
Artık geçti, alamazsın bile bir helallik.

Günler Ne Güzel Günlerdi

Yasin ASLIYANIK

Günler Ne Güzel Günlerdi

Güzel günlerimiz vardı. Kıymeti, bir ay ışığına hasret bugünlerde anlaşılan. Sırlarımız vardı, gizem ülkesine saklanmış. Anılarımız vardı, bazen neşeye bazen de hüzne yaslanmış. Çaylarımız vardı, sıcaklığıyla içimizi ısıtan. Tebessümlerimiz vardı, dostluğun sevgisini dile getiren. Kırgınlıklarımız da vardı, çakıl taşları gibi. Acıtırdı. Düşerdi de ruhumuz yorgunluğun bağrına, kurtulmak isterdik bir an evvel imanın yanan ışığıyla. Ama hiçbiri bugün kü kadar yorgun değildi. Günler ne güzel günlerdi…

Gündüzlerimiz vardı. Şafağına güneşten önce yakarışların huzuru doğar, toprağına yağmurdan önce gözlerden damlalar düşerdi. Aminlerimiz vardı, ellerimizle yüzümüze sürdüğümüz, kırılmış dizlerimize dostluk eden. Tesbihlerimiz vardı, kelime kelime ruh üfleyen, kalbimizin gizliliklerine. Koşuşturmalarımız vardı,yanan her ateşe bir kova su diyen. Ama hiçbiri bugünkü kadar bezgin değildi. Düşmanlarımız da vardı, bugunkü kadar ikiyüzlü degildi.
Gündüzler ne güzel gündüzlerdi…

Gecelerimiz vardı. Duygularımızın ince yanlarını saklar, göklerdeki kabullerin en yakın zamanına bakardı. Gecelerimiz vardı, sakladığı en sırlı sözleri karanlıkta fısıldardı ama hiçbir zaman bugünkü kadar karanlık olmamıştı. Uykularımız vardı, kimi gözlerde uyur, kimi gözlerde uyanıktı. Işıklarımız vardı, pencere kanatlarından içeriye doğru sızıp, dertli yakarışlara amin derdi. Gecelerin koynunda saklanan yıldızlarımız vardı, hangisine tutunsak kurtuluşa ereceğimiz sahabiler gibi. Hamzalar, Ebubekirler, Ömerler, Osmanlar, Aliler gibi. Ama hiçbiri bugün kü kadar üzgün değildi. Bilal bir de bugün bu kadar sessizdi. Halidim söylesene hangi gece geleceksin,bir atın üstünde dertlerimizin sinesine! Karanlıklar bugün kü kadar çirkin değildi. Ne olursunuz gelin artık. Çok acıtıyor. Yollardaki gözlerimiz kederli, geceleri ne güzel geceler artık elemli, yıldızların gözü nemli ama inancımız hep ümitli. Sabrı yudumlayıp bekliyoruz.

Frezya

Yasin ASLIYANIK

Frezya

Ağaçta tomurcuk misalidir ana karnında bebek. Ve bir gün çiçek olup açıverir, mevsim gözetmeksizin. Kar, yağmur, fırtına demeden, en güzel kokuları getirir annesine ötelerden bir selamla ağlaya ağlaya. Yaşadığımız toprağa adımını böyle atmıştı Burak Akif te. Çiçeklerin hoyratça koparıldığı birgün. Yüzünde beyaz gülün masumluğu kadar, sarı karanfilin hüznü de vardı.

Annesi en seveceği yavrusuna saklanbaç oynayan bir mutlulukla bakıyor, en sevdiğinin yokluğuna da ümit bekleyen gözlerinden damlalar bırakıyordu. Burak Akif bilmiyordu. Hoyratça koparılan çiçeklerin arasında annesinin FREZYA sıda vardı. FREZYA aynı zamanda Burak Akif in suçsuz babasıydı. İsmini oğlunun kulağına o söylemek istiyordu. Koparıldıktan sonra güneşin sızamadığı karanlık odalarda saklamasalardı.

Baba suçsuz olduğu kadar ilginç ve tuhaf bir kişilikti. Tüm koparışlara inat solmuyordu. Güneşin kavrayan ışıklarından uzak oluşu, toprağın neminden ayrılışı, ondaki canlılığı bitirememişti. Onu kuşatan tüm olumsuzluklara rağmen altın kadehlerde umut yudumlayan kral gibiydi. Bağırıp da yakınlara duyuramadığı sesini, çaresizce susup uzaklara duyurabiliyordu.

Babanın suçu lale ile güle olan aşkıydı. Gördüğü herkese onları anlatırdı. Herkes bilsin herkes duysun isterdi. Çünkü ne zaman derdi sevdası olsa, gök kuşağının tüm renkleri içine ışık olur akar, en temiz ırmaklar bülbül sesleri arasında derinliği belirsiz gönül şelalesine dönüşürdü. Bundan dolayı Akif’in babası zindanda da olsa renklerini yitirmiyordu.

Babanın her geçen gün büyüyen aşkı zalimlerin kin ve öfkelerinden kaçamamıştı. Aşkın duvarlarını yıkmak için gecenin baykuşları yapabilecekleri hiçbir kötülükten geri durmuyorlardı. 2016 aralık ayında kışta bahar gibi gelen, en çokta kendisine benzeyen yavrusunu engelleri aşıpta görememişti. Zihninde gezinen yüzlerce isimden birini bile kulağına fısıldayamamıştı. Düşlediği gül kokulu ninnileri söyleyememişti. Geldim ben demesine rağmen hiç göremediğine olan ilgi ve sevgisini eşine emanet etmişti. Akif’e babasından kalan ninnileri hüzünlü titrek sesiyle annesi mırıldanıyordu. Annesi ninni sonrası Burak Akif in yumulan göz kapaklarıyla sesizleşen çehresinde dakikalarca gözlerini gezdiriyor, babasına çok benzeyen küçüğünün acı türküsünü söylüyordu. Sacece kendisinin duyabileceği içten bir sesle. Burak Akif in türküsününde artık bir hikayesi vardı.

Baba emaneti çöle bırakıp gitmişti Hz. İbrahim gibi. Sinesindeki yanan sevdanın imtihanıydı bu. Kapalı kapılar ardında nice açık kapılar görüyordu. Küçücük yerde iki mavi arası uçan martı kadar hürdü. Yerden çok gökten misafirleri vardı. İçindeki zorluğu kovan ümitleri vardı. On beş asır öncesinden bugünkü kadar taze, kardeşlerime selam olsun sesinin akisleri vardı.

Suçun lale ile güle olan aşksa, zaman ve mekan seni nereye kapatabilir ki FREZYA!!!

Çocuğumla Tehdit Edildim

Ben 29 yaşında evli ve çocuklu bir ögretmendim. O karanlık gece herkesin hayatını değiştirdigi gibi bizim de hayatımızı değistirdi. Aklımız değil hayallerimizden dahi geçirmediğimiz canımızdan çok sevdigimiz vatanımıza ihanetle suçlanıp, sevdigimiz mesleklerimizi ellerimizden aldılar. Bu kadarı da yetmiyormuş gibi bir ramazan günü beni göz altına aldılar.

Yanımda iki yaşındaki ciğerparemle birlikte jandarma karakoluna götürüldük. Bizi sorguya aldıklarında gözümün önünde iki yaşındaki ( gözümden sakındığım) oğlumu yakasından tutup havaya kaldırıp bu çocuğu öldürürüm diye tehditler savurdular. Şeker hastası olmama rağmen ilaçlarımı vermeyip beni aç bıraktılar.

İstedikleri şeyleri söylemediğim için de tutuklandım. İki yaşındaki oğlumla beraber cezaevinin yolunu tuttuk. Tek bir oyuncak dahi oğluma verilmedi. Bu süre zarfında eşimin de tutuklandığını öğrendim. Sorgulama işlemi cezaevinde de devam etti. Yine istedikleri iftirayı ve işlemediğim suçu kabul etmedigim için iki yaşındaki oğlumu onların imzasiyla zorla çocuk esirgeme kurumuna götürmeleri için ne benim ne de eşimin onayı olmadan belgeler hazırlandı. Tabi bu süreçten eşimi haberdar edemedim.

Bayram gününü ailece cezaevinde kapalı kapılar ardında geçirdik. Allah’ın inayetiyle, hiç beklemediğim bir anda oğlumun götürülecegi gün tahliye edildim. Hala eşim ve binlerce mazlum mağdur insanlar özgürlükleri ellerinden alınmış bir şekilde özgürlüklerine ve ailelerine kavuşacakları günü bekliyorlar…

Biz Hep Barıştan Yana Olduk

Merhaba. İsmim A.K. İzmir merkezde ikamet ediyorum. 14 yıldır Diyanet İşleri Başkanlığında din görevlisi olarak çalışmaktayım. Eşim özel bir hastanede hemşire idi. Şu anki mevcut hükümetle aynı fikirde olmadığı için eşimin çalıştığı hastaneye önce kayyım atandı, sonrada kapatıldı. İzmir’in en nezih en başarılı hastanesiydi hâlbuki. Eşim işsiz kaldı. Hiçbir hakkını vermediler.
2. olarak 2016 Eylül ayında beni çalıştığım kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığından açığa aldılar, daha sonrada ihraç ettiler. Sebep olarak; görev yaptığım camide namaz kılmak için gelen fanatik bir hükumet yanlısı amcanın beni şikâyet etmesini gösterdiler. Ettiği şikâyette eşimin özel hastanede çalışmasıymış. Biz bu işten hiç bir şey anlamadık, böyle bir saçmalık olabilir mi? Eşim ve ben hiçbir zaman teröre ve terör örgütlerine destek olmadık. Her zaman barıştan yana olduk. Eşim ve ben ikimizde aynı köydeniz. İkimizin de ailesi bizi çok büyük zorluklarla okuttular. Hiçbir suçumuz günahımız olmadan ikimizde işimizden olduk.
3 çocuğumuz var. Şu an çok ciddi geçim sıkıntısı çekiyoruz. Çevremizde bizim durumumuzda çok aile var. Hükumet kendi düşüncesinde olmayan memurları görevlerinden ihraç ediyor. Türkiye’deki bu hukuksuzluğa umarım birileri dur der. Bu konuda sizden yardım bekliyoruz.

İyi günler…

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS