23.6 C
Istanbul, TR
Pazar, Ağustos 25, 2019
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

4676 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Tâhâ Yâsîn Yıldız – Devr-i Menhus

Ey insan kofu çıkar,
Çıkarıp at derdini,
Ölüm tırnağı açar,
Hayatın kemendini.!
&
Ne dinler bir kördüğüm,
Çözülmedik bir boğum,
Ölüm en ölmez doğum,
Alan var mı kendini.!
&
Nasıl bir devre erdik,
Hakka karşı yay gerdik,
Arz’a hep münbit derdik,
Arar olduk merdini.!
&
Tepin de kus zehrini,
Çıkar kanlı zevkini,
Gök yutacak zemini,
Bu hayat tükendimi.!
&
Elinde çürük çıkrık,
San ki her çarkı kırdık,
Yonga yonga ve kırpık,
Eder felek fendini.!
&
Oyalan elde çıyrık,
Düş kalk her yanın sıyrık,
Elinden kayar tık tık,
Yıkar zaman bendini.!
&
Yut Yut! iblis zebili,
Sallar sana mendili,
Bittiği gün mehili,
Gör kim kimi yendi mi.!
&
Kahrı üstün Hak mekri,
Göster hallâc et dehri,
Nerde hani zulm ehli,
Muradına erdi mi..!
@Muhelhil
21 Ağustos 2019 / NL

 

Yasin ASLIYANIK – Bitir Allah’ım…

Gözümde titrer ayrılık yalazı,
Sevda bağladım serpilmiş dalına.
Bağrında susku, gözyaşım avazı,
Türkü ağladım çaresiz yoluna.
&
Tenime dalgalı ateşin vurur,
Kaynamaz, günah pınarım kalbimde.
Kopan fırtına sevdanı savurur,
Gölgen düşer derin ızdırabıma.
&
Dualarımda bu karanlık acı,
Sulara çeker umarsız yangını.
Artık çiçekler bahara yabancı,
Bitir Allah’ım bu boğan dumanı.
12  ŞUBAT SALI

 

Buca Cezaevinde Nefes Almak Bile Zor

Gün geçmiyor ki; kamuoyu gündemine cezaevlerinde işkence, kötü muamele vb. zulüm haberleri gelmesin.
Son dönemde “Kaz dağları katliamı” na verilen tepkiler çığ gibi büyümekte, geleceğimize yönelik yapılan büyük yanlışlığa kitlesel bir duruş sergilenmektedir.
Yine ülkemizin farklı yerlerinde sokak hayvanlarına yönelik işkence ve kötü muamelelere yönelik sosyal medya başta olmak üzere duyarlı vatandaşlarımızdan tepkiler verilmekte.
Bu ve benzeri duyarlılık haberlerini maalesef, masum insanlara yönelik, özellikle de çocuklar başta olmak üzere hasta ve yaşlı insanların, hamile, lohusa kadınların dahi tutsak olarak bulundukları cezaevleri işkencelerine toplumdan aynı hassasiyeti görememek, geleceğimiz, birlik ve beraberliğimiz adına üzüntü vermektedir.
Cezaevleri yapılan zulümlerle âdeta ölüm ve işkence merkezlerine dönmüş vaziyette bulunmakta. Bu cezaevlerinden biri de İzmir’deki Buca Cezaevi.
Buca Cezaevi’ndeki mahkum sayısının 4000’e ulaştığı ve koğuşlarda 130 kişinin kaldığı cezaevinde, mahkumların özellikle nefes almakta dışarıda bile zorlandıkları öğrenildi. Sıcak günlerde birde sık sık su kesintisinin yaşandığı, görevli gardiyan sayısının mahkumların ihtiyacına cevap veremeyecek hale geldiği şeklinde gelen haberler kaygı verici bir durumda.
Sağlıklı insanların bile bu ortamdan ciddi şekilde fiziki ve psikolojik olarak etkileneceğinden, yetkililerin bu duruma bir an önce müdahale etmeleri bekleniyor.
https://twitter.com/eczozgurozel/status/1162492309017174021?s=20

 

Ölüm Döşeğindeki Tutuklu Kanser Hastası Zoraki Tahliye Edildi

Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik yıldırma, yıpratma, yok etme vb. her türlü yöntemle yapılan insanlık dışı hareketler artık dayanılmaz bir noktaya geldi.
Günümüz Türkiye’sinde işkence ve baskıyla alınacak düzmece ifade ve bilgi alma amacıyla aleni şekilde adam kaçırmalar, gözaltı ve sonrasında cezaevlerinde devam eden fiziki ve psikolojik işkenceler ülke içerisinde kısıtlı ancak uluslararası güçlü tepkilere rağmen giderek artan bir şekilde devam etmekte.
Son dönemde cezaevlerindeki hasta mahkumların tedavi talepleri çoğu zaman, personel yetersizliği vb. nedenlerle erteleniyor. Bu nedenle bir çok mahkum, ya hayatını kaybediyor, yada kalıcı hasarlarla yada ölüm aşamasında tahliye edildiği görülüyor.
Bunun bir örneği de daha önce sitemizde de yer verdiğimiz Manisa’da yaşanmıştı. Manisa Cezaevi’nde tutuklu bulunan genç hasta Tacettin Toprak’ın kanser hastalığına yakalandığı ve tahliye edilmediğini okuyucularımızla paylaşmıştık.
Edinilen son bilgilere göre, Toprak’ın yakalandığı mesane kanserinin giderek ilerlediği ve akciğerlerine de sıçradığı öğrenildi. Tacettin Toprak’ın, “3 kez mahkemeye sunulan tahliye talebi” mahkeme tarafından hastalığı ciddiye alınmayarak reddedilmiş, ancak kamuoyundan gelen yoğun baskı sonrası Toprak’ın tahliye edildiği belirtildi.
Tacettin Toprak’ın tahliyesi ölüm aşamasında gerçekleştiğinden dolayı yoğun bakımda son günlerini yaşadığı görüntüler içler acısı bir durum olarak görülüyor.
Bu durumun sorumluları, bir gün gerçek hukukun karşısına mutlaka çıkıp, hesap vereceklerinden kimsenin şüphesi olmasın.
Allah kimsenin yanına bırakmasın, adaletiyle tecelli etsin.!
https://t.co/t99ssH8mQJ
https://twitter.com/gergerliogluof/status/1161196919760330753?s=19

 

Cezaevlerindeki Çocuklara Özgürlük

Ülkemizdeki çocuklar cezaevine girmeye devam ediyor. KHK ile ihraç olan çoğu kişinin ikinci adresi cezaevleri oluyor. İhraç olan insanlar sonrasında ne zaman tutuklanacaklarını bilmeden bekliyorlar.
Tutuklanmalar öyle bir boyut aldı ki doğum haneden bebekleri ile anneler cezaevine konulur oldu. Hatta anne ve babası birlikte tutuklanan çocuklar kimsesiz ortada kaldığından çocuk yuvalarına verilmeye başlanarak bir sosyal soykırıma doğru gidiliyor.
Her ne kadar cezaevi koşulları iyi olmasa da, küçük çocuklarından ya da emzikli bebeklerinden ayrılamayan anneler, babaları da tutuklu olan çocuklarını yanlarına almak zorunda kalıyor.
Bu mağduriyete Balıkesir’de yaşayan üç çocuklu Babahan ve Ziynet Kaya çifti de dahil oldu. Kaya çiftinin Kamil Yusuf (9), Nihal (7) ve Bedirhan (2) isimli üç çocuğu bulunuyor. Bedirhan daha henüz 2 yaşında olduğu için annesinden ayrılamadığı ve anne Ziynet Kaya’nın küçük masum yavrusu Bedirhan’ı cezaevine yanına almak zorunda kaldığı belirtildi. Böylelikle Bedirhan ile cezaevlerinde ki çocuklara bir yenisi daha eklenmiş oldu.
Cezaevlerinde anne yada babalarının kaderini paylaşmak zorunda bırakılan tüm çocukların özgür kalmaları bekleniyor.
https://t.co/kk1sF5k63p
https://twitter.com/magduriyettr1/status/1118065778559942656?s=19

 

KHK Ölümlerine Bir Yenisi Daha Eklendi 

KHK ile ihraç edilenlerin ölüm haberleri artmaya devam ediyor. İhraç olan devlet memurları çıkarılan KHK’lar ile tekrar kamuda görev alamıyorlar. Geçimini sağlamak için iş bulması gereken bu insanlar, hükümet yetkililerinin “ağaç kökü yesinler” sözleri ve icraat olarak SGK sicillerine konulan şerhten dolayı sigortalı işlerde de çalışamıyor veya işverenler siyasi baskı ve korkudan dolayı KHK’lılara iş vermek istemiyor.
Üniversite mezunu ve kariyer sahibi bu insanlar geçimlerinin temini için buldukları vasıfsız işlerde sigortasız ve yeterli güvenlik tedbirleri olmadan çalışmaya mahkum ediliyor.
Tecrübesi ve hiçbir sigortası olmadan para kazanabilmek için bu işlerde çalışan KHK mağdurlarının yaşam tehlikesi gün geçtikçe artıyor. Bilgi eksikliği ve yaşanan psikolojik travmanın da vermiş olduğu dikkatsizlik ile ölümlere davetiye çıkarılıyor. KHK ile işleri elinden alınan öğretmenler şimdi de geçinebilmek için ölüme mahkum ediliyor.
Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde yaşanan kaza da, bu ölümlerin ne ilki ne de sonuncusu. Tadilat halindeki 2 katlı evin çökmesi sonucu enkazın altında kalan 1 işçi yaşamını yitirdi. Vefat eden işçinin KHK ile ihraç edilen öğretmen Aslan Durman olduğu öğrenildi. Eğitim-Sen de Aslan Durman’ın üyeleri olduğunu doğruladı.
https://t.co/2OcpzPuK4j
https://twitter.com/magduriyettr1/status/1117501285769650176?s=19

 

Tutuklu kanser hastasına cezaevi aracında işkence

10 yıldır kanser hastası olan ve üç yıldır cezaevinde bulunan polis memuru Mustafa Koray Mehirli, Mersin sıcağında cezaevi aracında kaldıkları kötü muameleyi mektubunda yazdı.
Tutuklu kanser hastası Mustafa Koray Mehirli, tahliller için götürüldüğü Mersin Şehir Hastanesi önünde resmen işkenceye maruz bırakıldı.
Yaşadıklarını Kurban Bayramından önce ailesine gönderdiği mektupta anlatan Mehirli, bir arkadaşıyla birlikte konulduğu cezaevi aracında, su dahi verilmeden, WC ihtiyaçları giderilmeden, 40 derece sıcakta saatlerce bekletildi.
Tek kişilik hücreler şeklinde olan ve ‘tabut’ diye adlandırılan cezaevi araçları özellikle hastalar, hamileler, yaşlılar için büyük bir işkence. 40-45 derece sıcaklıkta kanser hastası bir insanın bekletilmesi 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununa aykırı.
Mehirli mektubunda o günü şöyle anlattı: “Arkadaş ameliyat oldu geldi, pansumanlarını ben yapıyorum, elimden geldiğince. Hastaneden birlikte geldik çarşamba günü, o gün ne rezillik çektik. Belki de cezaevi arabalarının en kötüsüyle gittik. Öyle bir arabayla gittiğimiz yetmiyormuş gibi bir de hastaneye gidip gelene kadar uzun bir süre arabanın içinde beklettiler. Doktora götürürken arabadan indirip doktora gösterdiler, dönüşte tekrar arabaya koydular. O sıcakta ne çektik yaa… Rabbim bizlere böyle eziyet edenlerden hakkımızı ve intikamımızı alsın inşallah. Saatlerce ellerimiz kelepçeli bir şekilde, daracık yerde, ne tuvalet, ne su, Rabbimin yardımıyla dayandık çok şükür.”
Cemaat soruşturmaları kapsamında 29 Temmuz 2016’da tutuklanan Mustafa Koray Mehirli, 15 Kasım 2018’de Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen karar duruşmasında 7 yıl 13 ay, 15 gün hapis cezasına çarptırıldı ve Mersin Tarsus Cezaevine gönderildi.
2009 yılında tiroid kanseri teşhisi konulan ve o günden beri düzenli ilaç tedavi gören polis memuru Mustafa Koray Mehirli (47), 3 yıldır cezaevinde bulunuyor, hastalığı nedeniyle düzenli kontrole gitmesi ve ilaç tedavisi alması gerekiyor. Ama cezaevi şartları ve imkanları dahilinde bu tedavinin aksadığını eşi F. Mehirli daha önce BOLD’a anlatmıştı.
(boldmedya.com)

Diyanet Yeni Adıyla “Dinisiyaset!!!”

15 Temmuz darbe tiyatrosundaki rolüyle Diyanet İşleri Başkanlığına farklı bir misyon yüklendiğini, gerek sözde darbe gecesinde âdeta minarelerde hazır kıta beklemişcesine aynı anda sâlâ okumaları, gerekse cuma hutbelerinde camilerde imamlar ve bizatihi AKP’li siyasilerin seçim propagandası yapılan mekanlar haline gelmesinden anlamak mümkün.
Yapılan kamuoyu araştırmaları ile Deizmin ve Ateizmin arttığı ülkemizde, bu problemi çözme vazifesi olan Diyanet İşleri Başkanlığı, sorunun çözümünden çok maalesef sorunun bizatihi nedenlerinden birisi olduğunu gösteriyor.
Yurt dışındaki teşkilatları MİT’in maaşlı elemanı gibi çalıştığı, bulundukları ülke istihbaratlarınca tespit edilen Diyanet İşleri Başkanlığı asli görevini unutmuş, camilerde görevli imam hatipler, devletten maaş alan ancak görevi dışında mevcut hükümetin siyasi temsilcisi ve propagandacısı gibi vazife yaptıkları kamuoyuna yansımaktadır.
Diyanet Teşkilatı ayrıca, MİT tarafından hazırlandığı değerlendirilen “cemaat ve tarikat raporu” ile de, mevcut cemaat ve tarikatların devlete bağlanmasının önünü açmasını hedefleyen raporla da yeniden gündeme gelmiştir.
Ülkemizde yaşanan onca hukuksuzluğa, yoksulluğa, hırsızlığa, talana ses çıkartmayan diyanet teşkilatı, ya bunları yapanların işlerini kolaylaştıracak açıklamalar yapmakta, yada “üç maymunu” oynamaktadır.
Bütün bunların yanında, vatandaşın dini konulardaki sorularına yanıt vermek, yardımcı olmak, desteklemek gibi bir vazifesi olan diyanetin, “hükümetin” işine gelmeyecek, rahatsız edecek konulara “bizim görev alanımıza girmemektedir” diyerek tabiri yerindeyse “topu taca atmaktadır”.
Geçtiğimiz günlerde bir vatandaşın, Diyanet İşleri Başkanlığı’na E-Devlet üzerinden sorduğu bir soru üzerine verdiği cevap hiçte şaşırtmadı. İsminin gizli kalmasını istediği vatandaşın sorduğu ve karşılaştığı cevap şu şekilde;
Batı ülkelerinde, El-Kaide, IŞİD vb. islamı referans alan radikal terör örgütlerince gerçekleştirilen terör saldırıları sonrasında,  “İslam ve terör” kelimeleri bilinçli bir şekil de yan yana getirildiği, İslamâ ciddi şekilde zarar verildiği ve toplumda bu algıyı oluşturmaya bu amaca hizmet edecek görsel ve yazılı çok sayıda açıklamaların, yazıların, film ve görüntülerin hazırlandığı gözlenmektedir.
Devletten aldıkları maaşla “din hizmeti” veren diyanet’in, İslama yapılan bu saldırı ve zarar verici tutumlar karşısında, bu algıyı ortadan kaldırıcı açıklama ve bilgilendirme yapmaktan ziyade, insanları İslamdan soğutacak açıklamalarıyla gündeme gelirken, Diyanet İşleri Başkanlığı, ülke de başka sorun yokmuş gibi daha çok cinsel konularda yada çok ehemmiyetli olmayan ancak toplumda tartışmaya sebebiyet verecek konularla gündeme gelmektedir.
Suriye’deki iç savaş sonrası gündeme gelen “IŞİD (Irak Şam islam Devleti)” terör örgütü, gerek Suriye’de gerekse Avrupa da gerçekleştirdikleri terör saldırıları sonrasında yapılan uluslararası açıklamalarda İslam ve terör kavramlarının yan yana kullanılmasına neden olmuş ve bu açıklamalara, diyanet ve resmi makamlarca dini hassasiyet nedeniyle karşı çıkıldığı, malumunuzdur.
Ülkemizde de belli bir dönemde Hizbullah veya Hizbullahçı terör örgütü, daha sonra da IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) terör örgütü ve en son olarak da FETÖ (Fethullahçı terör örgütü) sözcük grubu gerek kısaltması (FETÖ) gerekse açılımı (Fethullahçı terör örgütü) uzun süredir yaygın olarak kullanılmaktadır. IŞİD yerine DEAŞ, DAEŞ veya DAİŞ sözcüklerini özellikle benimseyen ve dindar kimliğiyle ön plana çıkan gerçek veya tüzel kişi yada kurumlar, FETÖ ve Fetullahçı terör örgütü kelimelerini, hem de sadece kısaltılması veya sadece açılımıyla yetinmeyip ikisini bir arada büyük bir heves ve hoşnutluk içerisinde kullanmakta, yani içinde ALLAH kelimesi geçen Arapça tamlamayı (Fethullah) terör kelimesiyle sözlü ve yazılı olarak büyük bir hevesle yan yana kullanmakta; küçük bir yazı veya konuşma içerisinde dahi ısrarla tekrarlamaktadırlar.
Bu tutum konusunda inanç, ahlak ve tutarlılık açısından Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görüşü nedir? IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) terör örgütü kelimelerini; İslâm ile terör kelimelerini yan yana getirmemeye, birlikte anmamaya özen gösterdikleri için kullanmadıklarını söyleyenlerin; ALLAH kelimesi ile terör kelimesini yan yana getirmemek, birlikte anmamak için özen göstermemelerini nasıl yorumluyorsunuz?
Devletin çeşitli birimlerinde (MGK’da vs) FETÖ (Fethullahçı terör örgütü) adı konurken Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görüşü alınmış mıdır? Malum PKK’nın kurucusu Abdullah ÖCALAN olmasına rağmen hiç kimse PKK’ya “Abdullahçı terör örgütü” dememektedir. Lafzatullah’ın İslamda en yüce kavram olduğu öğretilmiş dindar bir aileden gelen bir Müslüman, bir imam hatip mezunu ve bir hafız olarak bunu özellikle öğrenmek istiyorum. Umarım bu samimi hassasiyetimi terör propagandası saymazsınız.” şeklindeki sorusuna, Diyanet İşleri Başkanlığı “Bu platformun amacı dini sorulara cevap vermektir. Sorunuz dini bilgilendirme kapsamında değildir” şeklinde cevap vermiştir.
Bu konu da diyanetin alanına girmiyorsa, tabelayı değiştirsinler, vergilerinden utanmadan, Allah’tan korkmadan ses çıkartmayarak maaş aldıkları “millî piyango idaresine” taşınsınlar, en azından bir işe yaramış olurlar!
Takdiri kamuoyunun ferasetine sunuyoruz….

 

Tâhâ Yâsîn Yıldız 

Değmez…
Boş ver ey dost boş nâs ile,
Gönlü nâhoş etme değmez.
Dûn’a dâir düş, yas ile,
Mürde sarhoş etme değmez..
Ne gelmişse çekmiş elin,
Çekip gitmiş gam u elîm,
Şu nâzenin gönül telin,
Zâile dûş etme değmez..
Senden gider kıyma ân’a,
Kimse geri vermez sana,
Hep incinme pahasına,
Âlemi hoş etme değmez..
Ne tatlı söz, hoş sesine,
Dûnun her behc köşesine,
Ne müjde ne neşesine,
Kendini cûş etme değmez..
Bak doğrudan gittiğine,
Ta’n ile taş attığına,
Kimin ne laf ettiğine,
Çok fazla gûş etme değmez..
Ömrü geçirme kâm ile,
Her dem ol ehl-i hâl ile,
O’na sarıl bin cân ile,
Dost’tan başka hûbân ile,
Kapılıp nûş etme değmez…
@Muhelhil
17 Ağustos 2019

 

Yasin ASLIYANIK

Bizim
Eteğine vursalar da hakaret yaması
Söylenmeden gül geç
Bir düşük sövse de nedir manası?
Düşünmeden gel geç
Çöl dikenlerine söz söyleyip
Nefsin eline verme fırsat
Kem bir lafa söz eyleyip
Ayıba dolanıp olma hoyrat
Karanlığın pervasız kelimelerine
Hayırlı cevap sükuttur.
Aslanın suskun gözlerine
Bir baksan nutkun tutulur.
Ömrünce havlayan köpek
Niye ki hep taşa tutulur?
Sanma ki cevap vermekten acizim
Ama kız bizim, oğlan bizim
Dil kapısına vur kilidi
Boğulsan da tüten duman bizim
18 Ağustos 2019

 

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS