17.5 C
Istanbul, TR
Çarşamba, Ekim 17, 2018
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

3447 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

4 Yaşındaki Hasan’ın Dramı

Türkiye’de yaşanan zulümden kaçarak Almanya’ya sığınan Hasan B. (4) yaşam mücadelesi veriyor ve Yunanistan’da bulunan babasına kavuşmayı bekliyor.

Beyninde Tümör Var, Durumu Kritik

Hizmet Hareketine yönelik soykırım niteliğindeki uygulamalar aileleri özellikle de çocukları ve hastaları mağdur ediyor. Abdulaziz ve Emine B. çifti de zulüm sürecinden çok ağır biçimde etkilendi. Zalimce muamelelerden kaçarak Almanya’ya sığınan anne Emine Ö. B. burada 4 yaşındaki oğlu Hasan’ın beyin tümörüyle mücadelesinde ona destek olmaya çabalıyor.

Babasına Kavuşmak İstiyor

Hasan’ın tedavisinde kritik bir aşamaya gelindiği ve beynindeki tümörün yarısının alındığı ifade edildi. Kalp atışları normalden hızlı olan, tepkileri azalan ve durumu ciddiyeti koruyan Hasan’ın bu zor döneminde babasına çok ihtiyacı var. Baba Abdülaziz B. ise halen Yunanistan’da bulunuyor. Mağdur B. ailesi, Almanya devlet yetkililerin işlemlerini hızlandırmasını ve küçük Hasan’ın bir an önce babasına kavuşmasını diliyor.

Silivri Cezaevinde Ziyaretçi Hakkına Engelleme

Silivri Cezaevi yetkililerinin aile dışında ziyaretçi olabilecek 3 arkadaş hakkını keyfi gerekçelerle sürüncemede bıraktığı belirtildi.

OHAL’in Sadece Adı Kalktı

18 Temmuz 2018 tarihi itibariyle milyonlarca vatandaşı mağdur eden OHAL görüntü itibariyle kaldırıldı. Ancak gerek OHAL’i 3 yıl süreliğine kalıcı hale getiren yasa gerekse de çeşitli kurumların hukuksuz uygulamalarda ısrar etmesi, mağduriyetlerin ve hak ihlallerinin devam ettiğini gösteriyor.

Ziyaretçi Hakkına Hukuksuz Engelleme

Cezaevlerinde yaşanan sayısız hak ihlallerinden birisinin ziyaretçi olabilecek kişiler konusunda olduğu öğrenildi. OHAL’in kalkmasıyla birlikte cezaevinde tutulanların yasal hakkı olan akraba dışındaki 3 kişinin ziyaretçi olabilmesi için Silivri Cezaevi’ne verilen dilekçelerin sürüncemede bırakıldığı ifade edildi.

Dilekçelere Cevap Yok

Cezaevi yönetiminin ‘arkadaş ziyaretçi hakkı’ için verilen dilekçelere “güvenlik amacıyla araştırıyoruz” diyerek uzun süredir yanıt vermediği belirtildi. Mevzuatta yer almayan ve keyfi uygulamalarla cezaevi sakinlerinin ve arkadaşlarının ziyaret hakkının engellendiği dile getirildi.

https://t.co/l6pUGxTXdZ

Hayattan Değil Hapisten Tahliye Edilmeli

Ülke çapında cezaevlerindeki tutuklu sayısı her geçen gün artıyor. Sağlık problemi olmasına ve haklarında herhangi bir suç isnadı olmamasına rağmen hukuksuz bir şekilde tutuklanan ve aylarca tutsak tutulan birçok kişinin hastalığı cezaevlerindeki sağlıksız koşullar sebebiyle daha da ilerliyor. Tedavilerinin yapılmasına dahi izin verilmeyen hasta tutuklular her geçen gün ölüme bir adım daha yaklaşıyor.

Her şeyin modern zamanlara uyarlanması gibi işkencenin, zulmün, zor kullanmanın da uyarlanmış şekilleri değişiyor. Günümüzde özellikle hasta tutuklulara yönelik uygulanan işkencede, ilaçların zamanında verilmemesi ya da eksik verilmesi, zamanında hastaneye götürülmemesi, dilek ve şikayetlerin zamanında, hatta hiç değerlendirilmemesi, en zaruri ihtiyaçlar olan temizlik, beslenme, haberleşmenin vs. karşılanmasın da engellerin çıkartılması gibi yöntemlerin kullanıldığı görülüyor.

Şanlıurfa T Tipi Cezaevi’nde 20 aydır tutuklu bulunan Osman Genç’in ameliyatlı olarak girdiği cezaevinde 3 defa KALP SPAZMI geçirmesine rağmen ilaçlarını düzenli alamadığı, bu nedenle kalp kapakçığının birinin işlevini yitirdiği ve tamamen çökmüş durumda olduğu öğrenildi.

Diğer kalp kapakçığının da çökmemesi için düzenli ilaç alması ve günlük 1-1.5 saat egzersiz yapması gerekiyor. Ayrıca cezaevi ortamı panik atağını tetikleyen Genç’in şu an psikiyatrik tedaviye ihtiyacı bulunuyor.

Hasta tutuklunun bir an önce tahliye edilerek daha hijyenik ve yeterli koşullarda tedavisinin yapılması gerekiyor.

https://t.co/3aeFIdiH8C

Koruculardan sonra bir operasyon daha: 259 muhtar görevden alındı

Koruculardan sonra muhtarlara da operasyon yapıldı. İçişleri Bakanlığı, ‘terör örgütü üyeliği’ iddiasıyla 259 muhtarın görevden alındığını duyurdu.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, işleme gerekçe olarak muhtarların ‘terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı veya irtibatının olması’  bazılarının da  ‘görevin niteliğiyle bağdaşmayan eylemlerde‘ bulunması gösterildi.
Görevden alınanların 103’ü köy, 156’sı mahalle muhtarı.
Karar, ‘442 sayılı Köy Kanunu ve 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanun’ uyarınca alındı.
Geçen hafta da behnzer gerekçelerle 559 korucu görevden alınmıştı.

Kızı Yakup Şimşek’in fotoğrafını paylaştı: Zalimler babamızı bizden çaldı

Zaman Gazetesi davasında mesnetsiz ithamlarla müebbet hapse çarptırılan ve temyiz süreci devam eden Yakup Şimşek’in cezaevinden ilk fotoğrafı avukat kızı tarafından kamuoyu ile paylaşıldı.

”Mahkum olan babam değil, adalettir, Türk yargısı ve hukukudur. Her şeyden öte “ahlaka” bile aykırı olan bu kararı tanımıyor, saygı duymuyoruz.” mesajıyla babasının fotoğrafını sosyal medya hesabından yayımlayan Şebnem Şimşek, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
Babam Yakup Şimşek istinaf 2. Ceza dairesinde 2 Ekim tarihli savunmasında şu sözleri söylemişti: ”Bana sadece Zaman gazetesinde 25 sene onurumla şerefimle çalıştığım için ceza verebilirsiniz. Pişman değilim. Cezası idam bile olsa razıyım, o günkü şartlar olsa yine çalışırım… Ama bana terörist ve darbeci olmaktan bir gün bile ceza veremezsiniz. Bu cezayı veren hakim savcılar önce dönüp aynaya baksınlar.”
Gazetemizin kayyımlar tarafından basıldığı o gecede babamızı merdivenden “atın şunu aşağı” emri verip bu kızının önünde tartaklayıp gözyaşlarına boğan, okulunu da kapatıp elinden alan sonra babasını da ondan çalan ey zalimler hasret kalın sevdiklernizin gülüşüne.
shaber

Neden?

Herkesçe çok sevilen, örnek olarak gösterilen ben, bu zamana kadar en ufak kötü bir alışkanlığı bile olmayan ben ne oldu da bugün kim görse yolunu değiştirdiği bir insan haline geldim? Neden insanlar benden korkar oldu, neden insanlar bir selam bile vermekten çekinir oldu? Oysa ki işlemediğim bir suç ve bir günahtan dolayı beni insafsızca yaftalıyorlar.

15 Temmuz öncesi herkesçe sevilen, fedakar olarak nitelendirilen bir öğretmendim. Devletin denetimi olan ve açılışını valinin yaptığı, bir çok kez büyük başarılara imza atmış bir kolejde başarılı ve bir o kadar da mütevazi bir öğretmendim. Ne oldu da o kadar başarılı bir kolejin devlet büyükleri tarafından defalarca ödüllere layık görülen bu kolejde öğretmen iken birden terörist ve hain yaftalaması ile yargılanır olduk?

Allah’ın belası 15 Temmuz sonrası önce diplomam geçersiz sayıldı sonra da iş bulmam engellendi. Gittiğim tüm kapılar yüzüme kapandı. Oysa ki 15 Temmuz öncesi ne de büyük paralarla teklifler öneriliyordu. Ne oldu da benim işlemediğim bir günah ve suçtan ötürü beni insafsızca itibarsızlaştırıp terör üyeliği ile bir arada tuttular? Neden?

Yeni evliydim ve borçlanarak evim dediğim yuvamı kurmuştum. Daha evleneli 1 ay bile olmamıştı ki hem ben hem eşim bir anda işsiz kalmıştık. Çevremizde bizi çok sevdiklerini dile getiren yakınlarımız dahi telefonlarımızı açmaz, selamlarımızı almaz oldular. Üstelik yapmadığımız, işlemediğimiz bir günahtan dolayı!

Bir gün sabaha karşı kırılacak gibi çalınan kapımızı açtığımızda karşımızda bize çok kabaca davranan polisleri gördük. Özenerek kurduğumuz evimizi 3 saat boyunca darmadağın ettiler. Her yeri adeta talan ettiler. Sonra hem ben hem de eşime birer kelepçe takarak gözaltına aldılar. 20 gün nezaret hayatına mahkum ettiler bizi. Oysa ne yapmıştık biz, ne suçumuz vardı bizim? Geç de olsa bizi kolejde çalıştığımız için ve maaşımızın da suçlanan bir bankaya yatmasından ötürü bizi terör üyeliğinden suçladıklarını öğrendik. Oysa ki o kolej de o banka da devlet tarafından denetlenen ve resmi olarak faaliyet gösteren bir kurumdu. Şimdi bizi bu kurumda çalışıyoruz diyerek terörist ilan etmek istiyorlardı. Ne yazık ki mahkeme sonunda hem beni hem eşimi cezaevine koydular. Hiç işlemediğimiz bir suç yüzünden. 10 ay sonra eşim, 17 ay sonra da beni serbest bıraktılar. Ne bir evimiz var, ne bir işimiz ne de bizi daha önce seven yakınlarımız. Soruyorum neden? Neden?

Simit Alamadım

Merhaba,

Ben KHK ile işten atılan binlerce kişiden biriyim. O günden beri hem devlet tarafından hem de çevrem tarafından bir cüzzamlı gibi bakılıyor bize. Yakın arkadaşlar ve akrabalar selam vermeye ya da aramaya bile korkuyorlar. İş aramak için gittiğimiz yerlerde işe alınmıyoruz. Alacak kişi ya bize hain olarak bakıyor veya başına bir şey gelme korkusuyla almayı reddediyor. Evimiz kira. Biri 6 yaşında diğeri 2 yaşında iki çocuğum var. Hem maddi hem de manevi çok zor günler geçirdik. O günlerden unutamadığım bir anımı anlatayım;

Bir gün yolda giderken büyük çocuğum yolda simit gördü ve hemen istedi. Sağ cebimi yokladım para yok, sol cebimde ise 25 kuruş var. Oğluma onun istediği şeyi alamayacağımı, elimde imkan olmadığını anlatıyorum ama sonuçta çocuk işte anlamıyor. İlle de simit istiyor. Baktım yapacak bir şey yok oturdum kaldırıma. O ağladı ben ağladım, o ağladıkça ben ağladım…

Bir şairin sözleri ile bitirmek istiyorum.

Saraylar saltanatlar çöker.

Kan susar bir gün.

Zulüm biter.

Menekşeler de açılır üstümüzde.

Leylaklar da güler.

Bugünlerden geriye,

Bir yarına gidenler kalır.

Bir de yarınlar için direnenler…

Tahliye

Ferit CAN

Elinde battal boy mavi bir çöp poşeti, cezaevinin kapısı önünde duruyordu. Döndü, cezaevinin heybetli kapısına baktı. Dalgın gibiydi. Kendisini bir an eski Türk filmlerinin başlangıcında gibi hissetti. Birçok film öyle başlardı. Acı acı tebessüm etti. Neden sonra kendisini karşılamaya gelen abla ve abisinin arabadan indiklerini fark etti. Sabahki duruşmada mahkemede de onu yalnız bırakmamışlardı. Onların adımlarını hızlandırdıklarını görünce çakılı kaldığı yerden, bir iki adım attı sonra koşmaya başladı. İçerisinde cezaevinde kullandığı eşyaların bulunduğu mavi çöp poşetini bırakıp, abla ve abisine sarıldı. Ablasının hıçkırıklarını duyuyordu. Abisine sıkıca sarılmıştı. Sessiz iç çekişleri, göğüs titremelerinden anlaşılıyordu. Sıcak gözyaşları ile birbirlerinin yüzlerini yıkıyorlardı adeta.

Kolları gevşeyince, gözyaşlarını sildiler. “Gözün aydın, gözümüz aydın” kelimelerinden başka kelime çıkmamıştı ağızlarından. Abisi, arabanın bagaj kapısını açtı, mavi poşeti koydu ve arabaya bindiler. Sanki ne konuşacaklarını bilemiyorlardı. Nemli gözleri ile dışarıya bakıyordu. Tam 23 ay olmuştu dış dünyadan tecrit edileli. Oyuncak mağazasına girmiş bir çocuk gibi ilgiyle bakıyordu her şeye. Altın sarısı ışıklar saçan güneşi, mavi gökyüzü ve beyaz bulutları, hayatın acılarına aldırış etmiyor gibi etrafa dallarını uzatan yeşil akasya ağaçlarını, arabaları, içindeki insanları ilk kez görüyormuşçasına dikkatle izliyordu.

Abisinin ” Anlatsana Turgut, koğuşundakiler nasıl karşıladılar tahliyeni? ” sorusu ile bozuldu sessizlik. “Sevindiler ama gardiyanlar, 20 dakika mühlet verdikleri için hepsi ile tam vedalaşamadım.” diye cevap verdi abisine. Ne var ki; aklı hala koğuşundaydı. Koğuştaki diğer tutuklulara göre en genç olanlardan biriydi. 27 yaşındaydı. Sincan Cezaevi’ne girerken 25 yaşında, KHK ile ihraç edilmiş, 3 yıllık bir İngilizce öğretmeniydi. Eşi Ayfer Hanım ve henüz bir yaşına dahi girmemiş, kalbindeki rahatsızlık sebebiyle tedaviye muhtaç minik oğlu Adnan’dan onu ayırıp koymuşlardı Zindan- ı Sincan’ a. Koğuşundakiler gözünün önünden geçmeye başladı. Beyaz gür bıyıkları ile Koğuşun Kıdemlisi Halil Abi’nin o babacan tavırlarını, beraber nöbetçi olup yemek dağıtıp, çay servisi yaptıkları Yusuf Ziya Abiyi, İngilizce çalıştırdığı arkadaşlarını, Doktor Eyüp Bey’ i, “müdürüm” diye hitap ettikleri için cezaevi yönetiminin sürekli uyarıda bulunduğu Emniyet Müdürü Hakan Bey’ i hatırladı hemen. Şu an neler yaptıklarını ezbere biliyordu hepsinin.” Bir yanım hala orada. İnsan tahliyesine bile sevinemiyor” dedi içinden.

Abisinin telefonu çaldı. Turgut Bey bir an irkildi. Düşüncelerinden sıyrıldı. Abisi telefonu açmadan, hemen ona uzattı ” Bak, Ayfer arıyor dedi.” Telefonu eline alınca, bir garip hissetti kendini. İki yıldır ankesörlü telefonlardan başka telefon gördüğü yoktu. Telefonu açınca, sadece “Alo” diyebildi. Karşı taraftan da sadece hıçkırık sesleri geliyordu. Konuşmak mümkün değildi. Dudakları titriyor, iradesi ile onları kontrol altına alamıyordu sanki. Dakikalar geçmesine rağmen eşine, kopuk kopuk kelimelerle “çıktım abim ve ablamla beraberim ” cümlesinden başka bir şey söyleyememişti. Ablası, kardeşi Turgut’ un yanaklarından akan iri gözyaşlarını görünce, arka koltuktan uzanıp telefonu aldı ve şimdi abilerine gittiklerini, daha sonra arayacağını belirtip kapattı telefonu.

Üç kardeşin de yüreği ezilmişti. İnce ve siyah bir tül gibi saran hüznü dağıtmak için abisinin eli radyoya gitti. Ablası peşi sıra sorular sordu. Cep telefonundan Adnan’ın yaramazlık yaptığı videoları gösterdi. Biraz olsun dağılmıştı kederin ağır, kurşunî havası.

Abisinin evine geldiklerinde yeğenleri ve yengesi karşıladı onları. Bayram havası vardı evde. Dokuz yaşlarında ikiz kardeşler Zehra ve Kübra en güzel kıyafetlerini giymişlerdi. Mutfaktan nefis yemek kokuları geliyor, etrafa mutlu bir ailenin hayat dolu neşe pırıltıları yayılıyordu. Şimdilerde on binlerce aile bu sıcak yuva ortamından uzak, kimi zindan köşelerinde, kimi gurbet diyarlarında hayata tutunmaya çalışıyor, ayrılığın acısıyla kavruluyorlardı.

Biraz sohbet ettikten sonra ikindi namazı için kalktı. Banyoda abdest alırken, zindanda lavabo sırası aklına geldi. 30 kişinin kullandığı, iki lavabonun önünde beklediği günleri hatırladı. Hala dışarıda olduğuna inanamıyordu. Sanki birazdan abdest aldıktan sonra altı naylonla kaplı seccadesini alacak, iki ranza arasındaki boşluğa serecek ve namazını kılacak gibi hissetti. İkindi namazı sonrası dua için kaldırdığı elleri, içindeki hamd ve şükür duygularını gök katına sunar gibiydi.

Güneş mesaisini bitirmiş usulca çekiliyordu. Turgut Bey balkonda bir müddet izledi gün batımını. Akşam yemeğinden önce annesi ve eşi ile telefonla görüştü. Banyo yapıp abisinin aldığı yeni kıyafetleri giyindi. Keşke her şey bu kadar kolay olabilseydi diye düşündü. Acılarını, hayatını altüst eden gelişmeleri, onu bir uçurumun kıyısına sürükleyen hadiseleri de bir kıyafet gibi çıkarıp bir kenara koyabilseydi.” Maalesef bazen bir elbise gibi değil, cildimiz gibi ayrılmaz bir kader oluyor hadiseler hayatımızda” dedi kendi kendine.

Yemekten sonra ” abi bana müsaade edersen ben Kütahya’ ya gideyim ” dediyse de “bugün biraz istirahat et, yarın gidersin olmaz mı” karşılığı gelince “olur” dedi.

Yastığa başını koyduğunda tekrar arkadaşları geldi hatırına. Şimdi ne yapıyorlardı acaba. Kitap okuyanından, mektup yazanına, uyumaya çalışanından, ibadet edenine kadar birçok desenin olduğu bir tablo oluştu gözünün önünde. Hepsi de güzel insanlardı. Mekân dar fakat gönüller genişti. Terörle suçlansalar dahi hepsi, kesme billurdan parıldayan kalplere sahip, ahlaklı, temiz insanlardı. Kendisi yemeyip meyvesini ikram edenin yanı sıra kantinden sipariş verip arkadaşının ihtiyacını giderenini de müşahede etmişti o dört duvar arasında. Allah’a kul olmaya ve inandıkları gibi yaşamaya çalışan örnek insanlardı hepsi de. Etrafına şöyle bir baktı, özgürce derin bir nefes aldı. Heyecan, ayrılık ve hüznün yorduğu bedeni ve gözleri, temiz kokulu beyaz nevresim takımında uykuya daldı.

Gece yarısı gözlerini açtığında, duvardaki saat henüz sabah namazı vaktinin girmediğini gösteriyordu. Şimdi zindanda herkes Teheccüd namazı kılıyordur diye düşündü. Sessizce kalkıp usulca abdestini aldı. Namazını kıldıktan sonra çığlıksız iç haykırışlarıyla dua dua Rabbine yalvardı. Arkadaşlarını isim isim sayarken hepsinin ayrı dertlerini düşündü, paslı kilitlerin kapalı kapılardan sökülüp atılması ve içeride masum insanların özgürlüğe ve sevdiklerine kavuşması için yalvardı Yüce Yaratan’a. Gitmeye yolu, çıkmaya kapısı olamayan darda kalmış tüm mazlumlara dua etti.

Sabah kahvaltısından sonra yenge ve yeğenleri ile vedalaştı. Abisi ile evden çıkarken kapının kenarında battal boy, mavi çöp poşetini gördü. Defterlerini ve birkaç eşyasını aldıktan sonra iyice yıpranmış elbiselerinin bulunduğu poşete bir müddet baktı. İki sene geçirmişti onlarla. Cezaevinde onları yıkamak için verdiği uğraşıyı, soğuk olduğu zaman kat kat giyindiği kış günlerini hatırladı. Başını çevirip, elinde ufak bir çantayla devam etti abisinin arkasından.

Arabaya binmeden önce başını kaldırdı saat 08: 00 den sonra açılan havalandırma avlusunda olduğu gibi baktı gökyüzüne. Gökyüzü masmavi, pırıl pırıldı. Güneş olanca cömertliği ile arz-ı endam ediyor, sıcaklığı ve altın sarısı rengiyle hayata bir iksir sunuyordu. Ilık esen bir sabah rüzgârı, ağaç dallarını hışırdatıyordu. “Özgürlük” dedi, derin bir nefes aldı, bindi arabaya.

Terminale geldiklerinde abisi ile vedalaştı.” Her zaman yanımda oldun abi sağ olasın, babamızın yerini aldın Allah senden razı olsun” dedi. “Turgut senin yaptığın yanlış bir şey yok, imtihan dünyası diye, buna diyorlar olsa gerek, bizim kaderimize de bu düştü, Allah yolunu açık etsin ” dedi. Uğurladı kardeşini.

Terminaldeki baş döndürücü hayat akışını görünce şaşırdı. Geç kalan yolcuların ellerinde valiz veya çantalarla koşuşturmaları, seyahat firma simsarlarının gelen yolculara “abi neresi” diye ısrarlı soruları, büfeden hızlı hızlı alışveriş yapan müşterileri, boşalmış ve yassıltılmış su şişelerini toplayan temizlikçilerin uzun saplı süpürgelerini sallayışları, pek de iç açıcı haberler vermeyen günaydın haberlerini izleyen biletçileri, her biri elindeki cep telefonu ile meşgul gençleri görünce kendisini bir garip hissetti. İnternetten aldıkları bileti bir kez daha teyit etti bilet satış noktasından ve perona gitti.

Bu şehirden ayrılıyordu şimdi. Üniversiteyi okuduğu, öğretmenliğe başladığı, evlenip yuva kurduğu ve çocuğu Adnan’ın dünyaya geldiği Ankara’ da kaybetmişti işini, yuvasını ve özgürlüğünü. Ankara’nın cezaevine iki senesini, mahkemelerine adalete olan inancını gömmüş, memleketine doğru gidiyordu. Otobüsün tekerlekleri yolları içiyormuşçasına mesafe alırken, başını yasladığı camdan etrafı temaşaya devam ediyordu.

Şehrin hemen çıkışında otobüsün iyice yavaşladığını ve sağa doğru yanaştığını fark edince bulunduğu yerden doğruldu. Polisler güvenlik uygulaması yapıyorlardı. Resmi üniformalı memurların yanında, yelekli sivil polisler de vardı. Birden iki sene önce bir hücre evi basıyor gibi evine gelen polisler geldi gözünün önüne. O meş’um günü sanki tüm hücreleri ile tekrar yaşadı. Sabahın erken saatinde, gün daha ışımadan basılan evinde, kapıyı açar açmaz yüzüstü yatırılıp, ters kelepçe takıldığı, bir polis memurunun, vahşi hayvan öldürmüş avcı pozu ile diziyle sırtına basarken sırıtmasını, eşi Ayfer Hanım’ın korkudan büyüyen gözlerle kendisine bakışını hatırladı. Otobüs camından polislere bakarken, sinirleri fazla elektrik almış teller gibi titremeye başladı, adaleleri gerildi, yüzündeki kırışıklıklar bir anda kayboldu. Parmakları gayri ihtiyari koltuğun kenarını koparırcasına sıkıyordu. Bir polis memuru gelip tüm kimlikleri topladı. Gözleri, memurların üzerindeydi. Acaba bir aksilik olur muydu? Olmayacak şey değildi. Evinde buldukları özel bir dershaneye ait soru bankası kitapçığı sebebiyle terörle yargılanan ve iki sene hapis yatan kendisi değil miydi? Vatan millet için çalışan bir öğretmeni terörist diye yaftalayanların, yapamayacakları şey yoktur diye düşündü.

Polislerden biri, otobüsten muavini çağırıp kimlikleri verdi. Muavin yolculara dağıttı kimliklerini. Turgut Bey hala heyecanını atamamıştı üzerinden. Hayatta her şey geçer, zorluklar, sıkıntılar elemlerini bırakırlar zaman yolculuğunda, birer hatıraya dönüşürler. Ama insanın onurunu zedeleyen yaralar hep açık kalır, iyileşmesi neredeyse imkânsızdır. Hapiste yattığı iki sene belki tebessümle anlatacağı bir anı olabilir ileride fakat terörist ithamı, polislerin evini bastığı an ki muameleleri, sorgu sırasında ailesi ile tehdit edilme anlarını, ölürken dahi bütün sıcaklığı ve netliği ile hatırlayacağından emindi.

Otobüs Kütahya terminaline vardığında çocukluk ve ilk gençlik günleri geldi yâdına. Ne güzel günlerdi diye iç geçirdi. Elindeki çantası ile baba evine koyuldu. Aslında artık kendi evi de sayılırdı zira tutuklanınca Ankara’daki evlerini boşaltmış, eşyalarını Kütahya’ya baba evine taşımışlardı. Eşi ve oğlu da anne ve babası ile kalmaya başlamışlardı. Babası, Turgut Bey’in cezaevine girdikten iki ay sonra vefat etmişti. Annesi, eşi ve bir de bebekleri kala kalmışlardı zorluklar girdabının amansız helezonlarında.

Evine yaklaştığında pencerelerdeki tül perdelerin aralandığını fark etti. Annesi ve eşi yolunu gözlüyorlardı belli ki. Artık dayanacak gücü kalmadı, coşkun bir nehrin denize kavuşma anı gibi hızlı adımlarla koştu. Annesinin elini öptü, ikisinin de gözlerinde, gözyaşları saydam bir perde oluşturduğundan birbirlerini tam seçemiyorlardı. Ana oğul yılların hasretini giderircesine sarıldılar. Annesi gelinini de aldı diğer koluna. Gözyaşlarına yol verdiler. Yürekleri ferahlayıncaya kadar ağladılar. “Bana hakkınızı helal edin” dedi Turgut Bey. Annesi “oğlum, biz kime hakkımızı helal etmeyeceğimizi iyi biliyoruz” dedi.

Turgut Bey eşi Ayfer Hanım’a baktı. Gözlerinin beyazında damar damar kırmızılıklar vardı. Hapiste iken içindeki söz sandığında biriktirdiği, konuşmayı planladığı, sormayı düşündüğü konulardan hiçbiri aklına gelmiyordu. Heyecan ve duygu yoğunluğundan olsa gerek, kulakları uğulduyor, kafasının içinde yoğun bir sis kümelenmesi varmış gibi düşüncelerini bir türlü berraklaştıramıyordu. Dili damağı kurumuş, ağız ve boğazı köseleşmişti.

Kendini toparlamak için bir kaç kez boğazını temizledi. Yine pek fazla bir şey konuşamadı. Olgun bir meyvenin tadına bakar gibi hüznü duyumsadı, eşinin zeytin siyahı gözlerine bakarak. Eli eşinin yüzüne gitti, yaprak üzerinde incileşen çiğ tanesi gibi gözyaşlarını sildi. Dudaklarından “oğlumuz Adnan” kelimeleri ancak çıkabildi.

Turgut Bey yatağında yatan oğlu Adnan’a doğru yöneldi. İpeksi yanaklarından öperken, evlat hasreti çeken arkadaşlarını hatırladı. Tahliye ve beraatları için Sincan’ da bıraktığı arkadaşlarına dualar gönderdi…

Alpay’dan vefat eden eşine: Birlikte yaşadıklarımızın hikâyesini yazıp ölmek istiyorum

Şahin Alpay eşi Fatma Nur Alpay’ı bu konuşmayla uğurladı: “Birlikte yaşadıklarımızın hikâyesini yazıp ölmek istiyorum”

 

Şahin Alpay’ın cenaze töreninde yaptığı konuşma P24’te yayınlandı:
 Sevgili dost ve akrabalarımız,
Hepimizin çok sevdiği eşim Fatma’yı son yolculuğuna uğurlamak için toplandık. Fatma benim aşkım, en yakın dostum, kurduğum ailenin temel direğiydi. Onun için ardından bir çift söz etmek istiyorum.
Onu size anlatmama gerek yok. Sizler onu bütün güzellikleriyle, aklı, dirayeti, özgüveni, fikri hür ve vicdanı hür kişiliğiyle tanıyorsunuz.
Ona ilkokulda âşık oldum, ortaokulda aşkımı ilan ettim, üniversitede onu kazandım. 21 yaşında evlendik. Ben aklımın ve duygularımın rüzgârına kapılıp savrulurken o hep sağlam durdu. Kurduğumuz aileyi korudu.
Beni dünyanın en mutlu eşlerinden biri yaptı. Bana canımdan çok sevdiğim çocuklarımı ve torunlarımı kazandırdı. Çektiğimiz bütün sıkıntılarda dik durdu ve bana da dik durmayı telkin etti. Huzurunuzda ona bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.
55 yıl süren beraberliğimizin maalesef üç yılını sürgünde, iki yılını da hapiste geçirdim. Ondan ayrı kaldığım beş yıl için kendimi affetmiyorum. Huzurunuzda ondan bir kez daha af diliyorum.
Görüşlerimi ve kimi davranışlarımı paylaşmadığı hâlde Fatma ile bunca yıl süren mutlu birlikteliğimizin temeli neydi?
Kendisine sorarsanız çocuklarımız hayrına beni bırakmadı. Bazı dostlarıma göre o sıra dışı kişiliğimden hoşnuttu. Başkalarına göre ise o bana aşkla bağlıydı. Belki hepsi birden geçerli oldu.
Onu uğurlarken yegâne tesellim bize vakarına ve kişiliğine uygun bir şekilde veda etmiş olması. Ne çekti, ne de çektirdi…
Bağımsızlığına çok düşkündü, kimseye tabi olmadan yaşadı ve öldü.
Hepinizin bildiği gibi Fatmasız yaşamak benim için çok zor olacak…
Birlikte yaşadıklarımızın hikâyesini yazıp ölmek istiyorum.
Bu uğurlamaya katıldığınız, acımızı paylaştığınız için hepinize candan teşekkürler.

KHK ile ihraç edilmiş olan 10 vekil, Meclis’ten mağduriyetlere destek istedi

“Bizim burada önerdiğimiz şey af değil”

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Kanun Hükmünde KararnameLER (KHK) ile ihraç edilen Saadet Partisi, CHP ve partisinin milletvekilleriyle Meclis’te düzenlediği ortak basın toplantısında, 587 milletvekiline gönderilen mektubu açıkladı. Gergerlioğlu, olağanüstü halin (OHAL) ardından KHK’ların çıkarıldığını ve  büyük mağduriyetlerin yaşandığına dikkat çekti ve kendilerinin de aralarında bulunduğu 134 bin 207 kişinin pasaportlarına el konularak, kamudan ihraç edildiğini anlattı.

KHK’lıların Meclis’ten sorunlarına çözüm beklediğini anlatan Gergerlioğlu, “Hakkında soruşturma hiç açılmayanlar, mahkemelerden veya savcılıktan takipsizlik veya beraat alan bütün KHK’liler işlerine hemen iade edilmelidir. Mağdur olan yurttaşlara maddi ve manevi hak iadesi yapılmalıdır” dedi.

Basın toplantısında yer alan  CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu, “32 KHK söz konusudur. Onların çok büyük bir kısmı anayasaya aykırıdır. Aynı şekilde ikinci adımda, uygulamalar ise o anayasa aykırılığını saptadığımız KHK’lere bile aykırıdır” derken, Saadet Partisi  (SP) İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam, “Bir bakıyorsunuz 28 Şubat’ta, TSK tarafından brifinglenen yargı bugün Cumhurbaşkanlığı makamı tarafından brifingleniyor. Olayı bu sistem içinde düşünürsek, işte 15 Temmuz’un bahane edilerek Türkiye’de çok kökten bir muhalif temizleme harekatına giriştiğini gözleriz” açıklamasını yaptı.

KHK’lıların büyük bir çoğunluğunun ortada bir suç olmadığı ve suçlu olmadıkları gerekçesiyle af istemediklerini belirterek, “Nasıl olursa olsun bu sarmalın içinden çıkmak istiyor. Bizim burada önerdiğimiz şey af değil” diye konuştu.

HDP Van Milletvekili Muazzez Orhan da OHAL’in ardından çıkarılan KHK’lar ile on binlerce kadının kamudan ihraç edildiğini, kadın kurumlarının kapatıldığını ve KHK’ler ile ihraç edilen 134 bin 207 kişinin yaklaşık yüzde 27’sinin kadın olduğunu kaydetti.

KHK mağduru 10 vekilden kalan 587 milletvekiline gönderilin mektup şöyle.

Değerli milletvekili,

OHAL Döneminde bir gece yarısında yayınlanan 32 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile neyle suçlandıklarını bile bilmeden bizim de arasında bulunduğumuz 134.207 kişi pasaportlarına el konularak kamudan ihraç edildi. Haksız şekilde işlerinden olan toplumsal hayatta sorun yaşayan KHK’lıların Türkiye Büyük Millet Meclisinden kendileriyle ilgili aşağıda sıraladığımız sorunlarına çözümler beklemektedirler.

1.Hakkında soruşturma hiç açılmayanlar, mahkemelerden veya savcılıktan takipsizlik veya beraat alan bütün KHKlılar işlerine hemen iade edilmelidir.

2.Mağdur olan yurttaşlara maddi ve manevi hak iadesi yapılmalıdır.

3.OHAL komisyonu hukuki bir değerlendirme yapmaktan ziyade ihlalleri araştıran bir kurum durumundadır. Bu sebeple bir an önce Mecliste uzlaşı ile bir çözüm geliştirilmeli ve OHAL Komisyonunun yoğunluğu azaltılmalı hatta komisyon tamamen kaldırılmalıdır.

4.Hakkında soruşturma hiç açılmayan, takipsizlik veya beraat alan KHK’lılara OHAL komisyonunda ret cevabı verilmektedir. OHAL Komisyonu Mahkemelerin verdiği kararların üstünde hukuki bir merci konumuna gelmiştir. Komisyon kriterlerinin hukuki değil, keyfi olduğu algısı bulunmaktadır. Ne yazık ki bir çok cevapta başka kişilerin bilgileri cevap olarak gönderilmekte olduğu ve sıklıkla kararlarda karışıklık yapıldığı görülmektedir.

5.Kamudan ihraç olan eğitimcilerin özel sektördeki eğitim kurumlarında çalışmalarının önüne geçilmektedir. Bir an önce hakkında soruşturma hiç açılmayan, takipsizlik veya beraat alan KHK’lılar özel eğitim kurumlarında da çalışabilmelidir.

6.KPSS sınavlarında yakını KHK’ lı olanlara yazılı sınavda yüksek not alsa da mülakatta düşük not verildiği şikayetleri çok yoğun olarak tarafımıza iletilmektedir. Suçun şahsiliğini yok sayan bu uygulama kaldırılmalı ve bütün mülakatların daha şeffaf olması sağlanmalıdır.

7.KHKlılara ve yakınlarına pasaport yasağı devam etmektedir. OHAL bitimiyle KHKlı eş ve çocuklarına yapılan tahditlerin kaldırıldığı açıklaması İçişleri Bakanlığı tarafından yapılsa da halen tahditin devam ettiğine dair çok sayıda şikayetler vardır. Binlerce bilim insanı yurt dışındaki üniversitelerden çağrıldığı halde tahdit sebebiyle gidememektedir. Biz Milletvekillerinin bile devam eden Pasaport tahditlerinin kaldırılması için derhal Meclisin sorumluluk alması gerekmektedir.

8.KHK’ lı öğrenciler pasaportları iptal edildiği için yurt dışındaki eğitimlerine devam edememektedirler. KHK ile ihraç edilen akademisyenlerin aynı üniversitede başka bölüme öğrenci olarak kaydı yapılmamaktadır. Asistan olup ihraç olan hekimler de kazanılmış hak olan asistanlık eğimine devam edememektedir. Eğitim hakkının önündeki bu engeller derhal kaldırılmalıdır.

9.Binlerce dernek ve vakıf KHK ile kapatılmıştır. Ülkedeki demokrasinin temel taşlarından olan Sivil Toplum Kuruluşlarına insanlar artık üye olmaktan kaçınılır hale gelmişlerdir. Sivil Toplumu güçlendirecek ve kapatılmalarını zorlaştıracak yasa çalışmaları yapılmalıdır.

10.KHK’lar ile 6 haber ajansı 24 radyo 70 gazete 20 dergi 29 yayınevi kapatılmış mallarına el konulmuş çalışanları işsiz bırakılmıştır.

11.Devletin güvence verdiği banka Bank Asya’ya para yatırdığı için ihraç edilenler ve bankadaki parası bloke olanlar bulunmaktadır. Bu insanların mağduriyetleri giderilmeli kanunda belirtilmeyen bir şeyin suç olamayacağı Meclis tarafından ilan edilmelidir.

12.Devletin resmi sendikasına üye olduğu için ihraç edilenler, yıllarca bakanlar kurulu tarafından vergi muafiyeti getirilen derneklere para yatıranlar ve içeriğine bile bakılmadan iletişim için telefonuna uygulama indirenler işlerinden edilmiştir. Bu kişilerin suç olmayan eylemlerinden dolayı oluşan bütün yaptırımlar sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmalıdır.

13.KHKlılara sosyal yardımlaşma ve dayanışma yardımları verilmediği şikayetleri tarafımıza iletilmektedir. Ne yazık ki ihraç olan ve evlerine artık gelir getiremeyen KHK’lılar sosyal devletin gereği olan yardımlardan yararlanamamaktadır.

14.KHKlı lisans mezunları ayrımcı bir uygulama ile askerliklerini uzun dönem yapma zorunluluğu ile karşı karşıyadırlar. Bu ayrımcı uygulama derhal kaldırılmalıdır.

15.KHKlılar işyeri hekimliği ve iş güvenliği sınavlarını kazandıkları halde bazılarının belgeleri halen verilmemektedir. Bu konuda büyük mağduriyetler yaşanmaktadır.

16.İhraç Doktorlar özel sektörde çalışma imkanı bulabiliyorken KHKlı hukukçulara avukatlık stajı yaptırılmamakta ve avukatlık ruhsatları verilmemektedir.

17.Pek çok değerli akademisyenin makaleleri bilimsel dergilerden çıkartılmaktadır. Bilime büyük bir darbe vuran bu uygulamanın kaldırılması gerekmektedir.

18.OHAL döneminde ve sonrasında güvenlik soruşturmaları yeni bir cezalandırma yöntemine dönüşmüştür. Mağdur edilen Tıp öğrencileri, TUS kazananlar,  öğretmenler, belediye çalışanları, vd. bütün memuriyet alımları bu süreçten etkilenmiştir. Kişilerin adli sicil kayıtları tertemiz olmasına ragmen kimin dediği belli olmayan şeffaflıktan uzak değerlendirmeler ile yurttaşlar genç yaşta mağdur edilmektedir.

19.KHK’lılar hakettikleri halde emekli olamamakta veya emekli olsalar da emeklilik ikramiyelerini alamamaktadırlar. Tutuklu KHK’ lıların emekli edilmediği konusunda şikayetler tarafımıza iletilmektedir. Bu haksızlığın bir an önce giderilmesi gerekmektedir.

20.3568 Sayılı Kanuna aykırı şekilde Maliye’den ihraç olanları Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Sınavına ve Yeminli Mali Müşavirler Sınavına alınmamaktadır. TÜRMOB konuyu sorduğunu ve halen cevap alamadığını belirtmektedir.

21.KHK’ lı Fizyoterapistler bir süre rehabilitasyon merkezlerinde çalışabiliyordu ancak Milli Eğitimin sonradan kurumlara talimat gönderdiği ve KHK’lılara artık bu kurumlarda çalıştırmayacaksınız denildiği tarafımıza iletilmektedir.

22.Yapı Denetim Genel Müdürlüğü ihraç edilen mühendislere özel sektördeki inşaatlarda yapı denetim firmalarında kontrol elemanı ya da denetçi belgesi vermemektedir.

23.Askeri okullar kapatılarak öğrenciler okuldan atılıp mağdur edilmiş Polis memurları özel güvenlik bile yapılmayıp işsiz bırakılmış Pilot olarak çalışırken ihraç edilenler özel sektörde de çalıştırılmamıştır.

24.KHK’lılara gemi adamlığı belgesi verilmemektedir bu durum pek çok insanı mağdur etmektedir.

25.Belediyelerde taşerona iş vaadiyle pek çok işçi güvenlik soruşturması sebep gösterilerek işten çıkarılmış belediyelerdeki Kadın Müdürlükleri kapatılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde her bir üyenin bahsettiğimiz sorunların çözüm aranması sürecini sahiplenmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Sadece bizim değil toplumun tamamının sorunu olduğunu düşündüğümüz bu sorunların çözümünde siz değerli milletvekillerimizin desteğini rica ediyoruz.

 

t24.com

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS