30 C
Istanbul, TR
Çarşamba, Ağustos 15, 2018
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

3189 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Gurbet

Engin Deniz

Bir nehir kenarında

Ihlamurlar altında

Ömrünün baharında

Neyine gurbet gerek

*

Gurbet yamaçlarında

Sonsuzluk durağında

Gecenin dudağında

Neyine gurbet gerek

*

Uçuklayan dudakta

Hiç gülmeyen yanakta

Ağlayan göz kapakta

Neyine gurbet gerek

*

Hasret ateş yürekte

Yanık yanık tütmekte

İliğim kemirmekte

Neyine gurbet gerek

*

Her anımdadır vatan

Uzaktan beni yakan

Dosta yabancı olan

Neyine gurbet gerek

*

Şu ölümlü dünyada

Baharında yazında

Gece karanlığında

Neyine gurbet gerek

*

Yuvasız akşamlarda

Tüllenen şafaklarda

Yârenden uzaklarda

Neyine gurbet gerek

*

Yalnız bir muhacirin kaleminden..

Denizli Medrese-i Yusufiyesinden

Çok Kıymetli Eşimin, yaklaşık 14 aydır kalmakta olduğu koğuşunda, bir pazar sabahı saat 05.30’dan 16.00 ‘a kadar gün içindeki boşluklarda yazdığı 37 kıtalık şiirini takdim etmek istiyorum

Bir odada yedi koca adam.

Her birinin gönlünde ayrı gam.

Dudaklar tebessüm etse de, dertleri gözlerinden belli,

Hiç benzer mi? Evime, buradaki adam.

&

Kahvaltıda biraz tahin,  biraz zeytin

Haydi, beyler sofraya, çabuk yiyin.

Biliyorsunuz, bugün ben nöbetçiyim,

Ona göre fazla üstüme gelmeyin.

&

Olsa da sofrada bal ile kaymak,

Bizimkisi sadece karın doyurmak.

Ne kadar mutlu edermiş kuru ekmek,

Ailemle birlikte aynı sofraya oturmak.

&

Burada hayat sabah sayımla başlar

Hayat dedimse en fazla bahçeye kadar

Sabah gardiyan gelince herkes ayakta

“Evet, beyler, görünsün yataktaki başlar.”

&

Bahçede olsa da tel örgü, yüksek duvar,

Asla bitmez burada yürümekle yollar.

Avluda volta attıkça ileri geri,

Bütün yollar sinemdeki derde çıkar.

&

Haftada bir kapalı görüş olur,

Konu komşudan haber sorulur,

Belki bir selam veya dost sesi,

İnsan burada, bunlarla teselli olur.

&

Gardiyan hızlıca dış kapıyı açar,

Hemen herkes kapıya koşar,

Kim bilir, yeni haber var belki de,

Ya da gelen başka bir gariban var.

&

Gardiyan bazen mektup getirir,

Mektubunu alan bir köşeye çekilir,

Yüzde biraz tebessüm, biraz gözyaşı,

Okuyan o gün yemeden içmeden kesilir.

&

Bazen döner döner bakarsın fotoğraflara,

Aslında fotoğraflarla dalarsın anılara,

Çıkamasak da bu dört duvar arasından,

Hayallere de vurulmaz ya pranga.

&

Kızım şimdi girdi dokuz yaşına,

En güzel çocukluğu geçirdi tek başına,

Olaydı babası yanı başında şimdi,

Kıyamazdı gözlerinden, inciler akıtmasına.

&

Oğlum büyüdü, koca delikanlı oldu,

“Üzülme baba, yerini oğlun doldurdu.”

Salonda “Baba” diye bağırınca

Kim bu yiğit diye herkes seni sordu.

&

Görüşe giderken iki sıra olursun,

“Sağdan sayı alalım beyler, hesap tutsun.”

İki gardiyan önde, iki gardiyan arkada

Kısa ama uzun bir yola koyulursun.

&

Heyecanla telefon kabinine yönelirsin,

Bir bakarsın camın arkasında sevgili eşin,

Hele konuşmak için, hemen acele etme,

Önce refikan bir gözyaşını silsin.

&

Önce, havadan sudan konuşursun,

Maksat biraz muhabbet olsun,

Sonra, yavaş yavaş konulara girdin mi ?

İşte o zaman, bamteline dokunursun.

&

Anlarsın ki özlem tak etmiş canına,

Ne kadar dokunabilirsin, camın arkasına,

Üzülme dersin, nasıl olsa günler sayılı,

Ama söylediklerin inmez, gırtlaktan aşağısına.

&

Görüşten sonra herkesin başı önde

Gönüller buruk, gözler yaşlı belki de

Gamı kederi dağıtmak için sorulur

Nasıl? Herkes iyi mi? Çocuklar ne halde?

&

Dönüşte dudaklar kıpırdasa da, kalpleri bıçak açmaz

Adet olmuş, haber havadis, sorulmazsa olmaz.

Aslında kimsenin konuşmaya yok mecali

Rahatlarsın yanındaki ile dertleşince biraz.

&

Terörist diye attılar hepimizi içeri,

Bir karınca bile, incitmemiş bu yiğitleri,

Ey Allah’ım, Sen de biliyorsun bu insanları,

Adını duyurmaktı, bütün dünyaya niyetleri.

&

Erkekler ağlamaz sanırdım,

Köşelerde ağlayan çok adam tanıdım,

Dışarda ele avuca sığmazdım,

Şimdi kırıldı kolum kanadım.

&

Bugün kalemimin gözü çok yaşlı,

Bütün gözyaşı kâğıda aktı,

Bilirim gıcırdamaların boşuna değil,

İçinde daha ne sırlar saklı.

&

Çökün beyler akşam çayımızı içelim,

Yanında biraz da çekirdek çitleyelim,

Aldırma be deli gönül aldırma,

Ölüm yok ya ucunda, gerisi Allah Kerim.

&

Hapishane duvarı seni yıkan nem, beni gam,

Girdi mi dört duvarının arasına bir adam,

Ya ölür, ya dert bulur, ya verem olur,

Hiç buradançıkan olmaz, pek sağlam.

&

Yaslansam senin gamlı duvarına,

Kimler geldi geçti hele anlat bana,,

Senin mi derdin çok, yoksa benim mi?

Gerçi, senin de şahit oldum gözyaşlarına.

&

Cuma günü, dua için toplanırsın

Bütün umutlarını duaya yüklersin,

Gözler buğulu, eller duaya kalkık,

Kimsede çıt yok, sadece hıçkırık işitirsin.

&

Bugün kantin günü ihtiyaçları yazalım,

Yazdıklarımın kaçı gelecek bir bakalım

Kuzucuklarım kare çikolata çok sever,

Hele bir sağ salim sabaha çıkalım

&

İki ayda bir berber gelir,

Saçlar en kısadan kesilir,

İşi biten duşa girsin,

Bana sıra anca gelir.

&

Hele, açık görüşleri, hiç sormayın

Sorup ta beni daha fazla ağlatmayın

Son bir kez dönüp bakın arkaya

Sevdiğimin eli havada kalmasın.

&

Açık görüş saati yaklaştı mı titrer diziler,

Kafalar dumanlı, bakışlar bulanık, nemli gözler

Az sonra sevdiklerimizle vuslat zamanı,

Herkes iki ay boyunca bu anı bekler.

&

Daha salona girmeden çığlıklar kopar,

Nemli gözlerle sevdiklerin, sana bakar.

İleride buruk birkaç el sallanır,

Daha varmadan yanlarına, boşalır yaşlar.

&

Görüşe, haftalar öncesinden hazırlanırız

Kantine, çocuklarımızın en sevdiklerinden yazarız,

Yiyecekleri tek tek, özenle poşeteyerleştiririz,

Bir daha kontrol edeyim, belki unuturuz.

&

Bazen görüşte, hızlı hızlı konuşursun,

Süre az, unuttuğum bir şey kalmasın,

Bazen de hiç konuşmaz,

Sevdiklerini kollarına alıp sıkıca sarılırsın.

&

Götürdüğümüz yiyecekler hiç yenmese de,

Muhabbete vesile olur belki de

Zaten ne boğazdan geçer, ne de tat alırsın,

Düğümlenmeye görsün boğaz bir de.

&

Allah’ım ne olur, bu vakit geçmesin,

Sevdiklerim yanımdan hiç gitmesin,

Çocuklarımı son kez koklayayım,

Sonraki görüşe kadar beni teselli etsin.

&

Ne zaman geçti bu otuz beş dakika?

Doyamadım lütfen biraz daha,

Gardiyan bey bir kere daha sarılayım,

Görüyorsun kızım hala kucakta.

&

Sonbaharda dalda tek kalmış sallanan sarı yaprak gibi,

Eller sadece havada, vedalaşmak istemez gibi,

Sonraki açık görüşte tekrar görüşürüz üzülmeyin,

Sanki önceki görüşlerin bundan bir farkı var gibi.

&

Gerçi, ne kadar kalsan da doyamazsın,

Sonunda ayrılık varsa,  gardiyan ne yapsın?

İnşallah tez zamanda buradan çıkarız,

Ben gidiyorum, fotoğraflarım eşimde kalsın.

&

Rabbim artık açılsın kapılar,

Babalarına kavuşsun bütün yavrular,

Her gün, kapıya bakan çocukların,

O zaman diner gözündeki yaşlar.

Hüneri, samimiyeti olan mektuplar…

Denizlili Yusuf

Selamün aleyküm,

Perşembe ne güzel bir gün oldu siz geldiniz, sevdiklerimi hele ablamı gördüm ya ne diyeyim. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Biraz buruk bir sevinç oldu ama olsun buna da şükür, vardır bir hayır. Annem ve sevdiğimi göremedim inşallah bir dahaki sefere.

40 dakika görüstük ya, 40 gün gibi yeter bazen Allah’ın izniyle. Geleceğinizi hiç beklemiyordum rabbimin bir lütfu oldu bana. Elhamdülillah .

Allah beterinden korusun vazifemiz bitene kadar rabbim yeise (ümitsizliğe) düşürmesin inşallah. Tabi sizlerin de duasıyla.

Dayımlar da gelmiş içeriye giremeyecek olsalar da onları göremesem de onların gelişi büyük bir moral oldu bana.  Hepsinden Allah razı olsun .

Bugün arefe yatsı naazını kıldık çay muhabbet derken vakit geçiyor. İşte yarın bayram.  Bu bayramı bensiz geçireceksiniz, inşallah bir daha ki bayrama beraber oluruz. Buruk bir bayram sevinci burada hamdolsun Allah beterinden korusun.

Ramazan ayını ilk defa bu kadar bereketli geçirdiğimi düşünüyorum.  Rabbim yapmış olduğumuz ibadetlerimizi kabul etsin. İnsallah burdan çıkınca da böyle maneviyatı yüksek bir şekilde hayatımı devam ettiririm.

Şükür ki arkadaşlarımız çok iyi. İbadetlerimizi beraberce yapıyoruz. Hepsi birbirinden kaliteli insanlar, biz de eksikliklerimizi gideriyoruz. Sizler de biliyorum ki dualarınızda mutlaka bana yer veriyorsunuzdur. Aman unutmayın.

Ve bugün bayram… Bayram namazımızı kıldık Allah kabul etsin. Kahvaltımızı da yaptık ama herkes çöktü, ben de öyle.  İlk defa (askerlikten sonra) bayramı ayrı geçiriyoruz. Çok dokundu bana, dayanılacak gibi değil herkes ağlamaklı.  Bir hayır vardır mutlaka bu bayram da böyle olması gerekiyormuş. Rabbim başka ayrılık vermesin Allah daha beterinden korusun.

Şimdi ben kendimden bahsediyorum fakat siz nasılsınız ? Rabbim sizlere sabır versin. Önümüzdeki bayram beraber oluruz, sağlıklı bir şekilde inşallah…Yakın zamanda kavuşmak ümidiyle hepiniz Allaha emanet olun…

Kıymetli Anacım, Babacım biraz daha sabır lütfen. Bol bol dua edin bunda bir hayır olduğunu unutmayın.Sizi çok özlüyorum. Allah sizleri başımızdan eksik etmesin. Burda da hep beraber buluştuk.

Pek birşey yazmayı da beceremiyorum, idare edin. Gelince anlatacağım çok şey var. Ablalarımdan, abimden sizlerden hepinizden Allah razı olsun. Rabbim bizim uhuvvetimizi bozmasın muhabbetimizi daim etsin. İyi ki varsınız iyi ki yanımdasınız elhamdülillah.

Sizin gözyaşlarınızı görünce dayanamadım. Hepiniz hakkınızı helal edin ama burası manevi olarak çok güzel geçiyor inşallah günahlarınımıza kefarettir.

Ablalarım biliyorum ki sizin dualarınız etkilidir.İnsallah dualarınız bizimle olsun. Abim dayanamam ben sana kıyamam o gözyaşlarına, dayanamam hep destekçim, hep dayanağım, sırdaşım, dostum her şeyim oldun. Rabbim maddi manevi bütün sıkıntılarınızı giderir insallah. Yeğenlerime iyi bakın herkesi önce Rabbime sonra sana emanet ediyorum abi. Şimdi ağlamayı bırakıp dik durmamız lazım, birbirimize destek olacağız. Biz şer sanırız ama bunda bir hayır olduğundan eminim. Siz duaya devam edin.

Bugün cuma telefon görüşmemizi yaptık. Elhamdülillah dünyalar benim oldu. Sesinizi duydum ya çok şükür rahatladım.

Anam çok özlüyorum seni ama hep duanı hissesip rahatlıyorum, duanda eksik etme beni. Babam her gün sesini duymadan yapamazdım bir sebep bulur arardım. Şimdi duyamıyorum sesini ama biliyorum ki sende hergün dua ediyorsun. Siz sağlıklı olun birbirinize iyi bakın. Allaha emanet olun yakında görüsürüz inşallah.

Abim ablalarım ( ufaklık ) sizden dua istiyor. Siz de, çocuklar da Allah’a emanet olun kendinize iyi bakın…

RUHUN SANCISI – Hamile bir kadının kaleminden

O gün hem bizler hem de ülkem için kara bir günün başlangıcıydı. Bir yandan bunaltıcı bir yaz sıcağı bir yandan da zorlu bir hamilelik ile mücadele ediyordum. Akşam evde yemeği yedikten sonra daha yemek bitmemişti ki televizyon kanallarında darbe olduğu haberleri yayınlanmaya başlamıştı. Eşimle beraber yaşanacaklardan habersiz televizyon izlerken bir yandan da olanları anlamaya çalışıyorduk. Tabi o günden sonra hayatımızda her şey allak bullak olacaktı.

O geceden bir hafta sonra eşimi darbeci diyerek baskın yapar gibi evimize geldiler ve götürdüler. Azılı bir suçlu gibi eşimi gözaltına aldılar. Sonrasında neden suçlandığını bile öğrenemeden cezaevine gönderdiler. Eşim hâlâ içeride ve hiçbir suçu yokken haksız yere en çok ihtiyacımın olduğu zamanlarda benden koparıldı.

Eşim yokken ve ben ise ikinci çocuğumun doğumunun yaklaşmasının sıkıntısını yaşarken nasıl yapacağım diye kara kara düşünüyordum. Zira annem yatalak hasta ve ona babam bakıyordu. Eşimin ailesi ise bizi evlatlıktan reddetmişti. Eşim cezaevine girdikten sonra ne aradılar ne de sordular. Benim için çok zor günlerdi. İkinci hamileliğimi yaşıyordum.

Doğum yaparken nasıl yapacaktım? Kimse yok yanımda.  Kızımı nereye ve kime emanet edecektim, bir başıma nasıl kalkacaktım bu yükün altından. Zaten annem de hastalığından dolayı kendi evinden çıkamıyordu. Bir kadının ailesine en muhtaç olduğu dönemde yapayalnız bırakılması adeta cezalandırılmasının gerekçesi ve bunu masum bir yavruya yansıtılmasının mantığı neydi hala anlamış değilim. Bir yandan eşimin ayrılık acısıyla boğuşurken diğer yanda da bu acı gerçeklerle boğuşuyordum.

Doğum yaklaşınca alt komşumdan doğum günü yanımda olup bana yardım etmesini rica ettim. Beni kırmadı ve geldi. Diğer yandan asker olan bekâr kardeşim de ilk çocuğum olan kızıma bakmak ve biraz yanımda olup destek vermek için yıllık izin alıp gelmişti.

Böyle sancılı bir süreçten sonra doğum gerçekleşti çok şükür. İkinci emaneti de kucağıma almıştım. Ertesi gün evimize geldik ve komşum evine gitti haliyle. Bende evde 2 çocuk bir erkek kardeş ile baş başa kaldım. Evin duvarları adeta üzerimize geliyordu. Bir yandan bebek bir yandan lohusalık bir yandan ilk göz ağrımın benden beklentisi ve diğer yandan eşimin zindanlarda olmasının acısını kaldırmak kolay olmadı. Ne eşimin ailesinden gelen oldu ne de kardeşimden başka gelen gidenim.

Doğumdan 3 ya da 4 hafta sonra bir arkadaşım doğum yaptığımı duyup eşiyle beraber çıkıp geldi. Allah razı olsun onlardan. Annenin babanın evlatlıktan reddettiği o günlerde arayıp soranımın olması beni inanılmaz mutlu etmişti. Şimdi gözüm yolda yavrularımın babasını bekliyorum.

Kardeş Selamı

Can Kardeşim Merhaba,

Mahkemede gördüm seni, bana hasretle bakıyordun. Bakışlarından beni çok merak ettiğin okunuyordu. Ben de hemen ilk mektubu sana yazayım istedim.

Koğuşa önceden söylemiş görevliler geleceğimizi. Onlar da bizim için çay demleyip hazırlık yapmışlar. (cezaevi usulü).

Kapı açıldı girdik içeriye. Bir de baktık ki karşımıza dizilmişler bizi bekliyorlar. Buğu gözlerle baktıklar bize ve “hoşgeldiniz kardeşler” dediler. Sımsıkı sarıldık. O ana kadar tuttuğumuz gözyaşlarımızı bırakmıştık artık.. Deli gibi ağladık doya doya!

Bu ne güzel muameleydi; bu nasıl bir insanlıktı böyle. Gözaltı ve mahkeme sürecinden sonra koğuşta karşılaştıpımız bu insanların “kanatsız melek” olduğunu düşündüm. O kadar mı iyi olur insanlar Ya Rabbim 🙁 Hemen kurdukları sofraya oturttular bizi. Çay verdiler miss gibi. İki hafta sonra ilk defa boğazımızdan sıcak birşey geçti. Midemiz bayram etti. Bağırsaklarımız halay çekti. (şuan hem ağlıyorum hem gülerek yazıyorum). Dahası onlar yerlerini bize devredip iki gün sonra sevk oldular. ALLAH onlardan ebeden razı olsun.

Benim bu yaşananlardan geriye aklımda kalan; Teslimiyetin tablosu çizilmişti karşımda. Bu hayatım boyunca gördüğüm en unutulmaz resimdi. Onları izlerken, “bunlar deli mi?” demekten kendimi alamadım. Ve eminim ordaki gardiyanların da fikri benimkiyle aynıydı. Bu, onların yüzünden bir kitap gibi okunuyordu.

Velhasıl; 13 günlük gözaltının ardından, tutukluluğun 14. gününe imza atmış bulunmaktayım. Kalan ömrümüz hayırlı olsun. ALLAH bizleri razı olduğu kullarından eylesin.. Şimdilik bu kadar Can Kardeşim..

Dualarda buluşmak temennisiyle.

 

Cezaevi Ziyaretine Tek Ayak Üzerinde Girmeye Zorlanıyor  

Bir Bacağı Protez Olan Kadın, Cezaevi Ziyaretine Tek Ayak Üzerinde Girmeye Zorlanıyor

Tümör nedeniyle bacağı kesilen Çiğdem Ergün, eşinin yokluğunda hayat mücadelesi veriyor.

41 yaşında ev hanımı olan Çiğdem Ergün, 2016 yılında diz ağrısı sebebiyle gittiği hastanede ‘kemik kanseri’ olduğunu, dizinde bulunan tümörün hızla yayıldığını öğrendi. Vakit kaybetmeden ameliyata alınsa da tümör 3 ay sonra kendini yeniledi ve Çiğdem Ergün’ün sağ bacağı kesilerek yerine protez bacak takıldı.

Bakıma muhtaç halde olan Çiğdem Ergün, taburcu olduktan iki hafta sonra, 2 Ağustos 2016 tarihinde; Anafen Dershanesinin İzmir Urla Şubesi Müdürü olan eşi Ramazan Ergün, ‘silahlı terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle’ gözaltına alındı. Ergün çiftinin telefonuna baskın sırasında el konuldu.

Ramazan Ergün, gözaltı sonrası İzmir Aliağa Şakran cezaevine gönderilirken, bacağını henüz yeni kaybeden ve günlük ihtiyacını karşılamakta zorluk çeken Çiğdem Ergün, en çok ihtiyacı olduğu dönemde eşinden mahrum bırakılmış oldu. Üstelik 11 ve 13 yaşlarında olan iki çocuğunun bakımı da üzerine kaldı.

Kemoterapi gördüğü için kalabalık ortamlara girmesi yasaklanan Çiğdem Hanım, ancak 9 ay sonra eşinin ziyaretine gidebildi. Ancak cezaevine girerken protez bacağını x-ray cihazından geçirip tek ayak üzerinde içeri girmek zorunda bırakılarak…

Çiğdem Ergün’ün en büyük isteği, hayat arkadaşının bir an evvel tahliye edilmesi ve hayat mücadelesindeki engelini aşabilmesinde destek olması.

Talasemi Hastası Okul Müdürü Tahliye Edilmiyor

 

Karaman’da talasemi hastası okul müdürüne tutuklu yargılama işkencesi uygulanıyor.

Hizmet Hareketine yönelik cadı avı kapsamında tutuklanan Ali Celal Öztan’ın talasemi hastalığı (Akdeniz anemisi olarak da bilinen kemik iliğinin kan yapmaması dolayısıyla ağır bir kansızlık olarak ortaya çıkan bir kan hastalığı) bulunuyor. Hastalığı nedeni ile cezaevinde çok zorlanan Öztan’ın bir de midesinde Helikobakteri Pilori tespit edildi. Öztan, doğru düzgün tedavi olamadığı için sık sık baygınlık geçiriyor. Dilinde yaralar çıkan tutuklu eğitimcinin yemek yiyemediği ifade ediliyor. Üstelik zaman zaman kanama geçirdiği ancak buna rağmen hastaneye sevkinin sağlanmadığı, kan testlerinin bile yapılmadığı gelen bilgiler arasında. Tedavisi yapılmaz ise hastalığının kansere dönüşme riskinin bulunduğu vurgulanıyor.

Kapatılan Özel Gevher Hatun Kolejinin eski müdürü olan Ali Celal Öztan’ın tüm rahatsızlıklarına dair doktor raporları Karaman Ağır Ceza Mahkemesine sunulmasına rağmen hala bir tahliye kararı verilmiş değil.

Sinop E Tipi Cezaevinde Hala OHAL Geçerli

 

 

Sinop E Tipi Cezaevi’nde keyfi ve hukuksuz uygulamaların OHAL’den sonra da devam ettiği ortaya çıktı.

Hizmet Hareketi mensubu olduğu iddiasıyla tutuklanan masum insanlara OHAL süresince uygulanan 2 ayda bir açık, 15 günde bir kapalı ve telefon görüş kısıtlamalarının halen devam ettiği öğrenildi. Normalde tüm tutuklu ve hükümlülere ayda bir açık, haftada bir kapalı ve açık görüş olarak uygulanan imkanlar, OHAL’in sonlanmasına rağmen, Hizmet Hareketi mensubu olduğu gerekçesiyle tutuklananlara uygulanmıyor. Tutukluların bu konuda verdikleri dilekçelere de henüz olumlu bir cevap verilmiş değil.

Birgül Hanım [ Ben Bir Anneyim-5 ]

Rana GÜL

 

Astımı, nefes darlığı olan bir insanı sabahın köründe gözaltına aldılar. O güzelim yufka yürekli insan, günlerce nezaret ile sorgu odası arasında mekik dokudu. Kalmış olduğu nezaretin soğuk, pis ve boğucu olan iklimine uyum sağlayamamış olacak ki kriz nöbetleri geçirmeye başladı.

Sağlığı gnden güne kötüye doğru gidince hastaneye götürmek zorunda kaldılar.

Hastaneye gitti gitmesine de yakasına yapışan f..ö etiketinden dolayı onunla ilgilenen, derdini bile dinleyen olmadı. Doktorun biri sağlamdır diye rapor verdi ve nezarete geri gönderildi.

Günler sonra tutuklandı akabinde de cezaevine sevk edildi.

*

Sevgili öğretmenim;

Ben Kübra, hani dershanede rehberliğini yaptığınız sınıfın en yaramaz öğrencisi, hani o sınıfın en mız mızı, hani en oyun bozanı, hani en çok peşinden koştuğunuz, en çok derdini dinlediğiniz, en çok nasihat ettiğiniz, doğru ile yanlışı bıkmadan usanmadan “Ed dinu innasiha, din nasihattir, ” diyerek  anlattığınız Kübra..!

Hani öff bile demediğiniz, o melek yüzünüzü bir an olsun ekşitmediğiniz, gamzelerinizin belirgenleştiği o mütebessim çehrenizde bizleri misafir ettiğiniz. Dertlerimizi dinledikten sonra da bir anne şefkatiyle uğurladığınız Kübra.

Hani dualarım her daim seninledir derken yüreğime dokunduğunuz ve sıcacık tebessümlerinizi hiç eksik etmediğiniz ele avuca sığmaz kişilik.

Hani bir gün elementleri anlatırken insanlarda madenler gibidir; her bir madenin erime ısısı da birbirinden farklıdır. Mesela altın ile demirin erime ısıları bir değildir, demiştiniz.

İnsan denilen varlıkta öyledir çocuklar, derken derin bir iç çekmiştiniz. Ve bizleri bir kaç saniyeliğine de olsa temaşa etmiştiniz. “Derinden derine çekmiş olduğunuz içlenmeyi zaman zaman sizi zor durumda bırakan nefes darlığınıza vermiştim.”

Sizin derdi ıstırabınızı o gün için anlayamamıştım. Şimdi yandıkça yanıyorum, ağlıyorum ve sizi daha iyi anlıyorum.

*

Sevgili öğretmenim;

Yüreğime nakış nakış dokuduğunuz şefkatinizi, ilmek ilmek işlediğiniz sevginizi hiçbir zaman inkâr edememem, üzerimdeki emeğinizi de hiçbir zaman unutamam.

Sosyal medyadan okudum haberinizi..!

“Ne teröristi dedim, kendi kendime.”

Hikmet hocamı terörle suçlamak çok komik bir replik gibi geldi bana. O, bir terörist olamazdı, olması da mümkünde değildi zaten.

Bir hatadır, bir yanılgıdır deyip üstün körü geçtiğim satırları tekrar ber tekrar okudum, inceledim. Baharda soğuk yemiş badem çiçekleri gibi sararıp kaldım ekran başında.. Dudaklarım çöl toprağı gibi kururken, saçlarım rüzgara tutulmuş sarmaşık tarlası gibi karma karışık bir hal aldı.

İşe bak..!

Fakir öğrencilerin peşinden koşan, onları dershaneye kaydetmek için uğraşan, üniversiteyi kazandırmak için kılı kırk yaran Hikmet hocam bir terörist diye tutuklanmış.

Olacak şey değil.!

Onun silahları olsa olsa fiyakalı beyaz önlüğünün sol üst cebinde sıra sıra dizili olan beyaz, turuncu, sarı renkteki tebeşir kalemleri olurdu. Onları eline aldığında dersin sonuna kadar çözülmedik problem bırakmazdı. Bazı şekilleri turuncuya boyar, bazılarını sarı ile çentiklerdi.

Dersin beş dakikası boş geçmezdi. Düzenli, rengarenk tebeşirlerle yazılmış olan o tahta bir gökkuşağını andırırdı. O, tahtanın önünde durup muhabbet etmek bile insana keyif verirdi. Sınıfa gelirken getirmeyi ihmal etmediği soru bankaları vardı. Konuyu anlatırken 256. Sayfanın sol tarafında bu konuyla ilgili üniversitede çıkmış şöyle bir soru var deyip tahtaya yazardı. Sizde açın, bakın ve inceleyin derdi. Ona benzer bir soruda falanca yayın evinin şu sayfasında var diye eklerdi. Biz şaşkın şaşkın bakarken o keyifli keyifli gülerdi. Bakın bakın utanmayın diye de üstelerdi.

Teröriste bakın hangi mayın sorular nereye döşenmiş ismi gibi biliyor. Tebeşir kalemlerini mavzer gibi kullanıyor. Pimi çekilmemiş bomba sorular için de turpun büyüğü heybede diyerek tüm sınıfa gözdağı veriyordu.

Ufacık bir boşluk bulduğunda yıldızları, galaksileri, kâinattaki uyumu, uzay boşluğundaki karadelikleri anlatırdı bize. Kâinatı inşa eden o kudretli sanatkârı bu şekilde dinlemek ayrı bir tat verirdi. Bizleri okumaya, araştırmaya ve düşünmeye sevkederdi.

“İnsanoğlu hiç düşünmez mi, hiç akletmez mi,” der son noktayı koyardı.

Dersinde ufacık bir boşluğunun olmasını en çok isteyenlerden biriydim.

Bazen hocam, derdim.

Kaynak yapmayalım isterseniz, Kübra derdi. Çalakalem yazmaya devam ederdi.

Aylık motivasyon seminerleri olurdu. Seminerden çıktığımızda kendimizi Ulubatlı Hasan gibi hissederdik. İstanbul’u birisi feth edecekse o biz olmalıydık derdik. Her birimiz uçma denemesini yapmaya hazır Hazerfan Çelebi gibi hissederdik kendimizi.

Onun hakkını hiçbir zaman ödeyemeyiz.

Sadece o mu;…

Dersler, sınavlar, etütler, soru çözümleri, yatılı programlar, motivasyonseminerleri ile başarılı olmamız için çırpınan. Geziler, piknikler, sinema günleri ile birlik ve beraberliğimiz için yıkılmaz tabular hazırlayan dershanemizin ve çalışanlarının hakkını ödeyebilir miyiz ki..?

Hayır, hayır, hayır..!

Gecesini gündüzüne katık yapıp peşimizden koşturanlar için söylüyorum. İnanın biz şuan o günleri mumla arıyoruz. Ve inanın o günleri çok özlüyoruz.

Nefesim daralıyor ve yüreğim doluyor.

*

Haberin linkini karışık duygular eşliğinde okumaya devam ettim. Aklım hep eski günlere doğru kayıp kayıp gitti. Şakalar, gülücükler, güzellikler geldi gözümün önüne, haberin kasvetinden yanaklarım kül rengine dönüştü, kızıl bir renge boyandı gözlerim.

Aysima’da görmüş haberi ve hemencecik beni aramıştı.

Okudun mu haberi, dedi.

Dilim sustu, yüreğim rüzgarlara açıldı, bir fırtına bastırdı satır aralarında gezen ruh haletimi. Küme küme krom rengi bulutlar sardı tüm hatıralarımı.

Çöküp kaldığım bir tümülüsten, evet dedim yutkunarak. Evet cancağızım maalesef okudum.

Issız bir viraneyi kökünden söküp götürecekmiş gibi esen fırtınaya rağmen haberi incelemeye çalıştım. Birgül hoca ile ilgili herhangi bir şey yazmıyordu. Sankisatırlara düşen damlalar, sayfalarda ne varsa silip götürmüştü.

Aysima, Kübra orda mısın, derken..

Bilmiyorum ki burda mıyım, Aysima dedim.

İyiliklerine, dürüstlüklerine şahit olduğumuz insanlar bir selin ortasında birer çer çöp parçası gibi sürüklenip gidiyorlardı.

Ve biz bir şey yapamıyorduk.!

Ne yapabiliriz ki dedi Aysima titrek ses tonuyla..

Hiç dedim ağlayarak, hiç.. Aysima

Sen iyi misin Kübra dedi sessizce.

Bu zalım fırtına dinmeden.. sakinleşmeden kanla beslenen bu sel suları. Nasıl iyi olabiliriz ki Aysima dedim.

Ufacık bir sessizlik oldu.

Her yer lığ her yan virane. Her yanda can pazarı yaşanıyor. Kime, nasıl ulaşabiliriz ki Kübra kime nasıl ulaşabiliriz ki dedi. O da dertliydi en kötüsü de çaresizdi.

Ses tonundaki çaresizliğin kocaman bir çayırın ortasında, tırpanını dövmek isteyen reçberin örsüne bir çekiç gibi inmekte olduğunu fark edebiliyordum. Tak tak çekiç sesleri güneşin altında bir şeker gibi eriyip gidiyordu.

Kendimi tutamadım; bu yanardağ insafsızca lavlarını üzerimize püskürtsede, her yeri yakıp kül etse de, tüflerini kara şovalyeler gibi peşimize taksa da, sokak sokak bizleri takip ettirse de..

Nefesi her daim ense kökümüzde olsa da biz belki Birgül öğretmene ulaşabiliriz. Biz belki yüreği yangın yerine dönen çocukları için bir şeyler yapabiliriz, Aysima dedim.

Hikmet hocanın haber linki Ulubatlı Hasan gibi burçlara tırmandırmıştı bizi.. Kendimizi dershane sıralarında olduğu gibi Ulubatlı Hasan gibi hissetmiştik.

Evet, yapabiliriz ama neyi nasıl yapacaktık?

Belki Zehra, Birgül öğretmenin nerede olduğunu biliyordur. Ona soralım, bilgi alalım diye kararlaşırdık.

Kapana kısılmış çaresiz, yaralı bir serçe gibiydik, gök gürültüsü ile birlikte sağanak yağmurun altında çırpınıp duruyorduk.

*

Zehra ile konuşup sizinle ilgili biraz bilgi almıştık.

Güzel haber olarak önce Enes’ten başlamıştı. Bütün zorluklara rağmen nasıl Kuran- ı Kerim hatmine başladığını uzun uzun anlatmıştı. Sonra mevzu size gelmişti..

Hikmet hoca tutuklandıktan sonra bir müddet akrabalarınızda kalmışsınız sonra babaocağına sığınmışsınız. Babaocağı; soğuk kış gecelerindeki şömineler gibidir. Hiç üşümezsiniz, sırtınızda hiç yere gelmez orada.

Ama ama.. babaocağıda olsa her bir adres ayrı bir akabe olmuş sizin için. Tartışmaların gölgesinde geçen misafirlik günlerinden sonra “ekmeksiz aşım çaresiz başım deyip” soluğu başka bir adreste almışsınız.

Babadan anneden yoksun,eşten uzak bir adres. Astım ve nefes darlığı yaşayan biri için zorlu bir yolculuk olmuş. Eşinizin stres ve sıkıntısının üzerine birde çocukların dertleri sizin muzdarip gönlünüze “çile bülbülüm çile dedirtmiş.”

Bir müddet Gondor’un gözünden ve kara şovalyelerinin tacizlerinden uzak kalmayı tercih etmiş.  Kendinizi emniyete almaya çalışmışsınız.

Ama nereye kadar..?

Çocukların baba hasreti ve özleminin üzerine Halime’nin rahatsızlanması ve apandist ameliyatı olması sizi yine açık hedef haline getirmiş. Hasbunallahi ve ni’mel vekil deyip bu seferde hastane, doktor, reçete peşinde koşturmuşsunuz. O nefes darlığınıza, kalp çarpıntınıza rağmen üç çocukla yolunuza revan olmuşsunuz.

Zehra’dan bunları dinlerken hüngür hüngür ağladık.

Babanızın size sırt çevirmesine, annenizin kızım bizden bu kadar, buraya kadar demesine ağladık. Kayın validenizin sevgisini göstermemesine, kayın babanızın içindeki insanlığı torunlarına çok görmesine ağladık.

Selamı sabahı kesti bak sevdiklerim,

Zalimce gürleyip esti dost bildiklerim,

Bülbül’ün kanını içti; gül derdiklerim,

Bir onulmaz derde, “düştü kardeşin.” Mısralarında şair bunu ne de güzel dile getirmiş.

Cahiliye döneminde ki kız evlatlarının diri diri toprağa gömüldüklerini idrak edemiyordum. Gözümüzün önünde yaşanan yüzlercesine, binlercesine belki de ON BİNLER’cesine şahit olunca o dönemi ve içindekilerini de yad etmeden geçemedik.

Yapıştı andezit ve bazalt taşları yüreğimize, tüf örtüsü sardı gözlerimizi, içlenmelerimiz biz gibi yüreklerde feryat olup yankılandı sadece.

*

Uçurumun kenarından elimi tutacak gözyaşı nerdesin? Demir parmaklıklar arkasında ki özgürlük nerdesin?

Hüzne bandırılmış evlatlarımızın, ciğerparelerimizin hasreti, özlemi nerdesiniz? Mahkeme duvarlarında ki “adalet, mülkün temelidir,” sözünün muhatapları nerdesiniz?

Ey gariplik! Ey kimsesizlik! Ey çaresizlik..! Nerdesiniz..? Deyip iki büklüm inleyip durduğunuz bir zamanda kapınız çalınmıştı.

Yüzünüzde güller açmış, bir heyecan bastırmıştı yüreğinizi, tüm dertlerinizi unutuvermiştiniz. Akraba- i taallukattan ümidinizi kestiğiniz bir zamanda yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınız tıklatmıştı kapınızı… Dilekler, temenniler arasında hasretin, özlemin bin bir tonuyla kucaklaşmıştınız.

Dertleşme fasılları arasındaki gözyaşlarına, gökkuşağı ara ara imrenerekşapka çıkartıp durmuştu.

Küçük kızınız Halime’nin hastane günlerini, ameliyatını çektiğiniz sıkıntıları anlatırken cezaevinde vefat eden Halime ablayı da konuşmuş. İki gözüm iki çeşme ağlamışsınız. Sonra ellerinizi semaya doğru açıp; “Allahım her türlü insi ve cinni şeytanların şerrinden sadece ve sana sığınıyoruz,” diyerek o yanık gönüllerle dua etmişsiniz.

Rabbim tüm şehitlerimize merhametiyle muamele etsin inşaallah. Buyrun birer fatiha’da bizler okuyalım zalimin zulmünde kaybettiğimiz şehitlerimiz için,  Meriç’teki kayıplarımız için,…

Sonra medreseyi yusufiyedeki eşinizle olan atışmanızı okumuşsunuz.

Birgül hoca;

Ruhumda fırtınalar dilimde sen,

Ne çok severim seni bir bilsen.

Hatıralarda sen, düşlerimde sen;

Ne çok severim seni bir bilsen.

Hikmet hoca;

Hicap duyar gecelerin güneşten,

Gündüzlerin kavrulur kor ateşten,

Aklımda, fikrimde, yüreğimde sen;

Ne çok severim seni bir bilsen.

Birgül hoca;

Başucumda nöbettedir gölgen,

Ağır hastayım bilmem ki neden,

Hasretin kuşatır beni derinden,

Ne çok severim seni bir bilsen.

Hikmet hoca;

Damla damla gözümden süzül sen,

Yanağımda gonca diye büzül sen,

Bu gönlüme sevda diye dökül sen,

Ne çok severim seni bir bilsen.

Birgül hoca;

Yağmurun kuşatır beni göklerde,

Toprağın sarmalar beni köklerde,

Rengarenk çocuksu bilmecelerde,

Ne çok severim seni bir bilsen.

Hikmet hoca;

Özlem ile günden güne büyü sen,

Hayalimde, düşlerimde gezin sen,

Şarkılarda, ezgilerde bestem sen,

Ne çok severim seni bir bilsen ve sonra da kimsemiz yok biliyorsunuz demişsiniz. Eğer bana bir şey olursa yavrularım sizlere emanet diye bir vasiyet bırakmışsınız.

Ve bir sabah namazına müteakip tutuklanmışsınız. Onca rahatsızlığınıza rağmen ölüm odalarından birine sevk edilmişsiniz.

Yazma sırası sizde hocam.. Oracıktan yazabilir misiniz bilmem. Ancak yetim kızın başını okşayan o mübarek el hatırına çocuklarınız yalnız bırakılmadı hocam bilmenizi isteriz.

Hiç kimse yoktur kimsesiz

Her kesin var kimsesi

Bugün ben kimsesiz kaldım

Yetiş ey kimsesizler kimsesi…” diyoruz hicranla, ümitle, gözyaşı ile o güzelim günlerin gelmesini bekliyoruz.

Yavaş Yavaş…

Özer FANİ

Yolumuz dikenli, taşlı olsada,

Yok olur zamanla şer yavaş yavaş.

Gecemiz sisli, puslu olsada,

Doğar üstüne nur yavaş, yavaş.

 

Var eder yoktan, Hikmeti Mevla,

Çirkin iken herşey olmaz mı evla,

Kulluğun manasını bulanlar vavla,

Eğerler secdeye ser yavaş, yavaş.

 

Bu yolun engeli çok olur derler,

Vermez başını eroğlu erler.

Hak için sefere önden giderler,

Dökerler toprağa ter yavaş, yavaş.

 

Kalkar perdeler her şey ayan olur,

Yalan şehrinde doğru üryan olur,

Söylenen her sözü bir duyan olur,

Çözülür tek tek sır yavaş, yavaş.

 

Fani, aldanıp da sakın dünyaya kanma,

Zalime ötede hesap yok sanma,

Şeytana uyup da kor ateşle yanma,

Çek nefsini hesaba sor yavaş, yavaş.

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone
- Advertisement -

RECENT POSTS