2.9 C
Istanbul, TR
Çarşamba, Şubat 20, 2019
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

4031 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Tam Bir Paranoya!

2014 yılında Bursa’ da üniversitesiteden mezun oldum. 2015 yılında bir pansiyonda mesul müdür olarak çalışmaya başladım. Pansiyonumuzun konumundan dolayı çoğunluk olarak lise son öğrencileri tercih ediyordu.

Pansiyonumuzun resmi olarak hiç bir eksiği olmamasına rağmen 15 Temmuz 2016 alçak darbesinden bir kaç hafta sonra kalabalık bir polis grubu ile baskın yapıldı. O güne kadar pansiyonumuz ile ilgili tek şikayet yoktu. Evet, yanlış duymadınız 40 öğrenciye hizmet verdiğimiz pansiyonumuz darbeye iştirak etmek suçlamasıyla hukuksuzca polis baskınına uğradı. Tam bir paranoya! Bir iftira sonucu pansiyonumuz hukuksuz bir şekilde kapatıldı.

Geriye onlarca mağdur öğrenci ve ailesi kaldı, maalesef sesimizi duyuracak bir mercii de bulamadık. Çünkü siyasi ortamdan dolayı hiç bir avukat sesimiz olmayı kabul etmedi. Görüştüğümüz tüm avukatlar bu davaların siyasi olduğu için bakamayacaklarını söylediler. Bu davaya bakmayı kabul ettikleri takdirde işsiz kalabileceklerini ifade ederek reddettiler.

Ben 2015 yılında evlendim eşim de işsiz idi. Bu olaydan sonra ben de işsiz kaldım. Şimdi hem ben hem eşim iş bulamıyoruz başvurduğumuz yerler sizin işyeriniz darbe yapmaktan kapatılmış diye bizi işe almaya korkuyorlar. Ülkemizdeki hukuksuzların biran önce son bulması dileğiyle sesimizi duyurma adına sizlerden yardım talep ediyoruz.

Teşekkürler.

Gelinim

Gelinim, 15 yıl ülkesine hizmet etmiş 2 çocuk annesi bir hemşire. Eşi de yani oğlum da onun gibi memur. 15 Temmuz darbe girişimine kadar hayatlarını huzurlu bir şekilde devam ettiriyorlardı. Kimin yaptığını bilmediğimiz hiçbir ilgilerinin olmadığı bu darbe girişiminden sonra hayatları adeta kâbusa döndü.

Çünkü hiçbir delil gösterilmeden oğlumu ve gelinimi işlerinden uzaklaştırıp açığa aldılar. Yaklaşık bir ay sonra oğlum tutuklandı. Ardından gelinim memuriyetten ihraç edildi.

Gelinim şokun birini atlatamadan birçok sarsıcı olayın ortasında yapayalnız kaldı. Çocuklarına tek başına ve artık gelirleri de olmadan nasıl bakacaktı? Bütün bunların yanında çevrelerinden, yakınlarından bile sözlü baskıya maruz kalıyordu. Psikolojik olarak altüst olmuşlardı. Bütün bunların yanında hiçbir delil gösterilmeden oğlumdan bir ay sonra gelinimde tutuklandı.

Suçları neydi? Bütün bu olanlara anlam verememişken gelinim de cezaevine gönderildi. Eşinden ayrı kalmakla birlikte çocuklarından da ayrı kalmak gelinime dayanılmaz bir acı yaşattı. Şunu söylemeliyim ki onlara yaşadıklarının hiç biri ülkelerini yıkmakla yani terör örgütü olmakla suçlanmak kadar ağır gelmedi.

Onlara yapılan bu haksız muamele cezaevinde de devam etti. Eşiyle ayni cezaevinde olmasına rağmen uzun süre görüşmelerine izin verilmedi. Açık görüşler mahkumlara rutin devam ederken onlar bundan uzun süre mahrum bırakıldı ve bu durum halen bu şekilde.

Çocukları psikolojik olarak çok yıprandılar. Benimle kalıyorlar ve 9 yaşındaki kızları bir kaç dostun yardımıyla ancak babası ve annesini ziyarete gidebiliyor. Bunun nasıl bir acı olduğunu bir babaanne olarak tarif etmeme gerek var mı? Birde anne ve babasının çektikleri acıyı düşünün. Bu yaştaki bir çocuk neler hisseder yalnız başına anne ve babasını hapishanede ziyaret ederken ve onları hapishanede bırakıp geri dönerken…

Bize bu acıları yaşatanlara sesimizi duyuramadık. Çünkü şuan ülkemizde maalesef hukuk ayaklar altında ve adalet susmuş durumda. Hukukçular bu haksız muameleler karşısında neden bu kadar duyarsız?!

Bütün bunlara anlam veremiyor ve ülkemin hukuksuzluklar sarmalında bırakılmış bir mağduru olarak yüksek hukuk anlayışınızdan desteklerinizi bekliyorum.

Bir Trajedi Yaşanıyor

Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi cadı avı bize sıçradı ve eşim tutuklandı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 20 Temmuz sabahı erkenden kapımızın zili çaldı. Daha kimsiniz demeden kendilerini emniyet görevlisi olduklarını söyleyen, ama daha kimliğini bile göstermeyen onlarca polis evimizin içine daldılar.

Hakkımızda neden gözaltı ve arama kararı olduğunu bile söylemeden evin her tarafına dağıldılar. Sanki sanırsınız eşim cani bir katil ondan arama var. Hâlbuki eşim 30 senelik devlet memuru ve bu güne kadar da hep kurum amirlerinden takdir almıştır gösterdiği ekstra çabalardan dolayı. İşinden dolayı da bugüne kadar en küçük bir soruşturma dahi geçirmemiştir. Eşimin mesleğinden dolayı evde bulunması gerekli dini kitaplar sanki suçmuş gibi gösterip alıp götürdüler. Eşim günlerce emniyette niçin tutulduğunu dahi söylemeden beklettiler. Ve neticede hiç bir suç ve delil göstermeden eşimi tutukladılar.

Bu da yetmezmiş gibi zulüm devam etti eşim 30 senedir severek yaptığı ve bugüne kadar hiçbir disiplinsiz davranışları olmamasına ve hakkında açılmış soruşturma olmamasına rağmen devlet memurluğundan da ihraç edildi.

Hâlbuki bizim doğuştan spastik özürlü 30 yaşlarında bir kızımız var. Benim bir bayan olarak tek başıma kızımın ihtiyaçlarını karşılamam mümkün değil. En kötüsü de kızım özürlü olduğu için hastane masrafları çok fazlaydı. Eşim ihraç edilince genel sağlık ve sosyal güvencemizi de hemen kestiler…

Söyleyin bana ben bir bayan olarak ne yapayım. Eşimi tutukladılar, eşimin maaşını kestiler ve kızımın tedavisini de yapmıyorlar. Ben anne alarak kime gideyim kime derdimi anlatayım, sesimi duyacak kimse de kalmadı çevremde. Çevremizdeki tüm hayırsever ve güzel insanları tutukladılar. Eşim tutuklanınca sanki eşim suçluymuş gibi çevremiz ve akrabalarımız da bizi tamamen dışladılar ve yalnız bıraktılar. Sesimizi duyacak ve yardım edecek birilerini arıyoruz.

Lütfen sesimizi duyurun Türkiye de bir trajedi yaşanıyor.

Eyfel Kulesi önünde Sevgililer Günü’nde Türkiye’deki haksızlıkları anlattılar

Fransa’nın başkenti Paris’te kurulan LA VİE Derneği, “Sevgililer Günü” için mağduriyetleri anlatan dikkat çekici bir etkinlik düzenledi.
Dernek Eyfel Kulesi’nin önünde “sevdiklerimiz Türkiye zindanlarında” sloganıyla 14 Şubat sevgililer gününde
Türkiye’deki haksızlıkları ve yaşanan mağduriyetleri anlattılar.
Gönüllüler Fransızca ve İngilizce broşürler eşliğinde Dünya turizminin merkezlerinden biri sayılan Paris’te dünyanın dört bir yanından gelen insanlara güller hediye ettiler. Güllerin yanında ise verdikleri broşürlerle Türkiye’de sevdiklerinden mahrum edilen yüz binlerce insanın sessiz feryadını duyurmaya çalıştılar.
Fransa’da yaşayan veya turist olarak Paris’e gelmiş bir çok insan, Türkiye’de son yıllarda yaşanan adaletsizliklerin geldiği noktaya çok şaşırdıklarını ifade ettiler.
21.yy’ın başında geniş bir coğrafyada dikta rejimleri yıkılırken Türkiye’nin demokrasiden tek adam rejimliğine evrilmesini hayret verici olduğunu vurguladılar.
Arap baharının başladığı Tunus’tan gelen akademisyenlerin broşürleri inceledikten sonra, ”ne ilginçtir ki bizlerin kurtulmak için nice bedel ödediğimiz antidemokratik bir döneme girmişsiniz” sözleriyle yorumda bulundular.
Bu kişilerden güne damgasını vuran söz ise “tüm diktatörler kendilerini emsalsiz lider olarak görüyorlar. Ama ne ironi ki her biri birbirlerini taklit etmekten öteye gidemiyorlar.”dı
İngilizce ve Fransızca Broşürler de ise şu sözlere yer verildi:
Sevgililer gününde sevgilerini sevdiklerine ifade etmekten mahrum bırakılmış Türkiye’deki yüzbinlerce insanın ızdıraplarını duyurmak istiyoruz.
Bugün en zorba rejimlerde dahi rastlanmayan bir şekilde ev kadınlarından, yeni doğum yapmış annelerle birlikte 700’ü aşkın bebeğe, hamile kadınlardan, çok yaşlı insanlara, öğretmen, işadamı ve gazetecilere kadar çok sayıda sivil oldukça basit nedenlerle uzun süredir hapishanelerde tutulmaktalar.
Bu sevgililer gününde de içeride ve dışarıda bulunan sayısız insan, sevdiklerinin hasreti ile her gün gözyaşları dökmekteler.
Duyurumuz kalbi sevgi ile dolu tüm insanlaradır:
Sevenlerin ayrılık gözyaşlarının dindirilmesi için gelin hep birlikte o kırık kalplerin birer çığlığı olalım, duyuralım acılarını tüm dünyaya.
Kuruluş amacı yaşadıkları mağduriyetten dolayı Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan insanlara yardım etmek ve yaşanan hukuksuzlukları Avrupa’ya kamuoyuna duyurmak olan LA VİE Derneği yetkilileri bu tarz vicdani eylemlere devam edeceklerini söylediler.
Dernek Twitter hesabı @assovieparis üzerinden etkinlikler takip edilebilir.

OHAL raporu: KHK’lılar cadı avına maruz kaldı, sivil ölüme mahkûm edildi

HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, Mecliste düzenlediği basın toplantısında “OHAL’in toplumsal maliyetleri” konulu raporu değerlendirdi.
Farklı mesleklerden 135 bin kişi kamudan ihraç edildi. 1.070 şirkete el konuldu. Mağdurlar ve yakınları ekonomik sıkıntı, itibarsızlaştırılma, sosyal dışlanma ve psikolojik rahatsızlıklara mahkum edildi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, TBMM’de basın toplantısı düzenledi.
 Gergerlioğlu toplantıda Mağdurlar İçin Adalet Topluluğu’nun OHAL’in ikinci yılında toplumsal maliyetleri ölçmeye yönelik 993 sayfalık araştırma raporunu açıkladı.
ORTAÇAĞ’DA DA CADININ ÇOCUĞU CADIDIR DENİYORDU
Gergerlioğlu, OHAL döneminde 135 binin üzerinde kişinin ihraç edildiğini, pek çok insanın iş yerleri kapatıldığı için işsiz kaldığını kaydetti.
Gergerlioğlu, “Bugün Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yapılan tam bir cadı avıdır, sivil ölüme mahkum etmektir. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin KHK’lı diye Ege Denizi’nde vefat edenler için cenaze aracı vermemesi Ortaçağ’daki anlayışın günümüzde de devam ettiğini gösteriyor. O zaman cadının çocuğu da cadıdır deyip ateşe atılıyordu. Bugün de KHK’lının çocuğu da KHK’lı muamelesi görüyor.” dedi.
EN BÜYÜK PROBLEM EKONOMİK SIKINTI
Mağdur yakınlarının ekonomik sıkıntılara maruz kaldığını belirten Gergerlioğlu, “Mağdurların yüzde 95,3’ü ekonomik sıkıntı yaşıyor. Yüzde 86,6’sı itibarsızlık ve sosyal dışlanma ile karşı karşıya. Yüzde 84,6’sı ile psikolojik sıkıntılarla boğuşuyor.” ifadelerini kullandı.
MAĞDURLARIN YARISI PSİKOLOJİK DESTEK İHTİYACI DUYDU
OHAL raporundan satırbaşları:
Mağdur yakınları yaşadıkları mağduriyetler nedeni ile yüzde 53,6 oranında tıbbi/psikolojik destek alma ihtiyacı da hissetmişlerdir. İhtiyaç, sadece mağdurların ‘eşleri’ ile sınırlandırıldığında bu oran yüzde 65,3’ü bulmaktadır. Mağdur eşleri yüzde 67,7’si tıbbi/psikolojik desteğe de ulaşamıyor.
YOKSULLUK, GÖÇ VE DIŞLANMA İLE YÜZLEŞEN ÇOCUKLAR
Mağdur yakını olarak araştırmaya katılanların yüzde 49,7’si eşler, yüzde 21,5’i kardeşler, yüzde 9,3 çocuklar ve de yüzde 7,8’i ise anne-babalardır.
Anneleri ile birlikte nezarethane/hapishaneyle tanışan; hapsedilmiş ebeveynlerinden ayrılık sorunları yaşayan, biyolojik/koruyucu ailelerinin ellerinden alınma travmaları yaşatılan; yoksulluk, göç, dışlanma sorunları ile yüzleşen, çocuklar var.
OHAL MAĞDURLARININ İŞSİZLİK ORANI YÜZD 50
İşsiz bırakılan KHK/OHAL mağdurları arasında, mevcut (şimdiki) işsizlik oranı yüzde 50’dir.
Bir işte çalışanların çoğunluğu sigortasız ve/veya düşük kazançlı işlerde çalışmaktadır. KHK/OHAL Mağduru katılımcılar OHAL mağduriyetleri öncesine göre ortalama aylık (3500 TL) gelirlerinin yüzde 77’sini kaybetmişlerdir (800 TL).
Mağdur yakınları da çeşitli sebeplerle yüzde 50 gelir kaybına uğramışlardır.
AİLE VE KOMŞULUK İLİŞKİLERİ ZARAR GÖRDÜ
OHAL/KHK süreçleri mağdurların, aile-içi ve yakın akrabalık ilişkilerine önemli ölçüde zararlar vermeleri yanında; komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerine de çok büyük zararlar vermiştir. Ayrıca mağdur aileler arasındaki bölünme, gerilim ve boşanmaları da artırmıştır.
İNTİHAR VAKALARI YAŞANDI
OHAL/KHK mağduriyetlerinin getirdiği sağlık sorunları, travmalar veya bunalımlar neticesi ortaya çıkan intihar vakaları oldu. KHK/OHAL mağdurlarının yüzde 95,8’i kentsel alanlarda yaşamaktadır ve yüzde 50’si, 15 Temmuz 2016 sonrasında bulundukları evlerden, mahallelerden ve şehirlerden göç etmek zorunda kalmışlardır.
SİSTEMATİK İŞKENCEYE MARUZ KALDILAR
OHAL’de tutuklanan mağdurların büyük bir kısmı nezarethanelerde, hapishanelerde, ‘sistematik işkenceye varan’ hak ihlallerine uğramış ve kötü muameleler görmüştür.
OHAL’de gözaltına alınan mağdurların yüzde 79’u ‘iki’ veya daha fazla gün (en fazla 30 güne kadar) gözaltında tutulmuşlardır.
İŞTE MAĞDURLARIN ANLATTIKLARI
Raporda mağdurların anlattıklarına da yer verildi.
Mağdurlar anlatıyor: Hamile bir gelin gelmişti ve sürekli kusuyordu doktora günlerce götürmediler. Eşimin arkadaşı gözaltında iken düşük yaptı. Psikolojik baskı ve tehdit sebebiyle. Yeni hamile bir bayan düşük yaptı. Bırakın hastaneye götürmeyi, revire bile çıkarmadılar.
10 KİŞİLİK KOĞUŞTA 45 KİŞİ KALIYORDU
Mağdurlar anlatıyor: Dilekçeler görmezden geliniyordu. 10-12 kişilik ortak yaşam alanına sahip tek tuvalet ve tek banyolu bir koğuşta ortalama 40-45 kişi kalıyordu. Bu 17 ay için geçerli. Zira sayımız 62’yi de gördü, belki 5-6 ay 50 kişi de kaldık.
Mağdurlar anlatıyor: Kendi imkânlarımızla yaptığımız hobi aletleri dahi elimizden alınıyordu (Sabunluktan satranç takımı, sandalyeden basket potası). Havalandırmaları kafalarına göre kapatıyorlardı.
NAMAZ İÇİN SECCADE VERMEDİLER
Mağdurlar anlatıyor: Namaz için ilk aylar seccadeleri vermediler. Namaz kıldığımız yerleri botları ile kirletiyorlardı. Battaniye üzerinde kılındığı için kavgaya varan tartışmalar oldu. Kışın battaniyelerin bir kısmını aldılar. Yatarken kat kat elbise ile ısınmaya çalışıldı. Zile, ölüm dışında basmanın yasak olduğunu, çok ciddi bir şey olmadan çağrı ziline basarsak işlem yapılacağının söylenmesi. Aramalarda bazı memurların itip kakması, sürekli ezen bir üslupla konuşma. Her zaman acele etmemiz, istenilen kadar çabuk hareket etmezsek aşağılanma.
“BAZEN ÖLMEK İSTİYORUM”
Mağdurlar anlatıyor: Dünyanın berbat bir yer olduğunu düşünüyorum. İnsanların korkunç acımasız çıkarları söz konusu olunca acımasız bencil olduklarını düşünüyorum. Böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum. Bazen ölmek istiyorum.
MİT VE POLİS İFADELERİ KARARA GEREKÇE YAPILDI
Mağdurlar anlatıyor: Yargılama laf olsun diye yapıldı. İtirafçıların mahkemedeki beyanları gerekçeli karara geçirilmemiş. Polisteki yanlış ve yanlı beyanları geçmiş. Kesin söylüyorum hâkim ve savcı değil Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve polis ifadeleri karara gerekçe yapılmış. Hâkim, mahkûm etmeye mahkûm.
Mağdurlar anlatıyor: Gizli tanık beyanlarına dayalı soyut ifadeli suçlamalarla yargılanıyoruz ne yazık ki. OHAL Komisyonu da bu iddianamedeki soyut iddiaları, kes kopyala yapıp başvurumu reddetti.
Mağdurlar anlatıyor: Tamamen yasal olan devletin izin verdiği banka ve sendikadan dolayı terör örgütü üyeliği ile suçlanmaktayım.
TAHLİYE TALEP EDEN SAVCI GÖREVDEN ALINDI
Mağdular anlatıyor: Başkan ve savcı değişti. Eski savcı tahliye talep ettiği için görevden alındığı söyleniyor.
Mağdurlar anlatıyor: Tamamen gündeme göre karar verildiğini düşünüyorum. Seçim vs. gibi olaylar olduğu veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) veya Avrupa’dan yetkililer geldiği zaman gazetelerde TV’lerde güzelleme haberler yaptırılıyor. Geri kalan zamanlarda da oyalama şeklinde vakit öldürüyor.
shaber

Gözaltında mide kanaması geçirdi, durumu ağır

Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmada önceki gün gözaltına alınan Veysi Demir mide kanaması geçirdi. Mardin Devlet Hastanesi’ne kaldırılan 41 yaşındaki Demir’in (41) durumu ağırlaştı. Bugün (13 Şubat 2019 Çarşamba) Harran Tıp Fakültesi’ne sevk edilen Demir ile ailesine 2,5 yıldır yaşatılanlar insanlık tarihi açısından utanç verici.
Boldmedya’dan Sevinç Özarslan’ın özel haberine göre  Filiz-Veysi Demir’in hayatı 9 Ağustos 2016’da birdenbire alt üst oldu. Samsun İmam Hatip Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yapan Filiz Demir, o gün evlerine polis geldiğinde üçüncü çocuğuna hamileydi. Doğuma 15 gün kalmıştı.
Sosyoloji öğretmeni Veysi Demir ise dershanelerde öğretmenlik yaptığı için darbe teşebbüsüne sahne olan 15 Temmuz 2016’dan çok önce işsiz kalmıştı. Bir perdecide satış elemanı olarak çalışıyordu.
9 AYLIK HAMİLE KADINI GÖZALTINA ALDILAR
 
Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nden (TEM) gelen polisler, 9 aylık hamile kadını gözaltına aldı. Kadın polisler, Filiz Demir’i iki hastaneye götürdü fakat hiçbir doktor, yasada bulunmasına rağmen “karnı burnunda bir kadın gözaltına alınamaz” diye rapor vermedi.
Demir geceyi nezarethanede geçirmek zorunda kaldı. Fakat sabahı edemedi. Gece sancısı tutunca hastaneye kaldırıldı ve adli kontrolle serbest bırakıldı. Şimdi 2,5 yaşında olan Ömer bir hafta sonra 17 Ağustos 2016’da dünyaya geldi.
Demir ailesinin evine polis ikinci kez 17 Ekim 2016 sabahında geldi. Bu kez Veysi Demir hakkında şikâyet vardı. Fakat Veysi Demir o gün evde yoktu.
İki gün önce (11 Şubat 2019) gözaltına alınana kadar da bir daha evine gitmedi.
Filiz Demir eşinin arandığı dönemde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bir yıl boyunca evimize sabah-akşam polis geldi. Biz ne yaptık ki! Birdenbire içeri giriyorlardı. Çocuklar çok korkuyordu.
Bir gün asansörde okuldan dönen oğlum Necati (9) ile karşılaşmışlar. Çocuğu sıkıştırıp “Baban ile görüşüyor musunuz?” diye sorguya çekmişler. O yaştaki bir çocuğa bu yapılır mı? En son savcının talimatıyla kapımıza gazete astılar.”
 
SAVCI AYHAN DEMİR YEREL GAZETEYE İLAN VERMİŞ
 
Filiz Demir’in verdiği bilgiye göre şimdi Hatay’da görev yapan, o dönemin Aksaray Savcısı Ayhan Demir şikâyet üzerine yerel bir gazeteye ilan veriyor.
İlanın içeriğiyle ilgili Filiz Demir’in söyledikleri dehşet verici: “Gazetenin manşetinde 15 Temmuz’da şehit olmuş birinin fotoğrafı vardı. Şehidin ailesi ziyaret edilmiş ve röportaj yapılmıştı. Röportajın altına da eşim ve bir kişinin daha fotoğrafını kare çerçeveye alarak koymuşlardı. Altına doğum tarihini, anne ve babasının ismini ve ‘bu şahıs FETÖ/PYD örgütüne mensuptur, bu adreste ikamet etmektedir ve bütün varlığına el konulmuştur’ yazmışlardı. İlanı Samsun Kalkanca karakolundan Şeref adlı bir polis memuru kapımıza getirdi. ‘Bunu Aksaray savcılığı bize gönderdi. Bir ay kapınızda asılı kalacak, sökerseniz hakkınızda yasal işlem yapılacak’ dedi. Üç ay öyle kaldı, sonra gelip aldılar.”
“BİRLİKTE AŞURE YAPIYORDUK” DİYE İHBAR ETMİŞLER
 
Filiz Demir, Samsun 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davalarında geçen yıl mart ayında beraat etti.
Bir ay önce de Bölge İstinaf Mahkemesi’nden beraat kararı geldi. Fakat İstinaf’ın savcısı itiraz ettiği için dosyası tekrar Yargıtay’a gönderildi. Hakkındaki suçlamalar malum; Bank Asya’da hesabının bulunması, Aktif Eğitim Sendikası’na üye olması ve birkaç itirafçının “birlikte aşure yapıyorduk” diye ismini vermesi.
Necati (9), Betül (4) ve Ömer (2,5) adında üç çocuğu bulunan Filiz Demir, geçim sıkıntısı yaşadığı için 2018 yılı eylül ayında çocuklarıyla birlikte memleketine döndü.
Eşi Veysi Demir hastalandığı için iki gün önce yanlarına gelince gözaltına alındı. Yaşadığı yoğun stres, tehdit ve baskı sonucu gözaltına alındıktan 3-4 saat sonra mide kanaması başlayan Veysi Demir, önce Mardin Devlet Hastanesi’ne, bugün de Harran Tıp Fakültesi’ne sevk edildi.
Durumu ciddiyetini koruyor. Eğer kanama durmazsa ameliyata alınacak. 2009’da askerdeyken dalak büyümesi teşhisi konulmuş ve 2010’da çürük raporu verilerek terhis edilmiş.
POLİS: AL BU KADINI, KÜLODUNA KADAR ARA !
 
Polisler sadece Veysi Demir’i değil, “Al bu kadını, içeriye götür. Kiloduna kadar ara.” emriyle eşini de aradı.
Filiz Demir, “Eşim geldiğinde ayakta duramıyordu, çok halsiz hissediyorum diyordu. Beti benzi atmış, sanki vücudunda kan kalmamış gibiydi. Bir şey yeyip içemedi. Ankara’ya doktora gidelim diye konuştuk. Dün öğlen kapı çaldı. Kapıyı açmam ile birlikte beni itmeleri bir oldu. 10 kişi birden içeri girdi. ‘Nerede o?’ diye bağırdılar. Eşim ‘hastayım bana dokunmayın’ dedi. Başındaki amir ‘ölüyorsun, hâlâ saklanıyorsun’ diyerek bağırdı.
Hakaret ve küfür ettiler. Avukatımızı aramamızı istemediler. Üstünü giymesine izin vermediler. ‘Konuş bak konuşmazsan biz seni konuşturmayı biliriz, çakal’ diye tehdit ettiler. Evin her yerini dağıttılar.
En küçük oğlum dünden beri ‘polis polis’ deyip ağlıyor. Kelepçe takacaklardı, itiraz edince öyle götürdüler. Akşam yanına gitmek için hazırlandığımda, saat 20:00 civarında aradılar.
Mide kanaması geçiriyormuş. Yoğun bakıma kaldırmışlar. Doktor ile görüştüm, durumunun ciddi olduğunu, hayati tehlikesinin devam ettiğini söyledi. Eşimin hastane fobisi var. Rahatlar diye düşündüm. Mardin Devlet Hastanesi’ne gittim, görüştürmediler. Endoskopi yapıldığını söylediler. Bugün de Harran’a sevk edildi.” dedi.
“BABAM KAPIMIZIN ÖNÜNDE ÖLDÜRÜLDÜ”
 
Filiz Demir’in babası Musa Sarıdağ 22 Eylül 2015’te Mardin Kızıltepe’de evinin kapısında öldürülmüş: “Babam devletçi biriydi. Lafını esirgemezdi kimseden. İki kişi kapıyı çalıyor ve babamı orada üç sessiz kurşunla öldürüyor. Kim yaptı bilmiyoruz, teröre kurban gitti babam.”

Türkiye’deki işkencecilere duyurulur!

Ülkelerinde muhaliflere işkence yaptıkları şüphesiyle “insanlığa karşı suç” işlemekten Suriyeli iki istihbaratçı Almanya’da, biri de Fransa’da tutuklandı.
İki kişinin de 2012 yılında Suriye’den ayrıldıkları ve Almanya’ya sığınma başvurusunda bulundukları açıklandı.

Adları “Anwar R.” ve “Eyad A.” olarak açıklanan kişilerin, Suriye’nin en önemli sivil istihbarat servisi olan İstihbarat Genel Müdürlüğü’ne bağlı bir hapishanede çalıştığı belirtildi.

Hapishanenin üst düzey bir yetkilisi olduğu iddia edilen 56 yaşındaki ilk şüpheli, “insanlığa karşı suç işlemekle” itham ediliyor.

Savcılıktan yapılan açıklamaya göre hapishanede Nisan 2011 – Eylül 2012 döneminde en az 2 bin kişiye işkence yapıldı.

BİR KİŞİ DE FRANSA’DA TUTUKLANDI

Ortak soruşturma kapsamında, aynı hapishanede görevli üçüncü bir kişinin de Salı günü Fransa’da tutuklandığı açıklandı.

Alman yetkililer; “soykırım yapmak”, “insanlığa karşı suç işlemek” ve “savaş suçları işlemek” ile itham edilen çok sayıda eski Suriye yetkilisi hakkındaki iddiaların soruşturulduğunu söylüyor.


İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde işkenceyle öldürülen öğretmen Gökhan Açıkkolu

BİR KİŞİ HAKKINDA DA YAKALAMA KARARI

Alman savcılar geçen yıl Suriye Hava Kuvvetleri İstihbarat Dairesi Direktörü Jamil Hassan hakkında uluslararası tutuklama emri çıkarmıştı.

Jamil Hassan, 2011-2013 döneminde yüzlerce kişiye işkence yapılmasının ve tecavüz edilmesinin sorumlusu olmakla suçlanıyor.

SURİYE İŞKENCE İDDİALARINI REDDEDİYOR

Suriye hükümeti ise ülkede siyasi mahkumlara işkence yapıldığına dair tüm iddiaları reddediyor, cezaevinde hiç kimsenin öldürülmediğini vurguluyor.

Birleşmiş Milletler’in insan hakları uzmanları ise Mart ayında yayımladıkları raporda, Suriye’de hükümet ve milis güçlerinin “keyfi ve yasadışı biçimde on binlerce kişiyi alıkoyduklarını ve özel merkezlerde tuttuklarını” bildirmişti.

Kendi Ülkemizde Suriyeliler Gibi Bile Yaşayamıyoruz

Eşim, 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra ihraç edildi. Hiçbir somut açıklama yapılmadan; internette yayımlanan ihraç listesinde eşimin ismini gördük ve çok yıkıldık.

Bizler vatan, millet, bayrak devletin bütünlüğü adına hiçbir kimlik ayırımı yapmadan sevgi ve hoşgörü insanı olmaya çalıştık. Elimizde bunlardan başka hiçbir sermayemiz olmadı. Silahın “S” sini bile ağzımıza almaktan korkan insanlarız. Ama silahlı terör örgütü olmak iftirasıyla eşim görevden alındı.

Müftülükten gelen bir telefonla 15 gün içerisinde lojmanı boşaltmamızı söylediler; bir kere daha yıkıldık. Nereye giderdik? Kiraya çıksan maaş yok, kıyıda paramız yok. Allah razı olsun. İhraç olan bir arkadaşı bizim küçük bir bahçe evimiz var, biz eşimle konuştuk oraya geçebilirsiniz; zaman kendi ülkemizde kendi kardeşlerimize Ensar-muhacir olma zamanı dediler. O anı ve arkadaşlarımızın bu teklifini asla unutmayacağız.

Eşimin daha önce rahmetli anne babasının oturduğu tapusu bile olmayan çok eski ve Suriyelilerin oturduğu bir ev vardı. Kendi ülkemizde Suriyeliler gibi bile hakları olmayan beş nüfuslu bir Türkiyeliydik artık. Suriyelileri evden çıkartıp biz taşındık. Eşyalarım oraya sığmadı. Bazı eşyaları başkalarının evlerine koyduk.

Oğlum üniversite hayatını dışarıdan devam etme kararı alarak garsonluk yapmaya başladı.Kızım lise son sınıfta. O da okulu bırakıp çalışmak istedi. Ama buna izin vermedik. Küçük oğlumda bu sene okula başladı. Çaresiz bana da iş düştü. Ben de tülbent, çorap satmaya başladım. Oğlumu okula bırakınca torbalarımı elime alıp komşu, akraba, eş dost gezip satış yapmaya çalışıyorum.

Bu şekilde yaşamaya çalışıyoruz.

Sanki Virüslü Gibi Davranıyor İnsanlar

Eşim MEB ten ihraç oldu. 22 yıllık öğretmen 4 çocuğumuz var. Biri tıpta okuyor, büyük oğlum üniversiteyi kazandığı halde gidemedi dondurdu bir işte çalışıyor, iki kızım ilkokulda.
İhraç olayı gerçekleşince toplumdan dışlanıyorsunuz sanki virüslü gibi davranıyor insanlar. Babam dahi kızım bir ihtiyacın var mı demedi.

Eşimin psikolojisi bozulmasın diye moralini yüksek tutmaya çalışıyorum. Ama yıpranan ben oluyorum iki küçüğü okula götürüyorum, tekrar geri alıyorum. İş bul baskısı hiç yapmıyorum evden dışarı çıkmıyor mantı yapıp geçimimizi sağlamaya çalışıyorum.
Korkuyorum çocuklarımın da psikolojisi bozulacak diye…

Suçlamalar Onurumu Çok İncitti

Anadolu üniversitesi işletme mezunuyum. Askerlikten evvel bir reklam ajansında çalışıyordum. Askerlik sonrasında bir Holding bünyesinde çalışmaya başladım. Bu yaşıma kadar – askerlik de dahil olmak üzere- hiçbir suça bulaşmamış ve sabıka kaydı olmayan bir insanken haksız yere suçlanmam onurumu çok incitti.
2015 yılında çalıştığım kurumda müdür yardımcılığı görevine yükselmiştim. 2016 Temmuz itibariyle holdinge atanan kayyum tarafından yönetici vekili ilan edildim. 2016 Ağustos ayında yakın bir akrabamı evimde misafir etmiştim fakat kendisini bir ihbardan dolayı eve almaya gelen polisler beni de gözaltına almak suretiyle hiçbir ilgim olmadığı halde suçsuz bir kişiye evimi açtığım için beni de sorgulamak istediler.

Bu süreçten sonra mağduriyetlerim başlamış oldu. Telefonuma el konuldu. Delil olmadığı için gözaltı sureci sonunda (7 gün) yurtdışı yasağı ile serbest bırakıldım. Yargılamam tutuksuz olarak devam ediyor.
Suçsuz yere 7 gün boyunca hürriyetimden yoksun bırakıldığım yetmezmiş gibi 3600 $ yatırarak kayıt olduğum ve gitmeye hak kazandığım hac farizamı yurtdışı yasağı nedeniyle gerçekleştiremedim. Yatırdığım ücreti de alamayarak maddi bir kayıp yaşamış oldum. Gözaltı surecimin sonunda tazminatsız bir şekilde işten atılarak işsiz kaldım ve 8000 $ değerindeki tazminatımı alamadığım için evimin geçimini sağlamam çok güçleşti.

İşsiz kalınca başvuruda bulunduğum ve almaya hak kazandığım işsizlik maaşı da yine gözaltım bahane edilerek tarafıma verilmedi ve işsizlik maaşı başvurum reddedilerek yasal olarak verilmesi gereken bir hakkıma daha el konulmuş oldu.
Sürecin manevi yaraları dışında maddi yaraları ile de mücadele etmeye çalıştığım bu dönemde, eşimden ayrı olarak büyütmeye çalıştığım 3 evladıma da adeta tek başıma bakamaz hale geldim, şu anda yavrularıma babaanneleri bakıyor. 3 çocuğum yaşanan mağduriyetlerden çok etkilendi ve onların psikolojileri bozulmaması için elimden gelen her şeyi yapmak durumunda kaldım.

Fakat takdir edersiniz ki hem masum bir vatandaş hem de evlatlarını çok seven bir baba olarak yaşadıklarımın ruhumda bıraktığı silinmez izler ve mağdur edilmelerimin insan olarak hürriyetimin gasp edilmesi, işsiz ve tazminatsız bırakılmam, hak ettiğim işsizlik maaşımı alamam, yaşadığım maddi kayıplar ve en nihayetinde evimin geçimini sağlayamayacak hale getirilmem bir hukuk suçudur, insani haklarımın ihlalidir, hakkımı adalet çerçevesinde her platformda aramak hususunda kararlı olduğumu belirtmek istiyorum. Adaletin tecelli edeceği günleri beklemekteyim.

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS