2.9 C
Istanbul, TR
Çarşamba, Şubat 20, 2019
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

4031 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Lütfen Sesimize Ses Olun

Ben hayallerimde insanlık adına yapılabilecek iyilikleri hep düşünüyordum ve ne yapabilirim diye kendime soruyordum.
İnsanlık adına faydalı olmayı karanlığa küfretme değil karanlığa bir mum olmayı tercih ettim ve insanlığa faydalı olmak için çaba sarf ettim.
Bir karıncayı bile incitmeyen, üzerinde bir tırnak çakısı bile taşımayan eşim de 15 Temmuz gecesi senaryo edilmiş darbe girişiminden etkilendi. Hiçbir delile hiçbir araştırmaya gerek duymadan bu masum insanları karalamaya başladılar. Bizde ailecek bayram için gittiğimiz memleketten çalıştığımız yere yola çıktık. İkamet ettiğimiz yere varınca ne görelim kanunsuzca sorgusuz sualsiz baskılar yapılıyor çoluk çocuk, ihtiyar, genç, sağlıklı, hasta demeden içeri atıyorlardı. Suçları neydi bunların bulunduğumuz yerin en saygın en çok sevilen insanlarıydılar.
Olsun dedik başa gelen çekilir dedim. Ailecek evimizden çıkıp oradan oraya oradan oraya yolculuk ediyorduk. Başımızı sokacak bir yer arıyorduk. Ben 3 çocuğumla beraber daha neyin ne olduğunu anlama yaşında olmayan bu masum çocuklarımla neler çektiğimi bir ALLAH bilir bir de ben.
Kendi evimiz bize uzak oldu ama 3 çocukla nereye sığabilirdik ki. Rüzgâr çok sert esiyor cılız dalları da kırıyordu. En yakın akrabalar bile bizi misafir etmekten korkuyorlardı.
Ben kendimi düşünmüyordum her anne gibi çocuklarımı düşünüyordum. 3 çocuğumu alıp Erzurum’a memlekete gittim.
Yolculuk boyunca hep ağladım ömrümde böyle bir yolculuk yapmadım. Memlekette o yakın gibi gözüken insanların soğuk bakışlarında yaşamak bana zor geldi. Evimizi polislerin basıp eşyalarımız her tarafı alt üst ettiklerini duydum…
Lütfen sesimize ses olun…

Rahatsızlığımın Artmasına Rağmen Hastaneye Gidemiyorum

Ben, evli ve 4 çocuk babasıyım. 17 yıl önce tek böbreğimi kaybettim (damar tıkanıklığı sebebiyle) son bir yıl öncesine kadar da diğer böbreğimin de yüzde ellisi çalışıyordu. Hipertansiyon ve kronik böbrek yetmezliği olan bir hastayım. Çocuklarım; bir tanesi Gazi Üniversitesi matematik bölümü 4.sınıfta diğeri İstanbul üniversitesi Fizik bölümü 1 sınıfta ve diğer iki tanesi de 3. ve 7. Sınıfta okuyor. Ben kendim de üniversite mezunu ve eğitime önem veren birisiyim.

Ben şimdiye kadar gerek ailemi geçindirebilmek için gerekse çocuklarımın eğitimini en iyi bir şekilde alabilmelerine çalışan bir vatandaşım.

En son çalıştığım yer ise İzmir’in küçük bir ilçesinde özel bir üniversite yurdunda müdürlük yapıyordum. İlçe esnafından 2 kişinin ortaklaşa açtıkları bu yurtta hem üniversite öğrencilerinin barınması hem de uyuşturucu vb. tuzaklara öğrencilerin düşmemesi ve korunması gayesiyle açılan 25 kişilik bu yurtta 5 yıldır görev yapıyordum. Yurdumuz Milli Eğitime Müdürlüğüne bağlı bir kurum olup sürekli belli aralıklarla hem Milli Eğitim hem de Emniyet tarafından kontrol edilen bir Yüksek Öğrenim

Öğrenci Yurdudur.

15 Temmuz da ailece memleketimiz Yozgat’tan İzmir’e bayram tatili dönüşü yolda iken, akşamüzeri İstanbul da okuyan kızım telefonla arayarak burada olaylar var, haberiniz var mı diye sorunca “arabayla yoldayız hiç bir şeyden haberimiz yok varınca TV bakar öğreniriz” dedik.

İzmir’e gelince TV açıp haberlere bakınca darbe olayını duyduk. Zaman biraz ilerleyip gece ezan sesiyle birlikte halkı meydana çağırılınca daha da şaşırdık neler oluyor diye. Daha sonra da toplanan halkı birileri galeyana getirterek tehditler ve yuhalamalar başladı. İnternetten de yurtların okulların ateşe verildiğini, ağıza alınmayacak hakaret ve küfürler duyunca ister istemez bizde etkilendik ve süreç sakinleşinceye kadar tekrar memleketimiz Yozgat’a dönmeye karar verdik.

Memlekete geldikten bir hafta sonra aldığımız bilgiye göre yurt kapatılmış ve polis yurt personeline arama ve tutuklama kararı çıkartmış. Hatta bizim evde olmadığımızı bildikleri halde polis kapıyı açıp evde arama yapmış. Daha sonra da kapının kilidini değiştirip eve gelirseniz emniyete uğrayın diye not bırakmışlar.

Biz şimdiye kadar bırakın bir insana zarar vermeyi bir hayvana herhangi bir canlıya zararımız olmamıştır ve olmayacaktır da. Şimdiye kadar bulunduğumuz yerlerde hep güvenin, sevginin ve hoşgörünün temsilcileri olduk ve hayatımız boyunca da olacağız. Biz kendimize “yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevme ve saygı duymayı” ilke edinmiş insanlarız.

Bir eğitimci olarak darbeye ve demokrasi dışı bütün söylem ve fiillere hep karşı oldum ve hayatım boyunca da olacağım. Bizim darbeyle yakından ve uzaktan zerre kadar ilgimiz olmamasına rağmen sanki darbeyle veya yapanlarla ilgimiz varmış gibi bir terörist gibi algılanıp aranmamız cidden bizi hem çok üzmüştür hem de hayal kırıklığına uğratmıştır. Öncelikle altını çizerek şunu belirteyim ki; darbeyi her kim yapmışsa ve bu menfur olayı önceden bilip engelleme güç ve imkanına sahip olup da engellememişse hepsini de lanetliyor ve Allah’tan kısa zamanda ıslahları mümkünse ıslah etmesini değilse de kahretmesini diliyorum.

Memlekette iken misafir olduğumuz kayınvalidenin evine ben ve eşim yokken jandarma baskın yapıyor evin etrafı çevriliyor ve çocukları ve kayınvalideyi ayrı ayrı odalarda sorguya alıyor. Hapisle cezayla tehdit ediyorlar. Hayatımızda ben de eşim de ve çocuklarda ilk defa bir jandarma/polisle karşı karşıya geliyoruz. Ben iş aramaya başka şehre gidince sonradan öğreniyorum yaşananları.

Halâ çocuklarımın psikolojisini düzeltemedik. Birde bu halde okula başladılar. Allah aşkına bizden kim ne kötülük görmüş, kime ne zararımız olmuş faydadan başka. Çalıştığımız yerdeki Millî Eğitime, Emniyete, Belediyeye, kaymakamlığı, siyasi parti ilçe başkanlarına, komşularımıza, öğrencilerimize hatta bizi tanıyan ilçe kime sorarsanız sorun bir tane olumsuz bir vukuatımızı duyacak mısınız? Neye göre hangi belge ve delile göre tutuklama çıkartıyorsunuz, bir insanın veya toplumun hukuka adliyeye karşı adalet duygusu sarsılırsa o zaman nasıl bir arada yaşama duygusu oluşacak. Maalesef insanımızın hukuka, adalete ve emniyet güçlerine karşı güveni sarsılmıştır.

Bir de olağanüstü hal ilân edilince, suçlu suçsuz demeden gerek gözaltına alınan gerekse tutuklananların içerideki baskı ve zulümleri neticesinde yaşadıkları olumsuzlukları duyunca ve görünce ister istemez sağlık durumumu dikkate alarak polise gidemedim. Memlekette iken gördüğüm ve duyduğum bazı hadiseler Şöyle ki; Bir esnafı gözaltına alıp sorguda öyle zulüm ve baskı yapıyorlar ki en sonunda deliriyor. İnançlı bir öğretmene intihar süsü verilerek ölümüne sebep oluyorlar artık diğer olumsuzlukları hakaretleri, küfürleri, darpları vb. olumsuzlukları yazmaya gerek yok zannederim.

Ayrıca avukat kabul edilmediği veya avukatların bu olaya katılmak istemediklerini de duyunca ister istemez süreç normalleşinceye kadar beklemeyi düşünüyorum. Başka bir ilçedeki aynı meslektaş arkadaşı hiçbir olumsuz vukuatı olmamasına rağmen tutukluyorlar uzun süre kimseyle görüştürmüyorlar. Ailesi kanserle mücadele ederken başlarına bir de bu olay geliyor. Arkadaş da ailesi de bütün sağlığını kaybetmiş durumda. Arkadaşı sanki terör suçlusu gibi lanse edilince etraftan ve yakınlarından kimse yardımına gelemiyor, bize de zarar verirler diye.

Bütün bu ve benzeri olumsuzluklar duyunca bir de içeri alınanların uzun süre mahkemeye çıkartılmayıp gözaltında bekletmelerini öğrenince hem sağlığımı (mevcut rahatsızlığımdan dolayı) hem de suçsuzluğumuzu ve herhangi bir ilgimizin olmadığını ispatlayıncaya kadar geçecek sürede dört tane okuyan çocuğuma ve aileme kim bakacak evimin kirasını, borçlarımı, taksitlerimi, faturalarımı kim ödeyecek. Benim çalışmaktan başka bir gelirim yok. Eşim de ev hanımı. Rahatsızlığımın artmasına rağmen hastaneye gidemiyorum. İki tane üniversiteye iki de ilkokula giden çocuklarıma harçlıklarını koyamayan başınızın çaresine bakın diyen bir baba nasıl olur! Çocuklarım başka şehirde ben başka şehirde. Bu olay ve oluşturulan olumsuz algılardan dolayı ailem parçalanmış durumda.

Evet, insanlığı ölmemiş, henüz vicdanı sönmemiş bütün insanlığa sesleniyorum; Allah aşkına bütün bu hukuksuzluğa adaletsizliğe, zulme her gün demokrasiden biraz daha uzaklaşarak diktatör rejime doğru giderken insanların ya korku ya da menfaatlerinden dolayı sükut etmeleri çok hayra alamet değil. Hak hukuk hiçe sayılıyor ayaklar altına alınıyor. Daha bizim gibi mazlum ve mağdur, özgürlüğü elinden alınan ve alınacak olan on binlerce belki çok daha fazla insan var. Lütfen etkisi olabilecek herkes hukuk adına adalet adına demokrasi adına sessiz kalmasın. SAYGILARIMLA.

Haciz İşlemleri Başlatıldı

15 Temmuzdan önce özel bir eğitim şirketinde muhasebeci olarak çalışıyordum. Bir çocuğum şu anda ilkokul 1. sınıfta okuyor.
Gözaltına alınıp denetimli serbest olarak tutuksuz yargılanıyorum. İşsiz kaldıktan sonra birçok firmaya iş başvurusu yaptım, fakat önceki çalıştığım işyerinden dolayı hep olumsuz cevap aldım. Şu anda işsizim ve kaldığım ev de kira.

Ayrıca banka hesaplarıma şirketin borçlarından dolayı bloke konuldu. Hesabımdaki paralara el koyacaklarını tebliğ ettiler. Bunun yanında kredi kartlarım kapatıldı. Aracıma haciz konuldu, vergi dairesi şu anda e-haciz başlatmış durumdadır. Hem işimden olmak hem işe girememek ve bunların üstüne haciz işlemleri hangi demokratik ülkelerde var.
Bunalmış durumdayız. Lütfen bu duruma müdahale edip bir an önce bu mağduriyet giderilmesine yardımcı olun.

Saygılarımla

Mardinde İki Anne Daha Tutuklandı

Türkiye’de Hizmet Hareketine yönelik cadı avı kapsamında başlatılan nefret operasyonları ile ayyukaya çıkan zulüm ve işkencelerde birçok ilk yaşandı. Özellikle kadınlar ve çocukların maruz kaldığı uygulamalar hukuksuzluğun yanısıra kitlesel soykırım noktasına ulaştı.

Hukuksuz ve keyfi bir şekilde emzikli bebeği kucağından alınan ve tutuklanan kadınlar. Cezaevi ziyaretine gittiği esnada keyfi bir şekilde tutuklanan kadınlar…Bakıma muhtaç çocuklarını geride bırakmak zorunda kalan kadınlar. Doğum yaptıktan sonra doğumhaneden cezaevine götürülen kadınlar. Kadınların maruz kaldığı bu mağduriyetler zincirine her gün bir yenisi ekleniyor…

Mardin’de devam eden operasyonlar neticesinde gözaltına alınan kadınlar emniyetteki işlemleri ardından adliyeye sevk edildi. Mardin 4. Ağır Ceza Mahkemesince sorguları tamamlanan kadınlardan iki annenin daha tutuklanarak cezaevine konuldukları belirtildi. Tutuklanan annelerden birisi 10 aylık 3 çocuk annesi Hatice Arısoy olduğu öğrenildi. Böylelikle mağduriyetler zincirine bir halka daha eklenmiş oldu.

Anne ve babalarından koparılan küçük yaştaki çocukların yaşadıkları korku neticesi oluşan psikolojik etki ve travmalar hiçbir şekilde hesaba katılmıyor ve iddianamesi dahi yazılmadan anneleri bebeklerinden ayrı cezaevinde gelecek olan hukukun tecellisini bekliyor.

Cezaevleri her gün yeni anneler, bebeklerle doluyor, çocuklar kimsesiz kalıyor

Ülkeye yeni cezaevleri değil, adalet, hukuk, demokrasi lazım.

https://t.co/KSKhISoi9r

Bandırma 2 Nolu Cezaevindeki Mahkumlara Gardiyan İşkencesi

Mesnetsiz iddialarla yapılan tutuklamalar neticesinde cezaevlerinin tıka basa doldurulması beraberinde birtakım olumsuzluklarıda getiriyor.

Balıkesir Bandırma 2 Nolu Cezaevindeki fiziki yetersizlik nedeniyle mahkumların yaşadığı mağduriyetleri daha önce siz okurlarımızla paylaşmıştık. Cezaevindeki fiziki yetersizliklere cezaevi yönetiminin tutuklu ve yakınlarına yönelik hukuk dışı uygulamaları ve keyfi tutumları da eklenince yaşanılan mağduriyetlerin hangi boyutlara ulaştığı ortaya çıktı.

Edinilen bilgilere göre Bandırma 2 Nolu Cezaevinde tutuklu bulunan mahkumların ailelerinin gözü önünde gardiyanlar tarafından mahkumlara fiziki ve psikolojik işkence yapıldığı öğrenildi. Cezaevinde tutuklu yakınlarını ziyarete giden aileler, ziyaret esnasında gardiyanların mahkumları aşağıladıklarını ve darp ettiklerini belirtiyor.

Ayrıca gardiyanların hasta mahkumlara “hayvan bunlar” dedikleri ve revire çıkartmadıkları ifade ediliyor.

Tutuklu yakınları mahkumlara yönelik işkenceye kadar varan bu tutumlardan bir an önce vazgeçilmesi için Adalet Bakanlığı’nın harekete geçmesini ve sorumlular hakkında hem adli hem de idari yönden soruşturma açılmasını istiyor.

https://t.co/JZnKlPgfNR

“Cezaevlerindeki Hak İhlalleri Raporu” Ocak-2019

Türkiye’de cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlülerininsan hakları ihlalleri her dönem kamuoyunun gündemini meşgul etmiştir. Ancak özellikle 15 Temmuz “sözde darbe” girişimi sonrası OHAL ilanı ve devam eden süreçteyaşananbu hak ihlalleri,hiçbir dönemle kıyaslanamayacak derece vahim hale gelmiştir.

Yaşanan bu hak ihlallerinin başında sağlık hakkı ihlali gelmektedir.Cezaevlerine konulan tutuklu ve hükümlüler sağlık hizmetlerinden zamanında ve yeterince yararlanamadıkları gibi, hasta mahpusların tahliyesi ne yazık ki çoğu kez ölümle veya ölümden az önceki devrede olmaktadır.Cezaevlerinde yaşanan diğer hak ihlalleri arasında, keyfi disiplin cezaları, iletişim hakkı ihlalleri, açık ve kapalı görüş hakkı ihlali, darp, tehdit, işkence, kötü muamele, çıplak arama, ters kelepçe uygulaması, tekmil dayatmasıgibi insanlık dışı muameleler görülmektedir.Ayrıca cezaevlerindeki fiziksel eksikliklerin mahpusların yaşam şartlarını daha da zorlaştırmaktadır. Özellikle cezaevlerinin kapasitesininüzerinde kalabalık olması ve aşırı yoğunluk yaşanması, bunun yanı sıra koğuşlarda ısınma ve iklimlendirme sorununun hat safhada olması mevcut kötü şartları daha da vahim hale getirmektedir. Mahpusların su ve temizlik imkânlarının kısıtlanması, iaşe ve beslenme haklarının ihlali, kadın mahkûmların ve özellikle çocuklu kadın mahkûmların yaşadığı sorunlar her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.

“Cezaevlerindeki Hakİhlalleri” başlıklı bu rapor yaşanan bu insanlık dramına odaklanmaktadır.

www.magduriyetler.com

 

Raporu İndirmek İçin Tıklayınız..

Gözaltında mide kanaması geçirdi, durumu ağır

Durumu ağırlaşan 41 yaşındaki Veysi Demir bugün Mardin Devlet Hastanesi’nden Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne sevk edildi.

Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmada önceki gün gözaltına alınan Veysi Demir mide kanaması geçirdi. Mardin Devlet Hastanesi’ne kaldırılan 41 yaşındaki Demir’in (41) durumu ağırlaştı. Bugün (13 Şubat 2019 Çarşamba) Harran Tıp Fakültesi’ne sevk edilen Demir ile ailesine 2,5 yıldır yaşatılanlar insanlık tarihi açısından utanç verici.

Filiz-Veysi Demir’in hayatı 9 Ağustos 2016’da birdenbire alt üst oldu. Samsun İmam Hatip Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yapan Filiz Demir, o gün evlerine polis geldiğinde üçüncü çocuğuna hamileydi. Doğuma 15 gün kalmıştı.

Sosyoloji öğretmeni Veysi Demir ise dershanelerde öğretmenlik yaptığı için darbe teşebbüsüne sahne olan 15 Temmuz 2016’dan çok önce işsiz kalmıştı. Bir perdecide satış elemanı olarak çalışıyordu.

9 AYLIK HAMİLE KADINI GÖZALTINA ALDILAR

Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nden (TEM) gelen polisler, 9 aylık hamile kadını gözaltına aldı. Kadın polisler, Filiz Demir’i iki hastaneye götürdü fakat hiçbir doktor, yasada bulunmasına rağmen “karnı burnunda bir kadın gözaltına alınamaz” diye rapor vermedi.

Demir geceyi nezarethanede geçirmek zorunda kaldı. Fakat sabahı edemedi. Gece sancısı tutunca hastaneye kaldırıldı ve adli kontrolle serbest bırakıldı. Şimdi 2,5 yaşında olan Ömer bir hafta sonra 17 Ağustos 2016’da dünyaya geldi.

Demir ailesinin evine polis ikinci kez 17 Ekim 2016 sabahında geldi. Bu kez Veysi Demir hakkında şikâyet vardı. Fakat Veysi Demir o gün evde yoktu.

İki gün önce (11 Şubat 2019) gözaltına alınana kadar da bir daha evine gitmedi.


Hakkında terör ve şiddete bulaştığına dair tek delil olmadığı
halde terörist muamelesi gören yüz binlerce kişiden biri de Veysi Demir.

Filiz Demir eşinin arandığı dönemde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bir yıl boyunca evimize sabah-akşam polis geldi. Biz ne yaptık ki! Birdenbire içeri giriyorlardı. Çocuklar çok korkuyordu.

Bir gün asansörde okuldan dönen oğlum Necati (9) ile karşılaşmışlar. Çocuğu sıkıştırıp “Baban ile görüşüyor musunuz?” diye sorguya çekmişler. O yaştaki bir çocuğa bu yapılır mı? En son savcının talimatıyla kapımıza gazete astılar.”

SAVCI AYHAN DEMİR YEREL GAZETEYE İLAN VERMİŞ

Filiz Demir’in verdiği bilgiye göre şimdi Hatay’da görev yapan, o dönemin Aksaray Savcısı Ayhan Demir şikâyet üzerine yerel bir gazeteye ilan veriyor.

İlanın içeriğiyle ilgili Filiz Demir’in söyledikleri dehşet verici: “Gazetenin manşetinde 15 Temmuz’da şehit olmuş birinin fotoğrafı vardı. Şehidin ailesi ziyaret edilmiş ve röportaj yapılmıştı. Röportajın altına da eşim ve bir kişinin daha fotoğrafını kare çerçeveye alarak koymuşlardı. Altına doğum tarihini, anne ve babasının ismini ve ‘bu şahıs F…/PYD örgütüne mensuptur, bu adreste ikamet etmektedir ve bütün varlığına el konulmuştur’ yazmışlardı. İlanı Samsun Kalkanca karakolundan Şeref adlı bir polis memuru kapımıza getirdi. ‘Bunu Aksaray savcılığı bize gönderdi. Bir ay kapınızda asılı kalacak, sökerseniz hakkınızda yasal işlem yapılacak’ dedi. Üç ay öyle kaldı, sonra gelip aldılar.”

“BİRLİKTE AŞURE YAPIYORDUK” DİYE İHBAR ETMİŞLER

Filiz Demir, Samsun 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davalarında geçen yıl mart ayında beraat etti.

Bir ay önce de Bölge İstinaf Mahkemesi’nden beraat kararı geldi. Fakat İstinaf’ın savcısı itiraz ettiği için dosyası tekrar Yargıtay’a gönderildi. Hakkındaki suçlamalar malum; Bank Asya’da hesabının bulunması, Aktif Eğitim Sendikası’na üye olması ve birkaç itirafçının “birlikte aşure yapıyorduk” diye ismini vermesi.

Necati (9), Betül (4) ve Ömer (2,5) adında üç çocuğu bulunan Filiz Demir, geçim sıkıntısı yaşadığı için 2018 yılı eylül ayında çocuklarıyla birlikte memleketine döndü.


Veysi Demir çocukları ile birlikte.

Eşi Veysi Demir hastalandığı için iki gün önce yanlarına gelince gözaltına alındı. Yaşadığı yoğun stres, tehdit ve baskı sonucu gözaltına alındıktan 3-4 saat sonra mide kanaması başlayan Veysi Demir, önce Mardin Devlet Hastanesi’ne, bugün de Harran Tıp Fakültesi’ne sevk edildi.

Durumu ciddiyetini koruyor. Eğer kanama durmazsa ameliyata alınacak. 2009’da askerdeyken dalak büyümesi teşhisi konulmuş ve 2010’da çürük raporu verilerek terhis edilmiş.

POLİS: AL BU KADINI, KÜLODUNA KADAR ARA!

Polisler sadece Veysi Demir’i değil, “Al bu kadını, içeriye götür. Kiloduna kadar ara.” emriyle eşini de aradı.

Filiz Demir, “Eşim geldiğinde ayakta duramıyordu, çok halsiz hissediyorum diyordu. Beti benzi atmış, sanki vücudunda kan kalmamış gibiydi. Bir şey yeyip içemedi. Ankara’ya doktora gidelim diye konuştuk. Dün öğlen kapı çaldı. Kapıyı açmam ile birlikte beni itmeleri bir oldu. 10 kişi birden içeri girdi. ‘Nerede o?’ diye bağırdılar. Eşim ‘hastayım bana dokunmayın’ dedi. Başındaki amir ‘ölüyorsun, hâlâ saklanıyorsun’ diyerek bağırdı.

Hakaret ve küfür ettiler. Avukatımızı aramamızı istemediler. Üstünü giymesine izin vermediler. ‘Konuş bak konuşmazsan biz seni konuşturmayı biliriz, çakal’ diye tehdit ettiler. Evin her yerini dağıttılar.

En küçük oğlum dünden beri ‘polis polis’ deyip ağlıyor. Kelepçe takacaklardı, itiraz edince öyle götürdüler. Akşam yanına gitmek için hazırlandığımda, saat 20:00 civarında aradılar.

Mide kanaması geçiriyormuş. Yoğun bakıma kaldırmışlar. Doktor ile görüştüm, durumunun ciddi olduğunu, hayati tehlikesinin devam ettiğini söyledi. Eşimin hastane fobisi var. Rahatlar diye düşündüm. Mardin Devlet Hastanesi’ne gittim, görüştürmediler. Endoskopi yapıldığını söylediler. Bugün de Harran’a sevk edildi.” dedi.

“BABAM KAPIMIZIN ÖNÜNDE ÖLDÜRÜLDÜ”

Filiz Demir’in babası Musa Sarıdağ 22 Eylül 2015’te Mardin Kızıltepe’de evinin kapısında öldürülmüş: “Babam devletçi biriydi. Lafını esirgemezdi kimseden. İki kişi kapıyı çalıyor ve babamı orada üç sessiz kurşunla öldürüyor. Kim yaptı bilmiyoruz, teröre kurban gitti babam.”

Abdurrezzak ve Doğan ailelerinin yokedilişinin yıldönümü

Abdürrezak ve Doğan aileleri geçen yıl bugün, çocuklarıyla beraber çıktıkları sürgün yolunda Meriç Nehri’nde can verdiler. İki öğretmen ailenin yokedilişinin hikayesi bu..
Hizmet Hareketi’ne mensup oldukları için haklarında yakalama kararı bulunan Abdurrezzak ve Doğan ailelerinin Meriç Nehri’nde hayatlarını kaybetmelerinin birinci yıldönümü bugün.

13 Şubat 2018’de başlayan umut yolculuğu, botun alabora olmasıyla acı bir mülteci hikayesine dönüştü.
Uğur Abdürrezzak (39) Ayşe Abdurrezzak (37) ile iki çocukları Halil Münir (3) ve Abdülkadir Enes’e (11) bottaki ilk aileydi.

Fahrettin Doğan (30) ve Aslı Doğan (28) çiftiyle çocukları İbrahim Selim Doğan (2.5) ise bottaki ikinci aileydi.


Ayşe Abdurrezzak’ın üzerinden çıkan kendisi ve çocuklarına ait kimlikler.

Abdürrezzak ve Doğan ailesinden geriye hiç kimse kalmadı. Yolculukta 7 kişiden oluşan iki aileye eşlik eden tek kişi Fatih Yaşar’dı. Faciadan sonra kurtulabilen ve Yunanistan’a geçen Fatih Yaşar, bu acıyı çok sayıda medya kuruluşunda ve konferanslarda paylaştı.

“SU O KADAR SOĞUKTU Kİ KİMSEDEN SES ÇIKMADI”

Yunanistan’da mülteci kampında Euronews’e konuşan Fatih Yaşar şunları söylemişti:

“Bot hepimizi taşıyacak kadar büyük değildi. İki seferde geçmek için ısrar ettik ama kaçakçılar dinlemediler. Su seviyesi çok yüksekti, bot sürekli dönüyordu, önce bir ağaç dalına çarptık ve savrulduk, ardından ikinci bir dala daha çarpınca bot alabora oldu. Su o kadar soğuktu ki kimseden ses çıkmadı.”


Abdurrezzak ailesinin çocukları Halil Münir (3) ve Abdülkadir Enes (11)

KHK’LI AİLENİN ÖLÜME SÜRÜKLENİŞİ

Uğur Abdurrezzak İngilizce öğretmeniydi, eşi Ayşe Abdurezzak ise Türkçe. İkisi de Hizmet Hareketi’yle ilişkili oldukları gerekçesiyle KHK ile mesleklerinden ihraç edildiler. İşlerini kaybettikten kısa süre sonra “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla Uğur Abdurrezzak gözaltına alındı ve tutuklanarak İzmit Kandıra Cezaevin’ne gönderildi. Burada 11 ay tutuklu kaldı. Tahliyeden sonra kendisini bekleyen sosyal ölümdü.


Meriç’te hayatını kaybeden Uğur Abdurrezzak

KHK’yla ihraç olduğu her iş başvurusunda sigorta kaydında görülüyor, Hizmet Hareketi’yle ilişkili olduğu için tutuklandığı bilgisi de eklenince bütün iş başvuruları reddediliyordu. Abdurrezzak ailesi sosyal ölüme mahkum edilmişti.

AVUKAT DAHİ TUTAMADILAR

Marmara Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu olan Ayşe Abdurrezzak ise, aynı fakültede branşı üzerine master yapmış çok iyi bir öğretmendi. 2009’da Milli Eğitim’de göreve başlamasının ardından Pendik Velibaba Kız Teknik Ve Meslek Lisesi’nde çalıştı. Ardından eşiyle birlikte Kocaeli’ye tayin oldular.

15 Temmuz’un ardından evi basılan binlerce öğretmenden biri de onlardı. Evlerine operasyon yapıldıktan sonra eşi tutuklanırken, Ayşe öğretmen tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Bu süreçte Hizmet Hareketi’yle ilgili yargılamalarda avukatların astronomik ücretler istemesi üzerine, avukat da tutamadılar.


Meriç’te hayatını kaybeden Ayşe Abdürrezzak ve çocukları

Eşi tutukluyken iki küçük çocuğuna bakmak durumunda kalan Ayşe Abdurrezzak, sosyal medya üzerinden eşarp ve çanta satarak geçimini sağladı. Ayşe öğretmene kendi ailesi sırt çevirmişti. Kocasının ailesi ise zaten fakirdi.

KARAR DURUŞMASINA AVUKATSIZ GİDİYORLARDI

Uğur Abdurrezzak Ocak 2018’de tahliye edildi. Nisan ayında hem kendisinin hem de eşinin karar duruşmaları vardı. Karar duruşmasına da avukatsız gireceklerdi ve benzer KHK’lı davalarına baktığında ceza alacağı kesin gibiydi. Bu şartlar onları Meriç üzerinden Türkiye’yi terketmeye zorladı.

GENÇ ÖĞRETMEN ÇİFT VE BEBEKLERİ

Yol arkadaşları Fahrettin – Aslı Doğan çiftinin durumu da aynıydı. İkisi de Afyon ve Bolu’da Hizmet Hareketi’yle bağlantılı kurumlarda çalıştıkları için sosyal ölüme mahkum edilmiş, işsiz kalmış genç bir çiftti.

Fahrettin Doğan Denizli Pamukkale Üniversitesi biyoloji, Aslı Doğan ise aynı üniversitenin kimya bölümünden mezundu.


Meriç’te hayatını kaybeden Doğan ailesi

İkisi de 15 Temmuz sonrası işlerini kaybettiler. Ardından haklarında yakalama kararı çıkartıldı. Çocukları İbrahim Selim Doğan’ın yaşının küçük olması nedeniyle bir süre saklanmaya karar verdiler.
Yakınlarının anlatımına göre saklanma sürecinde ikilinin psikolojisi ciddi şekilde bozuldu.

Özellikle Fahrettin Doğan, vatan hainliği ile yaftalanmayı gururuna yediremedi ve bunu yakınlarına sık sık dile getirdi. Saklanıyor olmanın verdiği gerilim, geçmişte yaşadıkları eve sık sık polisin gidip gelmesi gibi nedenlerle Doğan çifti yaklaşık bir ay önce Türkiye’yi terketmeye karar verdi.

“ONLAR TAYYİP ERDOĞAN’IN KURBANI OLDULAR”

Doğan çiftinin yakınları Fahrettin ve Aslı Doğan’ın kendi hallerinde mesleklerini yapan genç iki insan olduklarını, hayatları boyunca en küçük bir suç işlemediklerini, mutlu bir yuvaları olduğunu ama son iki yılda hayatlarının kabusa çevrildiğini belirterek “Onlar Tayyip Erdoğan’ın kurbanı oldular” dediler.


Faciadan sonra çocukların cesetleri nehrin farklı noktalarında bulunabildi.

CESEDİ İKİ AY SONRA BULUNDU

Aslı Doğan’ın cansız bedeni trajik olaydan yaklaşık iki ay sonra 7 Nisan 2018’de bulundu. Üzerinde kimlik yoktu. İlk teşhis parmağındaki yüzükten yapılabildi. Yüzüğünde ‘Aslı-Fahrettin’ yazıyordu. Fahrettin Doğan’ın cesedine ise halen ulaşılabilmiş değil.

BEDENLERİ TEKER TEKER KIYIYA VURDU

İki aile yola çıktıkları gün, uzun bir yürüyüşün ardından sabah 05:00 civarı Meriç Nehri’ne ulaşmışlardı. Önceki gün yağan yağmur nedeniyle nehrin debisi yüksekti ancak yaşadıkları nedeniyle geri dönülmez bir noktadalardı. Faciadan kurtulabilen tek kişi olan Fatih Doğan’ın anlattığına göre bot 8 kişiyi taşıyacak büyüklükte değildi. Ancak insan kaçakçıları herkesi bir seferde geçirmek konusunda zorladılar.
Kırılma anı bu andı.


Ayşe Abdurrezzak’ın çantasından çokan çocuk bezleri ve kıyafetleri.

Hepsi aynı bota bindiler ve yüksek debi nedeniyle bot savrulmaya başladı. Karşı tarafa yakın bir noktada önce bir ağaca sonra ikinci ağaca çarptılar ve bot alabora oldu.

Gece kurtarma ekiplerine haber verildi. Ekiplerin yaptıkları aramada önce nehrin kum ocakları mevkiinde 10 yaşlarında üzerinde sırt çantasının bulunduğu bir çocuk bulundu. Aynı bölgedeki arama çalışmalarında daha sonra da 5-6 yaşlarındaki ikinci çocuğun cansız bedenine ulaşıldı. AFAD ekipleri, botun alabora olduğu yere yaklaşık 500 metre mesafede ise su üzerinde bir kadın cesedine ulaştı.


11 yaşındaki Abdülkadir Enes’in cesedi sudan çıkartılırken..

Kadının üzerinde yapılan aramada Ayşe Abdurrezzak adına düzenlenmiş kimlik bulundu. Nüfus cüzdanına göre Balıkesir Havran doğumlu olduğu belirlenen Abdurrezzak’ın çantasında ise iki çocuğu ait nüfus cüzdanları ve çocuk bezleri vardı.

DEVLETİN AİLELERE BAKIŞI SAVCININ AÇIKLAMASINDA ÖZETLENDİ

Edirne Cumhuriyet Başsavcısı Muhammet Savran, iki ailenin yokolduğu olayın ardından tek bir taziye cümlesi dahi kurmadı. Gazetecilerin sorusu üzerine devletin Hizmet Hareketi’nden iki aileye bakış açısını özetledi:

“Ayşe isimli bayan İzmit’te F..’den hakkında işlem yapılan ve adli kontrolle serbest bırakılan bir bayan. Bunun eşi de aynı şekilde. Tutuklanmış, tahliye edilmiş. Bylock’tan ceza almaları yüksek olduğu için gayri yasal bir şekilde kaçmak istemişler. Kadın ve 10 yaşındaki oğlu öldü. Bir de ölü bir çocuk bulundu. Ölen çocuklar anne ve babalarının sorumluluklarında. Kimse bunu kimseye fatura etmesin. Bu çocukları kimse oraya götürüp atmadı. Devlete bir şekilde inanmaları, sığınmaları gerekiyor. Bu kaçış nereye kadar. Yapılan yanlışı anlamaları, etkin pişmanlıkla ilgili hükmü okuyup anlamaları gerekiyor”

GERİYE KALAN TANIĞIN DİLİNDEN FACİA

Faciadan sağ kurtulan Fatih Yaşar ise 35 yaşında ve Hizmet Hareketi’yle ilişkisi nedeniyle 14 ay tutuklu kaldıktan sonra Kasım 2017’de tahliye olmuş bir isim. Yaşadıklarını daha Atina’dayken sıcağı sıcağına Euronews’e anlatmıştı.


Faciadan sağ kurtulabilen Fatih Yaşar yaşadıklarını Euronews’e anlatmıştı.

“Zaten her şey bir anda yaşandı, ben birçok şeyin farkına bile varamadım. Suyun içine düştüğümüzde, sanki su sinemize bir ok gibi saplanmıştı. O kadar soğuktu ki hareket dahi edemiyordum, o soğuk suya tahammül etmek bile imkansızdı ve bir kaç defa su yuttum. Bot devrildiğinde ve suya düştüğümüz anda ‘Allah’ diye bağıran birinin sesini duydum. Sonrasında bizim için hayatta kalma mücadelesi başlamıştı ve bizi sürükleyen çok kuvvetli bir akıntı vardı. İlk etapta ben bir şeyler yapmaya çalıştım ve o esnada sol elime ince bir dal geldi, sağ elimde ise ya Abdurrezzak veya Fahrettin hoca vardı, suya batıp çıkıyordum ve o anda yüzünü seçemedim.

Çocukları kurtaramamanın acısını yaşıyorum. Benim evlatlarım sayılan bu çocukları nasıl kurtaramadım diye ağlıyorum.

İnsanlar vatanlarını terk etmek zorunda bırakılıyor. Çoluk çocuğu adeta suya, ateşe atılıyor. İnsanların, bizleri kaçmaya, bunu yapmaya sevk eden sebeplerin ne olduğunu öğrenmelerini istiyorum.”

CEVHERİ GÜVEN/ BOLD MEDYA

Sen Bilirsin

Tâhâ Yasin Yıldız

Sen Bilirsin

Hiçbir şey demesem, bir boyun büksem bilirsin,
Ne ihtiyacım var, büyük küçük sen bilirsin,
Ne büyük zor gelir sana, ne küçük değersiz,
Ne var derûnumda gizli, açık Sen bilirsin…

Hiçbir ahlatımdan bihaber değilsin hâşâ!
Öyle bir mücrim ki yükü günah baştan başa,
Rahmeyle ey Settar n’olur dûçar etme fâş’a,
Hâli mahcup benden yüzü düşük Sen bilirsin…

Kâmil imana ermek, hüsn-ü akıbet derdim,
Kabul buyur garipler,kervanından bir ferdim,
Liyakat yok da lakin, sevdim de gönül verdim,
Hevesim bu benim de, görme çok Sen bilirsin…

10 Şubat 2019
@muhelhil

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS