18 C
Istanbul, TR
Çarşamba, Ekim 17, 2018
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

3447 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Taylandlı Anne Türkiye’de Zulümle Tanıştı

Asian mother holding baby hand while sleeping , Lovely Thai family

Antalya‘da eşi tutuklanan, zulüm gören ve buna dayanamayıp geçirdiği kalp krizi sonucu beyin ölümü gerçekleşen ve geçen yıl Kasım ayında vefat eden, organlarını Türk hastalara bağışlayan Tayland’lı Rana Öztürk’ün haberini daha önce siz okurlarımızla paylaşmıştık.

Hayatının son 4 yılını Türkiye’de geçiren vefakar annenin vefat etmeden 10 ay önce eşi ve çocuklarıyla yaşadıkları mağduriyetleri e-posta yoluyla sitemize göndererek sizlerle paylaşmamızı istemişti. Rana Hanım mektubunda, Türkiye’de kendisi gibi yüzbinlerce kişinin baskı ve zulüm ile hayatlarının nasıl karartıldığını gözler önüne seriyor.

Tayland’lı Rana Öztürk mektubunda, Uluslararası Antalya Üniversitesi personeli olan eşinin 2016 yılı Ağustos ayında gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Antalya Döşemealtı L Tipi Cezaevine konulduğunu, 3 çocuğu ile yaşam mücadelesi verdiğinden bahsetmişti.

4 yıl önce Türkiye’ye taşınan Öztürk’ün kendi ülkesinden uzak kalmanın zor olduğunu bilse de eşinin isteğini kabul ederek Türkiye’ye geldiklerini, Türkiye’ye tam da alışmaya başladığı dönemde eşinin cezaevine atıldığı ve bu gurbette yalnız başına kaldığını söylemişti. Eşinin ailesinin de imkanları olmadığından yeterince kendilerine destek olamadığını, eşinin neden tutuklandığını dahi bilmediğini ve maddi imkanı olmadığı için avukat bile tutamadığını ifade etmişti.

Lise çağındaki kızı, ilkokula giden bir oğlu ve 4 yaşındaki diğer oğlu ile birlikte geçimlerini dahi sağlayamadıklarını, kendisinin çalışmadığı, eşininde tutuklu olduğundan çok mağdur olduklarını belirtmişti. Evlerine yiyecek alacak para dahi bulamadığını, çocuklarının okul ihtiyaçlarını komşularının destekleriyle karşıladığını, evinin kirasını ödeyemediğini, çocukların babalarını sorduğunu ve cevap veremediğini söyleyen çilekeş ve vefakar annenin maddi imkansızlıklardan dolayı memleketine dönemediğini yazmıştı.

Eşinin işten atıldığı için hakkı olan tazminat vb. bütün hakları kendisine verilmediği, 3 çocuğu ile birlikte çaresiz kalan annenin tüm bu baskılara daha fazla dayanamayıp vefat etmesi eşi, ailesi ve sevenlerini üzmüştü.

Hüküm Almış Eşten İlk Mektup

Bitmez Tükenmez Hazinem;

Güzel gözlüm, hasret ve özlemlerimi yaşadığım bir günden daha yazıyorum mektubumu. Bu mektup hüküm aldıktan sonraki ilk mektubum olacak. Karmaşık duygularla dolu bir günde yazıyorum. Suçsuz yere aldığım bir hükümle, sizi dışarıda bir daha ne zaman göreceğimi bilememek ne kadar acı. Hüküm yediğime üzülmüyorum çünkü Allah’ a şükürler olsun suçsuz olmanın vicdani rahatlığı var içimde. Beni üzen sen ve oğlumun dışarda onca zaman yalnız kalmanız ve size kavuşacağım günün belirsizliği. Sebep olan herkesi Allah’ a havale ediyorum ve zerre kadar olsun hakkımı helal etmiyorum.

Beyaz papatyam, açık görüşe geldiğine o kadar çok sevindim ki anlatamam. Mahkemeden sonra konuşacağım, dertleşeceğim birini görmek ve o evimin kadını hayat arkadaşım da olunca başka güzel oluyor. Gelemeyeceksin diye canım sıkılıyordu. Hatta içimden görüş için hiç hazırlanmak gelmiyordu. Seni, oğlumu ve annemi görmek çok iyi geldi bana. Koğuşun yarısı hüküm aldı. Ben de çok düşünmemeye çalışıyorum, hiç bir şey olmamış gibi davranıyorum. Çünkü 3-4 yıl burada kalacağımı düşünmek insanda psikoloji bırakmıyor. İnş

allah hüküm kararı istinaf mahkemesinden dönecektir. Çünkü bomboş dosyaya hüküm verdiler maalesef. Mahkeme lehime olan hiç bir unsuru dikkate almadı. Şu an hukuk böyle işliyor maalesef. Dosyanın döneceğini umuyorum ama istinaf mahkemesine ne zaman gidecek, dava ne zaman görülecek belirsizlik içinde hepsi. İşte bütün bunları düşünmek istemiyorum. Rabbim bir çıkış yolu gösterecektir inşallah.

Tek düşündüğüm sizlersiniz. Sizi o kadar çok özledim ki bilemezsiniz. Allah’ tan sabır dinlemekten başka bir şey gelmiyor elimden. Görüşlere geldikçe, sizi gördükçe nefes alıyorum. Sizler de olmazsanız hayatın hiç bir anlamı kalmıyor.

Güzel gözlüm şu an mektubumu gece odamda yazıyorum. Dışarıdaki ışık odama vuruyor. Herkes uykuda sadece ben ve gece baş başa bir de sen varsın uzaktaki yakınım. Kuzenlerinin gelmesi iyi olmuş. Sizin için değişiklik olur. Ben de sporuma devam ediyorum. Koğuştaki tartı aleti bozuldu ve iki haftadır kilomu bilmiyorum.

Canım benim bu Pazartesi telefonla görüşeceğiz inşallah. Sesini duyacağım. Seninle görüşeceğim her telefonu, her görüşü iple çekiyorum. Açık görüşten bir hafta geçti ama şimdiden sizi çok özledim. Açık görüşler ayda bir sefere düşmüş, inşallah daha sık görebilirim seni. Rabbim en kısa zamanda size kavuşmayı nasip etsin inşallah. Şimdilik yazacaklarım bunlar bir tanem. İki haftadır senden mektup bekliyorum. İnşallah bu hafta gelir. Sizi her şeyin sahibi yüce Rabbime emanet ediyorum. Beni soran herkese selamlarımı ilet. Seni ve oğluşumu çoooook seviyorum…..

Seni seven eşin….

Sürgünle Kamufle Edilmiş Bir Zulüm

15 Temmuz darbesi bahane edilerek yapılan hukuksuzluklar devletin, kurumların, memurların ve tüm toplumun kimyasıyla oynanarak bozuldu. Yüzbinlerce masum insana ve ailelerine yaşatılan hukuksuz ve zalimce uygulamalar ile devlet ve vatandaş ilişkileri güven erozyonuna uğradı. Özellikle cezaevlerindeki kötü muameleler ve keyfi işlemler ayyuka çıkmış durumda.

Başta Hizmet Hareketi olmak üzere toplumun değişik muhalif kesimlerine yönelik gerçekleştirilen tutuklamalar neticesinde cezaevleri kapasitesinin bir hayli üzerinde tutuklu barındırıyor. Cezaevlerinin bulduğu çözüm ise aileler için başka bir çileye dönüşüyor.

Erzurum Cezaevi’nde tutuklu bulunan N.Ö.’nün ailesine ve kendisine herhangi bir gerekçe sunulmadan Ağrı Cezaevi’ne nakledildiği öğrenildi. N.Ö.’nün ailesi iş dolayısı ile Niğde’ye taşınmak zorunda kaldı. Aile bu nedenle N.Ö.’nün İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan bir cezaevine naklini istedi. Ancak cezaevi bu masum ve haklı talebi kabul etmeyerek Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki cezaevine nakletti.

Aslen Hatay’lı olan tutuklu N.Ö.’nün ziyaretine şuan ne eşi ve çocukları ne de yakınları gidebiliyor. Adeta sürgün hayatı yaşatılan N.Ö’ye yapılanlar Allah’tan reva mı? Cezaevinin yaptıkları bir nakil faaliyeti gibi gözüksede “SÜRGÜN,le” kamufle edilmiş bir “ZULÜM’dür.”

Tahliye Olur Diye Hastaneye Götürülmesine İzin Verilmiyor

 

Toplumun bir kesimine yönelik iki yılı geçgin yapılan gözaltı ve tutuklamaların intikam ve nefret güdüsüyle yapıldığının en bariz örneği hiç şüphesiz hasta tutuklulara yapılanlar gösteriyor. Cezaevlerinde bulunan yüzlerce tutuklu hastanın ciddi hastalıkları olduğu doktor raporlarıyla ortaya konulmasına karşın tahliye edilmiyor. Kitlesel kıyıma maruz bırakılan bu insanların hayatları hiçe sayılarak ölüme sürüklenmeleri izleniyor.

İstanbul’da haksız yere tutuklanarak demir parmaklıklar ardına gönderilen Hacer Koç’un (42) birçok ciddi rahatsızlıkları olmasına rağmen tutuklanmaktan kurtulamayarak cezaevine gönderildiği öğrenildi. Şeker, kolesterol, tansiyon ve migren hastası kadının cezaevi şartlarında hastalıklarının giderek daha ciddi bir hal aldığı belirtildi.

3 haftadır şeker seviyesi 230’un altına inmeyen tutuklu hastanın bu sebeple yazdığı revir dilekçelerinin cezaevi yönetimi tarafından bekletilerek cevap verilmediği ortaya çıktı. Hacer Hanım’ın hastalıklarıyla alakalı rapor alacağı için hastaneye götürülmek istenmediği belirtiliyor. Hastaneye götürülmediği takdirde hayatı riski bulunan Koç’un bir an önce tedavisinin yapılması gerekiyor.

Tahliye edilmediği için tedavi göremeyen ve cezaevinde hayatını kaybeden insanların ülkesi Türkiye’de Hacer Koç’un da cezaevinden tabutla tahliye edilme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Vicdan sahibi kesimler hasta tutukluların ölmeden önce serbest bırakılmasını ve vakit kaybetmeden tedavilerinin yapılmasını istiyor.

https://t.co/RaMDGt1ps0

Tutuklu 262 gazeteci için futbol

Alman Federal Meclis Futbol Takımı dünyada tutuklu bulunan 262 gazetecinin durumuna dikkat çekmek için Türk gazeteciler ile maç yapacak

https://t.co/zXOroiSKLw https://twitter.com/dw_turkce/status/1049390509133897730?s=19

Baba Hasreti Yaşattınız Birde Anne Hasreti Yaşatmayın

Hizmet Hareketine yönelik tenkil ve zulüm operasyonları uluslararası toplumların tüm eleştirilerine rağmen hız kesmeden devam ediyor. Hukuksuzca ve keyfi yapılan bu soruşturmalarla birçok ailenin parçalanmasına göz yumuluyor. Gözaltına alınan ve tutuklanan on binlerce masum insanın çocukları ve bebekleri, günlerini anne ve baba hasretiyle akrabalarının yanlarında geçirmek zorunda bırakılıyor. Bazı çocuklara yaşlı dede ve nineleri bakarken, bazılarına ise uzak akrabaları bakıyor.

Samsun’da yaşayan Semra, Senih (12) ve Zafer (10) isimli 3 kardeşte cadı avı operasyonlarına maruz kaldı. Cezaevinde 18 aydır tutuklu olan babalarından ayrı kalan ve büyük hasret yaşayan bu 3 masum yavruya yapılan zulüm az görülmüş olacak ki şimdi de annelerinden koparıldılar. Okulların tam da başladığı bu günlerde anneleri de nedeni belirtilmeden ve herhangi bir gerekçe gösterilmeden Samsun Emniyeti tarafından gözaltına alındı. Annelerinin gözaltına alınmasıyla 3 kardeş adeta kimsesizliğe mahkum edildi.18 aydır baba özlemi çeken yavrular şimdi de anne hasreti yaşıyor. Yapılan bu yanlış uygulamadan bir an önce vazgeçilerek annenin serbest kalması bekleniyor.

Geleceğimiz çocuklara, bu çocukların gelecekleri de anne ve babalarının serbest kalmalarına bağlı. Yaklaşık 50 bin tutuklunun, sayısı yüz binleri bulan çocuklarına yaşatılanlar hesaba katıldığında, sosyal ve psikolojik yıkımın ülkenin sadece bugününü değil, geleceğini de hedeflediği açıkça görülüyor.

Cezaevinde Yaşanan Mağduriyeti Avukatı Duyurdu

Türkiye’deki cezaevlerinde insan hakları ayaklar altına alınmaya devam ediyor. Tutuklandıktan sonra insanlık onuruna aykırı tutum ve uygulamalara maruz kalan insanlar ise tutuklanma korkusu altındaki doktorların rapor vermemesi nedeniyle mağduriyetlerini ispatlayamıyorlar.

İstanbul Silivri 4 Nolu Cezaevinde tutuklu olan 24 yaşındaki müvekkilinin cezaevinde yaşadığı mağduriyeti sosyal medya hesabından duyuran bir avukat cezaevlerindeki durumu gözler önüne serdi. Müvekkilinin 2 ay önce başını çarptığı için devam eden ağrı nedeniyle defalarca revire çıktığını ve migren diye ağrı kesici verilip gönderildiğini belirten avukat, müvekkilinin artık yataktan kalkamayacak hale gelip günlerce kusunca hastaneye kaldırıldığını ve BEYİN KANAMASI geçirdiği için ameliyat olduğunu ifade etti.

Cezaevinde yaşanan bu mağduriyetin tek olmadığı, buna benzer olayların belkide her gün yaşandığı ve insan hayatının ne kadar ucuz olduğu bir kez daha görülmüş oldu. Bu yaşanan mağduriyetin yanında vicdanları yaralayanın ise yetkililer tarafından hiçbir önlem alınmaması ve sorumlular hakkında adli ve idari işlem başlatılmaması oldu.

https://twitter.com/_aycacicek_/status/1047026757998694402

Bakan Pakdemirli’nin kardeşinden cezaevi mektubu!

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin ‘FETÖ’ suçlamasıyla tutuklanan eski rektör ağabeyi Mehmet Pakdemirli’nin cezaevinde yaşanan hak ihalleriyle ilgili mektubu, inceleme yapılması için Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na sunuldu. Mektubunda çıplak aramadan, hücre hapsine çok sayıda ihlal iddiasında bulunan Pakdemirli “İki seneyi aşkın süredir cezaevlerindeyim. Sorunların artık yetkili mercilere bildirilmesinde ve hasıraltı edilmemesinde büyük yarar görüyorum. Bunu cezaevlerinde kalan herkes için istiyorum” dedi.


ANKARA –
 15 Temmuz darbe girişiminden kısa bir süre sonra FETÖ’ye üyelik suçlamasıyla tutuklanan Celal Bayar Üniversitesi eski Rektörü Mehmet Pakdemirli’nin cezaevinde yaşanan hak ihalleriyle ilgili mektubu Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na sunuldu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yürürlüğe girmesinden sonra 9 Temmuz’da Tarım ve Orman Bakanı olan Bekir Pakdemirli’nin ağabeyi olan Mehmet Pakdemirli’nin mektubunda çıplak aramadan hücre hapsine, sağlık hizmetlerindeki sıkıntılardan eşiyle görüşüne 6 ay yasak getirilmesine kadar onlarca iddia yer aldı. Mehmet Pakdemirli mektubunda “İki seneyi aşkın süredir cezaevlerindeyim. Sorunların artık yetkili mercilere bildirilmesinde ve hasıraltı edilmemesinde büyük yarar görüyorum. Bunu kendim için değil, cezaevlerinde kalan herkes için istiyorum” dedi.

Pakdemirli’nin cezaevinde yaşanan hak ihlaleriyle ilgili mektubu eşi Nur Pakdemirli tarafından, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun hak ihalleriyle ilgili başvuruları almak için açtığı online sisteme yüklendi. Pakdemirli’nin 21 maddeden oluşan 2 sayfalık mektubunda yaşadığı hak ihlalleriyle ilgili iddialar şunlar oldu:

ÇIPLAK ARAMA, TEK KİŞİLİK HÜCRE, KÖTÜ YEMEK: Manisa E Tipi Cezaevinde 14 ay kaldım. Üzerimize yukarıdaki müşahade odalarından pis sular akmaktaydı. 14 ay boyunca yönetim bu konuda kalıcı çözüm üretmedi. Bu insan hakları ihlalidir. Manisa T Tipi cezaevine girişte insanların bütün elbiseleri (iç don dahil) çıkarılmakta, bir önlük verilmekte ve yere çömeltilerek öksürmesi istenmektedir. Ben bu muameleyi insan haysiyet ve onuruna yakıştıramıyorum. E Tipi cezaevine girişte böyle bir muameleye tabii olmadık. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlara uygulanan tek kişilik hücre uygulaması benim gibi hiçbir cezası olmayan kişilere de uygulanmaktadır. Bu insan hakkı ihlalidir ve cezaevinde sistematik olarak cezası kesinleşmemiş kişilere de uygulanmaktadır. Yemeklerin kalitesi T tipinde düşüktür. Aynı ödeneğe sahip E tipinde çok daha kaliteli olarak yemek çıkmaktadır. Bu işte bir suistimal olmadığı araştırmaya değer bir konudur.

İLAÇLAR ÇÖPE ATILDI, DOKTORA ÇIKARILMADI: T Tipine intikal ettiğimde ilaçlarım içeri alınmadı, koridorda duracağı söylendi. Daha sonra bir görevli koridordaki ilaçlarımı çöpe attı. Kameralardan sorumluların bulunmasını istedim, ancak olay örtbas edildi. Bana ertesi gün doktora çıkıp yeniden yazdırmamı, nasılsa devletin ödediğini söylediler. Ben de “sizin kusurunuzu devlet ödemek zorunda değildir” dedim. 1 ay süre ile defalarca dilekçe vermeme rağmen doktora çıkarmadılar. Doktora çıktığımda dilekçelerimden haberdar olunmadığı söylendi. Anladım ki problem doktorda değil, cezaevi yönetimindeydi. Cezaevinde yönetimin hoşuna gitmeyen dilekçelerin kayda alınmadığı, yok edildiğine dair çok kuvvetli şüphelerim var. Genelde dilekçeler sümenaltı edilmekte veya yok edilmektedir. Avlu arkadaşım Güray Yıldız, göz tansiyonu tedavisi zamanında yapılmadığı için gözünü kaybetti. Benim başıma da ciddi bir sağlık problemi gelirse bundan cezaevi yönetimi sorumlu olacaktır.

HÜCRE TAVUK KÜMESİNE BENZİYOR: Tek kişilik hücremde demir parmaklıklar yetmezmiş gibi bir de tavuk kümesine benzer şekilde ayrıca ince tel bir kafes vardır. Işığı ve gökyüzünü kısmen bloke etmektedir. Diğer cezaevlerinde bu tip uygulamaların kaldırıldığını duydum.

EŞİMLE 6 AY GÖRÜŞ CEZASI VERİLDİ: Bütün bunlar yetmezmiş gibi eşim Nur ile 6 ay görüş (açık-kapalı) cezası geldi. Kendi üzerimde bulunan ve E tipinden getirdiğim 4 hapı Nur’un verdiği şüphesi ile somut delil olmaksızın zan üzerine bu cezayı verdiler. Eşimle görüştürülmemem ve böyle bir ağır cezaya maruz kalmam insan hakkı ihlalidir. Haplar da E tipinde uyku bozukluğu için yazdırdığım “insomin” hapıdır. Gerekçe pis sular nedeniyle uyuyamamaktır.

SÜNGERLİ ODADA DAYAK ATILIYOR: Burada “süngerli oda” tabir edilen iki oda benim koridorumda 3 yanda konuşlandırılmıştır. Buradan zaman zaman bağırış sesleri gelmektedir. Muhtemelen birilerine dayak atılmaktadır. Gardiyanların rektörlük yapmış birine kaba saba davranışlarını söylemeye lüzum görmüyorum. Birçoğunda davranış yönüyle eğitim eksikliği görüyorum. Yine bazı gardiyanlar gece yarısı bağırıp çağırarak uyumamıza engel oluyor.

ŞİKAYETLER DİKKATE ALINMAZSA SUİSTİMALLER DEVAM EDER: Hücrenin iyi tarafları da var. 30 kişi tek bi banyo tuvaleti beklemek zorunda değilsin. Kendine ait yatağın dolabın var. Daha önce birisi hücreyi yakmış, dolapta ve parmaklıklarda is var ama olsun, en azından şahsıma ait. Koğuşta kah yerde kah ranzada dönüşümlü yatabiliyorduk. İlk başlarda yoğunluktan dolayı tuvaletin hemen önü, mutfak lavabosunun hemen önü de dahil her yerde adım atamayacak şekilde yer yatakları vardı. Gereken yerlere bu şikayetler iletilmedikçe cezaevi yönetiminin bu tip suistimallere devam edeceğinin bilinmesini isterim.

TEK KİŞİLİK HÜCRE DEĞİL KETIL BULUNAN ODA

Mehmet Pakdemirli’nin hak ihlalleriyle ilgili başvurusunu alan HDP Milletvekili Gergerlioğlu, Manisa Cezaevi Müdürü ile görüştü. İddiaları tek tek cezaevi müdürüne aktardığını anlatan Gergerlioğlu şunları söyledi:
“Cezaevi yönetimi tek kişilik hücre iddiasını reddediyor. Onlara göre tek kişilik hücre değil, tek kişik odada kalınıyor. Oda statüsünün özelliği ise ketıl ve televizyon olması, bir de avluda 1-2 kişiyi görme imkanı bulunmasıymış. Çıplak arama iddialarında yasa ve mevzuatları uyguladıklarını söylüyorlar. Yemeklerle ilgili iddialarda, yemeğin dışarıdan geldiğini söylemekle yetiniyorlar. İlaçların çöpe atıldığı ve doktora çıkarılmadığı iddialarını reddediyorlar.”
Pakdemirli’nin eşiyle 6 ay görüş yasağı almasına yol açan iddiayı da cezaevi yönetimine ilettiğini anlatan Gergerlioğlu bu konuda da yasa ve mevzuatlara dayanarak kimi açıklamalar yapıldığını belirterek, “Ben hekimim. İnsomin hapı bağımlılık yapmayan çok hafif bir uyku ilacıdır. Hap verilmişse 4 tane mi verilir? İddia edildiği gibi eşi vermiş olsa dahi bu çok ağır bir karar değil mi?” dedi.

KOMİSYONA İDDİALARI ARAŞTIRMA ÇAĞRISI 

Gergerlioğlu, 2 sayfalık mektubu bir üst yazıyla, üyesi olduğu Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na gönderdi. 10 Eylül’de Komisyon’a iletilen yazıda şöyle denildi:
“Manisa T Tipi Kapalı Cezaevinde kalmakta olan Mehmet Pakdemirli’nin cezaevinde yaşadığı mağduriyeti anlattığı mektubu tarafıma ulaşmıştır. Bu bağlamda, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun mektupta yer alan iddialarla ilgili inceleme yapmasını ve gerekli görülürse Manisa E Tipi ve T Tipi Kapalı Cezaevlerini ziyaret etmesini arz ve talep ederim.”

 

gazeteduvar

Şahin Alpay’ın eşi hayatını kaybetti

Beyin kanaması geçiren Fatma Alpay bu sabah yaşamını yitirdi.

 

Bir yıl 8 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilen gazeteci-yazar Şahin Alpay’ın eşi Fatma Alpay beyin kanaması sonucu hayatını kaybetti.
T24’ün haberine göre eşi Şahin Alpay’la birlikte Ayvalık’ta yaptığı kısa tatilin ardından memleketi Ayvalık’a dönen Fatma Alpay, hafif ağrılı şikayetleri üzerine dün sabah muayene için İstanbul’a geldi. İstanbul’daki muayene sırasında fenalaşan Alpay’ın tomografi sonrasında ağır bir beyin kanaması geçirdiği anlaşıldı. Alpay, bu sabah hastanede hayatını kaybetti.
Alpay çifinin İngiltere’de bulunan oğulları Acar Alpay’ın ülkeye gelmesinin ardından cenaze töreninin salı günü Ayvalık’ta yapılması planlanıyor.
Şahin Alpay, Zaman gazetesinin eski yazarlarına “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”, “TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs”, “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlarından 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile, “Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamalarıyla açılan davada yaklaşık 20 ay tutuklu kalmasının ardından mart ayında tahliye edilmişti. Alpay çifti, tahliyenin ardından sadece 6.5 ay birlikte vakit geçirebildi.

Kanter: “Sizden onlar için duanızı istiyorum”

Enes Kanter, ‘Oslo Freedom Forum’da Türkiye’deki insan hakları ihlallerini anlattı: “Sizden onlar için duanızı istiyorum”

NBA oyuncusu Enes Kanter, Türkiye’de yaşanan ağır insan hakları ihlallerini New York’ta düzenlenen ‘Oslo Freedom Forum’da anlattı. Buraya konuşmacı olarak davet edilen Kanter, Erdoğan rejiminin bebekleri ve kadınları dahi acımasızca cezaevine gönderdiğine de dikkat çekti. Kanter programda, “Bu kadar çok insanın yaşadıkları çok üzücü. Elinizi kalbinizin üzerinize koymanızı ve dua etmenizi istiyorum. Sizden isteğim bu. Duanızı istiyorum.” dedi.

Yurtdışında yaşanan kaçırma vakalarının da gündeme geldiği programda, ‘Erdoğan kendi halkını o kadar korkutmak istiyor ki başka ülkelerdeki muhaliflerini tesbit edip rehin alıyor, kaçırıyor ve Türkiye’ye götürüyor’ değerlendirmesi de yapıldı.

Enes Kanter programda yaptığı konuşmasının satır başları şöyle;

– NBA’daki en büyük takımlardan birisi olan New York Knicks’te oynuyorum ve takımımın maçları Türkiye’de yayınlanmıyor.

-Benim yaşadıklarımı biliniyor. Ancak öte yandan başından geçenler bilinmeyen milyonlarca kişi var.

– Türkiye Cumhurbaşkanı dünyadaki bütün ülkelerdekinden daha fazla sayıda gazeteciyi hapsetti. Çoğu kişi Türkiye’deki baskıların ne kadar vahim olduğunun farkında değil.

-Daha da saçması, ülke dışında pek çok gazeteci var. Ve onları yakalayamadıkları için Türkiye’deki aile üyelerini yakalıyorlar. Ve diyorlar ki, ‘tweet atmayı bırakmazsan aileni hapse atarız.’

– “Türkiye’de ne kadar siyasi tutuklu olduğu konusunda bir bilgin var mı?” sorusuna ” Belki de 150 binden fazladır.” cevabını verdi.

– Ve onların pek çoğu da senin de dahil olduğun eğitim hareketinin bir parçası. Sadece o da değil. Yüzlerce bebek anneleri ile hapiste.Ve sanırım 15 ila 17 bin kadın hapse atılmış durumda. Onlardan ne istiyorsunuz? Gerçekten akıl almıyor.

– İnsan Hakları Vakfı’nın rapor ettiği bir vakayı gördüm; Moldova’da Hizmet gönüllüsü pek çok öğretmen kaçırılmış. Ve birkaç saat içerisinde, mahkeme dahi olmadan, Türkiye’ye gönderilmişler. Bu Erdoğan’ın bir güç gösterisi şekli.

– Bir şey ilave edeyim. Türkiye’ye götürüldükten sonrası da çok çirkin. Kaçırıldıktan sonra işkenceye hatta hapiste ölüme maruz kalıyorlar. Ve bu çok çirkin.

-Türkiye hakkında bir şey söylediğimde beni yanlış anlamayın; ülkemi çok seviyorum. Bayrağımı ve ülke halkını çok seviyorum.

“DUA ETMENİZİ İSTİYORUM”

-Benim sorunum Türkiye’deki rejim (yönetim) ile; Türkiye’deki hükümetin faaliyetleri ile ilgili.

-Yapılanlar, bu kadar çok insanın yaşadıkları çok üzücü.

-Elinizi kalbinizin üzerinize koymanızı ve dua etmenizi istiyorum. Sizden isteğim bu. Duanızı istiyorum.

-Çünkü dünyada yaşadıklarımın bir benzerini yaşayan milyonlarca insan var. Sizden en önemli isteğim onlara dua etmeniz. Çünkü bu çok değerli, cidden bu çok önemli.”

 

tr24

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS