15 C
Istanbul, TR
Cumartesi, Aralık 15, 2018
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

3748 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Babalarına Hasret Üç Çocuk Şimdi De Annelerinden Koparıldı

Hiçbir delil olmadan Hizmet Hareketine yönelik yapılan operasyonlar yüzbinlerce insanı mağdur etmeye devam ediyor. Bu mağdurlardan belki de en önemlileri hiç şüphesiz çocuklar ve bebekler. Bazen anne bazen baba bazen de her ikisinden ayrı kalan çocuklar boyunları bükük ebeveynlerinin evlerine gelmelerini bekliyorlar.

 

Gözaltına alınan ve tutuklanan on binlerce masum insanın çocukları ve bebekleri, günlerini anne ve baba hasretiyle akrabalarının yanlarında geçirmek zorunda bırakılıyor.

 

Bazı çocuklara yaşlı dede ve nineleri bakarken, bazılarına ise uzak akrabaları bakıyor. Bazen, kardeşlerin tek bir aile tarafından bakılmasının güç olması nedeniyle, baba ve anneleri hapiste olan bir nevi öksüz ve yetim kalmış çocuklar, kardeşlerinden de ayrı kalarak kardeş özlemi de çekiyorlar.

 

Şengül çifti de yapılan hukuksuzluklardan nasibini almış ailelerden biri. Anne Mesude Şengül’ün 16 Kasım da tutuklanarak Niğde Cezaevi’ne konulduğu, eşinin ise 2 yıl önce tutuklandığı öğrenildi.

Geride 2, 7 ve 10 yaşında 3 çocuğu ortada kaldı. Çocuklar babalarına kavuşmayı beklerken şimdi de annelerinden de koparıldılar. Şuan çocuklar yaşlı anneannesi ve dedesi ile bir başına kaldılar.

 

Tutukluluğun cezalandırmaya dönüştüğü bu zamanda biri daha 2 yaşında üç çocuğu olan bir annenin ev hapsiyle bile kontrol altında tutulabilecekken tutuklanması ülkemizdeki adaletsizliği gözler önüne seriyor. Üstelik Mesude Hanım’ın safra kesesinde taş olduğu ve her gece yaşadığı evlat hasreti ve yaşadığı hukuksuzluğunda etkisiyle ağır acılar çektiği belirtiliyor.

 

Birçok hukuk uzmanı bu durumu haksız bir uygulama olarak görüyor. Bir hukuk devletinde bu kadar hukuksuzluğun yapılması mümkün değilken, ülkemizin bir hukuk devleti olduğunu iddia etmek imkânsız hale geliyor.

 

 

https://t.co/lNFpPqUovx

 

Baş Gardiyan Özaslan’dan Mahkumlara Şiddet

Yozgat Cezaevi Baş Gardiyanı Özeray Özaslan mahkumlara ters kelepçe takıp işkence yapıyor.

 

Komünizm dönemi Romanyası’nda hapishane komutanlığı yapan Alexandru Vişinescu 2016 yılında yargılandı ve 20 yıl hapse mahkum edildi. Görev yaptığı 1956-1963 yılları arasında rejim muhalifi politik tutukluları aç ve susuz bırakma, ilaç vermeme, soğukta bekletme ve şiddet uygulayarak 12 muhalifin ölümüne sebep olma iddialarıyla yargılanan Vişinescu, 50 yıl sonra bile olsa cezaevine girmekten kurtulamadı.

 

Rahova Hapishanesi’nde 93 yaşındayken hayatını kaybeden Vişinescu, 2016 yılında yargılandığı mahkemede “lütfen ölmeme izin verin” diye yalvarmıştı.

 

Romanya’da 60 yıl önce yaşanan işkenceler Yozgat Cezaevi’nde bugün tekerrür ediyor. Edinilen bilgiye göre, Baş Gardiyan Özeray Özaslan mahkumlara ters kelepçe takıp tekmeliyor, sonra da odayı dağıtıp mahkûm saldırdı süsü veriyor. Özeray Özaslan’ın yaptıklarından dolayı tutuklu yakınları tutukluları ziyaret etmeye bile korkuyorlar.

 

Baş Gardiyan Özaslan’ın isminin tarih sayfalarında Vişinescu ile aynı şekilde anılacağına şüphe yok. İbretlik sonunun ise hangi mahkeme önünde veya hangi cezaevinde olacağını da bekleyip göreceğiz.

 

 

 

 

 

Rabbim Bizi ve Arkadaşlarımızı Feraha Çıkarsın

15 Temmuz akşamı eşim dışardan geldi endişeli ve üzgün bir şekilde Askeriye darbe yapmış dedi ve hepimiz o gece televizyona kilitlendik biz ülkemiz için üzülürken meğer esas darbe bizeymiş. Tabi bunu daha sabah olmadan anladık. Bir hafta sonra eşim görevinden uzaklaştırma aldı. 1 Eylül’de ihraç edildi. 28 Eylül sabahi 6.45 civarı sabah namazı kılarken 5 polis 1 muhtar zili çalıp gözaltı kararını okuyup evi aramak için içeri girdiler. Ve o saatte salonda çocukları koltuğa dizdiler. Onların gözü önünde ağır suçlu muamelesi ile evi arayıp babalarını evden götürduler.

En çok küçük kızım etkilendi. Kızım küçükdü ama herşeyi anlıyordu. Ben önce çaktırmamaya çalışıyordum üzülmesin diye. O da aslında bana çaktırmıyordu üzülmeyeyim diye ve bunu anneanne ve dedesine dile getirmiş. Annem söylemiyor ama babamı polisler götürdü.

Eşim tutuklandı ve 5 aydır hala tutuklu. Hergün aklıma dahi gelmeyen şeyler yaşıyorum. Duyduklarıma ve yaşadıklarima hala inanamıyorum. Eşim ve benim tek gayemiz Rabbimin Rızası doğrultusunda yaşamak ve birilerine faydalı olabilmek. Bunu yaparken mutlaka eksikliklerimiz vardı ama kesinlikle vatanıma milletime ve devletime bilerek ve isteyerek asla zarar vermedik.

Verenlerin de yanında olmadık. Şükürler olsun ki Rabbim buna şahittir. Eşim tutuklandıktan 3 hafta sonra 18 yaşındaki epilepsi hastası kızım son 3 yıldır nöbet geçirmedigi halde babasının ilk görüşünden sonra ağır nöbet geçirdi. 13 yaşındaki oğlum teog sınavlarına giriyor ama derslere adapte olmakta zorlanıyor. En zoruda 5 yaşındaki kızıma babasının yokluğuna alıştırmak oldu. İlk cezaevine gittiğimizde burası babanın yeni işyeri diye tanıttım. Haftada bir hediye paketi yapıp kızıma baban yolladı diyorum. Kızımda hergün dua ediyor işi çabuk bitsinde gelsin diye.

Bir de akrabalarımızın ve bazı arkadaşlarımızın vefasızlığı bizi biraz sarstı. Ama bugünlerin belki en kârlı yönü dost bildiğimiz kişilerin gerçek yüzünü görmekmiş. Bunun içinde ayrıca şükürler olsun.

Ben şu anda 20 yıllık ev hanımlığından sonra ilk defa çalışıyorum. Evimin ve çocukların geçimini sağlamaya çalışıyorum. Tabi bu olaylar beni psikolojik olarak da yıprattı. Malesef şuan antidepresan kullanıyorum. Şükürler olsun Rabbimin adaleti var. Tek ona güveniyor ondan yardım istiyoruz.

Rabbim üzerimize atılmaya çalışılan çamurdan anlımız ak bir şekilde çıkmayı nasip etsin. Biliyorum ve şahidim ki şu anda benden daha zor durumda olan şartlarda yaşayan bir sürü arkadaşım var. Rabbim bizi ve arkadaşlarımızı feraha çıkarsın. Amin Amin Amin.

Lütfen Sesim Olun

Ben de bir sürü gözüyaşlı çocuklar gibi annesiz bırakıldım, öksüz kaldım… Bir anda bir çok sorumlulukları tek başıma sırtlamak zorunda kaldım. En iyi arkadaşımı aldılar elimden, hem de en çok ihtiyacım olduğu zamanda. Annem 47 yaşında, 3 çocuk sahibi bir ev hanımı ve şuan cezaevinde yatmakta. Tek suçu ise müslüman ülkemizde Kur’an-ı Kerim’i öğretmeye çalışmak ki bunun ilmini de almışken hem de! İlahiyat mezunu bir insan için Kur’an öğretmek kadar daha normal ne olabilir? Ama maalesef ki bunun suç sayıldığı zamanlardayız…

Annesiz geçen altı buçuk ay. Babam işi dolayısıyla şehir dışında çalışmak mecburiyetinde, 2 erkek kardeşim ise üniversite mezunu ama evde beklemedeler.. Ben ise bu iki evin arasında mekik dokumaktayım… Hepsinin ihtiyaçlarına gücüm yettiğince yetişmeye çalışıyorum elhamdülillah. Ama altı buçuk aydır bütün komşularımız ve bir çok arkadaşım sırt çevirmiş durumdalar. İnsan bütün hasretliğe herşeye dayanıyor da, vatan haini muamelesi görmeye dayanamıyor..

Hâlâ iddianamesi bile hazır değil. Hiç mahkemesi olmadı. Böyle güzel yürekli insanlardan nasıl kötülük beklenebilir ki? Herkesin arkasını döndüğü bu zamandan sizlerden bir yardim eli rica ediyorum. Lütfen sesim olun..

Hüküm Sonrası Mektup

Selamün aleykum …
RABBİM’in rahmeti bereketi ve inayeti sizin ve sevdiklerinizin üzerine olsun ..
RABBİM kaldıramıcağımız yükler yüklemesin..
Bizi razı olacağı yerlerde razı olacağı işlerde istihdam eylesin ..
Bizi bir an bile nefsimizle baş başa bırakmasın ..
Riyadan uzak sadece rızası için kulluk yapanlardan eylesin cümlemizi…
Zâtını çok zikreden bize verdiği her nimetin şükrünü eda etme gayretinde bulunanlardan eylesin…
Hayatımda fazla birşey değişmedi sadece önce gönlümüz sonra kafamız rahatladı…
Hep bir umut gittik geldik daha ilk mahkemeden itibaren aslında benim umudumda değildi çoğu…
Sadece sevdiklerim öyle istiyordu.. şu mahkeme bu duruşma derken sebepleri bitirdik ben hazırdım ama onlar sebeplerin bitişine hazır değillerdi…
Şimdi her görüş her telefon onları teselli etmekle moral vermekle geçiyor…
Hakiki teselli imanda tevekkül etmekte o da zayıf olduğu için zorlanıyoruz haliyle…
Hamd olsun bizim gönlümüz rahat, teselliye ihtiyacımız yok ama sizlerle buradaki arkadaşlarla bizimde sabrımız kuvvetimiz artıyor…
Kaderde olandan öte birşey olmayacak bu yüzdende kederlenmeye gerek yok…
Bize düşen kaderin hükmüne RABBİM’in inayetiyle boyun eğmek…
Her zaman olduğu gibi sebepler bittiyse RABBİM’in ipine daha fazla sarılmak daha fazla teveccüh etmek…
Bizim işimiz istemek…
RABBİM kendisine acılan hiç bir derdi dermansız bırakmamıştır… Izdırapla isteyelim yeterki…
Güzel günler er geç gelir…
Türküde bile öyle demiyor mu “ne de olsa kışın sonu bahardır bu da gelir bu da geçer ağlama”…
Bende kendimi bildim bileli kıştan sonra mutlaka bahar gelir…
Endişeye mahal yok…
Mahkeme sona erdiğinden beri rahat uyuyorum…
En derin rahat uykumu mahkemeden geldiğim gün uyudum…
Önceden yattığımda yarım saat 45 dk uykuya dalamaz düşünür dururdum…
Artık öyle bir sıkıntım yok…
İllede birşeyler düşüneceksem mutlu olmayı özlediğim insanları görmeyi yarım kalan işlerimi tamamlamayı kaldığım yerden hayatıma devam etmeyi düşünuyorum…
RABBİM yolundan ayırmasın verdiği güzel şeyleri geri almasın…
Ölmüş latifelerimizi tekrar kazanacak kalp saffeti versin… Efendimiz (s.a.v ) in sünnetini yaşamaya muvaffak eylesin… RAZZAK – I HAKİKİ olan MEVLA rızık endişesi vermesin herkese geçim kolaylığı versin…
Biz hukuk devleti ile yönetiliyoruz… Er geç hukuk işler hele benim gibi suçsuz ve masum insanlar çıkar yolu yok kesin işler…
Bekleyip göreceğiz inşaallah… Yaşadığımız herşey hikaye gibi… Görelim MEVLAM neyler neylerse güzel eyler…
Çok şükür iyiyim günlerimiz güzel geçiyor…
Zamanla bir sıkıntımız yok fark ettirmeden akıp gidiyor, sağlığımda iyi arada revire gidiyorum ufak tefek şeyler hem başka koğuşlardan arkadaşları görmüş oluyoruz güzel oluyor, ruh sağlığım psikolojim çok iyi, çok konuşuyorum bu aralar arkadaşlar biraz ondan yakınıyorlar 🙂 aldı 7.5 yılı aldı bülbül oldu diyorlar 🙂 eh bülbül de güzel öter nihayetinde, hepimiz birbirimizi çok seviyoruz sadece takılıyoruz arada bana çok takılıyorlar o da sevdiklerindendir heralde 🙂 kendimize iyi bakıyoz yeme içmede sıkıntı yok. Bu aralar turşu yapıyorum, kadayıf tatlısına yeni bir boyut kazandırdık sadece süt ve şekerden şerbet yapıyoz çok güzel oluyor, artan pirinç pilavlarındanda sütlaç yapıyoz biraz şehriyeli oluyor ama aynı sütlaç fark yok, meyve nar, armut, portakal her akşam götürüyoruz 🙂 kantine de simit poğaça geldi 15 aydır yemiyoduk o da iyi oldu. Manevi hayat devam ediyor, mahkeme sonrası tempoyu biraz daha artırdık, bu hafta kitapları topladılar sayım varmış, sayımdan sonra okumaya devam, siz nasılsınız? Kış geldi üşüyor musunuz? Dikkat edin sağlığınızı ihmal etmeyin…
RABBİM her türlü sıkıntınızdan kurtarsın sıkıntı gelmeden evvel kendisine sığınanlardan eylesin, ailenize çok selam söyleyin dualarımdalar. Anne ve Babanız için 1 hatim bitirdim ve hergün dua ediyorum diğer aile fertlerinizde dahil, zaten vefanın en büyük göstergeside dua ile hatırlamaktır. Üstad hz. “her derdin en kudsi dermanı imandır” diyor…
RABBİM tüm sevdiklerimizin imanını artırsın kemale erdirsin, riyazat yapıyorduk şimdi biraz ara verdik dışarda da şartlar el verirse yapabilirsiniz ama uzun süreli zor olabilir bir de yanında yapan birileri olunca daha güzel gidiyor, şimdi Hz.Davud orucuna başladık akabinde de nasipse 3 aylar, burada birşey yapılacaksa tamir edilecekse genelde bu işlere bakıyorum icat çıkarıyoruz yani 🙂 siz neler yapıyosunuz neyle uğraşıyosanız kolay gelsin. Benim yeğenler iyiymiş abim fotoğraf göndermiş henüz gelmedi gelince bakıcaz nasipse, sizinkiler nasıl büyüdüler mi büyükler aynı işinde güçünde hayat devam ediyor, biz aynı biziz kilomuz bile değişmemiş, herkes zayıflamışsın diyordu ama aynıyım, moralimiz bomba gibi, sizinki de iyi olsun, herkesin üzüldüğü ümitlerinin yıkılıp gittiği yerde sizin üzülmemeniz hatta gönlünüzün rahat olması bize teselli adına yetiyor artıyor, çok teşekkür ediyorum.
Huzur için mutluluk için sevgi için ertelenen herşeye en yakın zamanda kavuşmak duasıyla, kendinize sevdikleriniz için ve sevenleriniz için iyi bakın…
RABBİM’e emanetsiniz… Selametle…

Kötü Birşey Yapmıyordum Ben

Sene 2012. Üniversiteyi kazandım. Abim ile birlikte kayıt yaptırmak üzere üniversiteye gittik. Herşey çok hızlı ilerliyordu. Zaman bazı şeylere gebe ama ben olacak olanlardan habersiz kaydımı yaptırdım. Ancak ortada büyük bir problem vardı. Kalacak yerim yoktu. Kayıt sırasında sınıftan bir arkadaş ile karşılaştim tanıştık. O saatten sonra karşıma nasıl güzelliklerin çıkacağından habersiz arkadaş ile muhabbete koyulduk. Konu kalacak yerden açıldı. Ben de henüz ayarlayamadım dedim. O da bir yurttan bahsetti. Konuş istersen uygun gelmezse kayıt yaptırmazsın dedi. Abimle yurdun standına doğru yürüdük. Bir sürü kapalı abla vardı. Gittik tanıştık beni alıp yurda götürduler. Abim ile arabadan indik adım atacak yer kalmamış yurtta. O kadar kalabalıktı ki. Bu dakikadan sonra herşey çok hızlı gelişmeye başladı. Kendimi bir ablanin karşısında buldum. Konuşuyorum ama sanki konuşan ben değilim. Abla bir sürü soru soruyor bende cevaplıyorum. İçimden diyorum ki: Allahım bunlar nasıl insanlar benim ibadetlerimi, giriş çıkış saatlerimi, derslerimi kontrol edeceklermıiş. Annem babam olsa ancak bunu yapar. İçsel konuşmalarım ile beraber ablanın sorularını cevaplamaya devam ediyordum. O sordu ben cevapladım.

Abim beni emin ellere teslim etmenin rahatlığı ile memlekete döndü.

Okul dönemi başladı. Günler çok güzel geçiyor nasıl geçtiğini anlamıyorum bile. Ailemden ilk defa bu kadar uzak kaldım fakat öyle güzel insanlarla muhattap oluyordum ki ailemin yokluğunu bana hiç hissetirmiyorlardı.

Sohbetlerimız çok güzel geçiyor. Anlatılanları hayran bakışlarla dinliyordum. Çünkü ilk defa böyle bir ortamda bulunuyordum. Sohbet sırasında abla bir alim zat der ki sözüyle sohbet konusuna giriyor. Ancak ismini söylemiyordu. Bu durum çok defa tekrarlandiğı için benim dikkatimi çekti. Ablaya sordum: zamanı gelince öğrenirsin dedi. O zamanlar anlamamıştım ablanın neden söylemediğini. Dönem içi ara ara kamplar yapıyoruz. Çok güzel geçiyor. Bol bol kitap okuyup yeni bilgiler öğreniyoruz. Kütüphanede bir kitap ilgimı çekti. Osman Abinin ” Yanık Yürekler” kitabı görünce duygu karmaşasına kapıldım. Çünkü kitabı daha önce gördüm hatta okuma fırsatım bile oldu ama ben her seferinde ilk sayfasını okuyup bıraktım. Ablam üniversitedeyken kitabı arkadaşı hediye etmiş Ablam da eve getirmişti. Kitaba şaşkınlıkla baktığımı gören abla yanıma geldi. Daha önce okudun mu dedi. Yok dedim ama evimde vardı. Aldım kitabı. Oturdum bir köşeye yavaş yavaş okumaya başladım. Her okuduğum sayfada kendime bir kere daha kızıyordum. Allahm daha önce bu kitabin içindekileri neden fark edememişim.

1. Dönem bitti. Dönem Sonu kampında daha önce evin kütüphanesinden aşina olduğum Risalelerı okumaya başladım. Sözler Risalesinı okuyorum. Ancak birşey anlamıyorum. ablama diyorum oku sen o sana kendinı açar diyor.

Risaleyi bitirdim. Ama ne okudum nasıl okudum anlat deseler iki cümle kurabilir miyim bilmiyorum. Döndüm tekrar baştan başladım okumaya. Anladım ki birinci okuduğumdan birşeyler anlamışım. Risaleler hala aynı duyguyu verir bana.

Allah bu kamptan sonra vazifeli olmayi nasip etti. Ben bazı şeyleri bilerek, bazı şeyleri de yeni öğreneceğımin farkında olarak Allahin izni ile hizmet etmeye başladım. Her şey çok güzel. Her yer güllük Gülistanlik. Ta ki o geceye kadar. Hizmet etmeye çalıştığım lise yurdunda hersey tersine gitmeye başladı. Kitapları, tesbihleri hatta Kur’an-ı Kerim’leri bile topluyorduk. Hem topluyorum hem kendi kendime soruyorum Allahım biz Müslüman bir ülkede yaşamıyor muyuz, bu halimiz nedir? Kim ne için bize bunu yaptırıyor gecenin bir vakti.

Bu olay sadece çekirdekmis. Bundan sonra hersey artarak devam etti. Hala da sürüyor. Ama ben arkadaşlarım ablalarm olanlara boyun eğmeden hizmetlerimızi yapmaya devam ediyoruz…

Ramazan ayına girmiştik. Mezun olmama çok az kalmıştı. Ablalarım devam etmemi istemişlerdi. Ancak ortama bir problem vardı ” ailem” . Ben zaten hiç bir zaman aileme göğsümü gere gere hizmet ediyorum diyemedim. Ne yazık ki o ilk gün ki beni kayıt ettirdikleri ailemden eser yoktu. Onlarda herkes gibi korkuyordu. Herkes gibi onlar da oradan uzaklaş başına birşey gelecek diye beni tembihleyip duruyorlardı. Ama benim içim rahattı. Korkmuyordum. Kalmam gerekiyordu. Ablalarmla konuşup yüksek lisans yapmaya karar verdim. Ailemin eğitim ile ilgili kararımda yanımda olacaklarını biliyordum. Aileme söyledim. Önce karşı çıktılar. Baya direndiler. Orada seni herkes tanıyor, orası senin için tehlikeli gibi cümleler söylüyorlardı.

Bir akşam ailemi nasıl ikna ederim düşüncesi ile Teravih namazını kılmaya camiye gittim. İmam tam iki kere ” innallahe measabirin” âyetlerinı tekrarladı. Ayete zaten aşina idim. O zaman içime büyük bir umut doğdu. Babamı aradım namaz çıkışı. Konuyu açtım. Hiç itiraz etmeden nasıl istiyorsan öyle yap dedi. O an dünyalar benim olmuştu. Ne kadar şükür etsem az gelirdi. Sabretmenin ne kadar önemli olduğuna bir kere daha inandim. Artık hizmet hayatımda yepyeni bir dönem vardi. Yeni öğrencilerimle birlikte.

Ta ki insanları alaya aldıkları sözde 15 temmuz darbesi dedikleri olaya kadar. Kimse tahmin etmezdi bu kadar kötü olabileceklerini. Bu kadar da olur mu dedirtecek olaylar dönüyordu ortalıkta. Her gördüğüme her okuduğuma bu da mı diyordum. Zalim hızını kesmeden zalimliğini yapmaya devam ediyordu.

Abim sürekli kendini suçlu hissettiğini dile getiriyordu. Seni oraya ben kayıt ettirdim. Benim yüzümden oldu seni oraya ben bulaştırdım diyordu. Ben aksini söylesem de o bildiğini söylüyordu. Aklımda hep aynı düşünce vardı gitmeliyim. Asıl bu dönemde orada olmalıyım. Böyle bir durumda yalnız bırakmam ablalarımı. Ailem zalimin yanında. Babam sürekli sofralarında. Hep aynı muhabbetler, gece gündüz aynı mesele… Bir çıkış yolu bulmaya çalışıyordum. İstanbul’da formasyona başvurdum ve çıktı. İlk başta zorlasalar da sonra izin verdiler. Babam ben en son evden çıkarken söylediği bir laf var hala aklımda ” eğer hala cemaatin içindeysen olduğum yerden bir adım bile atmam bunu bil ” dedi.
Kırıldım babama. Anlatamadım ona gerçeği, Haykıramadım. Ama vicdanım hiç rahatsız değildi kötü birşey yapmıyordum ben…

Tıp Fakültesini Kazandım Ama Sevinemedim

Ben henüz üniversiteye yeni başlamış bir öğrenciyim. Birçok öğrencinin hayalinde olduğu gibi bu yaz tıp fakültesini kazandım. Fakat sevinç dolu olmam gerekirken hayatımın en karanlık yazını ve en karanlık dönemini geçirdim. 15 Temmuz… Kara gün. Herkes bugünün ne kadar kara bir gun olduğunu söylüyor. Fakat asıl bizim hayatımız bugünden sonra karanlığa büründü.

15 Temmuz’ la hiçbir alakası bulunmayan anne ve babam bir suçluymuşcasına bir muamele gördü ve görmeye devam ediyor. Zannediyor musunuz ki bu durum yalnızca anne ve babamı etkiliyor? Elbette hayır, en çok onların çocuklarını, beni ve kardeşimi etkiliyor. Öncelikle annemi de babamı da açığa aldılar. Daha sonra suçluymuşcasına evimize polis geldi, evi didik didik aradı ve suç unsuru olarak telefonlarımızı, bilgisayarımızı vs aldı. Bulduklari suç unsurları (!) yalnızca bunlardı. Ve daha sonra aynı anda anne ve babamı gözaltına aldılar. 7 yaşındaki kardeşimle bir başımıza kalakaldık.

Gözaltı sürecinden sonra babam cezaevine girdi. Şimdi tam 6 aydır cezaevinde. Babam cezaevine girdikten kısa bir sonra da hem annem hem babam ihraç edildi. Artık ne bir geçim kaynağımız, ne de geçimimizi sağlayacak başımızda babamız vardı. Evet sanki o günün mesulleri bizmişiz gibi hiçbir delil olmadığı halde aylardır bu zulme maruz kalmaktayız. Hukuk işlemiyor, vicdanlar mahpusta. İnsanlar bizlere selam vermeye bile korkuyor. Suçsuz olduğumuzu bildikleri halde.

Bu mağduriyetimiz ne zamana kadar devam edecek? Hukuk ne zaman islemeye baslayacak? Yalnızca bekliyoruz…

55 Yaşında Bir Anneyim

Ben 55 yaşında bir ev hanımıyım. Eşimden ayrılalı 15 yıl oldu. İkiz kızlarım var ikisini de binbir emekle okutup bu vatana hayırlı bir evlat olmasını istedim. Kızlarım yüzümü kara çıkartmadı elhamdülillah. Okullarını okuyup ikisi de edebiyat öğretmeni oldu. Okul hayatları boyunca başarılı öğrencilerdi, öğretmenleri hep takdir ederdi.

Lakin 15 Temmuz’dan sonra yavrularımın ikisi de vatan hayini, terör örgütü üyesi ilan edildi. 23 yaşında ki kızlarım şimdiye kadar kimseyi incitmedi hiçbir kavgalarına bile şahit olmadım. Çocuklarım işsiz kaldı, bir sürü üzücü olay yaşadılar aklımızın ucundan geçmeyen suçlamalara maruz kaldık.

Ben çocuklarımı zorla büyütüp okuttum. Onların da hep gayesi milli değerlerine sahip çıkan, dinine, vatanına sahip çıkan evlatlar yetiştirmekti. Kızlarımın ikisinin de psikolojileri bozuldu, işsiz kaldılar, terörden yargılandılar. Lütfen serzenişimize kulak verin. Benim çocuklarım bunları haketmedi

Baba Tutuklu Anne Vefat Etti Geride İse 3 Çocuk Sahipsiz Kaldı

15 Temmuz darbe girişimini fırsat olarak gören siyasi irade kendilerine muhalif olan bir kesmi hukusuz tutuklama, işten çıkarmalar ve akla hayale gelmedik psikolojik ve fiziksel işkeceler ile yokluğa mahkum bırakıyor. Çok sayıda masum insan sapa sağlam iken bu süreçte psikolojik sıkıntılar yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Strese bağlı olarak birçok hastalığa yakalananlardan bir kısmı ise vefat etti.

Bu olayların biri de Ankara’da yaşandı. Sitemize ulaşan bilgilere göre Gülhan Köseler’in Kızılay Kan Merkezi’nde hemşire olarak çalıştığı ve sırf eşi tutuklu olduğu için sözleşmesinin feshedildiği öğrenildi. 15 Temmuz sonrası başlatılan cadı avı operasyonları ile başta eşi olmak üzere, akrabaları ve tanıdığı arkadaşlarına yapılan örgüt üyesi suçlaması ve yakınlarının tutuklanması olaylarına duyduğu üzüntü ile kanser hastalığına yakalandı.

Eşinin yokluğunda çocuklarının geçimini sağlamak için iş başvurularında bulunsa da durumu nedeni ile kendisine iş de verilmedi.
Yaşadığı tüm bu zorluklar karşısında daha fazla dayanamayan Gülhan Köseler 19 Kasım 2018 günü vefat etti. Geride ise Enes, Nalan ve Nilgün adında 3 çocuğunu bıraktı.

Bir hesap daha ahirete kaldı.

https://t.co/O2j2kDn6PE

Cezaevleri Sağlık Konusunda Alarm Veriyor

14 Kasım 2018 tarihi itibari ile cezaevlerinde 258 bin 660 kişi var.

199.861 kişi hükümlü, 58.799 kişi tutuklu. Bu kişilerden 10.208’i kadın, 245.433’ü erkek ve 3.019’u çocuk!!!

1154 mahkumun sürekli hastalığı bulunurken yaklaşık 258 bin cezaevi sakininin sağlık sorunlarıyla ilgilenen sadece 471 doktor bulunuyor. Bu doktorlardan yalnızca 8 tanesi kadrolu iken diğer 463 doktor ise görevlendirme yoluyla cezaevlerine gidiyor. 549 tutukluya sadece 1 doktor düşüyor.

Doktora erişim sorunu Meclis’e taşındı. CHP Genel Başkan yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi; Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, cezaevlerindeki doktor sayısının arttırılmamasının gerekçelerini sordu.

Cezaevlerindeki doktorların büyük çoğunluğunun aile hekimi olduğunu ve haftanın belirli günleri uğradığını belirten İlgezdi, şu soruları sordu:

– Hapishanelerde sürekli doktor bulundurulması yönünde bir çalışma yapılmayacak mıdır?

– Mahkumların doktor muayenesi neden kelepçeli yaptırılmaktadır? Kelepçeyle muayene uygulamasına neden son verilmemektedir?

– Kelepçeli muayeneyi kabul etmeyen mahkumların tedavilerinin yapılmadan cezaevine geri götürüldükleri iddiaları doğru mudur?

– Van Hapishanesi’nde bir mahkumun, başı ağrıyan başka bir mahkuma ağrı kesici ilaç gönderdiği için ‘1 aylığına etkinliklere katılmaktan men cezası’ verildiği iddiaları doğru mudur?

https://t.co/VoPJErFA7j

https://t.co/sz4d4cHXOE

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS