25.2 C
Istanbul, TR
Salı, Haziran 25, 2019
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

4516 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

57 Yaşında Babam Pazarda Kalem Defter Satıyor

57 Yaşında Babam Pazarda Kalem Defter Satıyor
6 çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuyum. Babam yıllarca Mardin’de terörün göbeğinde emniyette çalıştı. Silah seslerinin çatışmaların arasında büyüdük. Bu yüzden babam bizleri sürekli okumaya teşvik etti. Hiçbirimiz dershaneye gidemedik. İlk önce ben kendi imkanlarımla Ege Üniversitesi Fizik Bölümünü kazandım. Mezun olduktan sonra ailemi İzmir’e çağırdım. Memur olarak devlet kurumuna atandım ve kardeşlerimin okumaları için gerekli desteği gösterme sırası bendeydi. Bir kardeşim öğretmen, diğer kardeşim de polis oldu. Bir kız kardeşim de benim gibi memur biriyle evlendi. Artık hepimiz seviniyorduk, babamız yıllarca gece gündüz bizim için çalışmıştı. Herkes bir şekilde rızkını kazanmaya başlamış artık babamızın üzerinden yükü kaldırmıştık.  Ta ki bu malum olaylar başlayana kadar.
3 kardeş hepimiz ihraç olduk. Evli olan kız kardeşimin eşi önce ihraç oldu sonra da tutuklandı. Şimdi 6 çocuktan 4’ümüz yine babamıza döndük. 57 yaşında evlatlarına destek olma umuduyla şimdilerde pazara çıkıp, akşama kadar pazarlarda kalem defter satıyor. Evet, çalışmanın yaşı yoktur ama bizler haksız yere elimizden alınan işimiz sebebiyle babamıza bunu yaşatmak istemiyoruz. Bu arada işsizlik ve sigorta gibi haklardan yararlanamadığım için şeker hastalığımın tedavisinde kullanmam gereken ilaçları alamıyorum. Ne yapacağımızı bilemiyoruz.

 

Cezaevinde Değilim Ama Sanki Ben de Tutukluyum 

Cezaevinde Değilim Ama Sanki Ben de Tutukluyum
Henüz iki aylık evliydim, mutluyduk, geleceğe ait güzel hayaller kuruyorduk. Ama bir sabah ne olduğunu anlayamadan polisler geldi ve eşimi apar topar aldılar. Nereye ve niçin götürdüklerini bile söylemediler. Akşama kadar 4 karakol, emniyet binası dolaştık yerini öğrenmek için. En son öğrendiğimde eşim Burdur’a götürülmüştü.
Biz o sıralar İzmir’deydik. Daha tam evliliğe, yuvaya, birbirimize yeni alışıyoruz derken neydi bizi bu anlamsız ayıran olay bilmiyorduk. Götürenler de bilmiyordu neden olduğunu. 2 hafta boyunca haftalık kapalı görüşe İzmir’den Burdur’a gittim. Her seferinde 7 saatlik yol. Tam ‘dayan, bu hukuksuzluklar biter’ diye kendime teselli verdiğim günler bir anda tekrar kapı çaldı. Artık her çalan kapıdan ürperir oldum. Bu sefer gelenler yine neden olduğunu söylemeden evi aradılar ve beni gözaltına aldılar. Birilerine ulaşmam zaman aldı. 5 gün sonra beni bıraktılar. Artık eşim Burdur da tutuklu ben ise her an tekrar alacaklar korkusuyla İzmir’de bir nevi tutukluyum. Lütfen bize kulak verin.

Seni de Alırlarsa Size Sahip Çıkmam

Seni de Alırlarsa Size Sahip Çıkmam
Eşim bir kolejde teknik eleman olarak çalışıyordu. Büyük kızım da aynı kolejde okuyordu. Eşim çalıştığı yeri çok seviyordu. Ta ki 15 Temmuz’ a kadar. Sonrası okul kapanınca herkes gibi ailecek biz de çok üzülmüştük.  Kayınpederim ‘Yarın bir gün seni alırlarsa size sahip çıkmam’ demişti. Anlam verememiştim, oğluna karşı bu kadar mesafe koydurtan şey neydi ki, hiç mi oğlunu tanıyamamıştı? Gerçekten de acaba bize de sıra gelir mi korkusuyla yaşarken sonrasında bir sabah evimizin kapısı çaldı ve beklenen olmuştu, eşimi ifadesini almak için götürmüşlerdi, hepimiz geri geleceği ümidiyle bekledik. Hiçbir suçu yoktu ama eşim gelemedi. Zor günler bizim için başlamıştı.
Şu an eşim 3 aydır cezaevinde. İlk önce Buca’ya oradan Burdur’a götürdüler eşimi.  Haliyle Burdur’a gidince görüşlerimiz zorlaştı. Kayınpederim ve eşimin kardeşleri Burdur’a gidip gelme konusunda yardımcı olmuyorlar bana. 3 çocuğumla gitmek zor oluyor. Sağ olsun amcamın oğlu yardımcı oluyor. Büyük kızım kolejde okuyordu. Tabi okul kapanınca arkadaşlarından ve öğretmenlerinden ayrıldıktan sonra, babasından da ayrılmak onu çok derinden üzmüştü. Küçük kızımla birlikte aynı liseye gidiyorlar. En küçük olan oğlum 7. Sınıfta. Uzak olduğu için her hafta görüşe gidemiyoruz, gitmediğimiz vakit eşim telefon açmış oluyor.
Eşimin işsizlik maaşı yattığı halde tutuklandıktan sonraki kısmı tutuklu olduğu için vermiyorlar. O da ayrı bir zorluk bizim için. Eşimin annesi hasta. Nefes darlığı sıkıntısıyla günün belli zamanlarında makineye bağlanıyor ama eşimin haberi yok. Söyleyemiyorum merak edip üzülmesin diye. Ablam ve eşimin abisi sahip çıkmaya çalışıyor bizlere. Bir ümitle bekliyoruz…

Amman 

Süha BERK
Amman
Tez ulaşam baharlara yazlara amman,
Derdim yüreğimde korlu bir umman aman,
Yerde gökte vardır beni yaradan amman,
Cehennemdir bir yanım cennettir aman.
&
Dertsizseniz; dert sizsiniz vay amman,
Bir mezarda bir hücrede gurbette aman;
Yavrulardan uzağım yârimden amman,
Kavuşmanın hayali de çokmuş be aman.!.
&
Zindan sana diyorum dost olduk amman,
Yandı huzur, mutluluğum kül oldu aman,
Zalimler için yaşasın cehennem amman,
Duamızda Allah var Gam yok Süleyman.
&
07 Haziran 2019

Gazeteci Demirağ’a tahliye: Hapishanelerde yatacak yer yok…

Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle dün cezaevine giren Yeniçağ Yazarı Yavuz Selim Demirağ gece yarısı tahliye edildi. Demirağ, “Hapishanelerde yatacak yer yok…” başlığı ile yaşadıklarını paylaştı.
Cumhurbaşkanına hakaret ettiği suçlamasıyla dün cezaevine giren Yeniçağ yazarı Yavuz Selim Demirağ, gece yarısı tahliye edildi.

Tahliye edildikten sonra cezaevlerinde yer olmadığına dikkat çeken Demirağ, “Canım memleketimde hapishaneye girmek bile mesele… Hastanede yattığım için bir ay süre ile ertelenen infazın yerine getirilmesi için adliyeye gittim. Cezaevlerinde yer olmadığı için 10 gün süre tanınacağı söylendi” dedi.

Demirağ bugün (14 Haziran 2019) ‘Hapishanelerde yatacak yer yok…’ başlığı ile kaleme aldığı yazısında yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Canım memleketimde hapishaneye girmek bile mesele… Hastanede yattığım için bir ay süre ile ertelenen infazın yerine getirilmesi için Adliyeye gittim. Cezaevlerinde yer olmadığı için 10 gün süre tanınacağı söylendi. Sonuç da kendimizi ona göre hazırladık. Şiddet ile devam eden hayatımızın bir akışı var. “Uzatmayalım, bir an önce bitsin… Yarın öbür gün yakalama kararı ile muhatap olmayalım” düşüncesi ile 2 fotoğraf ile dilekçe yazmaktan imtina ettim. Savcı bey anlayış ile yol gösterdi. Kimbilir belki de “kendi ayağı ile hapis yatmaya gelenler de varmış” diye iç geçirmiş olabilir.

İktidar partisi yeni bilmem kaç tane cezaevi yapmakla övünüyor. Gider ayak iktidara bir önerim olacak. Bu işin özelleştirilmesi şart. ABD’nin bazı eyaletlerinde “özel cezaevleri” var. Hazır hükümet köprü ve hastaneler için hasta ve geçiş garantisi veriyor ya. Tutuklu ve hükümlü garantisi verilerek yeni cezaevlerinin inşaası sağlanabilir. Böylelikle devletin hazinesinden para çıkmaz. Enflasyon artmaz! Sonuç da yeni iş ve istihdam alanı açılır. Yandaşlar zengin edilir. Ne dersiniz? Hazır potansiyel var iken bu fırsatın kaçırılmaması lazım. Arz-talep var…

Bu arada benim gibi huysuz birinin okuyucuları tarafından sevildiğini hissetmek anlatılmaz bir duygu. Yüzlerce e-posta, binlerce mesaj ile daha içeri girmeden yalnız olmadığımı hissettirdi. Sosyal medya gerçeği yeniden yüzüme çarptı. Merhum Abdullah Yüce’nin muhteşem sesi ile söylediği “Bu ne sevgi ah, bu ne ızdırap” şarkısı çınlıyor kulaklarımda. Sevgi ve destek güç veriyor insana. Okuyucusu ile bütünleşen yazara ne mutlu…

İçeri giderken insanın doğal olarak aklı dışarıda kalıyor. Sözcü Gazetesi’nin karar duruşmasında bulunmak isterdim. Son 10 yılı mahkemeleri takip ile geçirdiğim için, Sözcü’ye yapılan haksızlığı takip ederek yazmayı istiyordum. Yüreğim Sözcü ile… Öte yandan İstanbul seçimlerini yerinde takip etmeyi arzu ediyordum. Ekrem İmamoğlu’na söz vermiştim. Seçimin sonuçlarını İstanbul’da yaşamak vardı. Nasip…”

‘YER YOK, MAHKUMLAR SİNEMA SALONUNDA YATIYOR’

Öte yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, çarpıcı bir iddiayı gündeme getirdi. Eskişehir Açık Cezaevinde yer yokluğu gerekçesiyle 100 kişinin sinema salonunda yatırıldığına dikkat çekti. Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı’nı acil göreve davet eden milletvekili Gergerlioğlu, insanlık onuruna yakışmayan bu durumun biran önce sonlandırılmasını, sorumlular hakkında işlem yapılmasını istedi.

Ramazan Bayramı ziyaretleri, engellenen açık görüş hakları ve Gaziantep, Ankara, İstanbul, Trabzon, Alanya, İzmir cezaevlerindeki ihlallere dair bilgiler veren HDP Kocaeli Milletvekili Gergerlioğlu, tutuklu yakınları ve cezaevi ziyaretlerinden gelen mesajları da paylaştı. Gergerlioğlu, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve bakanlık yetkililerini ciddiyete davet ederek, Türkiye’nin evrensel insan hak ve özgürlüklerinden uzaklaştığı kaydetti.

‘ABDÜLHAMİT GÜL’Ü CİDDİYETE DAVET EDİYORM’

Gergerlioğlu şu değerlendirmeleri yaptı: “Biz ihlalleri duyurmaya devam edeceğiz istedikleri kadar 3 maymunu oynasınlar istedikleri kadar TBMM İHİK Başkanlığı denen başkanlık görevini yapmamaya devam etsin, bunlar skandaldır ve biz bunları milletin vekili olarak söylemek zorundayız. Adalet Bakanı’na sesleniyorum bakın biz bu kadar yoğun şikayet aldığımız için her hafta basın toplantısı yaparak bunları gündem ediyoruz ama Adalet Bakanlığı’ndan bir ilerleme göremiyoruz her türlü açıdan cezaevleri dökülüyor! Bayram günü hepimiz bayramlaştık hepimiz bayram yerlerine gitti, hepimiz bayramlaştık ancak cezaevlerinde büyük bir ihlal haksızlık ve üzüntü yaşandı neden çünkü insanların görüş hakları konusunda haziran ayındaki görüşleri birleştirmek suretiyle büyük bir haksızlık yaptılar. Adalet Bakanlığını ve Abdülhamit Gül’ü ciddiyete davet ediyorum. Binlerce iddia var cezaevlerinde.Binlerce ihlal var ve biz bunu çok iyi takip ediyoruz.1 yıl öncesinde büyük bir ihmal sonucunda vefat eden insanların dosyasına bile dokunulmamış durumda, hiçbir araştırma yapılmıyor.”

‘URFA SICAĞINDA 2 SAAT DIŞARDA BEKLETİLDİK’

Gergerlioğlu’nun Ramazan Bayramı ziyaretleri ve sonrasındaki açık görüşlere dair cezaevlerinde yakın dönemde yaşanan ihlallere dair paylaştığı mesajları ise şöyle:

“Şanlıurfa Hilvan cezaevinde iki saat bekledik sistem yok diye. 46 dakika urfa sıcağında güneşin altında bekledik çoluk çocuk. Nizamiyenin gölgesinde bekleyen çocukları askerler sürekli azarlayıp güneşte beklemelerini dayattılar.”

TRABZON’DA BAYRAMDA FALAKA İDDİALARI

“Trabzon Beşikdüzü Cezaevinde işkence, falaka iddiaları geldi bayramda çok acil olduğu için Trabzon Beşikdüzü Cezaevine yönelik sosyal medyadan mesaj attım anında Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı cevap verdi, Hiçbir araştırma yapmadan iddialar asılsızdır diye bize cevap veriyorlar.”

İZMİR’DEN GAZİANTEP’E HER YERDE HUKUKSUZLUK 

“İzmir F Tipi cezaevi de aynı sıkıntı oldu bayram görüşü ve aylık açık görüş olmak üzere 2 tane açık görüş hakkımız olan açık görüşümüz ortak olarak 1’e düşürdüler.sevdiklerinizi fazla görmeyin demeye çalıştılar.

Bayramda açık görüşlerde kısıtlama var Gaziantep L Tipi’nde de bayram görüşünde sıkıntı vardı, aylık görüş hakkı gasp edildi.19 Mayıs açık görüşte de aynı mağduriyeti yaşattılar en azından bayramda yapılmasın ben çıktım zulmüm bitti ama arkadaşlarım zulmü yaşıyor diyor bir ileti.

Alanya Mahmutlar da bayram görüşünü kapalı diye duyurdu bayramda yapılması gereken açık görüşü normal açık görüşle birleştirip teke düşürdü bari bayramda vermiyorlar, bayramdan sonra ayrı ayrı versinler.

Yine bir başka şikayet Gaziantep E tipi Cezaevi’nde her ayın 2. Haftası açık görüş oluyordu bayram görüşüyle birleştirdiler 1 açık görüş hakkımız resmen elimizden alınmış demiş.”

ERZİNCAN’A BAYRAM GÖRÜŞÜ HAKKI VERMİYORLAR

“Vekilim Erzincan Cezaevi’nde bayram görüşü vermiyorlar açık görüş bayramdan sonra olacakmış 15 gün görüş yapamayacağız, lütfen sesimizi duyurur musunuz? Duyururuz çünkü bizim görevimiz bu.gözlerini kapatan kulaklarını tıkayanlara karşı bizim görevimiz bu değerli vatandaşlar.”

“BM ve AİHM Kararları: Şimdi ne olacak, nereye, nasıl başvurmalı?”

“Baştan diyelim ki AB’nin etkisiz kaldığı yerde BM daha etkili ve sonuç odaklı olmaya başladı. Bundan dolayıdır ki Avrupa’da bulunan 5 farklı İnsan Hakları Derneği de, Türkiye’deki insan hakları ihlalleriyle ilgili BM’ye başvuruda bulundu..”

TR724 Yazarlarından Hukukçu Ramazan Faruk Güzel’in analizi şöyle;

Kendi yargısını işletmeyen, tabiri diğerle “kendi göbeğini kendi kesmeyen” Türkiye’nin dosyaları her geçen gün uluslararası mahkemelere ve kurumlara taşınıyor. Yolsuzluk dosyaları gibi iktidarın soruşturmaları sümenaltı edilirken, muhalif görülen kesimlere yapılan hukuksuzlukların dosyaları görmezden geliniyor, mağdurların dosyaları da akim bırakılmaya çalışılıyor.

Biriken dosyalar ise yurtdışında adeta bir tsunamiye dönüştü ve dalga dalga Türkiye’ye doğru geliyor. Zamanında yargı, iç hukuk yolları -olması gerektiği gibi- işletilmiş olsa; sadece ihmali ve kastı olanlar sorumlu olacakken, bu kanunsuzluklara devlet olarak ve bir noktada millet olarak sahip çıkıldığında herkesi bağlayan, herkesi vurabilecek bir felakete dönüşüyor.

Erdoğan rejiminin uluslararası kurum ve mahkemelere yansıyan en büyük suçlarından birisi de “adam kaçırmalar.” Türkiye’nin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) koordinesinde gerçekleştirilen bu insanlık suçunda rüşvetlerle bir ülkedeki zaafı olan siyasetçileri, devlet adamları ya da mafya örgütlenmeleri kullanılıyor.

Erdoğan’ın MİT’inin adam kaçırma ile ilgili basına yansıyan son haberi Orta Afrika ülkesi Gabon’dan… Bu ülkeden kaçırılarak Türkiye’ye getirilen ve 15 aydır tutuklu bulunan Gülen cemaati üyesi 3 öğretmen ilk kez geçtiğimiz çarşamba İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkmıştı. İddialar: “Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme” ve “Uluslararası casusluk”!

İddianamelerinde isnat edilen suçlar ve istenen cezalar şöyle “Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme” suçundan 10 yıldan 22,5 yıla kadar, “Uluslararası casusluk” suçundan 1 yıldan 4 yıla kadar hapis.

Sanıklardan birisi haklı olarak “Gabon’da kime casusluk yapmışım, hangi bilgiyi vermiş olabilirim ki!..” diye sorarken, Gabon’da bulunan okullarında yöneticilik yaptığı söylenen sanık Adnan Demirönal’ın mahkemedeki savunması hadisenin özeti: “Gabon’da öğretmenlik yaparak ailemin geçimini sağlıyordum. Beklenmedik şekilde gözaltına alındım. Ters kelepçe takılarak getirildim. 15 aydır tutukluyum… Herhangi bir örgüte bağlı değilim, ailem de dahil sicilimiz temizdir. Tüm örgütlere lanet gözüyle bakarım.”

Bütün bu yaşananlara rağmen Erdoğan yargısının ara kararı standart:

“Üç sanığın da tutukluluk hallerinin devamına, duruşmanın ileri bir tarihe ertelenmesine…”

Aksi bir karar verecek olsalar bu mahkeme heyetinin başına neler gelebileceğini de herkes biliyor!

MOLDOVA İCRAATI!

Ülke içinde “siyah transporterler” sürekli olarak insanları kaçırıyor. Yasin UGAN, Özgür KAYA, Erkan IRMAK, Salim ZEYBEK, Mustafa YILMAZ, Gökhan TÜRKMEN halen kayıp ve kendilerinden haber alınamıyor.

Geçtiğimiz mart ayında da Türkiye Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün, “107 Gülen yapılanması mensubunun Türkiye’ye getirildiği” yönünde itiraf gibi bir açıklaması olmuştu. “Merd-i Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş” hesabı, bunu bir gurur vesilesi gibi açıklamışlardı ama üst üste gelen uluslararası mahkeme kararlarından görüyorsuz ki bu aslında bir dizi uluslararası insanlık suçunun da bir itirafı ve belgesi idi.

Bunları da takip eden uluslararası mahkemeler ona göre kararlar vermeye başladı. En son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye ve Moldova gizli servislerinin ortak operasyonuyla 6 Eylül 2018 tarihinde Türkiye’ye gönderilen Gülen Hareketi’ne mensup 5 Türk vatandaşı tarafından açılan davada “Moldova’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) ihlal ettiği” sonucuna vardı. İhlalinden bahsedilen maddeler ise;

– AİHS’nin özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5’inci maddesinin 1’inci fıkrası ile (davacıların bu şekilde yakalanmasının “yasadışı“, “gereksiz” ve “keyfi” olduğuna),

– Özel ve aile hayatına saygıyla ilgili 8’inci maddesini ihlali…

Karar gereği Moldova, davacıların her birine 25 bin euro manevi tazminat ödeyecek.

Aslında bu yeni bir sürecin de başlangıcı. İş sadece tazminat ile kalmayacaktır. Tescillenmiş bu husustan sonra işin bir de cezai boyutu olacaktır. Ulusararası insanlık suçu işleyen Türkiye’deki ve onunla işbirliği içindeki suç ortaklarının uluslararası ceza mahkemelerinde yargılanmalarının da önü açılmıştır. Bu konuyu da ayrı bir araştırma konusu olarak ele almak gerekir…

AİHM’in bu kararı, Gülen Cemaati’nin yurtdışındaki unsurlarına yönelik MİT operasyonlarıyla ilgili ilk kararı olması açısından da önem arz ediyordu… AİHM, Moldova’dan Türkiye’ye kaçırılan 6 kişiyle ilgili verilen kararıyla, Avukat Nurullah Albayrak’ın ifadesi ile “Türkiye’nin yurtdışına hukuksuzluk ihraç ettiği/ yani kaçırmalar, istihbari faaliyetler, el koymalar, rüşvet, tehdit, şantaj, yolsuzluk tarzı hukuksuzlukları ihraç eden ülke haline geldiği tescillenmiş” oldu.

Hatırlarsanız, Moldova’nın yedi Türk’ü sınır dışı etmesine Af Örgütü’nden tepki gelmiş, Örgütün Doğu Avrupa ve Orta Asya Yöneticisi Marie Struthers, olaydan duydukları endişeyi ifade ettikten sonra, “Moldova makamları yalnızca bu kişileri sınır dışı ederek haklarını ihlal etmekle kalmadı, aynı zamanda onların adaletsiz bir yargılama süreci gibi insan hakları ihlallerine maruz kalacak olmalarına sebebiyet verdi” ifadelerini kullanmıştı. Af Örgütü’ yetkilisi ayrıca, “Moldova’daki son tutuklamalar, giderek baskıcı hale gelen Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarına karşı izlediği misilleme politikasına uyuyor” diye eklemişti.

AİHM’e taşınan davanın detaylarında görüyoruz ki hem Türkiye hem de Moldova bir dizi hukuksuzluklar yapmış, uluslararası yasaları hiçe saymışlar…

Sosyal medyada, “BM koruması altındaki bir ailenin MİT tarafından Afganistan’dan kaçırılıp Türkiye’ye getirildiği, ailenin 9 ay içerde tutulduktan sonra bırakıldıkları ve şu an bu ailenin yurtdışında olup Afganistan ve Türkiye aleyhine 25 milyon dolarlık dava açmış olduklarına” dair iddialar da var. Her geçen gün bu iddialar artacağa benzer…

ERDOĞAN’IN ULUSLARARASI RÜŞVET ÇARKI

Moldova basınında, “Ankara’nın Moldova cumhurbaşkanlığı binasının 10 milyon dolara restorasyonunu üstlenmesinin karşılığında söz konusu kişilerin Türkiye’ye iade edilmesinin beklendiğine” dair haberler yer almıştı.

Moldova Cumhurbaşkanı Igor Dodon, söz konusu iddiaları reddederek, basına iade kararları hakkında spekülasyonda bulunmama çağrısında bulunmuş olsa da bunun siyasi sonuçları olmuştu…

Görüldüğü gibi Erdoğan, ülke içinde yürüttüğü “cadı avı”nı uluslararası bir boyuta taşımış durumda ve Cumhurbaşkanlığı’nın örtü ödeneği dahil ülkenin bütün kaynaklarını bu sürek avına seferber etmiş durumda. Bunun için de demokrasinin tam yerleşmediği 3. Dünya ülkelerindeki zaafı olan siyasileri, devlet görevlilerini kullanmakta… Ne gariptir ki Erdoğan ile bu kirli ilişkilere girmiş olan siyasilerin akibeti hiç de iyi bitmiyor, bir şekilde müstehaklarını buluyor. (Süreçlerinin devamına bakıldığında ne demek istediğimiz anlaşılacaktır.)

Bunun bir örneğini de Malezya’da görmüştük. Erdoğan’ın uzun kolları oraya da uzanmış ve BM koruması altındaki İsmet Özçelik ve Turgay Karaman isimli 2 eğitimciyi Malezya hükümeti ile kirli pazarlıklar sonucu kaçırmış ve Türkiye’ye getirmişti. Fakat her olay gibi bu hadise de Erdoğan rejiminin ayağına dolandı, dolanmaya ve onları bir gölge gibi takip etmeye devam edecek!

ERDOĞAN REJİMİ UYGULAMALARINA KARŞI BM KARARI

Malezya’dan adam kaçırma ile ilgili BM’ye başvurulmuş ve BM İnsan Hakları Komitesi de 28 Mayıs 2019 tarihinde 2980-2017 sayılı “İsmet Özçelik ve Turgay Karaman / Türkiye kararı” ile Erdoğan rejiminin insan hakları ihlallerini hükme bağlamış ve Gülen Cemaati’ne yönelik tutuklamaların keyfi olduğunu kaydetmişti. Birleşmiş Milletler’in bu kararı Türkiye’deki binlerce tutuklu ve KHK mağdurunu doğrudan ilgilendirmesi açısından mağdurlar için bir umut ışığı, Erdoğan rejimi için de “pandoranın kutusunun açılması” olmuştu…

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi (Komisyonu) bu kararı ile “Türk eğitimcilerin özgürlüklerinin ihlal edildiğini” söylerken,  kararın yerine getirilmesi için de Türkiye’ye 180 günlük bir süre tanımış oldu. Kararın içeriğinde ayrıca uğranılan zararın tazmini de var…

Bu BM kararı ile tescillenen hususlar ise şunlar idi:

1- Türkiye’de adli süreçler usulüne uygun işlemiyor:

CMK ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu md.7 vd hükümlerinin işlemediği örneklerle ortaya konuldu.

2- ByLock ve Bank Asya suçlamalarının hukukta bir karşılığı yok:

“İsmet Özçelik ve Turgay Karaman BM Başvurusu” karşısında Türkiye, “davacıların ByLock kullandığını ve Bank Asya’da hesabının olduğunu” ileri sürerer “kaçırmanın yasal olduğunu” iddia etmiş, BM ise bu suçlamaların hukukta karşılığının olmadığını ifade ederek hukuksuz şekilde tutulan davacıların bırakılmasına ve tazminat verilmesine hükmetmişti; Türkiye’nin İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne imza atan ülkelerden biri olduğu da hatırlatarak…

(BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’nun 2018/42 sayılı kararında da “Bylock kullanma ve Gülen Hareketince organize edilen dini sohbetlere katılma terör örgütü suçlamasına dayanak yapılamaz” şeklinde bir karar bulunmaktadır.)

3- Türkiye’de “savunma” sorunlu: Baronun atadığı avukatların sanıklara yardımcı olmaktan ziyade bazen onları itirafçı olmaya  zorladıkları uluslararası yargılamalarda da kayıt altına alınmış olundu.

4- İnsan hakları ihlallerinde OHAL mazeret değildir: Anayasa ve AİHM içtihatlerinde “Temel insan haklarının OHAL ile ve KHK’larla kısıtlanamayacağı” hüküm altına alınmış olmasına rağmen 15 Temmuz Kurgusal Darbesi’nden sonra yapılan bütün hak ihlallerinde KHK’lar ve OHAL bahane gösteriliyordu. BM’in bu kararında da açıkça “haksız tutuklamalara OHAL’in bahane edilemeyeceğinin” altı çizilmiş oldu.

5- AYM, bir iç hukuk olmaktan çıkmıştır: Türkiye’nin “iç hukukun daha tüketilmediği” savunması karşısında BM İnsan Hakları Komitesi, “Gülen Cemaati üyelerine karşı Anayasa Mahkemesi’nin objektif davranmadığı ve makul sürede karara bağlamadığı” gerekeçeleri ile AYM’nin tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olmadığını kayıtlara geçirmiş oldu.

Hakim Kemal Karanfil’in de ifade ettiği gibi, BM İnsan Hakları Komisyonu’nun kararı üzerine AİHM de “iç hukuk yollarını tüketme” konusunda içtihat değişikliğine gidebilecektir ve bu orada bekleyen dosyaları da etkileyecektir…

BM ve AİHM KARARLARI SONRASI YAPILACAKLAR…

BM kararından sonra Havuz’da “BM kararının bağlayıcı olmadığı” şeklinde yorumlar çıktı, ki bunun ciddiye alınacak tarafı yok. Zira BM Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Birinci Ek Protokol’ü 1976’da yürürlüğe girmiş ve BM İnsan Hakları Komitesi de bu sözleşmeye dayanarak ihtas edilmişti.

Türkiye ise bu sözleşmeyi 23.09.2003’te, İhtiyari Protokolü ise 02.02.2004’te imzalamış, 05.08.2006’de de Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Anayasa’nın 90. maddesi gereğince de “usulüne göre yürürlüğe konulmuş” olan bu milletlerarası antlaşma kanun hükmü kazanmıştı. Dolayısıyla da komisyonun kararları her türlü Türkiye’yi bağlar.

AİHM kararları CMK’ya konulan hükümle iç hukukta direkt bağlayıcı nitelik iken, İHK kararları için bu yönde bir düzenleme de bulunmamasından dolayı “yaptırımı olmadığı” iddia edilse de bunun Anayasal bağlayıcılığı vardır ve uluslararası böyle bir taahhüdün ihlalinin siyasi, ekonomik ağır sonuçları olacaktır!..

Şimdi bu noktada, haklarını artık uluslararası mercilerde arayanların aklında şu soru var:

“O zaman ne yapalım; haklarımızı talep için AİHM’e mi, yoksa BM’ye mi başvuralım?”

Baştan diyelim ki AB’nin etkisiz kaldığı yerde BM daha etkili ve sonuç odaklı olmaya başladı. Bundan dolayıdır ki Avrupa’da bulunan 5 farklı İnsan Hakları Derneği de, Türkiye’deki insan hakları ihlalleriyle ilgili BM’ye başvuruda bulundu.. Yani adam kaçırmalardan sonra “işkence” de BM masasında artık…

Fakat hemen hatırlatalım ki;

AİHM’de davası devam edenlerin dosyasını ayrıca BM’ye taşıması sakıncalı olabilecektir, AİHM sürecinin sonuçlanması gerekecektir. (BM’de devam eden davalar için ayrıca AİHM’e başvuru durumu da aynı şekilde…)

Bu yargılamalarda bir red kararı çıkması halinde diğer kurum ve mahkemelere başvurmakta fayda var.

İlk defa uluslararası bir mahkemeye dosyasını taşıyacaklar için ise;

Öncelikle BM İnsan Hakları Komitesi’ni (İHK) tercih etmeleri önerilir. Zira İHK kararları Türkiye için bağlayıcıdır. AİHM kararları da sözde bağlayıcıdır ama (Demirtaş kararında vb görüldüğü gibi) Türkiye, değişik bahaneler ileri sürerek bu kararları yok sayabiliyor, AİHM de siyasi kaygılarla buna sessiz kalabiliyor!

Uluslararası hukuk alanında uzman hakim Talip Aydın’ın da dediği gibi: “AİHM’nin Erdoğan Rejimi ile pazarlık içinde hareket ettiğini, zamana oynadığını, Rejim’e akıl verdiğini görmemek saflık olur. Arada bir verdiği kararlarda da insanların gazını aldığı, kendince itibar yenilemesi yaptığını görmek gerekir.”

BM İHK’nın verdiği karardaki en can alıcı noktalardan birisi de zaten AİHM’in yıllardır AYM’yi ve de OHAL Komisyonu’nu bir iç hukuk yoluymuş gibi dayatmasını gerçersiz kılmıştır! Dolayısıyla da tekrar belirtelim ki, ilk defa başvuracaklar BM’ye, halen AİHM’de davası olanlar ise BM İHK’nın “AYM’nin bir iç hukuk yolu olmaktan çıktığına” dair kararını AİHM’e sunmalarında fayda var.

Otoriter, baskıcı bir yönetime dönüşen halihazırdaki Erdoğan rejimiyle ilgili aleyhe kararlar gelmeye devam ediyor ve de artarak sürecektir bu!.. Bunların da iyi tahlil edilip ona göre etkili savunmaların hazırlanması gerekmektedir. Dolayısıyla da bu kararlar hakkında söylenecek, konuşulacak daha çok hususlar var… Bunları da sonraki yazılarımızda kısımlar halinde ele almaya çalışalım, yerimiz/ vaktimiz elverdikçe…

Kaynak: TR724

Engelli Çocuklar da Zulüm Altında

15 Temmuzdan sonra başlayan cadı avı yüz binlerce insan gibi bize de geldi. Biz eşimle beraber işsiz kaldık.
 Ne oluyor ne yapacağız diye düşünürken 25 yıllık öğretmen abim tutuklandı. 1 ay sonra bir anda 3 çocukla tek başına kalan eşi gözaltına alındı, Allaha şükür adli kontrol ile serbest bırakıldı ama daha 5 ay öncesinde iki devlet memuru olan bir eve şu an ihraç oldukları için 1 kuruş gelirleri yok.
 Evi satalım dedik, eve tedbir konmuş. 4 kişi hiç bir gelir olmadan elde avuçtaki 3-5 kuruşla idare etmeye çalışıyorlar. Biz bu mağduriyetten sonra kendimiz en azından dışarda olmanın şükrü ile acımızı unuttuk derken öbür yengemi gözaltına aldılar ve tutuklandı.  Eşi tesadüfen o saatte evde olmadığı için onu gözaltına alamadılar ve şu anda zulümden kaçmak için evini yurdunu terk ederek adeta suçlu gibi köşe bucak bir yaşam sürmekte.
 Bu abimin çocuklarına kayınvalidesi bakıyor bakmasına ama çocuğunun biri %86 özürlü. Çocuk annesiz babasız kalınca zaten kötü olan sağlık problemleri arttı gittiği rehabilitasyon merkezini aksatmaya başladı. Bu zulüm nereye kadar devam eder Allah bilir ama bir an önce bitmesi için dua ediyoruz. Rabbim inşallah bir çıkış…

Cezaevinde Kıyılan Nikah

Sabah 6, evimin kapısı ısrarla çalındı. Üst üste defalarca kapıya baktım polis dediler toparlanmak için müsaade istedim, sonra kapıyı açtım buyurun memur bey dedim, kızımın ismini verdiler ve arama yapacağız dediler. Gelen polisler her biri bir odaya aramaya girdiler, evimin her odasını arayıp cüzdanlarımıza kadar baktılar. Kızımın odasını ararken nişan takılarını buldular, o kadar takı içinde 1 doları bulup delil diye koydular. Ve sonra 2 gün gözaltında kalacak diye kızımı götürdüler. 2 gün akşam bir telefon geldi; gözaltı uzatıldı diye… 8. gün sonunda kızımı bıraktılar.
 Sonrasında avukat tutalım dedik, resmi işleri takip etmesi için notere gittik vekalet vermesi için ama orda bizi beklettiler ve sonrasında polisler kızım için tekrar geldiler ve yine gözaltına aldılar. Kızım 1 gün de başka bir yerde soğuk beton üzerinde gözaltında kaldı. Ertesi gün savcı görmeden hakim karşısını çıkardılar ve kızım daha savunma yapmadan tutukladılar… Bir iftira yüzünden kızım 3 aydır tutuklu…
 Mağduriyetimiz bununla bitmedi kızım yeni nişanlıydı, soy isim tutmadığı için nişanlısı ile görüşemedi bir süre. Halbuki diğer mahkumların farklı soy isimlerden 3 kişinin ismini yazdırma hakkı varmış… Nişanlısı bu durum karşısında artık bir şeyler yapmak istiyordu ve belediyeye başvurdu, nikah işlemlerini başlattı. Uzun ve yorucu bir süreç sonrasında kabul görüldü. Bu sefer de nikah sırasında aile fertlerinden kimseyi içeri almadılar. Nişanlısı tek gitti, giderken bu günün hatırası olsun diye tek bir gül almış onu bile içeri alırken aramışlar yapraklarının arasına bakmışlar ve yapraklarını dökmüşler… Sonunda masaya oturmuşlar ama bu seferde şahit olacak infaz koruma memurları şahitlikten vazgeçmiş. Damadım savcılığa itiraz etmiş hemen, savcı da görüş günü yapın o gün gelenler şahit olsun dedi.
 Görüş günü geldi, ben ve diğer kızım gittik şahit olduk. Nikahı gördük ama içimiz kan ağlaya ağlaya… Nikah memuru sizi iyi günde kötü günde eş olarak kabul ediyorum derken siz zaten kötü günde birliktesiniz inşallah güzel günler de de birlikte olursunuz dedi. Kızım ve bizim yaşadığımız mağduriyetlerin duyurulmasını, dile getirilmesini istiyorum…

Eşimden ve Çocuklarından Koparıldım

15 Temmuz akşamıydı… 2,5 yaşındaki oğlumla yatıyorduk ki eşim darbe olduğunu söyledi, şok olmuştum inanamıyordum. Eşim ve ailesi ile sabaha kadar ağlayarak dua etmiştik; Rabbim ülkemizi korusun diye…
 Gel gör ki ağustos ayının başında e-devletten arabama el koyma yazısını gördüm, şok olmuştum. Cumhuriyet savcılığı tarafında arabama hak mahrumiyeti el koyma yazıyordu. Benimle ilgili bir işlemin olduğunu anlamıştım ama NEDEN. Yaklaşık 11 senelik eğitimciydim ve bu zamana kadar vatanım ve milletim için insan yetiştirme, insanlığa faydalı olabilme adına her şeyi yapmaya çalışmıştım ama bir baktım ki birileri tarafından terörist ilan edilmiştim. Bıçağımız dahi yoktu ama silahlı terör örgütü üyesi olarak aranıyordum.
 Önce ailemi memleketine gönderdim, onların güvende olmasını istiyordum çünkü gözaltında ve cezaevlerinde işkencelerin olduğunu ailelerin mağdur edildiğini duyuyordum.
 9 senelik evli olduğum eşimden, 7,5 yaşındaki kızımdan ve 2,5 yaşındaki oğlumdan ayrılıyordum, sebebini bilemediğim bir ayrılık…
 İşsizler kervanına ben de dahil olmuştum, artık işim yoktu. Neye üzüleceğimi bilemiyordum; ailemden ayrı kalmaya mı, işsiz güçsüz kaldığıma mı, parasız pulsuz kaldığıma mı, üzerime atılan bu çok kötü hayal dahi edemediğim terörist yaftasına mı… Bu zamana kadar silahı sadece askerde görmüştüm ve onu da yanlış tuttuğum için komutanımdan azar işitmiştim. Silahı dahi tutmayı bilmeyen ben terörist ilan edilmiştim…
 Eşimden ailemden çocuklarımdan ayrı kalmak… Onların her aksam eşime “anne herkesin babası akşamları evine gidiyor bizim babamız niye bizden ayrı kalıyor” sorusunu sorması ve bu sorunun cevapsız kalması… 2,5 yaşındaki oğlumun fotoğrafıma bakıp çocuk odasında hıçkıra hıçkıra ağlaması… Bunlar bir baba olarak çok ağırıma gidiyor… Yaklaşık 95 gündür onların kokularına hasretim (95 gün belki söylemesi kolay gelebilir ama bu süre içinde yaşananlar kalbe 95 bin defa hançerin saplanması gibi yara açıyor, tamiri uzuuuuunnnn zaman alacak yaralar…). Onlar daha olayın farkında değiller ama Rabbim kimseyi evinden ailesinden çocuklarından ayrı bırakmasın. Çocukları da annesinden babasından ayrı bırakmasın…

Ne Hukuk Ne Adalet Kaldı

Ablam ve eniştem zabıt katibi olarak adliyede çalışıyorlardı. 15 Temmuzda gerçekleşen darbe girişimiyle beraber başlatılan operasyonlarda gözaltına alındı. Kendisi sosyal demokrat bir aileden gelmesi ve dolayısıyla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen yalnızca 45 dakika süren bir mahkeme sonucu adliyedeki yirmi kişi ile beraber tutuklandı.  Gözaltına alındığı gün polisler evde bir şey bulamamalarına rağmen -ki yalnızca hard disk ve telefonlar alındı-  “yargınınnabzı.com” ve benzeri haber sitelerinde evde örgüte ve darbeye ait dokümanlar bulundu diye haber yapıldı. Ayrıca darbe girişiminde generallerde bulunan 1 dolardan eniştemde de olduğu haber yapıldı. Gerçekte ise polisler böyle bir şey sormadılar bile.
 Daha sonraki süreçte yeğeni yalnız kalan ablama yardımcı olmak için bir süre yanında kaldım. Daha sonra ablam için eve geldiler onu da götürdüler. Ablam 5 günlük gözaltı süresinden sonra serbest bırakıldı.  Denetimli serbest bırakıldığı için imza atmaya gitti. Tuhaf bir şekilde 2 hafta sonrasında kaçma şüphesiyle tekrardan gözaltına alındı. 25 günlük gözaltı süresinden sonra o da tutuklandı. Hem eniştemin hem de ablamın tam olarak hangi sebepten ötürü örgüt ile ilişkili kılındığı ve tam olarak neden tutuklandıklarını bilmiyoruz.  Avukatlar ve hakimler de bir şeyler söylemiyorlar.
 Hukuk ve adaletin olmadığı bu ortamda sizden yardım bekliyoruz.

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS