25.2 C
Istanbul, TR
Salı, Haziran 25, 2019
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

4516 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Gül bahar

Rana Gül

Mapushane gamlarını, gözü yaşlılar yıkar

Koğuşlar dolup taşar, anacıklar kan ağlar

Hürriyet bayrağında, minik kalpli yıldızlar

O susan dilin olsam, ben konuşsam ne olur

***

Kim ağlasın derdime ağlarsa anam ağlar

Doğumhane önünde kelepçeli Gülbahar

Hak, hukuk ve adalet; derin yaralar açar

Kucağında bir bahar, çiçek olsam ne olur

***

Mühür olunca kalbte, zalimlik azar gelir

Özgürlük vicdanlarda esaret azap verir

Çocuklara zindan dar, bebekler dile gelir

Ana göğsünü emen, kurşun olsam ne olur

***

Ana kucağında yârsız; gündüz gecemdir

Zalim konuşunca, sözler yağlı kementtir

Gözler gamze gamze yanar, sanki ateştir

Ağlayan dudağında, Eyyüp olsam ne olur

***

Önümüzde engin dağlar, volkanı kaynar

Pençesinde kor ateş, dudağında lavı var

Zalim hep aynı zalim, kanlı oyunu oynar

Krater gözlerine, yangın salsam ne olur

***

Dili dindar, kalbi kindar ateşli bi günahkâr

Terazileri şaşmıs, kör olmuş vicdansızlar

Genci var yaşlısı var; çocuklara zülüm var

Doğumhane önünde, ölüm olsam ne olur

***

Fitne kazanlarına nefret ile renk katan

Trakya, Anadolu; şehit, kefensiz yatan

Dilindeki her sözün, her kelimesi yalan

Sözlerine urganı, ben geçirsem ne olur

***

Ya Rab! Nadermane, kapında bir köleyim

Azad et masumları, baştan aşağı yareyim

Gökler parça parça..! Şimşekler, avareyim

O kuşun kanadında, bir tüy olsam ne olur

***

Toprak bir bahtı kare çicekler solgun bugün

Yar aynasında şenlik, mapushanede düğün

Boynu bükük çocuklar, bebekler il il sürgün

Bebek olsam ağlasam, o gönülde ne olur

***

Herkes bir medet bekler ufuklar karıncalı

Dil, dudak oynar yalnız; ayaklar prangalı

Rahmetindeki, şefkat biliyoruz zamanlı

Takat kalmadı gayri, toprak olsam ne olur

***

Gülücük haram bize..! Tebesümler erdemli

Acılar katmer katmer gençler bu yaşta dertli

Her köşede bir figan; ümitler, iniltiler kederli

Sözün bittiği yerde, ferman olsam ne olur

***

Doğumhane kapılarından alınan annelere

Mapus damlarında evlenen gelinlere

Her türlü eza ve cefayı çeken

Tüm hemşirelere ithaf olunur..!

O’nu değil kardeşlerinden birini veya beni alın

Ülkemizde devam eden hukuksuz operasyonlarda birçok sağlık problemi olan masum insan sağlık gerekçelerine bakılmaksızın gözaltına alınıyor ve tutuklanarak cezaevine atılıyor. Cezaevinde gerekli tedavisi yapılmayan bu kişiler, cezaevinin de getirdiği sağlıksız koşullar altında hayatları riske giriyor.

Kanser Hastası Olduğu Halde Tutuklandı

Gencecik bir insan olan, hayatının baharında kendisine kanser teşhisi konulan ve İstanbul’da yaşayan A.D.’ de bu operasyonlara maruz kalarak hukuksuz bir şekilde gözaltına alındı ve tutuklandı. Beraber çalıştığı mesai arkadaşlarının iftirası üzerine hapse atılan kanser adam çok zor şartlar altında cezaevinde kaldı. Annesinin hasta iken gözü gibi baktığı oğlu 15 Temmuz sonrasında bir gece ansızın evinden polisler tarafından alındı. Kanser olduktan sonra iyileşen ve yuva sahibi olur dediği oğlunun hastalığına bakılmaksızın cezaevine atılmasına A.D.’nin annesi çok üzüldü.

Gözaltına alındığında annesinin polislere “ne olur, o hasta bakıma muhtaç o’nu değil kardeşlerinden birini veya beni alın” dediğinde herkesin içi parçalandı. Ne polislerin ne de savcının dinlediği hasta gencin annesinin yakarışlarına rağmen gözaltına alınan A.D. nezarethanede hijyenik olmayan ve bir kanser hastasının uzun süre kalmasının hayatını tehlikeye sokacak daracık ortamda hastalığı artar. Kanser Hastası A.D.’nin düzenli bir şekilde alması gereken ilaçları da gözaltı sürecinde verilmediği gibi cezaevinde de ilaçları verilmedi.

Ne İlaçlarını Verdiler Ne De Tedavi Ettiler

A.D.’nin annesi günlerce cezaevi kapısında ilaçları vermek için bekledi “ancak içeri ilaç sokulmaz” denerek talepleri geri çevrildi. Acılı anne “serbest bırakmıyorsunuz, ilaçlarını vermiyorsunuz bari hastaneye yatırın tedavisini olsun” dedi ancak yetkililerden kimse kendisini dinlemedi. Çaresiz anne yüzlerce dilekçe yazdı dilekçe yazmadıkları kurum, yetkili kimse kalmadı ancak kimse bir cevap vermedi. A.D.’nin cezaevi şartlarında hastalığı iyice arttı. O kadar bitkin ve perişan hale gelen kanser hastası adama çıkarıldığı mahkemede mahkeme başkanı A.D.’nin halini görerek “senin raporun var mıydı? ” diye sormak zorunda kaldı. Bu kadar gün hukuksuz bir şekilde cezaevinde kalan ve 72 gün sonra tahliye olan genç adamın hastalığı artık son evreye geldi. Evladına yapılan zulmü durdurmak için çalmadık kapı, yazmadık dilekçe, dil dökmedik yetkili bırakmayan acılı anne sonunda oğluna kavuştu ancak tedavi edilmediğinden şu an A.D.  kendi başına ihtiyaçlarını gideremez halde ve beslenmesini mama ile gerçekleştirmektedir.

Toplumun vicdanını yaralayan ve insanlara bu kadar da olmaz dedirten bu acımasız olaylar sonrasında birçok insan hayatını kaybetmektedir. Hukuksuz operasyonlar yetmezmiş gibi bir de insanları ölümü için yetkililerin ellerinden ne geliyorsa yapmaları ise soykırım işlendiğinin bir kanıtı.

Karındaş mı , gönüldaş mı

Evet masumların zulüm altında inim inim inlediklerini duyduğumuz bugünlerde nefsime sorduğum zor soru karındaş mı gönüldaş mı.

Aynı anne babandan doğmuş insanların düşman olduklarını gördük,daha doğrusu bir kardeş diğerine dininden veya yaşam tarzından dolayı düşman oldu. Peki düşmanlık yapanlar neden böyle yapıyor hiç sorduk mu kendimize. Birde niye düşmanlık yapar ki insan kardeşine, hiçbir hatasını görmediği halde, meleklerin imrenerek baktığı masum kardeşine sadece burs veriyor, Allah’ın dinini yayıyor diye karşı geliyor.

Bir yazar geçenlerde”ben masumlara laf söyleyen bir tane namuslu vatan evladı görmedim” dedi. İşte tam da film burada kopuyor, haramzade karındaşlar masum karındaşlara düşman oluyor. Anlamak hem bir yönden çok kolay ama bir yönden de hayli karmaşık bir durum. Öteki taraftan aynı yola baş koymuş gönüldaşlar ise daha çok birbirine kenetlendiler. Öz kardeşlerin sokağa attığı masumlara kol kanat gerdiler.

Kazanan ve kaybedenleri öteki tarafta göreceğiz. Masumlara önerim, size yapılana karşı sabretmeniz çok zor, hem de zulüm sevdiklerinizden gelirse çok çok zor ama cennet kolay değil cehennem lüzumsuz değil. Sabretcez, gönül birliği kurduğumuz kardeşlerimize sarılacağız, şirket i maneviyeden alacağımız hissemize bakıp yola devam edeceğiz.

Hakimden ‘işkence gördüm’ diyen uzmana: Biz noter değiliz

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuklu yargılanan 38 sanık ile tutuksuz yargılanan 7 sanık katıldı. Bu dava kapsamında hakkında yakalama kararı bulunan eski adli tıp uzmanı Mustafa Cihat Gül de bugünkü duruşmaya geldi. Hakkında yakalama kararı bulunan Gül, Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ tarafından kürsüye çağrıldı. Avukatıyla dün görüştüğünü, hakkındaki yakalama kararından haberi olmadığını söyleyen Gül, savunma yapmaya hazır olduğunu söyledi.
Üye hakimin, “İddianamede hakkındaki yakalama kararı yazıyor, nasıl haberin olmaz” sorusunu, “E-devlete girdiğim de iddianameyi gördüm ama hakkımda yakalama kararı olduğunu bilmiyordum” şeklinde yanıtladı. Adli Tıp Kurumunda 2010 yılında göreve başladığını, 4 yıl asistanlık yaptığını, daha sonra da 3. İhtisas Dairesi’nde uzman olarak çalışmaya başladığını belirterek, 15 Temmuz’dan sonra açığa, peşinden de gözaltına alındığını söyledi.
‘KISKANÇLIKTAN’ İFADE VERMİŞLER
Herhangi bir örgüte üye olmadığını, kurum içerisinde de böyle bir yapılanmanın olmadığını söyleyen Gül, aleyhine konuşan bazı tanıkların kendisini tanımadığını, tanıyan tanıkların da kıskançlık nedeniyle aleyhine tanıklık yaptığını iddia etti. Kurum içindeki sınavların tümünden 100 tam puan aldığını söyleyen Gül, sınavlarda herhangi bir şaibe bulunmadığını savunarak, bunun kendi başarısı olduğunu söyledi.
‘ADLİ KONTROL YETERLİ DEĞİL’
Duruşma savcısı, savunması tamamlanan Gül’ün tutuklanmasını taleb etti. Sanık hakkındaki yakalama kararını kaldıran mahkeme, “Sanığa atılı suçun vazıf ve mahiyeti, sanık ve tanık beyanlarının tamamının alınmamış olması ve adli kontrol tedbirlerinin şu aşamada yetersiz oluşunu” gerekçe göstererek Gül’ün tutuklanmasına karar verdi. Duruşma salonundan çıkarılan Gül, tutuklama işlemlerinin yapılması için polise teslim edildi.
HAKİMDEN İŞKENCE GÖREN SANIĞA SKANDAL SÖZLER
Savunması alınan tutuklu sanık Ahmet Akça ise gözaltı süresince kötü muamele gördüğünü söyledi. Mahkeme Başkanı Dağ, gözaltı sürecine ilişkin değil, hakkındaki suçlamalar konusunda savunma yapması gerektiğini söyledi. Sanık Akça’nın avukatı buna itiraz ederek müvekkilinin işkence gördüğünü bunu da mahkeme de anlatması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine Başkan Dağ, “Bunun yeri mahkeme değil savcılıktır. Şikayetinizi oraya yaparsınız. 9 ay boyunca şikayet yaptınız mı? Siz bir hukukçusunuz bir dilekçe verdiniz mi? İşkence yapıldığına dair bir savcılığa başvurunuz oldu mu?” dedi.
Bunun üzerine sanığın avukatı, “Hayır ama müvekkilimi bu konuda dinlemeniz gerekir. Belki anlatacakları önemli olabilir” dedi.
Mahkeme Başkanı Dağ, “Hayır efendim. Bugüne kadar hiçbir başvurunuz olmamış bir dilekçe bile verilmemiş ise bu konuda iyi niyetli olduğunu düşünemem. Neden şimdi? Mahkemenin konusu bu değil? Biz de noter değiliz” sözleri ile sanık Akça’nın iddianamedeki suçlamalar konusunda savunmasına devam etmesini istedi.
Suçlamaları kabul etmeyen Akça, açığa alınana kadar Fizik İhtisas Dairesi’nde çalıştığını belirterek, iddianamede iddia edildiği gibi telefonuna ByLock yüklemediğini ve bu programı kullanmadığını söyledi. Örgüt üyesi olmadığını söyleyen Akça, Adli Tıp Kurumu bünyesinde örgüt yapılanmasını hiç duymadığını, böyle bir yapının olduğunu da bilmediğini kaydetti.

Eşi tutuklu %82 engelli öğretmen yardım bekliyor

%82 engelli Fatma Koyun %45 engelli tutuklu eşi için destek bekliyor…
Fatma Koyun ve eşi İsmail Koyun Eylül ayında ihraç edildi. İsmail Koyun daha sonra  gözaltına alındı.

Fatma Koyun eşi gözaltına alındığından beri yaşadıkları zorlukları anlatarak sesini duyurmaya çalışıyor.

Eşinin ve kendisinin engelli olduğunu belirten Fatma Koyun 1 Eylül’de ihraç edildiklerini söyledi.

Eşinin 26 Mayıs’ta gözaltına alındığını ifade eden Koyun, eşinin 1 hafta gözaltına alıkonduktan sonra tutuklandığıını söyledi. Eşinin kendisi gibi engelli olduğunu söyleyen Fatma Koyun, “Eşim benim gibi engelli. Boyun ağrısı ve bel ağrısı var. Hiç bir şekilde ağır kaldıramıyor. Zor şartlarda yaşayamıyor. Aynı zamanda stresten dolayı bağırsak enfenksiyonu geçirdi.” demişti.

Yaşadığı mağduriyeti dile getirmek için yeni bir video yayınlayan Fatma Koyun maddi ve manevi olarak çok zor durumda olduklarını söyledi.

Eşinin Bursa H tipi Cezaevinde tutuklu olduğunu belirten ve bir an önce serbest kalmasını isteyen Fatma Koyun açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

Beyninde tümör olan Şehriban Aksoy, eşi Murat Aksoy’un yolunu gözlüyor

Tutuklu Gazeteci Murat Aksoy’un eşi Şehriban Aksoy, Diken’den Amberin Zaman’a konuştu. Şehriban Aksoy, gözaltı sürecinden 2 müebbetle yargılanmaya kadar, başlarından geçen tüm süreci Amberin Zaman’a anlattı. İşte o röportaj…

Amberin Zaman imzasıyla Diken.com’tr’de yayınlanan röportaj/haber şöyle:

Yirmi beş yıllık meslek hayatımda ilk kez bu kadar sayıda gazeteci arkadaşımın özgürlüklerinden, sevdiklerinden mahrum edildiklerine tanık oluyorum. Sadece ve sadece iktidarı eleştirdikleri için…

Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Şahin Alpay… İsmen tanıdıklarımın, tanımadıklarımın, ‘içerideki’gazetecilerin her birinin kendine özgü bir dramı, bir hikayesi var.

Ancak aralarından Murat Aksoy, beni en fazla acıtanlardan biri.

Geçtiğimiz günlerde ‘F…’nün “medya yapılanmasına” ilişkin darbe soruşturması tamamlandı. Murat dahil 13 sanık hakkında iddianame yayınlandı. Haklarında ikişer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen şüphelilerin ‘F…’ye ait medya kuruluşlarında ‘görev yaptıkları’ ve ‘anayasal düzeni ortadan kalmaya teşebbüs’ ve ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ ettikleri iddia edildi.

Benim uzun yıllardır tanıdığım Murat bir sineğe dahi dokunmayacak kadar iyi kalpli, vicdanlı ve efendi bir insan. Sol görüşlü, aydın ve onurlu bir demokrat. Murat Alevi.

‘Karşı mahalleyi’ anlamak, tanımak, önyargıları kırmak adına yıllarca Yeni Şafak gazetesinde emek verdi. ‘Başörtüsü – Türban, Batılılaşma – Modernleşme, Laiklik ve Örtünme’isminde bir kitaba imza attı.

Gezi sürecinde iktidarın acımasız tavrını eleştirince Yeni Şafak tarafından işinden uzaklaştırıldı. Ekonomik sıkıntıya boğuldu ve üstüne eşinin sağlık sorunları binince Gülen Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen, hakkında yakalama kararı bulunan iş adamı Akın İpek’in 2014 yılında kurduğu Millet gazetesinde köşe yazarlığı teklifini kabul etti.

Ağustos 2016 dan bu yana tutuklu bulunan Murat, 31 Mart’ta tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilecekken ikinci bir şok yaşadı. Kendisini dört gözle bekleyen eşi Şehriban, 10 yaşındaki kızı Zehra Duru ve iki buçuk yaşındaki oğlu Ali Emre’ye kavuşamadan apar topar yeniden cezaevine yollandı.

Murat bana Şehriban’dan bahsettiğinde, gözlerinin için gülerdi. Pazar günü Skype üzerinden görüştüğüm Şehriban tam da tarif ettiği gibi biri. Hayatın kirletemediği insanlardan. Sevgi ve cesaret dolu. Işık saçıyor. “Murat hayatında Fethullah Gülen ile görüşmedi. Ne alakamız olabilir. Her şeyimiz farklı. Artık kendimizi hangi cümlelerle anlatalım” diye söze başladı.

‘İddianameyi okuduktan sonra ikimiz de ferahladık’

Okmeydanı’nda, Berkin Elvan’ın vurulduğu sokakta yaşayan annesinin evinde ulaştığım Şehriban Aksoy anlattıklarıyla aynı zamanda Türkiye’de on binlerce ailenin yaşadığı bireysel dramlara tercüman oldu…

Böylesi bir felaketin başınıza gelmesini bekliyor muydunuz?

Darbeden sonra gözaltına alınacak gazetecilerin epey kalabalık bir listesi vardı. Sosyal medyada dolaşıyordu. Ama Murat’ın adı bayağı sonlara doğru yazılmıştı. Biz o kadar kendimizden eminiz ki. Hani ifadesi alınacak, sorgulanacak ama sonrasında bırakılacak diye düşündük tabii ki. O sırada pasaportlarımıza el konulmamıştı. Çıkış yasağı yoktu. Ama Türkiye’yi terk etmek hiçbir zaman aklımızdan geçmedi. Ama koca 10 ay oldu, çok uzadı. Ağustos sonuydu alındığında. Polisler geldi, “Murat bey misafirimiz olacak birkaç gün” dediler. Birkaç gün neredeyse bir yıl olacak. 290 gün oldu. Çocukların doğum günlerini, bütün özel günleri babamızdan ayrı geçirdik.

Geçtiğimiz hafta yayınlanan ikinci iddianameyi nasıl yorumluyorsunuz?

Bizler daha görmeden Sabah gazetesinde yer almasını son derece tuhaf buldum. İddianame sonunda elime geçti ve her okuduğumda bir ağlıyorum, bir gülüyorum. ‘Bunlar için mi, bu saçmalıklar için mi sizi on ay özgürlüğünüzden mahrum ettiler’ diyorum. ‘F…’ye üye olmamakla beraber’ diye başladınız, tutuksuz yargılamaya karar verdiniz ve sonra bizi nerelere getirdiniz.

Yetmedi, iki de müebbet verdiniz… Murat o felaket gece çıkmış sanki, tankı kullanan o, elinde silahla insanları öldüren o. Murat sadece Halk TV’de darbeden aylar öncesi kulis haberi paylaştı canlı yayında. Darbe olabileceğine dair… Bu sosyal medyada çok konuşuldu. Murat’a gelmeden birçok kişi benzer şeyler yazmıştı. İddianameyi okuduktan sonra ikimiz de ferahladık. Çünkü elle tutulur bir kanıt yok.

‘Gezi’ye destek verdi, atıldı’

Murat uzun yıllar Yeni Şafak’ta çalıştı. İktidardakiler, iktidara yakın medya yöneticileri kendisini gayet iyi tanıyorlardır. Darbeyle ilgisi olamayacağını biliyorlardır herhalde?

Birincisi çok iyi bir şey yaptı Murat. O kadar uzun yıllar boyunca muhafazakar çevrelerde çalıştı ama hiçbir zaman dini kimliğini, Alevi kimliğini saklamadı. Cumaya gittiler, Murat gitmedi. Oruç tuttular, Murat tutmadı. Kendi orucunu da pek tutmadı. Tutmayız yani. Ben de Aleviyim. Sivaslıyım. Bazen şöyle yapıyoruz; perşembe günleri bizim için, Aleviler için kutsal gün. Kendimizi iyi hissederiz. Perşembe günleri oruç tutarız öylesine, içimizden gelir.

Yeni Şafak’tan neden ayrıldı?

Yeni Şafak’la ilişkisinin kesilme sebebi Gezi eylemleriydi. Murat destek verdi, atıldı.

Millet gazetesinde ne zaman ve neden başladı?

Tamamen ekonomik sebeplerden dolayı. 29 Eylül 2014’de Emre doğdu. Benim de çok ciddi sağlık sorunlarım çıkmıştı.

 

Neydi sağlık sorununuz?

Hamilelikte çok daha da artan görme bozukluğum vardı. Hamileliğimin son üç ayı daha yoğun hissetmeye başlamıştım.

 

 

Tabii ki o zamanda müdahale etmek mümkün değildi. Tomografiler, MR’lar gerekiyor… Ben doğurmak istedim ve ‘Doğumdan sonra ne olacaksa olsun’ dedim. Onun öncesinde ‘Hiçbir şey bilmek istemiyorum’ demiştim. Neyse ki Emremiz doğdu ve birkaç haftalık iken annemize bıraktık. Ve neredeyse İstanbul’da gitmediğimiz hastane kalmadı. Nihayetinde anlaşıldı ki; şahdamarımda güzel bir kitlem, bir tümörüm varmış. Damarda büyüyen, ağaç kökü gibi bir şey.

Murat’ın o sıralar geliri yok. Özel hastaneler vesaire, nasıl baş ettiniz?

Murat o kadar iyi bir insanmış ki, o kadar çevresi var ki, herkes yardım etmek istedi. ‘Getirin bakarız, elimizden geleni yaparız’diyen doktor dostlarımız çıktı. Allah razı olsun hepsinden. Çok zor günler geçirdik. Maddi olarak da yıkılıyorsunuz ama o tarafını bir kenara bırakıyorsunuz. ‘Hiç de önemli değil’diyorsunuz çünkü daha iki haftalık bebeğiniz var. Sezaryen ameliyat olmuşum, iki büklüm olmuşum. Sabahtan çıkıyoruz, doktor doktor geziyoruz. Ajitasyon yaratmak istemiyorum ama sorulunca söylüyorsunuz işte.

 

‘Murat çıkana kadar gitmeyeceğim’

Ne ajitasyonu anlatın lütfen…

 

Murat tümüyle maddi ihtiyaçtan ötürü Millet gazetesine başladı. İdeolojik herhangi bir bağ veya yakınlık yüzünden değil.

 

Murat bunu sorguda çok kez izah etti. ‘Ya ben burada yazdım ama şartlar beni buralara itti’ dedi. Çünkü işten atılmışsınız, başka bir geliriniz yok, bir bebeğiniz olmuş, iki çocuğunuz var. Bir anne var, hasta. Bir baba olarak çalsın mı, çırpsın mı, soygun mu yapsın? Ne yapabilir ki bu adam? Tek kalemi var… Ergun Babahan gibi farklı profildeki gazeteciler de yazdı orada. Madem sıkıntı, bu gazeteyi niye açtırdınız? Neden izin verdiniz? Sonrasında da insanları ‘şucu bucu’ diye tıktınız içeriye. Murat’ın maaşı da Akbank’a yatıyordu. Bank Asya’ya değil…

Şu an nasılsınız?

 

Lazerli ışın tedavisi gördüm. Gerçi buna karşı çıkan profesörler de oldu çünkü ışın tedavisinde beyindeki iyi hücreler de ölüyormuş. Tümörü ameliyatla tıraşlamak istediler ama nasıl yapacaksınız? Kocaman bir kitle, gözümün arkasındaki yerde. Sekiz saat sürecek ameliyat. Ağaç kökü gibi düşünün, her nefes aldığınızda o kök kurumadığı için tekrar büyüyebilir dendi. Işın tedavisini seçtim. Biraz zaman aldı düzelmem. İyiyim çok iyiyim. Kesinlikle ‘İyi değilim’ demeyeceğim.

Kontrollere gidiyor musunuz?

Şimdi iptal ettim. Hiçbirine gitmiyorum.

 

Neden?

Murat tutuklandıktan sonra gitmedim.

 

Neden?

Çünkü hiçbir şey duymak istemiyorum. Kötü bir şey duymak istemiyorum. Gerek yok. Hayattayım, iyiyim, hiçbir şeyim yok. Murat çıkana kadar gitmeyeceğim. Sonra akciğerimde bir kitle çıktı. O da sürpriz oldu bizim için. Onun da tabii rutin kontrolleri var. Aynen beyinde olduğu gibi. Üçüncü kontrolü geldi. Gitmedim.

 

‘Güzel bir kahveydi, seviyorum onu’

Çalışıyor musunuz?

 

Ben evlenmeden önce Marks and Spencer’ın Nişantaşı mağazasında çalışıyordum. Çok emek verdim. Deputy görevindeydim. İşimi çok seviyordum. Evlenince Murat‘Çalışma, biz geçiniriz, niye çalışacaksın’ dedi. Bıraktım.

Murat’la nasıl tanıştınız?

Biz Okmeydanı’nın çocuğuyuz. Burada doğduk, burada büyüdük biz. Aynı sokakta oturuyoruz. Tanışıyoruz zaten. Saçlarımı kazıtmıştım. Beni görmüş, o zaman bir arkadaşın evindeyiz. Balkonda kahve içiyoruz. ‘Ya bu nasıl bir imaj?’ filan demeye başladı (gülüyor). ‘Çok yakışmış, kahve içelim’ dedi. İçtik. Güzel bir kahveydi. Seviyorum onu.

 

‘Kılıçdaroğlu’nun maddi manevi destekleri var’

Çevrenizden size destek geliyor mu?

 

Murat’ın çok seveni var. Güveniyorlar ona. ‘Murat’ın ne olduğunu zaten biliyoruz’ diyorlar. Murat hiçbir zaman ‘onun bunun talimatıyla’ bir yazı yazmadı. Ve ‘Keşke yazmasaydı’dediğimiz hiçbir şey yok. Mesela Suriye politikası. Ve Gezi. Zaten Gezi’den sonra Murat dışlandı. Yanlış yapan bizler değil onlardı. Bir sürü insan öldürdünüz. Sakat bıraktınız. Yine olsa yine yazardı Murat bunları.

 

Demokrasi ve adalet çok önemliymiş. Bunu çok iyi anladık. Hukuk tanımamazlık çok zor bir şeymiş. Bunu da bilmiyorduk. ‘Hepimize lazım olur’ diyorduk ya. Başınıza böyle bir felaket gelmeden anlayamazsınız. Adalet varmış gibi, hukuk varmış gibi, vicdan varmış gibi savunmamızı yapacağız. Tek suçumuz muhalif olmamız. Bunun dışında bir şey yok.

 

Murat tutuklanmadan önce Halk TV’de program yapıyordu. Aynı zamanda CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanıydı. Kemal Bey sizi aradı mı?

 

Aradı, sağ olsun çok büyük destekleri var. Üzerimizde maddi manevi destekleri var. Çok sağ olsunlar. Murat hiç yalnız bırakılmadı. Ali Bayramoğlu mesela, hiçbir zaman desteğini esirgememiştir bizden. Keza Ruşen Çakır… Ve tabi avukatlarımız Yaman Akdeniz, Kerem Altıparmak, Sevgi Kalan ve Ali Deniz Ceylan… Ama Selçuk Şirin’e çok kırgınım. Murat çok severdi onu. Araları çok iyiydi. Murat ilk zamanlar çok sordu ‘Selçuk ağabey aradı mı?’ diye. Çok üzüldü. Kardeşi Çağdaş Şirin bir iki mesaj atıp selam gönderdi. Selçuk Şirin hiç aramadı, sormadı.

Kemal Bey, Murat’ı ziyaret etti mi?

Kemal Bey hiçbir zaman Silivri’ye gitmedi diye biliyorum. Nedenini bilmiyorum. Evimize de gelmedi ama Kemal Bey’le çok kez görüştüm. Murat’ı biliyor. Birçok grup toplantısında Murat’ın ismini tekrar, tekrar söyledi. Murat’a güvendiğini, ve sadece muhalif olduğu için susturulmak istendiğini kürsüde söyledi.

 

Ama evet gitmesini isterdik Silivri’ye. Sadece Murat, Atilla Taş ve Cumhuriyet gazetesinden arkadaşlar için değil. O kadar çok mağdur var ki. Ali Bulaç’lar var, Şahin Alpay’lar var. Bir sürü insan var….

 

On aydır Silivri’ye gidip geliyoruz artık ailelerden çok dostumuz oldu. Tutuklu asker eşleriyle de tanıştık.

‘Pide yiyoruz diye çok seviniyorlar’

Hapishanedeki koşullar nasıl?

 

20 metre karelik bir koğuşta kalıyorlar. Üç kişiler. Murat, Atilla Taş ve Türk Solu dergisinden Gökçe Fırat Çulhaoğlu. Üst katta yataklar var. Alta katta bir plastik masa, tüplü küçük bir televizyon, ve bir küçük buzdolabı. Ve bir de küçük bir havalandırma var. Üstü açıktı, şimdi tel örgülerle sıkı sıkıya örttüler. Kettle yok. Bunlar da severler çay kahve içmeyi. Çok dandik bir marka veriyorlarmış, hemen bozuluyormuş. Ramazandan dolayı sıcak pide geliyormuş.

 

Pide yiyoruz diye çok seviniyorlar. Şükürler olsun biraz güneş görebiliyorlar. Güneş zaten girmiyor. Sekiz metre yükseklikteki duvardan nereden girecek güneş. Küçücük yer. Üstünü de kapattılar. Ama havalandırmanın üstündeki tellerin arasından güneş alıyorlarmış, saat 12 ile 14 arası. Biraz tenleri yanmış. Güneş görmek, sadece görmek, bunu anlatırken Murat’ı görmelisiniz.

Kâğıt kalem var mı?

Tutuklandıkları ilk ay yoktu. Hiçbir şey yoktu. Kütüphanelerinde binlerce kitap var. Bir tek kitap dahi vermediler. Ne yapsın bu adam, tespih çeken adam değil. Çok zor günler geçirdiler. Ama şimdiki halimize çok şükrediyorum. ‘Çok zenginiz biz artık’diyorum. İkinci tutuklamada dışarıdan kitap verebiliyoruz. 15 günde on kitap verebiliyoruz. Bu hafta dergi de verebildim. Bazılarını verirler mi, bilmiyorum. Bazılarının sayfalarını yırtıp atıyorlar, öyle veriyorlar.

 

‘Eliyle yazmaktan parmağının kemiği büyüdü’

 

Şu sıralar ne okuyor Murat?

 

Alevilik kitaplarını istedi. Alevilik üzerine kitap yazmak istiyordu. Bir taslak hazırlamıştı. Onu şimdi toparlıyor. Binlerce sayfa yazdı kalemle. Eliyle yazmaktan parmağının kemiği büyüdü.

Ne kadar sıklıkla görüşüyorsunuz?

Haftada bir gün. Cuma günleri görüşüyoruz. Sabah çıkıyoruz. Akşam dönüyoruz. Bir saat için bir günümüz gidiyor. Canı sağolsun Murat’ın. Hiç önemli değil tabii ki bu. Aramızda ses geçirmez cam var. Telefonla konuşuyoruz. Onun haricinde 15 günde bir, 10 dakikalığına beni telefonla arayabiliyor. Çocukları sadece açık görüş olduğunda götürüyorum. İki ayda bir. Hiç değilse babalarına sarılabiliyorlar. Murat o günler benimle neredeyse hiç konuşmuyor. Çocuklarıyla zaman geçiriyor. Onları kokluyor. Onlarla oynuyor. Bir saat on dakika gibi. Bu bayramda ne yaparlar bilemiyorum. Belki bir jest yaparlar…

 

Çocuklar nasıl baş ediyor?

Emre baya babasız büyüdü. Birbirlerine doyamadılar baba oğul. Ama yine de Murat’ın resmini görünce bir şeyler duyuyor. ‘Baba baba tuh’ yapıyor tükürüyor. Sonra ‘Baba cici’ yapıyor, resmini göğsüne tutup öpüyor. Emre çok hassaslaştı.

 

O bizi üzüyor Amberin hanım…

KAYNAK: DİKEN

Yeni doğum yapan bir kadın daha gözaltına alınıyor

Tepecik Özel Şehir Hastanesi’nde sezaryen ile 3. çocuğunu dünyaya getiren E.C.’nin eşi doğum esnasında polis tarafından doğumhane kapısında gözaltına alındı. Yeni doğum yapan E.C.’nin de gözaltına alınması için polis kapıda bekliyor.

Gün geçmiyor ki yeni doğum yapan bir kadın daha gözaltına alınmasın veya tutuklanmasın. Yaşanan zulme bir son verilmediği gibi adeta dalga geçer gibi “bebek gözaltına alınmadı” şeklinde tekzip metinleri karşımıza çıkıyor.

Bunlardan bir yenisi dün gece saatlerinde İzmir’de yaşandı. Üçüncü çocuğunu dünyaya getirmek üzere İzmir Tepecik Özel Ege Şehir Hastanesi’ne yatan E.C. gece 4.00 sıralarında doğumdan çıkar çıkmaz eşinin polis tarafından gözaltına alındığı haberiyle ilk şoku yaşadı.

E.C. henüz ameliyattan çıkalı birkaç saat olmasına rağmen büyük şoku kendisinin de gözaltına alınmak istenmesiyle yaşadı. Doğum çıkışı kapısında bekleyen polise çok sancısının olduğunu ifade etmesi üzerine polislerin tekrar geleceklerini ifade ederek hastaneden ayrıldıkları öğrenildi.

Olayın ardından sabah saat 08.00 sıralarında polisin E.C.’yi gözaltına almak üzere tekrar hastaneye geldiği, E.C.’nin durumunun iyi olmadığını, ağrılarının devam ettiğini ifade etmesi üzerine bir süre daha hastanede kalmasına müsade edildiği ancak polisin gözaltı işlemi için halen hastanede beklediği bildirildi.

 

Bir üniversite öğrencisinin hissiyatı

Ben idealleri olan, geleceğe ümitle bakan ve hayalleri olan milyonlarca gençten biriyim. Üniversiteden mezun olup diplomasını eline alan her genç gibi ben de iş hayatına atılma düşüncesiydeydim.

Genç bir siyaset bilimci olarak 2016 yılında A kadro memurluk sınavlarına hazırlanıyorken 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve sonrasında gelişen hadiseler nedeniyle çalışmama ara vermek zorunda kaldım .

Ara vermek zorunda kaldım zira ülke tam bir kaos halinde idi ve nereye gideceğini bilmeyen, rüzgarın tesiriyle rotasız hareket eden bir gemi konumundaydı .

Kamuya alımlar durdurulmuş, yetmiyormuş gibi binlerce memur savunmaları dahi alınmadan açığa alınıyor, meslekten ihraç ediliyorlardı.

Böylesi bir ortamda sınavlara hazırlanmak bile  demirden sinirlere sahip olmayı iktiza eder. Nitekim aylar geçmesine rağmen hala A kadro memurluklara alımlarla alakalı tatmin edici bir açıklama yapılmamış, mes’ele kulis bilgilerine ve Ankara’dan gelecek olan dedikodulara kalmıştır. Böylesi bir ortamda en değerli mefhum olan “zaman”  kaybımız artmakta, maddi kayıplarımızla birlikte duygusal yıpranmalarımız travma seviyesini zorlamaktadır.

Tüm bu karmaşık zaman dilimi içersinde ülkede kendime iş kapısı bulamamış, en azından bir şeyler netleşene kadar yabancı dil öğrenmek maksadıyla yurtdışına çıkmıştım Ekim 2016’da. Fakat aksilikler zinciri son bulmamış, aksilikler yurtdışında da kendisini hissettirmişti

Bunlardan en büyük olan problem ise şüphesiz maddi kaynaklı olanı. Henüz bir kaç ay olmasına rağmen ekonomik açıdan sıkıntılar çekiyor ve çaresizce Türkiye’den gelecek haberleri bekliyorum .

Yurtdışında yaşamakta zorlanıyorum çünkü madden tükenmiş durumdayım, Türkiye’ye dönemiyorum çünkü iş kapıları kapalı. Aile ve mahalle baskısından, onların hala işsiz olarak geziyorsun türünden mahalle baskılarından psikolojik olarak usanmış milyonlarca gençten biri olarak nerdeyse gelecekten ümidimi yitirmek üzereyim.

Oysa değil miydi ki gençler geleceği bir ülkenin ?

Değil miydi ki yarınları aydınlatacak olan ?

Ve ben

Geleceginiz !

Umudunuz olan ,

umudunu yitimek üzere !

Lütfen biz gençlere kendimizi kanıtlayacağımız , yarınları şekillendireceğimiz yolları açın

O yolları kapamayın !

Rüyalarda kendimi işime dönmüş görüyorum

Kısaca kendimi tanıtayım…

Garip bir köylü kızıyım. Çok zor şartlarda okudum. Kimseye kırıcı bir söz söylemedim. Kendi çabamla okudum. İlkokulu köyümde, ortaokulu ve liseyi yatılı dışarda bitirdim, ebe oldum.

24 yıl mesleğimi severek ve  dürüstçe devam ettim. Çevremde sevilen sayılan biri oldum. Çeşitli kurumlarda çalıştım. Müdürlerimden sıkıntı yaşamadım, işimi hep iyi yaptım. Enson 6 ay evde bakımda çalıştım. Çok güzel anılarım oldu. Yaşlılarımızı hastaneye götürüp getiriyorduk, hala arıyorlar.

Bir gün müdürlükten telefon geldi, gidip imza atmamızı istediler. Hiçbirşeyden haberimiz yoktu, müdürlükte suçumuz bile söylenmeden sadece bir imza ile işimize son verildi. Farklı duygular içerisinde evime zor geldim.2 tane çocuğum var ne diyeceğimi bilemeden onlara sarılıp ağladım. Oğlum çok duygusaldır onunla sarılıp ağladık.

O gün karabulutlar çökmüştü üzerime. Benim çalıştığım yerler kurumlar belli, ne yaptımda böyle bir ceza verildi. Birtürlü anlayamadım. Müslüman Müslümanı aç bırakır mı. Aktif başarılı çalışkan bir insan şimdi bomboş kabuğuna çekilmiş sessiz bir insan oldum.

Nereye gitsek kapılar yüzümüz kapanıyor bizimle konuşmak istemiyorlar.

Ne yaptık da bunlar oldu çaldık mı, yanlış mı yaptık.  Rüyalarımda kendimi çalışırken görüyorum. Mesleğimin zirvesindeyken elimden aldılar.

Allaha havale ediyorum.

 

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS