2.9 C
Istanbul, TR
Çarşamba, Şubat 20, 2019
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

4031 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Kalp hastası tutuklu: “Günden güne mezara giriyorum”

Ülke çapında cezaevlerindeki tutuklu sayısı her geçen gün artıyor. Sağlık problemi olmasına ve haklarında herhangi bir suç isnadı olmamasına rağmen hukuksuz bir şekilde tutuklanan birçok kişinin hastalığı cezaevlerindeki sağlıksız koşullar sebebiyle daha da ilerliyor.

Kalp Hastalığına Rağmen Tutuklandı

Yaklaşık 5 ay önce İzmir’de yaşayan D.K. Hanım, oğlu Ö.K.ve gelini A.K. ile birlikte yurtdışında bulunan torununu ziyaret etmek üzere havalimanında beklerken Ö.K. ve A.K. polis tarafından gözaltına alındı. Yanlarında 4 yaşındaki çocukları bulunmasına rağmen akşama kadar havalimanında bekletilen çift emniyete götürülürken D.K. torununu zorlukla polisten alabildi.

Ö.K. ve A.K. 11 gün gözaltında tutuldu. İlk çocuklarının doğumunun ardından ortaya çıkan ve ikinci çocuğunu dünyaya getirmesiyle kalp rahatsızlığı ilerleyen A.K.’nın gözaltındayken hastalığı iyice arttı. A.K. hastalığına rağmen eşi Ö.K. ile birlikte tutuklanarak Şakran Cezaevi’ne teslim edildi.

Psikolojik İşkence

Gözaltında bulunduğu esnada kendisine psikolojik baskı yapıldığını söyleyen A.K.’nın “anne o günü hatırlamak bile istemiyorum, beni çok hırpaladılar, oğlumuzu da yalnız bir odaya koydular” sözleriyle bu durumu ifade ettiği öğrenildi.

Emniyette yapılan psikolojik işkencenin cezaevinde de devam ettiğini belirtti. Sabah erkenden arama bahanesiyle koğuşlara giren gardiyanların ellerindeki copları etrafa vurarak tutukluları sindirmeye çalıştıkları, çoğu tutuklunun yataklarından korkuyla kalktığı ve bazılarının da düştüğü öğrenildi.

Günden Güne Mezara Giriyorum

5 aydır tutuklu olan A.K.’nın kalp rahatsızlığının günden güne arttığı, son dönemde sürekli acil servise kaldırıldığı, her gün biraz daha yorgun düştüğü bildirildi. Yapılan muayenenin ardından A.K.’nın kalp kapakçığının değişmesi gerektiği tespit edildi.

Gardiyanların arama yapmaya geldikleri esnada A.K.’nın birçok defa bayıldığı öğrenildi. A.K.’nın rahatsızlığı koğuşların hijyenik olmaması ve sağlıklı beslenememesi sebebiyle ilerlemeye devam etti. Ciddi kilo kaybı yaşan A.K. cezaevinde bir de kalp krizi geçirdi.

Son görüş gününde son derece hasta ve halsiz olan A.K.’nın kayınvalidesi D.K.’ya “Ben burada her gün mezara giriyorum.” diyerek ağlamaya başladığı ifade edildi.

Raporlarıyla birlikte defalarca tutukluluk itirazları yapılmasına ve hastalığı iyice ilerlemesine rağmen A.K. halen tahliye edilmedi.

A.K.’nın 4 yaşındaki oğlunun anne ve babasını ziyarete gitmeden önce babaannesine “Babaanne, telefonla mı konuşacağız yoksa annemin kucağında mı oturacağım?” diye sorduğu, telefonla cevabı alırsa gitmek istemediği ve ağladığı, annesinin kucağında oturacağını öğrendiğinde ise sevincinin kelimelere sığmadığı öğrenildi.

Tutsak hasta A.K. Hanım tahliye olup hem oğluna kavuşmayı hem de tedavisinin yapılarak sağlığına kavuşmayı bekliyor.

Bir Zamanlar Türkiye’de: Yaşlılara Zulüm…

Ülkemizde son yıllarda had safhaya çıkan hukuksuzlukla ters orantılı olarak vicdanlar sıfırlandı.

Hukuk sistemimizde kaçma ve delil karartmanın önlenmesi için sadece bir tedbir olarak uygulanması gereken “tutuklama” müessesesi rutin bir cezalandırma aracına dönüştü.

Zulüm dalgası 80 yaşını aşmış, çeşitli hastalıklarla mücadele eden, bakıma muhtaç birçok yaşlıyı da vurdu.

– Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebesi Topal Hafız lakaplı Ali Osman Karahan,

– Ölüm döşeğinde olmasına rağmen gözaltına alınmaya çalışılan Alaattin Amca,

– Burs vermekten başka bir suçu olmamasına rağmen kelepçelenen 80 yaşındaki Mustafa Amca,

– Ve onlarcası…

Devlet nezdinde bir köpek kadar değerimiz yokmuş

Yeni Asya Gazetesi, mağdurlardan gelen mektuplar için Mağdur Kürsüsü açtı. Bugün çok etkileyici bir mağdur mektubunu yayınladı.

işte o mektup

Allah mühlet verir ama ihmal etmez
(…) cezaevinden selâm ve duâlarımızı gönderiyorum. Ben (…) ilinde zabıt kâtibi olarak görev yapmakta iken, tayin olabilmek ve bu süreçten menfaat sağlamak için birlikte mesai yaptığımız bir memurun şikâyeti üzerine 20 Temmuz 2016’da tutuklandım ve (…) cezaevine sürgün edildim. Akabinde meslekten savunmam bile alınmadan ihraç edildim. Geride gözü yaşlı eş ve 6 yaşında bir çocuk bıraktım. 2 ayda bir olan açık görüşe gelebilmek için zor imkânlarla eşim ve oğlum gelebilmekte.
Görüşte oğlum bana “Ne zaman eve geleceksin” sorduğunun her seferinde “Oğlum biliyorsun burası oyuncak atölyesi, ihtiyacı olanlara oyuncak yapıyoruz” diyorum, ama çocuk herşeyin farkında. Eşim ev kirasını verebilmek ve görüşe gelebilmek için, evde reçel yapıyor, merdiven siliyor. 
Şu an “Terör örgütü üyeliği”nden tutukluyum. Bu zulüm ne zaman bitecek bilmiyorum, Allah (cc) mühlet veriyor, ama asla ihmal etmez. Ömründe hiçbir suça bulaşmamış insan, terör suçlamasıyla hayatı karartılmaya çalışılıyor. Kime derdimizi anlatalım? Kime içimizi dökelim bilmiyoruz.
Yaklaşık iki haftadır gazetenize abone olduk iki arkadaşla ve baştan aşağı sizi okuyoruz. Mazlûmun yanında olmanız kalbimize bir nebze de olsa ferahlık veriyor. 16 kişilik koğuşta 28 kişi kalıyoruz, sırayla ranzada yatıyoruz, geceleri sıcaklığın eksi 30 dereceyi bulduğu gecelerde bazı arkadaşlar merdiven altında yatmak zorunda kalmaktalar.
Bir köpek kuyuya düştü diye, devlet tüm imkânlarını kullanarak kuyudan onu çıkardılar günler sonra. Bu süreçte şunu anladım, bu devlette bir köpek kadar değerimiz yokmuş, hem bizi hem ailemizi yok etmeye çalışıyorlar maalesef. 8 aydır tutukluyum. Daha ortada hiçbir iddianame yok, bir şey yok, sadece ortada sıkıntı var, yolunu gözleyen gözü yaşlı bir eş ve çocuk.
Lütfen mağduriyetimizi dile getirmekten vazgeçmeyin. “Bazı şeyler ya bizzat hayırdır ya da neticesi itibari ile hayırdır.” Bundan bir şüphemiz yok çok şükür. Bize üç ay her türlü iletişim ve görüşten yoksun bırakma cezası verilmişti. Tutuklandık ve üç ay boyunca ailemizden hiçbir haber alamadık. Görüş yapacağımız gün gelince oğlum ve eşim bir gün öncesinden geldiler. Görevlilerin sabah 8’de cezaevinde olmaları gerektiği söylenince onlar da belirtilen saatte geldiler. Fakat görüş saati 10.30’da oldu, bu süre zarfında dışarıda beklediler, çocuk ayakta beklemekten bitkin hale düştü.
Burada kitap bulamıyoruz kütüphanede, dış kantinle ücretini karşılamak üzere kitap talebinde bulunuyoruz. Fakat piyasada yok diye alamıyoruz. Sizden ricada bulunuyorum; bize bir adet Risale-i Nur Külliyatı ve büyük cevşen göndermenizi talep ediyorum. Gönderirseniz çok mutlu olurum. Duâlarımda sizi eksik etmem inşaallah. Bizler terörist değiliz, vatan haini değiliz. Aile boyu zulme maruz bırakılmaktayız. Şu anda eminim ki Allah bu işi tamamlayacak, fakat bizler acele ediyoruz. Rabbim sabır versin, dayanma gücü versin. En kalbi duygularla selâm ve muhabbetlerimi sunarım.
Rabbim yolunuzu, yolumuzu açık eylesin. Amin. Hoşçakalın, Allah’a emanet olun.
*Mesaj sahibinin kimlik bilgileri Yeni Asya’da mahfuzdur.

Eşi hamile olan “Gazi Astsubay”yı tutukladılar

KHK ile TSK’dan tasfiye edilen Jandarma Astsubay Ahmet Erkaslan eşinin doğum yapmasına iki hafta kala tutuklandı.

TSK’dan tasfiye edilen Gazi  Astsubay Ahmet Erkaslan eşinin doğum yapmasına iki hafta kala Ankara’da tutuklandı.

Gazi  Astsubay Ahmet Erkaslan 15 Temmuz’dan sonra TSK’dan tasfiye edilmişti. Tasviye eidldikten sonra konuşan Erkaslan “Zamanında hastaneye ulaştırılmamış olsaydım bugün beni şehit diye mi, yoksa terörist diye mi anacaktınız? Eğer ben şehit olsaydım, Kanun Hükmünde Kararname ile şehadetim de mi elimden alınacaktı?” demişti.

Osmaniye Cezaevi’nde insanlık dışı uygulamalar

Etrafı böcek sardı, tutuklu kadınlar koksun diye her şey yapılıyor

Osmaniye T tipi 1 nolu cezaevinde C9 kadın koğuşunda kalanlara yönelik Cezaevi yönetiminin baskısı ve hapishane şartlarının bilinçli olarak kötüleştirilmesi sistematik olarak uygulanıyor.

Edinilen bilgiye göre cezaevi yönetimi çamaşır çıkışı aralığını 3 ayda bire uzattı. Böylece tutukluların kirli çamaşırlarını yakınlarına verip temiz çamaşır alması, ayrıca mevsime göre kıyafet alabilmeleri engellenmiş oldu. Cezaevinde her tutuklu son derece kısıtlı miktarda çamaşır bulundurma hakkına sahip.

BÖCEKLER KASTEN İLAÇLANMIYOR

Oldukça eski bir bina olan cezaevinde havaların ısınmasıyla birlikte yapılması gereken ilaçlama da yapılmıyor. Büyük boyutta böceklerinin her yanı sardığı cezaevinde kadınların korkudan çığlık attıkları, defalarca dilekçe verilmesine rağmen ilaçlama yapılmadığı belirtiliyor.

Böceklerin her yerde dolaşması nedeniyle bazı kadınların yemek yiyemedikleri öğrenildi.

RADYOLAR GEREKÇESİZ TOPLATILDI

Son gelen yasak da radyolarla ilgili oldu. Cezaevi yönetimi, cezaevi kantininde satılan ve tutukluların kendi paralarıyla satın aldıkları kulaklıklı radyoları hiçbir gerekçe göstermeden topladı.

14 kişilik koğuşlarda 30’a yakın kişinin kaldığı Osmaniye T Tipi Cezaevi’nde suya erişimin de sıkıntı olduğu belirtiliyor.

Kaynak | http://aktifhaber.com/iskence/osmaniye-cezaevinde-insanlik-disi-uygulamalar-h95101.html

Türkiye’den işkence raporunun yayınlanmasına yasak

Türkiye, Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nin raporunun yayınlanmasına izin vermedi.

Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nin Başkanı Mykola Gnatovskyy, komitenin Türkiye’ye ilişkin raporunun açıklanmayacağını bildirdi.

Deutsche Welle’de yer alan habere göre; Strasburg’da yıllık raporun açılışında konuşan Gnatovskyy, “Bunun bir yolu yok. Tabii ki bulgularımız hakkında konuşmak isterdim ama tek bir söz bile söyleyemem” ifadelerini kullandı.

Uzman ekipleri, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası tutuklamaların ardından Ankara, İstanbul ve İzmir’deki hapishaneleri ziyaret etmişti. Türkiye İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, Nisan ayı başında Gülen yapılanmasıyla bağlantıları olduğu gerekçesiyle tutuklu olanların sayısı 47 bin kişi civarında.

Türkiye’nin de onayladığı Avrupa İşkenceyi Önleme Sözleşmesi kapsamında insan hakları temsilcileri 1989 yılından bu yana hapishane ve tutuklular hakkındaki belgelere erişim sağlayabiliyor.

Gnatovskyy, “Yüzlerce insanla görüştük. Hem tek tek hem de başkalarının gözetimi altında. Yani sonuç çıkarabileceğimiz yeterince belgeye sahibiz” dedi.

Türkiye şu ana dek son üç rapor hariç komitenin tüm raporlarını onayladı. Rusya ise 26 ziyaret sonucu oluşturulan raporlardan sadece üçünün yayınlanmasına izin verdi.

2017 yılında da Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi yetkililerinin düzenli ziyaretinin gerçekleştirilmesi planlanıyor. Gnatovskyy, “Tabii ki biz de esneğiz. Ülkeye her zaman özel bir ziyaret organize edebiliriz. Bu durumda çok dikkatliyiz” şeklinde konuştu.

Kaynak | http://aktifhaber.com/gundem/turkiye-iskence-raporunun-yayinlanmasina-onay-vermedi-h95106.html

6 ayrı silahla taramışlar

Gazi’de öldürülen Barış ve Oğuzhan’a 6 ayrı silahtan 35 kurşun sıkılmış.

Gazi’de polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitiren Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un olay yeri inceleme tutanağına göre, 6 ayrı silahtan 35 kovan ve 1 mermi çekirdeği tespit edildi, 26 adet mermi de araca isabet etti.

İstanbul Gazi Mahallesi’nde 14 Nisan gecesi polisin açtığı ateş sonucu Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un yaşamını yitirdiği, Ramazan Altürk’ün ağır yaralandığı olaya ilişkin hazırlanan olay yeri tutanağında önemli detaylara yer verildi. Olay yeri inceleme tutanağına göre, 6 ayrı silahtan 35 kovan ve 1 mermi çekirdeği ile araca isabet eden 26 adet mermi deliği tespit edildi.

Bunun yanı sıra polis araçlarında bulunan kamera kayıtları da inceleme heyeti tarafından alındı.

Olay yeri inceleme tutanağında, olayın yaşandığı Gazi Kent Ormanı girişinde bulunan ve bozuk olduğu iddia edilen kameralara dair bilginin istenmesine ve varsa olay gönüne dair görüntülerin istenmesine karar verildi.

Daha önce olay yerinde bulunan Gazi Polis Merkezi Çevik Kuvvet ve Özel Harekat Şube Müdürlüğünde görevli 9 polisin silahlarına Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından el konulurken, polislerin birkaç gün içerisinde ifadelerinin alınması bekleniyor.

Avukatlar Oya Arslan ve Meral Haybanat Yeşil, olay yerinde bulunan 9 polis hakkında suç duyurusunda bulundu.

Kaynak | http://aktifhaber.com/gundem/6-ayri-silahla-taramislar-h95065.html

Ey insanlık . . .

Kendisi de tutuklu olup eşi içeride olan öğretmen ablamızın mektubu

Tanımını yapamadığım bir geceden sonra âdeta bir kıyım başladı. Kadın, engelli, hamile, emzikli demeden, insanlar balık istifi gibi hapishanelere konuluyordu. Herkesin hikâyesi oluşuyordu, günlerce ağladığımız.

Ve bir eylül sabahı bizim de hikâyemiz başladı. Yeni taşındığımız evimize daha kolilerimizi bile açamadan polisler geldi. Evimden gittiğimde geride bir yaşına yeni girmiş annesinden beslenen bir bebek ve sekiz yaşında bir kız çocuğu bırakmıştım.

Nezarethaneye girdiğimde yalnızdım. Her yerde serbest olan başörtü gözaltında yasaktı. Allah’ım bu ne büyük acı dedim. Meğer daha beteri varmış. Çok şükür ki bebeğimi beslemeye izin verdiler.

Bir hafta boyunca yalnız kaldım o soğuk yerde. Yavrumu ağlaya ağlaya besliyordum. Bir yandan arkadaşlarımı ve onların evlatlarını düşünüyordum bir yandan ailemi. Zihnimde ve dilimde sürekli yıllardır okuduğum şu cümle vardı. “O’nu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. O’nu unutan sarayda dahi olsa zindandadır, bedbahttır.”

Korkmuyordum. Sadece arkadaşlarıma, eşime, aileme, öğrencilerime bir saygısızlık yapmaktan korkuyordum.

Sorgum beş saat sürdü ve tamamen bir komediydi. Yedi günün sonunda mahkememiz oldu ve dokuz saat sürdü. Ve tutuklandım.

Çaresizlik, bindiğim arabanın camından, beni gecenin üçünde iki erkek polisle karanlığa ve bilinmezliğe uğurlayan eşimin gözünden damla damla akıyordu. Sabaha karşı cezaevine vardım. Gördüğüm ilk muamele beni insanlığımdan utandırdı.

Sabahın ışıklarını, küçük, hücre gibi ağır kokan bir yerde hissettim. Bir ay bu hücrede altı kişi kaldık. Dışarda zulmün, rezilliğin kol gezdiği ve insanlığın ayaklar altına alındığı bir ortamda bana sahip çıkan arkadaşlarım, inancımı ve ümidimi bir kez daha arttırmıştı.

Oğlumu şartlar iyi olsaydı yanıma almayı düşünüyordum. Ama rutubet kokusundan bizler bile çok etkileniyorduk ve zaten çok küçük bir yerdi. Benim için ızdırap dolu bir süreç daha başlıyordu. Evladımın kursağından girmesi gereken sütümü her gün gözyaşlarıyla attım. Kuzum zaten prematüre doğmuştu.

Acılarım arttıkça, ruhum daraldıkça,  gözümün nuru ilk inananları daha iyi anladım. Dostarımızdan, akrabalarımızdan vebalı bir hasta gibi gördüğümüz muamele hem bize hem ailemize çok acı geliyordu. Beton duvarlar çok şey düşündürüyordu insana. Şükrünü eda edemediğin nimetleri.

Bir kurallar silsilesi Öğretiliyordu bize gardiyanların tiz sesleriyle. Kimi zaman kıymet veriyorsunuz kendinize bir memur size gülümsedi diye kimi zaman bir kalemin dahi hesabını zor veriyorsunuz. Tarak, kepçe, kaşık ne büyük zenginlikmiş meğerse.

Astım ve yüksek tansiyon hastası olduğum için zor günler geçiriyordum. Çünkü ilaçlarımı vermiyorlardı. Ve tam 38 gün sonra ilaçlarımı verdiler. 38 gün astım hastası olan bir insanın o rutubetli ortamda nasıl bir sıkıntı çekebileceğini siz düşünün. Ve üstüne evlat hasreti tansiyonumun bir türlü düzene girmesine müsaade etmiyor hemen hemen her gün revire çıkmama sebep oluyordu.

Izdırapları, çileleri, tatlı hatıraları ve unutulmaz manevi anlarıyla seksen beş gün kaldım. Eşim de benden sonra tutuklanınca bebekten dolayı beni tahliye ettiler. Hiçbir zaman oradan tek başıma çıkayım diye dua etmedim. Hayalim dostlarımla el ele özgürlüğe kavuşmaktı ama nasip olmadı.

Bir akşam vakti aileme haber vermeden koydular beni kapının önüne. Elimde iki çöp poşeti ile, kadın başıma, gecenin karanlığında,  şehre doğru ağladım, yürüdüm, ağladım, yürüdüm.

Dilimde hep aynı sözle “O’nu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. O’nu unutan sarayda dahi olsa zindandadır, bedbahttır.”

Öğretmeniz ve eşimi de beni de gözaltına aldılar

Yazan : M. A. (mağdur)

Eşim ve ben öğretmeniz. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminin ardından işsiz kaldık ve çalışma lisanslarımız iptal edildi. İki tane çocuğumuz var. Ayrıca bakıma muhtaç olan kendi ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamayan annem de bizimle kalıyor.

Bir sabah 7. 30 da kapımıza polisler geldi. Beni ve eşimi gözaltına aldılar. Gözaltına alındığımızda iki çocuğumuzu ve bakıma muhtaç annemi geride bıraktık. İkimizin birden gözaltında olması hepimiz için çok kötü olmuştu.

On gün boyunca gözaltında kaldık. Nihayet adli kontrol şartı ile serbest bırakılmıştık eşim de ben de. Bu zor günlerin ardından eşim ailemizin geçimini sağlamak için bir şeyler yapmaya çalışıyordu ki bir sabah kapımıza yine polisler geldi. Ve eşimi yine götürdüler. Tekrar on günlük bir gözaltı süreci yaşadık ve maalesef eşim bu kez tutuklandı.

Eşim dört aydır tutuklu. Bense annem ve çocuklarımla evde onun yolunu gözlüyorum. Bunları hak etmediğimizi düşünüyorum. İnşallah tez zamanda bu mağduriyetimiz sona erer. Ben çok teşekkür ediyorum. Derdimi paylaştığınız için.

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS