15 C
Istanbul, TR
Cumartesi, Aralık 15, 2018
Ana Sayfa Yazarlar Yazar: Mağduriyetler

Mağduriyetler

3748 İÇERİKLER 1 YORUMLAR

Hatay’da parçalanmiş bir aile

Yurdun dört bir tarafında birçok insanı mağdur eden hukuksuz operasyonlar hız kesmeden devam ediyor. Binlerce insanın tutuklanmasına, ailelerin parçalanmasına ve çocukların anne babasız kalmasına neden olan nefret operasyonlarında mağdurlar milyonları aştı. Anne – babalarından koparılan binlerce çocuk ise ortada kalarak akrabalarından gelecek yardımı bekliyor.

Anne-Baba Tutuklu Çocuklar Akrabalarında

Nefret operasyonlarının bir adresi de Hatay’dır. Hatay’da özel bir dershanede Türkçe öğretmeni olan F.O. nefret operasyonları kapsamında gözaltına alındı.  “Evinde iftar yemeği vermek” gibi çok komik bir nedenden dolayı çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak Tarsus Cezaevi’ne gönderildi. Yapılan bu hukuksuz operasyon bir hayat dramını ortaya çıkardı. Fakir bir ailenin 5 çocuğundan biri olan ve küçük yaşından beri okuma sevdalısı olan F.O. yaşadığı köyünde zor şartlar altında ortaokulunu bitirdi. Köyünde kendisi gibi okumaya hevesli olan birçok çocuğun derslerinde yardımcı olan F.O. daha sonra zor şartlar altında Hatay’a geldi. Antakya İlçesinde hem temizlik yaptı hem de açık liseyi birincilik ile bitirdi. Daha sonra azmederek üniversite sınavına giren F.O. 9 Eylül Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünü kazandı. Aldığı burslar ile okuyarak öğretmen olan F.O. bundan sonraki hayatını da kendisi gibi fakir öğrencilere hem yardım etmek hem de mesleğini yapmak amacıyla özel bir dershaneye girerek çalışmaya başladı.
Yıllarca öğretmenlik mesleğini severek ve öğrencilerine de okumayı sevdirerek veren fedakâr öğretmen evlendi ve 3 çocuk sahibi oldu. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında bu suçun faili olma ihtimali sıfır olmasına rağmen gözaltına alındı ve tutuklandı. 10,5 ve 3 yaşlarında olmak üzere 3 çocuğu bulunan F.O.’ nun 3 yaşındaki çocuğunun doğumdan sonra yoğun bakımda kaldığı ve 2 yaşına gelene kadar birçok ameliyat geçirdiği öğrenildi. Annelerinin bakımına muhtaç bu üç çocuğun babası da eşi gibi aynı şekilde öğretmenlikten ihraç oldu ve tutuklandı. Tek başlarına kalan bu çaresiz çocuklara F.O.’nun kardeşi Ş. sahip çıktı. Belli bir müddet Ş.’nin yanlarında kalan bu üç küçük çocuğa daha sonra Ş.’nin hastalığı sebebiyle en küçük çocuklarına amcaları, geriye kalan diğer iki çocuğuna ise dayıları bakmak üzere çocuklar birbirlerinden ayrıldı. Neredeyse dört parçaya ayrılan ailenin çok zor günler geçirdiği öğrenildi.

Acılara Dayanamayan Büyükanne Vefat Etti

F.O.’ nun babası da bu operasyonlardan nasibini almış ve adli kontrol şartıyla serbest kalmıştı. Aynı şekilde kardeşi T. ise ablası gibi tutuklu olarak cezaevinde bulunduğu öğrenildi. Kızı, oğlu ve damadı hapiste olan anne R. ise bütün bu yaşanan sıkıntılara daha fazla dayanamayarak vefat etti ve ailenin üzüntüsü bir kat daha arttı. Çok kötü günler geçiren ailenin reisi olan ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılan baba ise borç, harç sağdan soldan bulduğu paralarla avukat tuttu. Zaten maddi olarak çok sıkıntılı olan aileye karşı yapılan hukuksuzluklar ise ailenin belini iyice büktü.

Çocukların Travma Yaşamaması İçin Tutuksuz Yargılama Esas Olmalı

F.O’nun ailesi gibi birçok ailenin de bu duruma benzer zorlukları yaşadığı belirtildi. Anne babaları hapiste olan binlerce çocuğun tek başlarına kalmaları sonrasında birçok aile dramının yaşandığı bilgisine ulaşıldı. Çocukların ileride atlatamayacakları bir travma geçirebileceğini aktaran uzmanlar ise tutuksuz yargılanmanın aslında esas olması gerektiğini vurguluyor. Ayıca hukukçuların aile bütünlüğünün korunması ve çocukların hayatı boyunca akıllarından çıkmayacağı travmaları yaşamalarının önüne geçilmesi için adli kontrol hükümlerinin kanunlarda açık bir şekilde uygulanabileceği görüşünde bulunuyor.

Kayseri’nin her yerinde zulüm var

Ülkede yapılan hukuksuz soruşturmalarla  toplumun her kesiminden insanların mağdur edilmesine devam ediliyor. İnsan hakları, masumiyet karinesi, eşitlik ve adalet, mülkiyet hakkı, hukuk devleti ilkeleri ayaklar altına alınıyor. OHAL KHK’ları ile adalet rayından tamamen çıkarılan soruşturmalar, tutuklamalar, insanların mallarına mülklerine el koymalar, işsiz bırakmalar, “sosyal ölüm” uygulamaları ve benzeri haksız muamelelerle zulmediliyor. Bu zulüm sürecinin en yoğun yaşandığı kentlerden birisi ise Kayseri.

Kayseri’den Zulüm Manzaraları

Üç çocuk babası Ö.Ö.’nün Kayseri’de Sürat Kargo’nun acenteliğini yapan başarılı bir esnaf olduğu belirtildi. Kasım ayında herhangi bir gerekçe gösterilmeden Ö.Ö.’nün işi elinden alındı. Ticari hayatı biten ve  borçlarını ödeyemez hale gelen Ö.Ö.’nün iş bulma arayışları da sürekli olumsuz sonuçlandığı öğrenildi. Ö.Ö. üç çocuğuyla birlikte zor durumda kaldı.

Ö.Ö.’nün emniyette görev yapan kardeşinin de haksız iddialarla tutuklandığı bildirildi. Kardeşinin cezaevinde olması nedeniyle karısı ve üç çocuğunun büyük mağduriyetler yaşadığı ifade edildi.

%85 Engelli Çocuğu Olan İşçi Baba Ortada Bırakıldı

Bir başka mağdur ise kargo şirketi çalışanı olan işçi S.K.’dı. S.K.’nın Eylül ayında işinden atıldığı ve birisi %85 engelli durumdaki iki çocuğuyla ortada kaldığı ifade edildi.

6 Çocuk Babası Mağdur Öğretmen

Kayseri’deki zulüm dalgalarının bir diğer mağduru ise öğretmen M.Ç. Altı çocuk babası olan öğretmen M.Ç.’nin hukuksuz uygulamalar neticesinde ihraç edildiği, 7 aydır iş bulmak için gösterdiği çabaların sonuçsuz kaldığı ve altı çocuklu ailesiyle birlikte büyük sıkıntılar yaşadığı öğrenildi. İsmi sayılanlar haksızlıklara maruz bırakılan binlerce insandan sadece küçük bir kısmını teşkil ediyor. Kayseri’de 7’den 70 ‘e işçiden patrona, memurdan müdüre kadar herkese zulmediliyor

İnsanlık ve Adalet Bitti

Türkiye’de ekonomik krizin gittikçe ağırlaşması ve işsizliğin rekor kırmasıyla geçim sıkıntısı da arttı. Bu durum haksız bir şekilde işsiz kalan mağdurların yükünü daha da ağırlaştırdı. Daha önce de Kayseri’de binlerce insana ekmek teknesi sağlayan Boydak Holding ve iştirakleri başta olmak üzere başarılı birçok iş adamı tutuklanıp ekonomik varlıklarına el konuldu. Başarılı şirketlerin, ticari işletmelerin, firmaların, eğitim kurumlarının kapılarına kilit vuruldu. Ayrıca Kayseri’de geçtiğimiz haftalarda haksız bir biçimde cezaevinde tutulan mağdurlara yardım etmek isteyen insanlar da tutuklandı. Tüm bu yaşananlar Kayseri’de “insanlık öldü adalet bitti” dedirtti.

Epilepsili çocuğun önce babasını sonra parkinson hastası annesini tutukladılar

Eşi 16 aydır tutuklu olan Parkinson hastası Fatma Arslan 4 ay önce Manisa’da gözaltına alınarak tutuklandı.

Manisa’da gözaltına alınarak tutuklanan ev hanımı Fatma Arslan, hem Parkinson hastası hem de Epilepsi. Arslan, 22 gün gözaltında tutulduktan sonra tutuklanarak cezaevine gönderildi. Eşi de 16 aydır tutuklu olan Fatma Arslan, Epilepsi hastası bir çocuğu var.

 

ŞİKAYET ÜZERİNE TUTUKLAMA!

47 yaşındaki ev hanımı Fatma Arslan’ın tutuklanma gerekçesi ise isimsiz ihbar.

Cemaate yakın olduğu iddiasıyla emniyete yapılan bir ihbar sonucunda Arslan tutuklanarak cezaevine

gönderildi.

 İşte Fatma Arslan’ın yaşadıklarını anlattığı mektup:

“Biz 22 yıllık evliyiz. Eşim Din Kültürü öğretmeni, ben ise ev hanımıyım. Rabbim bize bir evlat nasip etti, ancak evladıma Epilepsi teşhisi konuldu. Oğlum şuan 19 yaşında ve bu yaşına kadar ne benden ne de babasından ayrılmamıştır. Bizsiz yapması da mümkün değildir. Eşimi bir sabah vakti Kur’an öğrettiği için “Terör Örgütü” yaftasıyla aldılar ve yaklaşık 16 aydır tutuklu. Oğlum bunu kaldıramadı, çünkü babasına çok düşkündü.

Biz de birbirimize destek olmaya çalışıyorduk. Babasından ayrıldığından beri oğlum daha da kötüye gitti. Oğlumun bu hali beni endişelendiriyordu.

Duruma bir nevi alıştırmaya çalışırken bir sabah da benim için geldiler ve ben de 4 aydır tutukluyum.

8 kişilik koğuşta 30 kişi kalıyoruz, yerlerde yatıyoruz. Benim sağlığım yerinde değil. Parkinson hastasıyım. Ellerimi sabit tutamıyorum, soğuğun hastalığıma etkisi çok fazla.

Bulunduğumuz koğuş ilk zamanlar çok soğuktu. İnanın yaşanacak bir yer değil, sağlam insan bile burada hastalanır. Kaç defa durumumuza itiraz etmemize rağmen ilgilenen ya da değişen bir şey yok.

Oğlum ise babasızlığa alışamamışken şimdi de annesiz kaldı, ilgiye muhtaç. Anne ve babaya muhtaç bir çocuk…

Haklarında kesinlesen bir suçu bulunmayan, hatta iddianamesi bile yazılamayan bizlere bunu neden reva görüyorlar?”

Eşinin yerine 3 çocuk annesini rehin olarak tutukladılar

S

Hizmet Hareketine yönelik zulüm dalgasında her gün yeni bir hukuk skandalıyla karşılaşıyoruz. Daha önce Erzurum’da Bülent Korucu’ya ulaşılamadığından eşi Hacer Korucu çocuklarının göz önünde rehin alınmış ve ardından tutuklanmıştı. Bugün benzer bir olay Giresun’da yaşandı. Kocası A.Y.’ye ulaşamayan polis eşi E.Y.’ i gözaltına aldı.

15 Mart 2017 günü sabah saat 09.00 sıralarında Giresun Piraziz ilçesinde babasının yanında ikamet eden E.Y.’nin evi polis tarafından basıldığı öğrenildi.

Polisin kendilerine kapıyı açan E.Y.’nin babası Y.K.’ya damadı A.Y.’nin nerede olduğunu sorduğu ve evde arama yaptıkları belirtildi. Evde A.Y.’yı bulamayan polis ekipleri eşi E.Y.’yi “ya kocanın yerini söylersin, ya da seni alırız” diyerek gözaltına aldıkları ve babasına da “damadınızdan dolayı kızınızı alıyoruz” dedikleri iddia edildi.

Üç çocuk annesi olan 40 yaşındaki E.Y.’nin Giresun Adliyesi’ne götürüldüğü ve tutuklandığı öğrenildi.

 

Polis amca babamı dövmeyin!

Darbe girişimi sonrasında ülkede başlayan OHAL “cadı avı” süreci yuvalar yıkmaya devam ediyor. Cezaevlerine atılan anne babalar, onların arkada bıraktığı kimsesiz çocuklar saymakla bitmiyor. Param parça hale gelen yuvalardan biri de Konya’da bulunuyor.
Edinilen bilgiye göre, K. ailesi karı-koca mesleklerinde ihraç edilince, iki çocuklarıyla birlikte, anne Z.K’nın Konya’daki ailesinin yanına  taşınmak zorunda kaldı. Karı-koca çifti bir yandan aileyi geçindirecek yeni iş arıyor, diğer yandan da yeni hayatlarına alışmaya çalışıyorlardı.

Kız Çocuğunun Yanında Babası Darp Edildi

İddiaya göre, 24 Şubat akşamı eve polis baskın yaptı. Bir odaya kapatılan ailenin babası şiddete uğrayarak polisler tarafından darp edildi. Sonrasında ise hem anne hem de baba gözaltına alındı.
Gözaltına alma ve darp esnasında evde bulunan dört buçuk yaşındaki kız çocuğunun, babasının darp edilmesine şahit olduğu ve “babamı dövmeyin, babama vurmayın” diye feryat ederek ağladığı bildirildi.

“Annemi Babamı Polisler Kaçırdı”

Hem kendi evlerinde babasının dövülmesi travmasına maruz kalan, hem de anne babasından mahrum edilen küçük kızın, bunalıma girdiği ifade
edildi. O günden sonra küçük kızın yüzünün hiç gülmediği, hiç kimseyle konuşmak istemediği belirtildi.
Akrabaları tarafından hastaneye götürülen küçük kıza “ağır depresyon”  teşhisi konulduğu belirtildi. Akrabalarının “anne baban gelecek” şeklindeki tesellilerine karşı küçük kızın “annemi babamı polisler kaçırdı, annem babam yok” şeklinde cevap verdiği öğrenildi.

On Bir Aylık Bebek Anne Sütünden Mahrum Edildi

K. ailesinin on bir aylık bebekleri olduğu, bebeğin de anne-babasından koparıldığı belirtildi. Anne sütünden ve şefkatinden mahrum bırakılan bebeğin yaklaşık bir haftadır da hasta olduğu, yüksek ateşle mücadele ettiği öğrenildi. Daha yeni yeni konuşmaya başlayan bebeğin, “anne” diye ağlamaları, akrabalarının yüreklerini sızlattığı belirtildi.
Anne babaları cezaevinde bulunan çocukların şimdi birbirlerinden de ayrıldığı, dört buçuk yaşındaki kızın başka bir ildeki babanesinin yanında kaldığı, bebeğin ise ananesinde bulunduğu öğrenildi.
Hiç bir delil gösterilmeden yapılan tutuklamaların, aileyi param parça ettiğini belirten akrabalar, “anne babalarına acımıyorsanız, bari günahsız yavrulara acıyın” diye feryat ediyor. Yetkililerden en azından annenin
serbest bırakılmasını istiyor.

Sinop’ta birisi %81 engelli olan iki kardeşe zulüm

????????????????????????????????????

Hizmet Hareketine yönelik “cadı avı” aileleri parçalamaya ve toplumun sosyal düzenini sarsmaya devam ediyor. Mesnetsiz iddialarla anne ve babalar cezaevlerine gönderilip, çocuklar sahipsiz bırakılıyor. Sinop’ta E. ailesinin yaşadıkları yürekleri burktu

Engelli Çocuk Önce Babasız Şimdi De Annesiz Bırakıldı

E.ailesinin birisi %81 zihinsel ve bedensel engelli olmak üzere iki çocuğunun bulunduğu belirtildi. İki çocuğun babası Eylül ayında hukuki dayanağı olmayan isnatlarla tutuklandığı ve halen cezaevinde olduğu öğrenildi. E. ailesinin annesi ise bir kamu kurumunda çalışırken önce ihraç edildi. Ardından gözaltına alınıp adli kontrolle serbest bırakıldı. Bu süreçte annenin evin ve engelli çocuğunun bakımlarını zorluklar içerisinde yapmaya çalıştığı ifade edildi.

Anne de Tutuklandı

E. ailesine yaşatılan mağduriyetler bununla da sınırlı kalmadı. Sinop Savcılığının mesnetsiz iddialarıyla Bylock isimli programı kullandığı iddiasıyla annenin tekrar yakalanıp tutuklandığı belirtildi. Annenin ise hakkındaki bu suçlamaları kabul etmediği öğrenildi. Ayrıca savcının anneye, “isim verip birileri hakkında konuşması halinde serbest bırakabileceğini” söylediği iddia edildi. Annenin masum insanlara iftira atamayacağını söylemesi üzerine tutuklandığı ve cezaevine gönderildiği belirtildi. Böylelikle hukuk dışı yöntemlerle bir annenin cezaevinde tutulduğu da anlaşılmış oldu.

Birisi Engelli İki Çocuk Ortada Kaldı

Birisi %81 engelli olan iki çocuk aylardır babalarına hasret iken şimdi de annelerinden koparıldı. Yapılan zulümlerin iki çocuğun fiziki ve ruhi gelişimlerini etkilediği belirtildi. E. ailesi adaletsizliklerin sona erip en kısa zamanda kendileri gibi haksızlığa uğrayan binlerce ailenin çocuklarına kavuşabilmesi için dualar ediyor.

Osmaniye cezaevinde zulümler hız kesmiyor

OHAL’le birlikte Türkiye hukuk devleti vasfını iyice kaybetmeye başladı. Haksız uygulamalar ile hamile, hasta, yaşlı, kadın, çocuk dahil herkesi mağdur edildi. 15 binden fazla kadın Hizmet Hareketine yönelik haksız soruşturmalar neticesinde cezaevinde bulunuyor. Herhangi bir makul gerekçe gösterilmeden gözaltına alınan onbinlerce masum insana nezarethanelerde ve cezaevlerinde insanlık dışı muameleler yapılıyor.

Osmaniye Cezaevi bu kötü muamelelerin yapıldığı cezavlerinin başında geliyor.  Cezaevinde yüzlerce kadın ve erkek tutukluya birçok eziyet ve zulüm yapılıyor.

10 Kişilik Koğuşta 24 Kişi Kalıyor

Keyfi uygulamalarla yapılan tutuklamaların cezaya dönüştürülmesi ile cezaevleri normal kapasitesinin birkaç katına çıktı. Zaten haksız tutuklamalarla mağdur edilen binlerce insanın sıkıntılarını arttırdı. Osmaniye Cezaevinde 10 kişilik kadın koğuşlarına 24’er kişi konulduğu bildirildi. 24 kişiye ek olarak masum çocukların da anneleriyle beraber kaldığı öğrenildi.  Hamile, hasta ve yaşlı kadınlarında aralarında olduğu 14 kişi yerde ya da koridorda yatmak zorunda bırakıldı. Özellikle de sağlıksız ve olumsuz şartlar altında kalan çocuklar üzerinde ileride telafisi mümkün olmayan büyük hasarlar bırakılmasından korkuluyor.

Ziyaret ve Telefon Hakları Kısıtlandı

Her ay düzenli  yaptırılması gereken açık görüşlerin ancak adaletsiz biçimde iki ayda bir yaptırıldığı belirtildi. Ayrıca haftada bir olması gereken kapalı görüşlere de keyfi olarak iki haftada bir izin verildiği ifade edildi. Yasal olarak haftada bir kullanıdırılması gereken telefonla görüşme hakkı çeşitli bahanelerle engellenip kısıtlandığı öğrenildi. Tutukluların masumiyet karinesi hiçe sayılarak ağır tecrit şartları uygulandığı da iddialar arasında yerini aldı.

Hukuksuz Uygulamalara Son Verilsin

Tutuklulara yapılanları gören aileleri endişe içerisinde olup bitenleri seyrediyor. Tutuklu ve yakınları yapılan zulümlerin ve haksız uygulamaların bir an önce sona erdirilmesini istiyor.

Bu kez işkence Kahramanmaraş Emniyetinde

 

Ülke genelinde Hizmet Hareketine yönelik soruşturmalarda “delil oluşturma” amacıyla iftiraya zorlanan ve bu nedenle işkence gören kişilerin sayısı günden güne artıyor. Yeni bir işkence vakasının da Kahramanmaraş Emniyeti’nde yaşandığı ortaya çıktı. Polis tarafından gözaltına alınan 2’si erkek 1’i kadın olmak üzere 3 kişiye emniyette hem fiziksel hem de psikolojik işkence yapıldığı iddia edildi.

3 Çocuk Annesi ve Hasta Kadına Emniyette Psikolojik İşkence Uygulandı

Kahramanmaraş’ta 6 Mart 2017 günü mesnetsiz iddialarla gözaltına alınan A.M. ve L.B. isimli 2 erkek şüpheli emniyette 8 gün boyunca gözaltında tutuldu. Polis tarafından şahıslara fiziksel işkence yapıldığı ve vücutlarının çeşitli yerlerinde morluklar oluştuğu iddia edildi. 3 çocuk annesi R.O. isimli kadın şüpheliye ise psikolojik işkence yapıldığı, kadına tehdit ve hakaretlerde bulunulduğu öğrenildi.

Bundan yaklaşık 2 ay önce bel fıtığı ameliyatı olan ve tekrar ameliyat olması gerektiği şeklinde raporu bulunan R.O. isimli kadının buna rağmen Sulh Ceza Hakimliğince tutuklanarak cezaevine gönderildiği belirtildi.

Psikolojik Baskı Altında Zorla İfadesi Alındı

Ayrıca emniyette R.O.’ya 8 gün boyunca psikolojik baskı ve ağır hakaretin ardından zorla ifadesinin alındığı iddia edildi. R.O.’nun kendi avukatının da gözaltına alındığı bu nedenle R.O.’ya barodan avukat gönderildiği bildirildi. Barodan gelen avukatında R.O.’ya yapılanları görmezden geldiği ve hukuki hiçbir yardımda bulunmadığı ifade edildi.

Konuyla ilgili bilgisine başvurulan uzmanlar işkencenin bir insanlık suçu olduğunu ve zaman aşımına uğramadığını, işkenceci görevlilerin er ya da geç adalet önünde hesap vereceklerini ifade ediyor.

Ahmet Altan bu ülkeye olan borcunu ödedi

Yazan | KIVANÇ DENİZ

Darbe girişiminin ardından, “bu kadar kanlı ve budalaca bir darbe girişimi görmedim” diyen ve “eğer darbe başarılı olsaydı iç savaş çıkardı” uyarısını yapan Ahmet Altan “darbecilik”le suçlanarak tutuklandı.

Halkın  darbecilere gösterdiği tepki ve  Meclis’te tüm partilerin darbeye karşı tek vücut  olması, aslında  O’nu biraz ümitlendirmişti. Bir Yunan Gazetesi’nde yazdığı yazıda, bu ümidini dile getirdi. “İyimserlik aptalların afyonuysa ve karanlık günlerde ben aptallığı göze alarak bu afyonu içiyorsam, bu yazı  benim dost bir ülkenin gazetesinde çıkan son yazım olur” diye yazdı. Ne yazık ki Ahmet Altan, bir kez daha haklı çıktı ve 10 Eylül günü gözaltına alındı.

On iki gün Terörle Mücadele Şubesi nezarethanesinde tutulduktan sonra çıkarıldığı mahkemede kendisine, darbe girişiminden  önceden haberdar olduğu ve darbe için  zemin hazırladığı  isnat edildi. Kanıt olarak da “Mutlak Korku” isimli bir yazısı gösterildi. Bu yazıda O, “ülkede yasasızlık ve gayrımeşru gücün hakim olduğunu, yöneticilerin Anayasal sınırları içine dönmesi” gerektiğini söylüyor, “sanırım kötü bir piyesin son perdesini seyrediyoruz” diyordu. O darbenin olacağını önceden bilmiyordu ama bildiği bir şey vardı. O da, yasasızlık ve gayrımeşru gücün, bir ülkeyi felakete sürükleyeceğiydi. O darbeyi önceden  bilmiyordu ama dünya tarihini biliyordu. Despotizmin her ülke için bir felaket olduğunu biliyordu. Hem, yöneticileri Anayasal sınırlara çekilmeye davet eden birisi Anayasa’yı  askıya alan darbecilerle nasıl yan yana getirilebilirdi?  Nasıl oldu bilinmez, Ahmet Altan “darbeci” oldu.

Hem O nasıl darbeci olabilirdi ki, O daha henüz bir delikanlıyken evlerini basan darbeci askerler, babasını tutuklamışlardi. Babasi Çetin Altan’ın yazdığı kitapları gösterip, “bu kitaplar evinizde ne arıyor” diye soran darbeci askere, annesinin verdiği cevabı çok iyi hatırlıyordu. “Çünkü burası o kitapları yazan adamın evi”.

Darbe girişiminin sonrasında “darbe başarılı olsaydı sanırım  iç savaş çıkardı” uyarısında bulunan Altan, ülkenin bir iç savaş tehdidine doğru gittiğini daha önce de dile getirmişti. Yasa denetiminden kaçmak için hukuku askıya alınmanın, ülkeyi iç savaşa götüreceğini söylüyordu. Bosna, Ruanda ve Suriye’deki yaşananlara dikkat çekiyordu.

Darbeyi önceden bildiğine delil olarak da gösterilen bir yazısında O, Nişancı isimli bir İrlanda hikayesinden bahsetmişti. Bu hikaye iç  savaş sırasında damlara saklanan bir nişancıyı anlatıyordu. Hikayenin kahramanı olan nişancı, kendisiyle çatışan başka bir nişancıyı büyük bir maharetle vurduğunda, onun aslında kendi kardeşi olduğunu fark ediyordu.

Ahmet Altan, iç  savaşın,  savaştan daha kötü olduğunu söylüyordu. Kardeşin  kardeşi  öldürebileceği uyarısında bulunuyordu. Bu söylediklerinden iç savaş çağrısı yaptığı nasıl çıkarıldı bilinmez ama O, bir sabah uyandığında “darbeci” oluverdi.

Hakim O’nu tutuklamadı, salıverildi. Mahkeme çıkışında “bu ülke  bizim, bu ülkede çocuklar var. Onların hayatını mahvetmek istiyorlar. Hukuka dönecekler. Sonuna kadar hukuku ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz” diye haykırdı. Aradan yirmi dört saat geçmeden tutuklama kararı çıkarıldı ve tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildi.

Ahmet Altan şimdi yaklaşık yedi aydır cezaevinde. Geçenlerde bir grup milletvekili ziyaretine gitti. Onlara yaptığı açıklamada “Zorbalıkla mücadele ettiğim için buradayım. Ağlamam, şikayet de etmem. Tutuklu değil, esiriz” diye konuştu. Ondan beklenebilecek şey de aslında bu cesaret ve kararlılıktan  başkası değildi. Çünkü  O “acıyı taşımayı” ve “güçlü olmayı” Çetin Altan’dan yani babasından öğrenmişti. Bir yazısında  Kartaca elçisinin hikayesini anlatıyordu;

“Kartaca elçisi Roma imparatoruna bir mesaj getirmiş. Şöminenin başında konuşurlarken imparator elçiyi işkence yapmakla tehdit etmiş. Elçi elini şöminedeki ateşin içine soktuktan sonra ‘özür dilerim majesteleri ne diyordunuz’ diye söze devam etmiş. Seni işkenceyle tehdit ederlerse, elini ateşe sok da konuş”.

Ahmet Altan kendi ifadesiyle “hesapsız şeffaf” bir adamdı. Düşüncelerini dile getirmekten hiç bir zaman çekinmedi. Düşüncelerinin bazı kesimleri rahatsız ettiği de olurdu ama o bunu hiç önemsemiyordu. “Ateist” olduğunu da gizlemedi, hatta bu konuda yazılar yazdı. Buna rağmen O, dini bir cemaate üyeliği iddia edilerek, “terörist” olmakla suçlandı. “Hesapsız şeffaf” bir adamın, hem  “ateist” hem de dini bir cemaatin üyesi nasıl olabileceğini sormaya kimse cesaret edemedi.

Şimdi O’nun cezaevinde yazı yazması yasak. Mektup bile yazamıyor. Bir yazarın kalemle bağını koparmanın ne kadar trajik olduğunu en iyi O bilebilir. Çünkü O, “ben babam öldüğü gün yazı yazdım ama sen,  ben öldüğüm gün yazma” diyen bir babanın oğlu. Bugünler Çetin Altan’ın öldüğü günler değil ama Ahmet Altan yazı yazamıyor.

Oysa ki Ahmet Altan gazeteciliği, bu ülkeye olan borcunu ödemek için yapıyordu. “Bir romancının gazetecilik yapması acıklı bir şey” diyor, Taraf Gazetesinde’yken yıllarca kitap yazamadığından şikayet  ediyordu. “Nöbetimi tuttum, bu ülkeye  borcum varsa beş sene ödedim. Yazarlar kaç yıl yaşayacağım diye değil, kaç kitap yazabilirim diye hesap eder” diyordu. O, bu ülkeye olan borcunu ödedi, ödemeye de devam ediyor ama biz O’na olan vefa borcumuzu ödeyemedik.

Cezaevinde namaz kilmakta yasaklandi

 

Hukuksuz operasyonlar sonrasında mesnetsiz iddialarla tutuklanan onbinlerce insan cezaevlerine gönderilmeye devam ediyor. Ülke genelinde cezaevlerinin doluluk oranının geçen yıla göre %190 arttığı ve tutukluların en temel yaşam haklarının da kısıtlandığı biliniyor.

Kapasitesinin çok üstünde tutuklunun bulunduğu cezaevlerinden biri de Şanlıurfa Cezaevi’dir. Koğuşlarda kalan insanların çok ağır yaşam şartlarına tabi tutulduğu  cezaevinde geçenlerde yapılan bir uygulama ise insanlara bu kadar da olmaz dedirtti.

Gardiyanlar Namazda Kullandıkları Battaniyeleri Kaldırttı

Şanlıurfa Cezaevi’nde koğuşlarda namaz kılmak isteyen tutuklular battaniyelerini yere sererek kendi imkanlarıyla namaz kılma yeri yaptıkları öğrenildi. Ancak c

ezaevi yönetimi tarafından keyfi bir şekilde bu battaniyeler kaldırıldı. Tutukluların en temel haklarından biri olan ibadet etme özgürlükleri ellerinden alındı. Tutukluların ibadetlerini yerine getirmek için böyle bir çözüm yöntemi buldukları ifade edildi. Tutuklular cezaevi yönetiminin namaz kılmalarını yasaklaması karşısında büyük hayal kırıklığına uğradı. Zaten koğuşların kalabalık olduğu bir ortamda zor şartlarda yaşamlarını devam ettirmeye çalışan tutukluların bir yandan da böyle insanlık dışı muameleye maruz kalması tutuklu yakınlarını derinden üzdü.

Diğer cezaevlerinde de bu tür keyfi uygulamaların gözlendiğini belirten tutuklu aileleri içeride bulunan yakınlarına yapılan zulmün cezaevi yönetimi tarafından bir an önce son verilmesini istiyor.

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS