23.7 C
Istanbul, TR
Cumartesi, Temmuz 4, 2020
Ana Sayfa Mağdur Hikayeleri

Mağdur Hikayeleri

Bu bölümde 15 Temmuz öncesi ve sonrasi mağdurların hikayeleri anlatılmaktadır.

Her sabah ayrı bir çileye uyanan, her günün akşamını zor eden Çetin ailesinin üzerine düşen görevlerden biri de geceden sonra sabahı etmekti. —Biraz uyusan hayatım. Diye seslenen Ayşe Öğretmeni duymuyordu Ali Öğretmen. Nasıl duysundu. Çünkü geceler karanlıktı, geceler uzundu. Geceler yalnızlıktı,...
Canım babacığım, Sana bu satırları yazarken dışarıda çok güzel bir yağmur yağıyordu. Öyle güzel, öyle çisem çisem ki sayfalarca şiirler yazasım geliyor. Öyle ılık ılık dokunuyor ki tenime çığlıklar atarak mutluluğumu ifade etmek istiyorum. Evet, tenime dedim, çünkü çıktım dakikalarca yağmurda yürüdüm. Yüzümü gökyüzüne...
“Görev Aşkı” Ortalık bir anda toz duman olmuştu. Koca şehirde sanki yer yerinden oynuyordu. Her yaştan insan sokaktan siren sesleriyle geçmekte olan tepe lambası yanık polis aracını taşlamaya başlamışlardı. O sırada taksiyle hemen yakınlardaki karakola gitmekte olan sivil giyimli delikanlı taksiciye...
Yıllardır çalışıp didinmişti. Emekliliğin tadını çıkarmak istiyordu. Nasıl olsa kızını gelin etmiş, oğluna da köyünün en çok sevilen ailesinden gelin almıştı. Biricik hayat arkadaşı Şengül Hanım'la baş başa kalmışlardı. Artık ertelediği düşüncelerini hayata geçirebilecekti. —Nerden başlayayım? diye düşündü. Çok sevdiği hocasının; —Ne yapacaksan yap...
Yirmi altı yaşındaydım. Radyoda, aranan ve muzır kişiler listesi okunuyordu her gün. Herkesin bir kulağı radyodaydı. Kahramanlık türküleri arasında, yönetime el koyma zorunda kalma gerekçeleri açıklanıyordu sürekli. Sokağa çıkma yasakları konuyor, kaldırılıyordu. Hazan vurmuş yaprakların yanı sıra, insanlar da...
Mütebessim çehresinde, insanda saygı uyandıran bir ifade daha doğrusu bir mana vardı. Ellili yaşlarını çoktan geçmiş bu insanın aramızda bulunması şüphesiz bizim için bir şanstı. Hani yaşça büyüklüğünün yanında olgunluğu, birikimi, duruşu kâmil bir insan örneğiydi koğuşumuzda. İsmini çok duymuştum...
Son açık görüşümüzdü. O an; ayrılık acısının, umutsuzluğun içime oturduğu andı. Çocuklara her zamankinden daha çok sarılıyordu. Öpüyor, kokluyor, sarılıyordu. Hal dili ile “bir daha buraya gelmeyin. Benim denizimde yüzemezsiniz, benim dalgalarımla baş edemezsiniz. Burada ölürsünüz çocuklar” der gibiydi. Anlıyordum...
Taziyeye gelenler tek sıra halinde aileye “baş sağlığı” diliyorlardı. Kimi evine yetişme telaşıyla aceleci, kiminde gözyaşı “sizin için ne yapabilirim?” bakışıyla sıra ilerliyordu. Köyden gelen yaşlı dünürleri otelin tek varisine; —Başınız sağ olsun. Çok iyi adamdı baban.  Allah’tan bu oteli bıraktı...
— “Birlikte kalalım mı?” Sözü tam zamanında yetişmişti. Yoksa Ankara’nın dondurucu soğuğunda dışarıda kalacaktı. Dört aydır kirayı ödemediğinden ev sahibi, Ziya’nın eşyalarını kapının dışına koyup anahtarı değiştirmişti. Aldığı davete icabet edecekti etmesine de; —Ya gideceğim yerde ağzımın koktuğunun farkına varırlarsa. Diye düşündü. —Keşke...
Tek maaşla geçinmek büyükşehirde oldukça zordu. Hele hele iki çocuktan sonra ikizlere hamile kalan Sinem için bu durum iyiden iyiye düşündürücüydü. Sinem bir kenara esas kara kara düşünen Süleyman’dı. Sinem’e belli etmese de ne yapacağını bilemiyordu. On beş gündür iş...

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS