4.5 C
Istanbul, TR
Cuma, Nisan 10, 2020
Ana Sayfa Mağdur Hikayeleri

Mağdur Hikayeleri

Bu bölümde 15 Temmuz öncesi ve sonrasi mağdurların hikayeleri anlatılmaktadır.

Kahvaltı sonrası salonda içilen kahvelerle birlikte eşler arasında sohbet başlamıştı. —Nereden de dilime dolandı bu şarkı bilmem? —Kötü mü? En azından neşelenirsin, kafan dağılır. —Ne neşesi, iyiden iyiye coşturdu beni. —Nasıl ya? —Nasıl olacak onca yıldır, duyardım, onca senedir dinlerdim ama hiç bu kadar...
Temizlik sonrası yorulmuş oturuyorlardı. Sonradan mülteci kampı olarak düzenlenmiş bu eski okulun bahçesi, kasabanın her yeri gibi yemyeşildi. İki katlı, kırmızı tuğlalarla örülü bu sağlam ve eski yapıda birçok milletten insan vardı. Havalandırılmak üzere asılan battaniyelerin gölgesinde, bir tahta kerevette...
—Doktor ne dedi bey? —Erken zamanda fark edilmiş. Riski fazla olsa da ameliyattan çok ümitli. —Peki ameliyat ne kadar sürecekmiş? —Üç-dört saat kadar sürebilir demişti. —Peki altı saat oldu neden bitmedi bu ameliyat? Yoksa bir şey oldu da bize mi söylemiyorlar? Bir sorsan...
Hava henüz aydınlanmak üzereydi. Evin hanımı telaşla seslendi. —Fundaaa! Kızıııım, kahvaltı hazır. Haydi yavrum Duygu’yu da uyandır. —Geliyoruz annecim. —Hadi kuzum, karagözlüm, uyan. Anneannen sana patates kızartmış, yumurta da haşlamış bekletmeyelim. —Anne az daha uyusam olmaz mı? Sabahın körü daha yaa. —Olur mu kızım? Kahvaltını...
Küçük kız ağlıyordu. Konuşmak istiyor, konuşamıyordu. Hıçkırıklarına hâkim olabildiği bir anda babasının boynuna sarıldı. Gözlerine baktı. Sordu. Ağlayarak sordu, söyledi. —Baba! Ne olur söyle, gizleme bizden, annem ölecek mi? Ameliyat olsa iyileşmez mi? Baba, ne olur doktorlara söyle kurtarsınlar onu. Ne olur baba,...
—Anne çabuk gel, babam televizyondaaa. Deyip bayıldı küçük Furkan. Genç bedeni, masum zihni, saf kalbi daha fazla dayanamamıştı Furkan’ın. —Ne televizyonu oğlum, ne babası? Diyerek bahçedeki işini bırakarak gelen annesi Yeşim Hanım içeri geldiğinde oğlunu baygın bulmuş ve dünyası başına yıkılmıştı. —Yavrum,...
Gülten’in sorularının ve sözlerinin ardı arkası kesilecek gibi değildi. Ne de olsa hayat arkadaşı, biricik eşi, çocuklarının babası, Hakan aylar sonra mesleğine uygun bir iş bulmuştu. —Ne dediler Hakan? Ne kadar maaş verecekler? İş yerinin servisi var mı? Gebze yakın...
Üniformasını çıkarıp duş aldıktan sonra günün yorgunluğunu henüz üzerinden atmadan eşinin seslendiğini duydu; —Hayatım! Yemek hazır Sinan’ı da alıp geliver. Kerata, dışarıda oynadığı yetmezmiş gibi birde evde başını oyundan kaldırmıyor. Gözleri bozulacak diye korkuyorum. Dünyanın en güzel sesiydi, huzurlu bir hayat...
Telefon acı acı çaldı. Ekrandaki isim ev sahibine aitti. Kübra Hemşire meraklandı. —Aman Allah’ım. Niçin arıyor ki? Şimdi ne diyecek acaba? Telefon melodisinin bilinmeyen, istenmeyen alacaklı gibi çalışı ve ısrarı ahizeden huzursuzluk fışkıracağının belirtisiydi. Feride Hemşire nedense açmak istemedi. Telefonun dur durağı...
—Anneciğim babam neden telefonlarımıza cevap vermiyor? Hasta filan olmasın. Evde yalnızdı biz tatile çıkarken. —Telefona müsait değil kızım. Müsait olunca bizi arar. —Ama dün de öyle söylemiştin, önceki gün de. Anneciğim korkutuyorsun beni. Ne olur söyle bildiğin bir şey var da...

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS