10.7 C
Istanbul, TR
Perşembe, Nisan 9, 2020
Ana Sayfa Mağdur Hikayeleri

Mağdur Hikayeleri

Bu bölümde 15 Temmuz öncesi ve sonrasi mağdurların hikayeleri anlatılmaktadır.

Her sabah ayrı bir çileye uyanan, her günün akşamını zor eden Çetin ailesinin üzerine düşen görevlerden biri de geceden sonra sabahı etmekti. —Biraz uyusan hayatım. Diye seslenen Ayşe Öğretmeni duymuyordu Ali Öğretmen. Nasıl duysundu. Çünkü geceler karanlıktı, geceler uzundu. Geceler yalnızlıktı,...
—Anneciğim, biraz daha çorba alabilir miyim? Ne kadar da özlemişim yoğurtlu çorbayı. —Elbette alabilirsin kızım. Ama nasıl özledin yavrum? Daha üç gün önce yapmıştı babaannen. Hatta sen de “annemin çorbası kadar güzel olmuş” deyince nasıl da sevinmiş “demek ben annenin...
Canım babacığım, Bizi bugünlere getiren Rabbimize sonsuz hamd olsun, Hamd ile başladım. Hep derdin ya “Evladım, hamd edersen nimetler artar” ben de bu yüzden “hamd” ile başladım. İstedim ki nimet artsın. Hamd edeyim de, ülkemizde dirlik, düzenlik olsun, Hamd edeyim ki, mahallemizde dostluk,...
Mezuniyet töreninin yapılacağı salonun girişinden itibaren her yer öyle güzel süslenmişti ki adeta bayram yeri gibiydi. Ne de olsa sağlık neferleri arasına yeni hemşireler katılacaktı. Yüksel de bugün diplomasını alacak ve “hemşire” olacaktı hem de okuldan dereceyle mezun olarak. Küçükken...
Elindeki iddianameyi okuduktan sonra görüşmeye gelen avukata şaşkın şaşkın baktıktan sonra gülümsemesine engel olamadı. Aslında sinirlenmişti. Gerilmişti. Nitekim bu durum kelimelerine de yansıdı. Kendine yakıştıramadığı kabalıkla söze hakaretle başladı. —Yahu bu ne kepazelik! Yav, avukat bey! Hiç mi insafları, iz’anları...
Telefon acı acı çaldı. Ekrandaki isim ev sahibine aitti. Kübra Hemşire meraklandı. —Aman Allah’ım. Niçin arıyor ki? Şimdi ne diyecek acaba? Telefon melodisinin bilinmeyen, istenmeyen alacaklı gibi çalışı ve ısrarı ahizeden huzursuzluk fışkıracağının belirtisiydi. Feride Hemşire nedense açmak istemedi. Telefonun dur durağı...
— “Birlikte kalalım mı?” Sözü tam zamanında yetişmişti. Yoksa Ankara’nın dondurucu soğuğunda dışarıda kalacaktı. Dört aydır kirayı ödemediğinden ev sahibi, Ziya’nın eşyalarını kapının dışına koyup anahtarı değiştirmişti. Aldığı davete icabet edecekti etmesine de; —Ya gideceğim yerde ağzımın koktuğunun farkına varırlarsa. Diye düşündü. —Keşke...
—Baba ne istiyor bu amcalar? Ne arıyorlar? —Arama yapıyorlar oğlum. —Ne arıyorlar dedim anne. —Kanuna aykırı bir şey var mı diye bakıyorlar. —Annem hâkim zaten. Kanuna aykırı bir şey olsa annem bulundurmaz ki. —Görevleri gereği bakmak zorundalar. —Annem de kanunsuzlara ve kanunsuzluğa karşı görev yapmıyor...
Yemek masası etrafında toplananlar fark ettirmemeye çalışarak birbirlerine bakıyorlardı. Sofrada pek çeşit olmaması değildi buna sebep. Ekmeğin bayatlığına aldırmıyorlardı. Dört kişilik ev halkına iki kişilik çorba servisi yapılması da değildi sebebi. Yemeklerin dünden kalmış olması da aldırış edilecek türden...
Canım babacığım, Sana dün yazmıştım. Yazmaktan çok yazmaya çalışmıştım. Çünkü hislerime engel olamayıp kelimelerin ardını getirememiştim. Özür dilerim. Seni de üzmüş olmaktan endişe ettiğimden bugün tekrar yazıyorum. Umarım mektubumu alıp okuyunca üzülmezsin. Bir tesellim var. Nasılsa gönderilen mektuplar hemen ulaşmıyor....

BİZİ TAKİP EDİN

0BeğenenlerBeğen
98TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone

RECENT POSTS